Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ
Tüm YazılarıAnthropic’in 10 Eylül 2026 tarihli tehdit istihbaratı raporu, yapay zekânın siber saldırgan için yalnızca “yardımcı araç” olmaktan çıktığını; keşif, istismar, veri sızdırma ve araç geliştirme zincirinde giderek daha otonom bir kuvvet çarpanına dönüştüğünü gösteriyor. Asıl değişen saldırı tekniği değil; saldırının hızı, ölçeği ve ekonomisi.
Bir zamanlar gelişmiş bir siber saldırının arkasında büyük bir ekip arardık.
Keşif yapanlar ayrıydı. Zafiyet araştıranlar ayrı. Zararlı yazılım geliştirenler, oltalama mesajlarını hazırlayanlar, ele geçirilen sistemlerde ilerleyenler ve çalınan veriyi analiz edenler ayrıydı.
Devlet destekli ciddi bir siber operasyon, çoğu zaman farklı uzmanlıkların aynı hedef üzerinde koordineli çalışmasını gerektirirdi.
Artık aynı varsayımla hareket etmek tehlikeli.
Anthropic’in 10 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı “Detecting and Countering Misuse of AI: September 2026” başlıklı rapor, Aralık 2025-Ağustos 2026 arasında tespit edilen ve engellenen kötüye kullanım vakalarını inceliyor. Siber operasyonlardan etki harekâtına, kitlesel gözetlemeden dolandırıcılığa, biyolojik kötüye kullanımdan konvansiyonel silah geliştirmeye kadar yedi ayrı tehdit alanı ele alınıyor.
Şirket ayrıca bu vakaların “tipik kullanım” örnekleri olmadığını; bugüne kadar karşılaştıkları en dikkat çekici ve yeni tehdit faaliyetlerinden seçildiğini özellikle belirtiyor. Bu ihtiyat notu önemlidir. Fakat raporun ortaya koyduğu eğilim, tek tek vakalardan daha büyüktür: Yapay zekâ, saldırganın insan gücü açığını kapatmaya başlamıştır.
“Yapay zekâ saldırgana sadece yeni bir araç vermiyor; ona görünmeyen bir dijital birlik kazandırıyor.”
ASİSTANDAN ORKESTRATÖRE: YARDIMCIDAN OPERASYON YÖNETİCİSİNE
Anthropic, siber operasyonlarda yaşanan dönüşümü dikkat çekici bir ifadeyle anlatıyor:
“From assistant to orchestrator.”
Yani en anlaşılır ifadeyle: Yardımcıdan operasyon yöneticisine.
İlk nesil üretken yapay zekâ kullanımında kontrol tamamen insandaydı. İnsan soruyor, yapay zekâ cevap veriyordu: “Şu kodu yaz.” “Bu zafiyeti açıkla.” “Bu oltalama mesajını düzelt.”
Yapay zekâ kendisine verilen işi yapıyor, fakat bundan sonra ne yapılacağına insan karar veriyordu. Başka bir ifadeyle yapay zekâ, saldırganın elindeki gelişmiş bir bilgi ve üretim aracıydı.
Şimdi ise tablo değişmeye başladı.
Yeni nesil ajan tabanlı yapay zekâ sistemlerinde modele yalnızca tek tek sorular sorulmuyor. Sisteme bir hedef veya görev verilebiliyor. Yapay zekâ bu görevi alt parçalara ayırabiliyor; hangi araçların kullanılacağını belirleyebiliyor; farklı görevleri başka yapay zekâ ajanlarına dağıtabiliyor; elde edilen sonuçları değerlendirebiliyor; bir işlem başarısız olduğunda başka bir yöntem deneyebiliyor ve ardından bir sonraki adımı seçebiliyor.
İşte Anthropic’in “orkestratör” dediği dönüşüm tam olarak budur.
Bir orkestra şefi bütün enstrümanları kendisi çalmaz; fakat kimin, ne zaman ve nasıl devreye gireceğini yönetir. Yapay zekâ da giderek benzer bir rol üstlenmeye başlıyor.
Anthropic’in rapor ettiği bazı vakalarda çok sayıda yapay zekâ ajanının aynı operasyon içinde birlikte çalıştığı; bir ajan keşif yaparken diğerinin zafiyet araştırdığı, bir başkasının elde edilen verileri analiz ettiği ve bu faaliyetlerin birden fazla hedef üzerinde aynı anda yürütülebildiği belirtiliyor.
İnsan tamamen devre dışı değildir. Hedefi belirleyen, kritik kararları veren ve sonuçları değerlendiren yine insandır. Ancak operasyonun zaman alan ve yoğun emek gerektiren önemli bölümleri giderek yapay zekâya devredilmektedir.
Bu değişimi küçük görmemek gerekir.
Çünkü siber saldırının maliyetini belirleyen şey çoğu zaman yalnızca çok gelişmiş bir saldırı yazılımına sahip olmak değildir. Asıl zaman; hedefi bulmak, ağını ve sistemlerini tanımak, açıklarını araştırmak, gerekli araçları hazırlamak, kimlik bilgilerini toplamak ve ele geçirilen verileri ayıklayıp anlamlandırmak için harcanır.
İşte yapay zekâ tam da bu zaman ve insan gücü maliyetini dramatik biçimde azaltıyor.
Dün saldırganın yanında çalışan bir yapay zekâ yardımcısı vardı.
Bugün ise aynı saldırganın emrinde, görev paylaşımı yapan ve operasyonun önemli bölümlerini koordine eden dijital bir ekip bulunabilir.
SALDIRI YÖNTEMİ DEĞİL, SALDIRININ EKONOMİSİ DEĞİŞTİ
Rapordaki en önemli cümlelerden biri, saldırıların çoğunun tamamen yeni yöntemlere dayanmadığını söylüyor. Çalınmış kimlik bilgileri, güncellenmemiş uç sistemler, açık servisler, SQL injection ve oltalama hâlâ sahnede. Yani savunmacının bildiği silahlar ortadan kalkmış değil.
Fakat silahı kullanan kuvvetin organizasyonu değişiyor.
Anthropic; keşif, istismar, araç geliştirme ve veri işleme gibi daha önce iyi finanse edilen operasyonları diğerlerinden ayıran emek yoğun faaliyetlerin artık yapay zekâ modellerine devredilebildiğini bildiriyor. Rapordaki örneklerde bazı ihlallerin iki-üç saat içinde tamamlandığı ve tek operatörlerin onlarca mağduru paralel biçimde yönetebildiği belirtiliyor.
Bu, siber güvenlik için sadece teknik bir gelişme değildir. Bu, saldırganın yatırım-getiri hesabının değişmesidir. Aynı insan gücüyle daha fazla hedef, daha kısa sürede, daha düşük maliyetle denenebiliyorsa daha önce “uğraşmaya değmez” görülen hedefler bile saldırı listesine girebilir.
“Makine hızındaki saldırıya yalnız insan hızıyla cevap verilemez.”
BİR KİŞİ, BİR SİBER HAREKÂT MERKEZİ
Raporun aktör yelpazesi de dikkat çekici: şüpheli devlet destekli gruplar, finansal amaçlı suçlular, ticari casus yazılım satıcıları, propaganda kurumları ve politik motivasyonlu bireyler aynı raporda yer alıyor.
Anthropic’in değerlendirmesine göre yapay zekâ, iyi kaynaklara sahip devlet operasyonlarıyla küçük gruplar veya bireysel operatörler arasındaki “emek ve araç” farkını daraltıyor. Bir hacktivist, bir suç grubu ve bir devlet bağlantılı casusluk aktörü; farklı amaçlarla da olsa çok hedefli, ajan tabanlı operasyon mantığını kullanabiliyor.
Bu nedenle artık bir saldırının teknik karmaşıklığından hareketle arkasındaki insan sayısını tahmin etmek eskisi kadar güvenilir olmayabilir. Önümüzdeki dönemde tek bir insan operatörün arkasında, birbirinden farklı görevlerde çalışan onlarca yazılım ajanı bulunması sıra dışı olmayacaktır.
SAVUNMACI İMZA ÇIKARIRKEN, AJAN KODU YENİDEN YAZIYOR
Rusya bağlantılı olduğu değerlendirilen GTG-20006 vakası bu dönüşümü çarpıcı biçimde gösteriyor. Anthropic, aktörün Ukrayna ve Avrupa’daki askerî istihbarat, diplomatik ve savunma hedeflerine yönelik faaliyetler yürüttüğünü; geliştirmeden altyapı kurulumuna, oltalamadan kalıcılığa, komuta-kontrolden veri sızdırmaya kadar operasyonun önemli bölümlerini yapay zekâ destekli iş akışlarıyla otomatikleştirdiğini bildiriyor.
Asıl dikkat çekici nokta ise savunmadan kaçış döngüsünün otomasyona bağlanması. Rapora göre aktör, kullandığı araçların güvenlik ürünleri tarafından tespit edilip edilmediğini yapay zekâ ajanlarıyla izliyor; bir zararlı yazılım tespit edildiğinde ajanlar kodu değiştirip yeniden derliyor ve mevcut tespit mekanizmasını aşana kadar bu döngüyü sürdürebiliyor.
Klasik savunma mantığı burada baskı altına giriyor. Savunmacı imza çıkarırken saldırganın kodu sabit kalmıyorsa, maliyet yeniden savunmacının üzerine biner. Statik imza tabanlı güvenlik tek başına daha da yetersiz hale gelir; davranış analizi, tehdit avcılığı ve yapay zekâ destekli karşı-otomasyon zorunluluk kazanır.
CASUSLUKTA YENİ DÖNEM: YAPAY ZEKÂ BİR MÜHENDİSLİK KADROSU GİBİ
Mali’deki “Lakana 360” vakası ise yapay zekânın sadece saldırı operasyonlarında değil, gözetleme altyapılarının kurulmasında da insan kapasitesini nasıl büyütebildiğini gösteriyor.
Anthropic’e göre Bamako merkezli olduğu değerlendirilen tek bir danışman, Mali devlet istihbarat servisi için ülkenin üç mobil operatörünü ve yaklaşık 25 milyon SIM kartı kapsayabilecek bir kitlesel gözetleme platformunun mühendislik çalışmalarında Claude’u temel iş gücü gibi kullandı. Platformun çağrı kayıtları, SMS ve ses trafiği gibi verileri işleyebilecek; telefon numaraları üzerinden istihbarat dosyaları oluşturabilecek kabiliyetler içerdiği bildiriliyor.
Buradaki asıl mesele Mali değildir. Asıl mesele, daha önce geniş bir teknik ekip ve uzun geliştirme takvimi gerektirebilecek bir sistemin, çok daha küçük bir insan kadrosuyla tasarlanabilir hale gelmesidir.
İstihbarat dünyası için bunun anlamı açıktır: Yapay zekâ yalnızca daha fazla veriyi analiz etmeyecek; o veriyi toplayan, sınıflandıran ve operasyonel ürüne dönüştüren sistemlerin geliştirilme maliyetini de düşürecektir.
BİLİŞSEL SAVAŞIN ÜRETİM BANDI
Tehdit yalnızca ağlarda dolaşmıyor; zihinlerde de dolaşıyor.
Anthropic raporu farklı ülkelerde yürütülen etki operasyonlarında yapay zekânın sahte haber ağları, yapay personeler, yeniden yazılmış haberler ve kitlesel sosyal medya içerikleri üretmek için kullanıldığını gösteriyor. Bazı ağlar aynı gerçek haberi farklı ülkelerde, farklı ideolojik yönlere çekerek yeniden yazmış; sahte gazeteci isimleri ve yapay profil fotoğraflarıyla yerel ve bağımsız medya görünümü vermeye çalışmış.
Burada yapay zekânın avantajı “bir propaganda fikri bulması” değil. Propagandayı ölçeklendirmesidir. Aynı mesajı elli farklı tonda, farklı hedef kitleler için, farklı dillere ve kültürel kodlara uyarlayabilmesidir.
Bilişsel savaşta önümüzdeki dönemin temel sorusu bu yüzden yalnızca “Bu bilgi doğru mu?” olmayacaktır. Bir başka soru daha soracağız: “Bu kanaati dile getiren kişi gerçekten var mı?”
SONRA SİLAHLAR SAHNEYE ÇIKIYOR
Raporun askerî açıdan en ağır bölümü konvansiyonel silahlar. Anthropic, altı ayrı vakada yapay zekânın silah geliştirme, hedefleme, tedarik veya istihbarat süreçlerinde kötüye kullanılmaya çalışıldığını bildiriyor.
Yemen’deki bir hücrenin güdümlü roket ve füze çalışmalarında yapay zekâyı yazılım mühendislerinin yerine kullanmaya çalıştığı; birden fazla Claude oturumuna kod yazma, araştırma ve kod gözden geçirme gibi farklı roller verdiği aktarılıyor.
Raporu satır satır inceledim. Ancak burada önemli bir eksiklik dikkat çekmektedir: Raporda Rusya, Ukrayna, İran ve Yemen bağlantılı yapay zekâ destekli askerî faaliyetlere geniş yer verilirken, İsrail ordusunun Gazze’de hedef tespit ve saldırı süreçlerinde kullandığı bildirilen “Lavender”, “The Gospel” ve “Where’s Daddy?” gibi yapay zekâ destekli sistemlere hiç değinilmemesi, raporun seçiciliği ve tarafsızlığı konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Şirket, aktörlerin bir güdümlü roketi sahada test ettiğini, testin başarısız görünmesinin ardından saatler içinde tekrar yapay zekâya dönerek arızanın nedenini analiz etmeye çalıştığını belirtiyor.
Rusya merkezli olduğu değerlendirilen başka bir ekip, tam yığın otonom FPV kamikaze İHA sürüsü geliştirmeye çalışmış. Raporda sürü hafızası, arıza toleranslı koordinasyon, terminal güdüm, kontrol bağlantısı üzerinden operatör konumlandırma ve gömülü kontrol mantığı gibi unsurların geliştirildiği; kodların gerçek geliştirme kartlarına yüklendiği anlatılıyor. Anthropic bu faaliyetin olgunluğunu operasyonel sistem seviyesinde değil, ağırlıkla simülasyon ve prototip aşamasında değerlendiriyor.
Çin merkezli başka bir vakada ise yaklaşık 16 modülden oluşan elektronik harp ve hava savunmasını baskılama yazılım paketi üzerinde çalışıldığı; radar ve haberleşme sistemlerinin tespit, karıştırma ve hedef önceliklendirmesi gibi işlevlerin modellenmeye çalışıldığı bildiriliyor.
Bu örneklerin hiçbiri “yapay zekâ tek başına savaş kazanıyor” demek değildir. Fakat çok daha önemli bir şeyi gösterir: Nadir bulunan mühendislik bilgisinin bir bölümüne erişim kolaylaşıyor, geliştirme çevrimleri kısalıyor ve küçük ekiplerin kapasitesi büyüyor.
“Geleceğin ordularında insan sayısını değil, insan + ajan kapasitesini birlikte ölçmek zorunda kalacağız.”
TÜRKİYE BU RAPORDAN NE OKUMALI?
Türkiye açısından soru artık “Yapay zekâ kullanalım mı?” değildir. O eşik çoktan geçildi. Asıl soru şudur: Yapay zekâyı millî güvenlik mimarisine ne kadar hızlı, güvenli, denetlenebilir ve egemen biçimde entegre edeceğiz?
Kanaatimce aşağıdaki başlıklar stratejik öncelik haline gelmelidir:
• Siber Ordu yapılanması, yalnız insan uzman sayısı üzerinden değil; savunma amaçlı yapay zekâ ajanları, otonom tehdit avcılığı ve makine hızında olay müdahalesi kabiliyetleri üzerinden yeniden tasarlanmalıdır.
• SOME/SOC yapıları, alarm izleyen merkezler olmaktan çıkarılıp yapay zekâ destekli aktif tehdit avcılığı ve karşı-otomasyon merkezlerine dönüştürülmelidir.
• Kritik kamu kurumlarında AI Red Team / AI Blue Team kabiliyetleri kurulmalı; kullanılan modeller düzenli olarak veri sızdırma, araç kötüye kullanımı, manipülasyon, prompt enjeksiyonu ve ajan yetki aşımı senaryolarıyla test edilmelidir.
• Yapay zekâ destekli tehdit istihbaratı, zararlı yazılım analizi, anomali tespiti ve olay müdahalesi makine hızına yaklaştırılmalıdır. Çünkü saldırgan paralel çalışan ajanlar kullanırken savunmanın yalnız insan vardiyasına dayanması sürdürülebilir değildir.
• Savunma, istihbarat ve kritik altyapılarda kullanılan modellerin verisi, model erişimi, işlem altyapısı ve kriptografik anahtarları “dijital egemenlik” konusu olarak ele alınmalıdır. Model yerli olsa bile kritik bağımlılıklar dışarıdaysa egemenlik eksik kalır.
• Ajan sistemleri için ayrı güvenlik ve denetim katmanı kurulmalıdır: Hangi ajan hangi veriye erişti? Hangi aracı kullandı? Hangi komutu verdi? Hangi çıktıyı üretti? Bu faaliyetler kayıt altına alınmalı, yetkilendirme en az ayrıcalık prensibine göre yapılmalıdır.
• Siber Güvenlik Başkanlığı, TSK, istihbarat kurumları ve siber güvenlik teşkilatında “ajanlı yapay zekâ” konusunda özel uzmanlık kadroları yetiştirilmelidir. Yakın geleceğin siber harekât subayı yalnız ağları ve zararlı yazılımları değil, otonom ajanları ve insan-makine görev paylaşımını da sevk ve idare edecektir.
SAVAŞIN YENİ NEFERLERİ
Bu raporu okurken bir ihtiyat payını mutlaka korumak gerekir. Aktör ve ülke ilişkilendirmelerinin önemli bölümü Anthropic’in kendi telemetrisi ve tehdit istihbaratı değerlendirmesine dayanıyor. Bu nedenle her atfı bağımsız biçimde kanıtlanmış kesin hüküm gibi değil, şirketin teknik değerlendirmesi olarak ele almak gerekir.
Fakat tek tek aktörlerin kimliğinden daha büyük bir gerçek önümüzde duruyor: Yapay zekâ, siber savaşın kuvvet yapısını değiştiriyor.
Dün bir siber saldırganın yanında birkaç uzman vardı. Bugün onun yanında onlarca ajan olabilir. Biri keşif yapar. Biri açık arar. Biri kod geliştirir. Biri savunmayı sınar. Biri ele geçirilen veriyi işler. Biri propaganda üretir. Biri diğer ajanların çıktısını kontrol eder.
Ve bütün bu dijital unsurlar, bir insanın verdiği görev çerçevesinde aynı anda çalışabilir.
Bu nedenle yıllardır üzerinde durduğumuz “Siber Ordu” kavramını da artık bir adım ileri taşımamız gerekiyor. Geleceğin siber ordusu yalnızca binlerce siber güvenlik uzmanından oluşmayacak. İnsanlarla yapay zekâ ajanlarının birlikte görev yaptığı hibrit kuvvetler ortaya çıkacak.
Bundan sonra ülkelerin siber gücü yalnız şu soruyla ölçülmeyecek:
“Kaç siber güvenlik uzmanınız var?” değil; “Kaç güvenilir yapay zekâ ajanınız var, onları kim eğitti, hangi veriyle çalışıyorlar ve onlara kim komuta ediyor?”
Çünkü yeni dönemde yapay zekâ, siber savaşın sadece silahı değildir.
YAPAY ZEKÂ ARTIK SİBER SAVAŞIN ASKERİDİR.
Ve bu yeni askeri doğru yöneten devletler üstünlük sağlayacak; yalnızca seyredenler ise bir sabah savaşın çoktan başlamış olduğunu fark edecektir.
(E)Tuğg. Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ
Güncel Yazıları
Yapay Zekâ Artık Siber Saldırının Silahı Değil, Askeri
12 Eylül 2026
Cebimizdeki Telefon Kimin? Apple, İsrail ve Dijital Egemenlik
10 Eylül 2026
Üç Türk Bakana Casus Yazılım Uyarısı: Mesele Telefon Değil, Dijital Egemenlik
09 Eylül 2026
Ebabillerin Dönüşü
07 Eylül 2026
Siber Ordular
31 Ağustos 2026
ALDATMA SANATI
22 Ağustos 2026
İNSANSIZ ORDULAR: Savaş Meydanında Son Kararı Kim Verecek?
19 Ağustos 2026
Terörsüz Türkiye: Silahlar Susunca Kimlerin Sesi Yükseldi?
12 Ağustos 2026
Mekke’de Üç İmza Değil, Yeni Bir Tarih Atıldı
10 Ağustos 2026
Ekranda Vatansever, Hesapta Görünmeyen El
07 Ağustos 2026
Ukrayna Yıkıldı, Ateş Karadeniz’e Taşınıyor, “Proje Zelenski”nin Yeni Görevi mi?..
01 Ağustos 2026
S-400'ler BAE'ye Giderse: Körfez'de 70 Yıllık Amerikan Gölgesini Türkiye mi Kaldıraca..
27 Temmuz 2026
Şifrelerin Ardındaki Savaş: ENIGMA’dan TÜBİTAK BİLGEM’e, Kuantum Çağına Uzanan Görünm..
20 Temmuz 2026
Savaştan Beslenen İki İktidar: İsrail ve İran
17 Temmuz 2026
O Geceden Önce, Bir Başka Gece Daha Vardı…
15 Temmuz 2026