Orhan ALİMOĞLU
Tüm Yazılarıİnsanlığa hizmet alanında her meslek değerlidir. Ancak tıp mesleği, insanın acılarına, mahremiyetine, sadece bedenine değil ruhuna da dokunmak, iyileştirmek, iyileşmesine aracı olmak bakımından gerçekten eşsizdir. Özellikle de savaş sahasında, cephe hatlarında, çatışmanın gözesinde tıp askerlik mesleğinin adeta bir devamı olarak ayrı bir kıymet kazanmaktadır. Askerlik gibi öldürmek işine odaklı bir mesleğin yanı başında yaşatmaya, yaşamı bu ağır saldırı ortamında korumaya odaklanmak başlı başına bir değer, riskli ama oldukça yüksek bir ahlaki durumdur tıp mesleği. Belki bundan dolayı, saldırganlar çoğu zaman kurallara uymasa da bütün uluslararası hukuk, sağlık çalışanlarını ve faaliyetlerini saldırılardan muaf tutmaktadır.
Üç yıldan beri Gazze’de devam etmekte olan soykırım ve çatışmalı ortamda tıp mesleğinin icrası, bütün savaş ve cephe hatlarındaki sağlık uygulamalarını kat be kat aşan seviyede riskli ve ölümcül olmuştur. İsrail işgal güçlerini en stratejik hedeflerinden biri olarak; Gazze’de ortalama medeni bir yaşam için gerekli bütün altyapıları yok eden katastrofik saldırıların odağında hep sağlık sektörü olmuştur. Nitekim çalışır haldeki hastanelerin hemen tamamı tahrip edilmiş, çok sayıda doktor ve sağlık çalışanı öldürülmüş ve sağlık işi gerçek anlamda askerlikten çok daha riskli ve ölümcül hale gelmiştir. Bu süreçte yaşamı pahasına mesleğini icra eden, insanlara en zor şartlar altında bile sağlık hizmeti sunmaya devam eden ve Gazze’de insan kalmanın, direnmenin adeta sembol isimleri haline gelen birçok doktor meslektaşımız oldu. Bunlardan biri de Ortopedi uzmanı Dr. Fadil Naim’dir.
Dr. Fadil Naim, Gazze'de tıbbın asla sıradan bir meslek olmadığını genç yaşından beri biliyordu. Bu, ateş altında yapılan ahlaki bir seçimdi. İsrail işgal güçlerinin birini izleyen saldırında hastanelerin, hayatın kendisi için son savunma hattına dönüşmesini izleyerek büyüdü. O anlarda tıp sadece bedenleri iyileştirmekle ilgili değil, ölüme meydan okumakla ilgiliydi. Bu yüzden bu yolu seçti.
19 Ekim 1965'te Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Beyt Hanun'da doğan Fadil Naim, hayatta kalmanın asla garanti olmadığı bir yerde yaşamanın ne anlama geldiğini erken yaşta öğrendi. Kuşatma ve kıtlık altında sessiz bir kararlılıkla Gazze'de çeşitli okullarda eğitim aldı. Bunlar; Al-Zeitoun'daki Al-Falah, Al-Rimal'daki Selahaddin Al-Eyyubi ve 1984'te mezun olduğu Al-Karmel Ortaokulu idi. Liseden üstün bir başarı ile mezun olan Fadil Naim tıp okumaya kararlıydı. Bu hedef için evinden çok uzaklara, Almanya'ya gitti. Almanya’da Erlangen-Nürnberg Üniversitesi'nde başladığı tıp eğitimini 1992 yılında tamamlayarak diplomasını aldı. Daha sonra Ankara'da Gazi Üniversitesi'nde Ortopedi ve Travmatoloji alanında uzmanlık eğitimine başladı ve 2002 yılında Gazi Üniversitesi’nden uzmanlık belgesini aldı. Eğitimini tamamladıktan sonra bir süre Almanya'da çalıştı, deneyim ve statü kazandı. Almanya’da kalmak için çok fazla nedeni vardı, ailesi, kariyeri oradaydı, kalabilirdi. Ama Dr. Fadil Naim’in nihai hedefi hep aynı yerdi; Gazze.
Sadece bir cerrah olarak değil, Gazze'nin kısıtlı tıbbi altyapısının sürdürülebilirliğinin sağlayıcısı olarak geri döndü. UNRWA ile çalıştı, El-Zeitoun ve Beyt Hanun'da kliniklerde görev aldı El-Vefa Rehabilitasyon Hastanesi'nde bir ortopedi cerrahisi kliniği kurulmasına öncülük etti. Daha sonra El-Ahli Arap Hastanesi'nde (El-Maamadani) Ortopedi Bölümü başkanlığını yaptı.
2006 yılında Gazze İslam Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin kurulmasında yer aldı. 2015 yılında aynı fakültenin dekanı oldu ve bu görevi sekiz yıl boyunca sürdürdü. Ona göre, Gazze'deki tıp eğitimi sessiz bir direniş biçimiydi: bugün bir hayat kurtar, yarın yüzlerce hayat kurtaracak bir doktor yetiştir. Görev süresi boyunca, Gazze'de doğal ve insan kaynaklı afetlere yönelik eğitime adanmış ilk ve tek merkez olan "Hayat" Acil Durum ve Afet Yönetimi Eğitim Merkezi'ni kurdu.

Sonra savaş geldi.
Dr. Naim için savaş asla bir manşet ya da istatistik bir çalışma değildi. Kalabalık koridorlar, bitmek bilmeyen çığlıklar, elektrik kesintileri ve en temel aletlerden yoksun ameliyathanelerdi. Artık sadece bir cerrah değildi; hastane içinde bir saha komutanı olmuştu. Her karar dayanılmaz bir ağırlık taşıyordu: Ameliyathaneye ilk kim girecek? Eldeki kısıtlı imkanlarla kimler kurtarılabilir? Kimin bir mucizeye ihtiyacı var?
Cerrahi malzemeler tükendiğinde, hiçbir şey yapmadan öylece beklemeyi reddetti. Ekibiyle birlikte, güneş enerjisiyle çalışan ilkel 3D baskı teknolojisine yönelerek, uzuvları kesmek yerine kurtarmak için stabilizasyon cihazları üretti. Korunan her uzvun, kalıcı kırıklardan kurtarılmış bir hayat olduğunu biliyordu.
Ekim 2023'ten beri, Gazze'deki devam eden savaş sırasında, El-Maamadani Hastanesi onun evi oldu. Aşırı tehlikeye ve durumun ciddiyetine rağmen oradan asla ayrılmadı. Ameliyathaneler yatak odasının, koridorlar sokakların yerini aldı. Uyku, her çığlıkla bölünen, uyanık görülen bir kâbus gibi, varsa eğer, parça parça yaşanan bir şeydi.
Al Jazeera onunla görüştüğünde, üzerine katman katman hasta kanlarının bulaştığı yeşil ameliyat önlüğüyle ameliyattan çıkmıştı. Maskesi ve gözlükleri yüzüne kazınmış yorgunluğu gizleyemiyordu. Ancak şahit olmak zorunda kaldıklarının yanında yorgunluk onun en ağır yükü değildi.
Daha önce, yakın arkadaşı Dr. Adnan Al-Bursh, İsrail hapishanesinde işkence altında şehit edilmişti. Başsağlığı dileklerini kabul eden Dr. Naim, gözlerinde bir damla yaşla sessizce yanıt verdi.
“İşkence ile böylesine güçlü bir beden nasıl yok edebilir?” diye sordu sessizce.
“O bir sporcuydu—günde üç saat yüzüyordu, sağlığına dikkat ediyordu, asla şikâyet ettiği bir hastalığı yoktu.”
Sonra, dayanılmaz görüntülerden sığınacak yer arar gibi fısıldadı:
“Allah ona rahmet etsin, ona tıpkı ateşin Hz. İbrahim’i yakmadığı gibi hiçbir acıyı hissettirmesin.”
Ancak savaş ondan almaya devam etti. Arkadaşları, hastaları, ailesinin birçok üyesini parça parça almaya devam etti. Dr. Naim, Gazze soykırımı süresince son derece kişisel bir düzeyde, adeta kalbini bir kenara koyarak oldukça zor kararlar almıştır: şartlar ne olursa olsun El-Maamadani Hastanesindeki görev yerini terk etmemek. Yirmi bir yıl boyunca profesyonel bir inatla sürdürdüğü bu duruş adeta onu hastaneye, hastalarına, görevine raptetmişti. Oysa ailesinin, sevgili annesinin de bulunduğu sözde güvenli bölge olan El-Nuseirat'taki kampa gidebilirdi mesela. Cebinde Türkiye pasaportu vardı, gidebilirdi. Türk vatandaşlığa sahip olmasına rağmen, Gazze'den ayrılmayı asla denemedi. Bunu hiç düşünmedi bile.
"Gazze, uluslararası tıp heyetleri için zorunlu bir destinasyon olabilecek bir durumdayken, biz, doktorlar, nasıl ayrılabiliriz ki?’’ diye sordu. Öğrencilerime yıllarca burada kalmaları, asla vazgeçmemelerini ısrarla tavsiye ederken, ben nasıl terk edebilirim?"
Kalmanın bedeli yıkıcıydı. 07/01/2024 tarihinde, ailesinin, Deir al-Balah'taki bir evine düzenlenen İsrail hava saldırısında, annesi ve kardeşi Dr. Jamal Naim in üç kızı ve üç torunu dahil olmak üzere ailesinin yedi üyesi şehit oldu. Haberi şafak vakti, kızının Türkiye'den gönderdiği bir kısa mesajla aldı. Olayların ayrıntılarına bizzat şahit olmadığı için vahametin hâlâ tam olarak kavrayamamıştı: “Annemin ağır yaralandığını duyduğumda, bir yıldırım çarpmış gibi hissettim. Oğlu ortopedi cerrahıyken annemin nasıl kırıkları olabilirdi, üstelik ben yanında değilken? Evin hanımı, artık engelli ve acı içinde, benden uzakta nasıl yaşayacaktı?” diye duygularını aktardı.

Saatler sonra ölüm haberi geldi. Bunu bir merhamet, acıdan kurtuluş olarak gördü. Annesinin naaşını göremedi, veda edemedi. Aralarındaki kısa mesafeye rağmen, annesinin mezarı ile arasında bir İsrail kontrol noktası vardı. Ne cenazeye katılabildi ne de yas tutabildi. Oysa anne... bir evladın dünyada başka kimi vardır ki?
Ertesi gün ameliyathaneye geri döndü. Günde on yedi saat boyunca Dr. Naim, Filistinlilerin bedenlerinden tek tek ameliyatlarla acıyı çıkarmak için çalıştı. Tamamen işine odaklanmış bir şekilde saatlerce hiç oturmadan çalıştı. Ağır mesaisindeki ek ara duaları için verdiği araydı. Günde bir öğün yemek yedi. Açlık vücudunda izler bıraktı. Yaklaşık 20 kilo kaybetti. “Arpa ve soya fasulyesi yedik,” diye anlattı Al Jazeera'ya. “Daha önce hiç bilmediğimiz yiyecekleri tattık. Hiç hayal etmediğimiz şeyleri yedik.”
Açlık bile başka bir sorumluluk haline geldi; Hastanenin yöneticisi olarak, hastane personelinin ayakta kalabilmesi için Gazze pazarlarında yiyecek aradı. Seçim lüksleri yoktu, bulabildikleri hemen her şeyi yemek olarak değerlendirdiler, hiç tatmadıkları otlardan bayatlamış paketli gıdalara kadar...
Siyasetçiler “savaştan sonraki günleri’’ planlarken, Dr. Naim gibi ortopedi cerrahları geleceğin biriktireceği sorunlara odaklanır; sonu gelmeyen rekonstrüktif ameliyatlar, ömür boyu yapılaması gereken hasta takipleri, tükenmiş ekipler, eksik ilaçlar, yıkılmış binalar ve yerinden edilmiş sağlık personeli... Bütün bu yıkılmış alt yapı için muazzam bir insan, malzeme, personel ve sonsuz çaba gerekliydi.
Savaş ondan bir anne, sevdiklerini, arkadaşlarını ve sağlığını aldı.
Ama ona başka bir şey verdi; insanların sevgisini. Gazze sokaklarında yürürken, selamlaşmalarda, gülümsemelerinde ve gözlerinde parlayan dile getirilmemiş minnettar bakışlarda sürekli hissettiği, büyük bir onur olarak alıp yüreğine koyduğu sevgi. Adının anlamını taşıdığına inanıyor insanlar.
Ülkesinde kalmanın kendisi için zorlayıcı bir cesaret eylemi haline geldiğinde Dr.Fadil ülkesinde kaldı.
Kaynaklar
https://www.aljazeera.net/politics/2024/5/14/أطباء-غزة-تحت-ضغوط-بالجملة-الطبيب-فضل
İnt. Dr.Amro Alsbakhi, Dr. Ayşenur Özcan ve Gazeteci-Yazar Mustafa Ekici’ye katkılarından dolayı teşekkür ederim.
Prof. Dr. Orhan Alimoğlu,
İstanbul Medeniyet Üniversitesi
Güncel Yazıları
Abdul Hamid Mahmoud Qardaya: Yıkımın Ortasında Hayatları Yeniden İnşa Eden Bir Fizyot..
20 Nisan 2026
In Memory of Dr. Razan Barhoum
05 Şubat 2026
Dr. Razan Barhoum'un Anısına
29 Ocak 2026
Devoted Dentist: Mahmoud Fouzi Ismail Al Akkad
26 Ocak 2026
Fedakar Diş Doktoru: Mahmoud Fouzi İsmail Al Akkad
12 Ocak 2026
The Sentinel of Life: Dr. Hussam Abu Safiya
02 Ocak 2026
Yaşam Nöbetçisi: Dr. Hussam Abu Safiya
15 Aralık 2025
A Doctor Symbolizing The Profession of Surgery : Dr. Ahmad Qandeel
14 Kasım 2025
Shattered Hopes: Junior Dr Yara Nader El-Hossari
10 Kasım 2025
Cerrahlık Mesleğinin Sembolü Bir Doktor: Dr. Ahmad Qandeel
05 Kasım 2025
Yıkılan Umutlar; Stajyer Dr. Yara Nader El-Hossari
24 Ekim 2025
Devoted Father: Dr. Maisara Azmi Ibrahim Alrayyes
13 Ekim 2025
Fedakar Baba: Dr. Maisara Azmi Ibrahim Alrayyes
01 Ekim 2025
Ghassan Abu-Sitta: A Surgeon Whose Passion Is Shaped by Humanity
22 Eylül 2025
Ghassan Abu-Sitta: İnsanlıkla Yoğrulmuş Tutku Sahibi Bir Cerrah
08 Eylül 2025