Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ
Tüm YazılarıBu yazıda; HASBARA’nın görünmeyen yüzleri, satın alınan X paylaşımları, atılan gazete manşetleri, ekranın popüler ukala yüzlerini ve dijital çağın bal tuzaklarını göreceksiniz!
Gazeteciler, ekran yüzleri, sosyal medya fenomenleri, YouTuberlar, medya şirketleri ve yardım kuruluşları hakkında peş peşe açılan soruşturmalar; yalnızca birkaç kişinin hesabını değil, Türkiye’de kanaatin, zihinlerin ve halkın beklentilerinin nasıl finanse edildiğini ve satın alındığını tartışacağız.
Son Günlerde Açılan Dosyalar Neyi Gösteriyor?
Son aylarda Türkiye’nin gündemine peş peşe aynı karanlık koridoru hatırlatan dosyalar düşüyor. Gazeteciler gözaltına alınıyor; televizyon ekranlarının tanınmış yüzleri, sosyal medya fenomenleri, YouTuberlar, medya şirketleri ve yardım kuruluşları hakkında mali soruşturmalar yürütülüyor. Bazı dosyalarda MASAK raporları, yasa dışı bahis bağlantıları, kripto varlık hareketleri, üçüncü kişiler üzerinden yapılan transferler ve ekonomik profille açıklanamadığı ileri sürülen işlem hacimleri tartışılıyor.
Bunların hiçbiri tek başına suçluluğun kesinleştiği anlamına gelmez. Gözaltı, tutuklama, iddianame veya şüpheli işlem bildirimi; mahkûmiyet hükmü değildir. Fakat birbirinden bağımsız görünen dosyaların önümüze bıraktığı ortak soru da görmezden gelinemez:
Türkiye’de gazetecilik, ekran görünürlüğü, dijital şöhret ve yardım faaliyeti üzerinden nasıl bir para ve nüfuz ağı kuruluyor?
Bu para hareketlerinin ne kadarı olağan ticari kazançtır? Ne kadarı vergi kaçırma, yasa dışı bahis, kişisel zenginleşme veya kara para aklama faaliyetidir? Ne kadarı siyasi ve toplumsal nüfuz satın almak amacıyla aktarılmaktadır? Daha da önemlisi, ne kadarı yabancı devletlerin veya onlar adına çalışan aracı yapıların yürüttüğü örtülü etki faaliyetleriyle kesişmektedir?
Bu yazı, gündeme gelen kişileri tek tek yargılamak amacıyla kaleme alınmadı. Amaç, açılan dosyaların işaret ettiği daha büyük sistemi görünür kılmaktır: Ekranların kimler tarafından finanse edildiği, milyonlarca takipçili hesapların hangi merkezler tarafından etkilenebildiği, yardım ve sivil toplum görüntüsü altında hangi mali ağların kurulabildiği ve yabancı fonların hangi ara hesaplarla maskelenebildiği…
Gördüğümüz Kişi Gerçekten O Kişi mi?
Televizyonu açıyorsunuz… Ekrandaki yorumcu İsrail’e ateş püskürüyor. Sosyal medyaya giriyorsunuz… Milyonlarca takipçisi bulunan bir fenomen, Gazze’de yaşananlara lanet okuyor. Bir YouTuber kameranın karşısında gözleri dolarak Filistin’den söz ediyor. Bir yardım kuruluşu mağdurlar adına milyonlarca lira topluyor. Bir gazeteci kendisini vatansever, milliyetçi, muhafazakâr, solcu veya antiemperyalist olarak tanıtıyor.
Peki gördüğümüz kişi gerçekten o kişi midir?
Bir yabancı istihbarat servisi Türkiye’de faaliyet gösterecekse karşımıza mutlaka İsrail bayrağı taşıyan, Netanyahu’yu öven ve niyetini ilk cümlede ele veren birini mi çıkarır? Elbette hayır. Türkiye gibi İsrail’e yönelik toplumsal tepkinin yüksek olduğu bir ülkede en kullanışlı etki elemanı, gerektiğinde İsrail’e küfreden, Gazze için gözyaşı döken; fakat kritik konularda hedef şaşırtan kişidir.
İstihbarat dünyasında en sağlam maske, düşmana benzeyen değil; hedef topluma benzeyen maskedir.
Bir etki elemanı yıllarca İsrail aleyhinde konuşabilir. Ancak kritik bir gelişmede Türkiye’nin dikkatini yanlış hedefe yönlendirebilir; İsrail açısından tehlikeli görülen bir kişi veya kurumu itibarsızlaştırabilir; Türk devletinin bölgesel ilişkilerini zehirleyebilir; millî kurumlar arasında güvensizlik üretebilir. Örtülü etki faaliyetinde belirleyici olan, kişinin gün boyunca kaç kez İsrail’e küfrettiği değil, kritik anda kimin istediği sonucu ürettiğidir.
Hasbara Artık Bir Basın Bürosu Değil
“HASBARA” kavramı çoğu zaman İsrail’in kendisini dünyaya anlatma faaliyeti olarak çevrilir. Ancak günümüzde bu alan klasik kamu diplomasisinin sınırlarını aşmıştır. Devlet kurumları, halkla ilişkiler şirketleri, sivil toplum yapıları, düşünce kuruluşları, gazeteciler, sanatçılar, influencerlar, dijital reklam ajansları ve yapay zekâ destekli hesaplar aynı etki ekosisteminin parçaları hâline gelebilmektedir.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Eylül 2025’te ülkesinin geleneksel medya ve sosyal medyada yürütülecek “etki operasyonlarına” yoğun biçimde yatırım yapması gerektiğini açıkça söyledi. ABD Adalet Bakanlığının Yabancı Ajanlar Kayıt Sistemi’ne sunulan sözleşmelerde ise İsrail Dışişleri Bakanlığı adına influencer kullanımının etkinliğinin test edilmesi ve sosyal medya içerik ortaklıkları kurulması gibi faaliyetler yer aldı.
Kavram Ayrımı
HASBARA ile MOSSAD aynı şey değildir.
HASBARA kamu diplomasisi ve stratejik iletişim alanını ifade eder; MOSSAD ise dış istihbarat servisidir. Bununla birlikte, kamu diplomasisi, özel şirketler ve örtülü etki faaliyetleri aynı bilgi ortamında birbirine temas edebilir. Analiz, kavramları eşitlemeden bu kesişim noktalarını araştırmalıdır.
Demek ki karşımızda tesadüfen paylaşım yapan birkaç gönüllüden ibaret bir dünya yoktur. Karşımızda bütçesi bulunan, hedef kitlesi belirlenen, profesyonel şirketlerle çalışan, içerik hazırlatan, influencerlara ulaşan ve algoritmaları kullanan kurumsal bir etki mimarisi vardır.
HASBARA bütçesi boşuna büyütülmez. Çünkü bir devlet, sahada kaybettiği itibarı yalnızca kendi sözcüleriyle geri kazanamaz. Bazen en etkili yöntem, başkasının ağzından konuşmaktır.
Bir X Paylaşımının Bedeli
Sosyal medya kullanıcısı, önüne düşen görüşün kendiliğinden oluştuğunu zanneder. Bir gazetecinin kanaati… Bir sanatçının vicdani tepkisi… Bir fenomenin kişisel düşüncesi… Oysa günümüzde siyasi kanaat de tıpkı bir telefon, otomobil veya parfüm gibi pazarlanabilmektedir.
Bir paylaşım bazen gerçekten kişinin düşüncesidir. Bazen açıkça belirtilmiş ticari reklamdır. Bazen de gerçek işvereni görünmeyen bir etki görevidir.
Ödeme doğrudan İsrail’deki bir devlet kurumundan gelmek zorunda değildir. Bir Avrupa reklam ajansı, bir Amerikan vakfı, bir diaspora kuruluşu, bir danışmanlık şirketi, uluslararası konferans organizasyonu veya üçüncü ülkedeki bir iş insanı görünür gönderici olabilir. Banka açıklamasına da “reklam”, “çeviri”, “program ücreti”, “araştırma”, “telif”, “danışmanlık” ya da “proje desteği” yazılabilir.
Sosyal medya kullanıcısı paylaşımı görür; sözleşmeyi, faturayı, banka transferini ve gerçek işvereni göremez.
Mali istihbarat açısından en kritik hata, banka ekranında görünen göndericiyi paranın gerçek kaynağı sanmaktır. Oysa para, gerçek kaynağa ulaşılmasını zorlaştırmak amacıyla farklı ülkelerden, şirketlerden ve kişilerden geçirilerek katmanlandırılabilir.
Para Her Zaman Hesaba Yatmaz
Bir gazeteci, ekran yüzü veya fenomenin satın alınması için hesabına doğrudan para yatırılması şart değildir. Etki ekonomisi nakitten çok daha geniştir.
• Yurt dışı seyahatleri, uçak bileti ve lüks otel masrafları karşılanabilir.
• Şirketine reklam verilebilir; programına veya kanalına sponsorluk sağlanabilir.
• Kitabı toplu olarak satın alınabilir; konferans ve konuşma ücretleri üzerinden kaynak aktarılabilir.
• Yakınına iş, burs, ticari ortaklık veya yatırım imkânı sağlanabilir.
• Sosyal medya hesabına takipçi, etkileşim, görünürlük ve algoritmik destek satın alınabilir.
• Ödeme eşe, çocuğa, kardeşe, menajere, danışmana veya görünürde ilgisiz üçüncü bir kişiye aktarılabilir.
Bu nedenle mali inceleme yalnızca hedef kişinin hesabıyla sınırlı kalamaz. Aile bireyleri, şirketleri, reklam ajansları, danışmanları, kripto cüzdanları ve mal varlığı hareketleri birlikte değerlendirilmelidir. Asıl mesele paranın nereden göründüğü değil, gerçekte nereden geldiğidir.
“Açığa düşen, içimizden ve bizden görünen bu satılıkların banka hesaplarının izini sürmek; yalnızca paranın kaynağını değil, ardındaki karanlık bağlantıları ve görünmeyen ağı da açığa çıkaracaktır.”
Her Propaganda İsrail’i Övmez
Klasik propaganda anlayışına göre İsrail adına çalışan kişinin İsrail’i övmesi beklenir. Modern etki operasyonları ise bu kadar ilkel değildir. En başarılı propaganda, kaynağını ve amacını gizleyen propagandadır.
Bir etki elemanı söylemlerinin yüzde doksanında İsrail’e saldırabilir. Fakat geri kalan kritik bölümde Türkiye’nin askerî ve teknolojik projelerini itibarsızlaştırabilir; bölgesel ortaklarını düşmanlaştırabilir; toplumun öfkesini İsrail’den başka hedeflere yöneltebilir veya millî kurumlara güvensizlik aşılayabilir.
Örtülü etkinin amacı, toplumun bütün düşüncelerini değiştirmek değildir. Amaç, kritik karar anında zihinsel rotayı birkaç derece saptırmaktır. Bir füzenin rotası başlangıçta birkaç derece değiştirildiğinde yüzlerce kilometre sonra hedefinden tamamen uzaklaşır. Toplumların düşünce rotası da aynı yöntemle değiştirilebilir.
Bazen en kullanışlı İsrail propagandası, İsrail’i öven değil; İsrail’e küfrederek Türkiye’yi yanlış hedefe yönelten propagandadır.
Yapay Zekâlı Etki Ordusu
Artık her propaganda mesajının arkasında gerçek bir insan bulunması da gerekmiyor. OpenAI, Mayıs 2024’te İsrail merkezli STOIC adlı ticari şirketle bağlantılı “Zero Zeno” operasyonunda kullanılan hesapları kapattığını açıkladı. Operasyonda yapay zekâ; sosyal medya yorumları, makaleler, sahte isimler ve kurgusal biyografiler üretmek için kullanılmıştı.
Bugün karşımıza çıkan “öfkeli vatandaş”, “duyarlı öğrenci”, “bağımsız gazeteci”, “milliyetçi genç” veya “Filistin gönüllüsü” hesabı gerçekte var olmayan bir karakter olabilir. Daha tehlikelisi, bu sahte hesapların ürettiği içeriklerin gerçek gazeteciler, siyasetçiler ve fenomenler tarafından tekrar edilmesidir.
1-TOHUMLAMA
Sahte veya koordineli hesaplar bir iddiayı ilk kez ortaya atar.
2- YAYGINLAŞTIRMA
Küçük internet siteleri ve anonim sayfalar iddiayı haber görüntüsüne sokar.
3- MEŞRULAŞTIRMA
Bir fenomen, gazeteci veya ekran yüzü içeriği paylaşarak ona gerçeklik kazandırır.
4-GÜNDEMLEŞTiRME
Siyasetçiler ve televizyon programları konuyu tartışmaya açar; başlangıçtaki sahte kaynak unutulur.
Sahte hesap kaybolur; fakat ürettiği algı yaşamaya devam eder. Bu nedenle yalnızca içeriğin doğru olup olmadığı değil, ilk kez nerede üretildiği ve hangi hesap ağı tarafından büyütüldüğü de araştırılmalıdır.
Bal Tuzağı Artık Yalnızca Bir Kadın Değildir
İstihbarat dünyasının en eski yöntemlerinden biri “bal tuzağı”dır. Hedefin duygusal veya cinsel zaafı kullanılır; güven kurulur; bilgi veya görüntü elde edilir; hedef daha sonra şantaj, baskı veya bağımlılık yoluyla kontrol edilir.
Fakat dijital çağın bal tuzağı yalnızca güzel bir kadın veya yakışıklı bir erkek değildir. Bal tuzağı bazen televizyona çıkma vaadi, gazete köşesi, milyonlarca kişiye görünürlük, yurt dışı seyahati, lüks davetler, uyuşturucu kullanılan kapalı ortamlar, kariyer ve ihale vaadi, borçlandırma veya gizlice kaydedilmiş görüntülerdir.
Hedef önce araştırılır. Zaafları tespit edilir. Kendisine ayrıcalıklı olduğu hissettirilir. Küçük bir talep gelir: Bir telefon numarası… Bir toplantının tarihi… Bir şirket hakkında bilgi… Bir sosyal medya paylaşımı… İlk talep yerine getirildiğinde psikolojik eşik aşılır; sonraki talepler büyür.
Bir noktadan sonra kişi para için değil, geçmişte yaptıklarının ortaya çıkmaması için çalışmaya başlayabilir.
Türkiye'nin Epstein'i; Adnan Oktar Tipi Yapılar Neden Millî Güvenlik Sorunudur?
Adnan Oktar yapılanması; medya, cinsellik, şöhret, kapalı örgütlenme, kişisel veriler ve uluslararası ilişkilerin aynı merkezde nasıl toplanabileceğini gösteren Türkiye’deki en çarpıcı örneklerden biridir. Yargıtay, Oktar hakkında suç örgütü kurma ve yönetme, cinsel istismar ve saldırı, eğitim hakkının engellenmesi ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi suçlardan verilen binlerce yıllık hapis cezasının önemli bölümünü 2024’te onadı.
Ayrı bir iddianamede örgüt mensuplarının İsrailli siyasetçilerle görüştükleri, bir sanığın örgütü temsilen İsrail’e giderek eski milletvekili Yehuda Glick ile temas kurduğu ve bazı isimlerin ABD ile İsrail arasında köprü görevi gördüğü ileri sürüldü. Bu tespitler, yapının doğrudan MOSSAD tarafından kurulduğunu veya yönetildiğini tek başına kanıtlamaz. Fakat uluslararası temasları, şantaj kapasitesi ve toplanan kişisel veriler nedeniyle karşı-istihbarat açısından ciddi risk doğurur.
Böyle bir yapının elindeki görüntüler, telefon kayıtları, özel hayat bilgileri ve ilişki ağları yabancı bir servisin eline geçtiğinde yalnızca örgüt üyeleri değil; siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları, gazeteciler ve güvenlik görevlileri de baskı altına alınabilir. Bu nedenle mesele yalnızca ahlak veya adi suç değildir. Mesele aynı zamanda millî güvenliktir.
İstihbarat servisleri her zaman kendi bal tuzağını sıfırdan kurmaz. Bazen ülkede zaten kurulmuş olan bir şantaj ağının ürettiği verileri satın alır, ele geçirir veya kendi amaçları için kullanır.
Ekran Yüzleri Neden Bir Ajandan Daha Değerli Olabilir?
Bir yabancı istihbarat servisi için milyonlarca takipçisi bulunan bir fenomen, bazen klasik bir ajandan daha değerlidir. Klasik ajan bilgi toplar; fenomen milyonların düşüncesini yönlendirebilir. Gazeteci gündemi belirler. Televizyon yorumcusu şüphe üretir. YouTuber gençlere ulaşır. Sanatçı güven sağlar. Yardım kuruluşu vicdanları harekete geçirir.
Bu kişilerin tamamının bilerek çalışması da gerekmez. Etki sisteminde bilinç ve sorumluluk düzeyleri farklı halkalar bulunur:
1- PROFESYONEL HALKA
Paranın kaynağını ve görevi bilen, belirli bir sonuç için çalışan etki elemanları.
2- ARACI HALKA
Paranın gerçek kaynağını bilmeden reklam, danışmanlık veya proje yaptığını düşünen kişiler.
3- YAYICI HALKA
Hazırlanan mesajı ideolojik yakınlık, dostluk, şöhret veya takipçi amacıyla ücretsiz yayan hesaplar.
4- KİTLE HALKASI
İçeriğe inanarak onu çevresine taşıyan sıradan vatandaşlar.
En dış halkadaki kişi tamamen samimi olabilir. Ancak samimi olması, kullandırılmadığı anlamına gelmez. Bir etki operasyonunun başarısı çoğu zaman para ödenen birkaç kişiden değil, onların hazırladığı mesajı ücretsiz yayan milyonlardan kaynaklanır.
MOSSAD Parayı Nasıl Taşır?
Yabancı istihbarat servisleri fonlarını kendi isimleriyle göndermez. MOSSAD hesabından “Türkiye operasyonu” açıklamasıyla para çıkmaz. Banka dekontuna “etki ajanlığı ödemesi” yazılmaz. Para katmanlandırılır; şirketlerden, üçüncü ülkelerden, ödeme kuruluşlarından veya kripto varlıklardan geçirilir.
Türkiye’de MOSSAD adına finansal operasyon yürüttüğü şüphesiyle 2024’te tutuklanan bir kişi hakkında, Doğu Avrupa’dan Türkiye’ye para aktardığı; bu fonların saha elemanlarına dağıtıldığı ve bazı işlemlerde kripto varlıkların kullanıldığı açıklandı. Başka bir soruşturmada özel dedektiflerin hedef kişiler ve şirketler hakkında bilgi topladığı, kayıt dışı kripto ödemeleri aldığı bildirildi.
Bu örnekler, servislerin yalnızca profesyonel ajan kullanmadığını göstermektedir. Özel dedektif, iş insanı, tercüman, turizmci, danışman, gazeteci, sosyal medya kullanıcısı veya finansal aracı; bilerek ya da bilmeden zincirin halkasına dönüştürülebilir.
Paranın banka ekranındaki ilk sahibi, çoğu zaman gerçek sahibi değil; görünür aracıdır.
Bağış, Yardım ve Duygu Ekonomisi
İnsanlar ticari bir ürün satın alırken fiyat araştırır; yardım yaparken aynı denetimi çoğu zaman uygulamaz. Çünkü yardım ekonomik değil, duygusal bir karardır. Deprem, savaş, çocuklar, yoksulluk, hastalık ve Filistin gibi başlıklar toplumun en hassas damarlarına dokunur.
FATF, kitle fonlaması ve sosyal medya üzerinden yürütülen bağış faaliyetlerinin büyük çoğunluğunun meşru olduğunu; buna karşılık insani ve hayır amaçlı kampanyaların, sosyal medya yönlendirmelerinin ve sanal varlıkların yasa dışı finansman için birlikte kötüye kullanılabildiğini belirtmektedir. FATF’nin 2025 güncellemesi de sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları, kitlesel fonlama, paravan şirketler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşların kötüye kullanımının süregelen riskler olduğunu vurgulamaktadır.
Bu nedenle yardım kuruluşlarına güvenmek, onları denetimsiz bırakmak anlamına gelmemelidir. Toplanan para ayrı proje hesaplarında tutulmalı; kişisel hesaplarla karıştırılmamalı; yabancı bağışların gerçek kaynağı açıklanmalı; kripto cüzdanları kayıt altına alınmalı ve harcamalar bağımsız denetime açılmalıdır.
Vicdan üzerinden toplanan paranın kötüye kullanılması yalnızca mali suç değil, toplumun dayanışma duygusuna karşı işlenmiş bir ihanettir.
Cadı Avı Değil, Mali Karşı-İstihbarat
Bu değerlendirmeler, gazeteciler, televizyoncular, sanatçılar, yardım kuruluşları veya sosyal medya fenomenleri hakkında delilsiz suçlama yapılmasını haklı kılmaz. Bir kişinin İsrail’i savunması onu MOSSAD ajanı yapmaz. İsrail’i eleştirmesi de mutlaka Türkiye’nin yanında olduğunu kanıtlamaz. Yabancı bir kuruluştan ödeme almak veya yurt dışına seyahat etmek tek başına casusluk değildir.
Ancak finansman gizlenmişse; gerçek kaynak başka gösterilmişse; ödeme karşılığında siyasi veya toplumsal davranış istenmişse; gizli haberleşme kurulmuşsa; para hareketleriyle yayınlar arasında tekrarlanan bir zaman ilişkisi bulunuyorsa; ortada araştırılması gereken bir örtülü nüfuz ilişkisi vardır.
Türkiye’nin ihtiyacı bir “yabancı fon avı” değil, şeffaf ve ölçülü bir mali karşı-istihbarat mimarisidir.
Yabancı devletler adına yürütülen siyasi iletişim faaliyetleri açıklanmalı; belirli tutarın üzerindeki yabancı medya ve sponsorluk ödemeleri şeffaflaştırılmalı; kripto ve banka transferleri birlikte analiz edilmeli; gerçek faydalanıcı kayıtları güçlendirilmeli; siyasi içerik üreten hesapların yabancı devlet bağlantılı ücretli içerikleri işaretlemesi zorunlu olmalıdır.
Vatandaşın bilmeye hakkı vardır: Dinlediği görüş gerçekten o kişinin düşüncesi midir; yoksa ücretini başka bir devletin veya onun adına hareket eden bir yapının ödediği siyasi reklam mıdır?
Mikrofonu Değil, Dekontu Takip Edin
Artık savaşlar yalnızca tanklarla, uçaklarla ve füzelerle yürütülmüyor. Bir ülkenin televizyon ekranları, gazeteleri, sosyal medya hesapları, sanatçıları, gazetecileri, YouTuberları ve yardım kuruluşları da savaş alanına dönüşebiliyor.
Cephane bazen yalan haberdir. Silah bazen milyonlarca takipçisi bulunan bir hesaptır. Mühimmat bazen yapay zekâyla üretilmiş binlerce yorumdur. Taşıyıcı platform bazen bir televizyon kanalıdır. Hedef ise toplumun zihnidir.
Bu nedenle her öfkeli yüzü vatansever, her yardım çağrısını sorgulanamaz, her gazeteciyi bağımsız ve her fenomeni yalnızca içerik üreticisi kabul edemeyiz. Fakat herkesi peşinen ajan ilan etmek de gerçek operasyonları görünmez hâle getirir.
Yapılması gereken bellidir: Sözlere değil ilişkilere; sloganlara değil para hareketlerine; televizyon performansına değil gerçek faydalanıcıya; paylaşımın görünen içeriğine değil, paylaşımı kimin finanse ettiğine bakmak…
Ajan her zaman düşmanını öven kişi değildir. Bazen ajan, düşmanına en yüksek sesle küfrederek güvenimizi kazanan kişidir.
HASBARA bütçesi yalnızca afişlere, broşürlere ve televizyon reklamlarına harcanmaz. Etki ekonomisi ekran, kanaat, takipçi, algoritma, sessizlik, görünürlük ve kontrollü öfke satın alabilir.
Bu nedenle artık ekrandaki kişinin İsrail’e neden küfrettiğini değil, daha önemli bir soruyu sormalıyız:
Hangi gerçeği görmememiz, hangi hedefe bakmamız ve hangi kararı vermemiz için küfrediyor?
Çünkü hiçbir şey her zaman göründüğü gibi değildir. Karanlık ilişkileri ortaya çıkarmanın yolu mikrofonun sesini yükseltmekten değil; paranın izini takip etmekten geçer.
(E)Tuğg. Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ
Güncel Yazıları
Ekranda Vatansever, Hesapta Görünmeyen El
07 Ağustos 2026
Ukrayna Yıkıldı, Ateş Karadeniz’e Taşınıyor, “Proje Zelenski”nin Yeni Görevi mi?..
01 Ağustos 2026
S-400'ler BAE'ye Giderse: Körfez'de 70 Yıllık Amerikan Gölgesini Türkiye mi Kaldıraca..
27 Temmuz 2026
Şifrelerin Ardındaki Savaş: ENIGMA’dan TÜBİTAK BİLGEM’e, Kuantum Çağına Uzanan Görünm..
20 Temmuz 2026
Savaştan Beslenen İki İktidar: İsrail ve İran
17 Temmuz 2026
O Geceden Önce, Bir Başka Gece Daha Vardı…
15 Temmuz 2026
Alamut’tan Pensilvanya’ya
13 Temmuz 2026
Mehterin Gölgesinde Ankara Bildirisi
09 Temmuz 2026
Ankara’da NATO Toplanırken: Siber Cephede Kim Kimi Görüyor?
04 Temmuz 2026
Terörsüz Türkiye İç Cepheyi Tahkim Etmeden Küresel Güç Olunmaz
01 Temmuz 2026
Mazlumların Çığlığı ve Mandacı Aklın İflası
23 Haziran 2026
Sahte Haber, Sahte Görsel, Sahte Link Tuzağı
13 Haziran 2026
Batı Merkezli Medya, Fon Ağları ve Türkiye’nin Bilişsel Güvenliği
08 Haziran 2026
Pentagon’un Yapay Zekâ Ortakları ve Türkiye’nin Dijital Egemenlik Meselesi
01 Haziran 2026
Türk Dünyası’nın Yeniden İnşası! Kardeşlikten Stratejik Bütünleşmeye
15 Mayıs 2026