Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ
Tüm Yazıları27 Mayıs’ın susturduğu millet iradesinin, 15 Temmuz’da meydanlarda yeniden ayağa kalkışının hikâyesi…
Darbeler yalnızca yönetimleri devirmez; önce hakikati öldürür, ardından milletin hafızasını teslim almaya çalışır. 15 Temmuz, Türkiye’nin bu karanlık döngüye verdiği tarihî cevaptır.
O geceyi anlatayım mı?
Ama önce biraz daha geriye gidelim… Demokrasinin darağacına çekildiği bir başka karanlık sabaha: 27 Mayıs 1960’a…
Milletin oylarıyla iktidara gelen Başbakan Adnan Menderes, silahların gölgesinde devrildi. Ardından yalnızca bir askerî darbe değil, büyük bir algı ve itibarsızlaştırma operasyonu başlatıldı.
Bildiriler basıldı, yalanlar yayıldı:
“12 uçak dolusu altınla kaçarken yakalandı.”
Bu doğru değildi… Fakat o gün iletişim kanalları darbecilerin kontrolündeydi. Milletin gerçeğe ulaşabileceği bağımsız bir mecra yoktu.
İftiralar, Menderes’in şahsından önce milletin iradesini hedef aldı. Çünkü darbeler yalnızca yönetimleri devirmez; önce hakikati öldürür, ardından milletin hafızasını teslim almaya çalışır.
Bu propagandanın yayılmasında görev aldığını yıllar sonra kendisi de anlatan isimlerden biri Yılmaz Büyükerşen’di. Yalan zamanla ortaya çıktı; fakat iş işten geçmiş, Adnan Menderes yalnızca idam edilmemiş, bir ömrün şerefi de iftiralarla darağacına çekilmişti.
Peki, gerçek ortaya çıktığında ne oldu?
Bir özür mü dilendi?
Milletin hafızasına verilen zararın hesabı mı soruldu?
Hayır…
Çünkü darbelerin bildirileri yırtılabilir; fakat onların toplumun zihnine bıraktığı zehir, yıllarca yaşamaya devam eder.
Ve yıllar sonra… Aynı karanlık akıl, benzer bir senaryoyu farklı oyuncularla yeniden sahneye koymaya kalktı.
Takvimler 15 Temmuz 2016’yı gösteriyordu.
Bu kez hedefte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş yönetimi ve doğrudan milletin iradesi vardı.
Yine silahlar…
Yine suikast timleri…
Yine medya merkezlerini ele geçirme girişimi…
Yine hakikatin yerine bir darbe senaryosu yerleştirme hazırlığı…
İddialara göre planlanan haberin şu minvalde olması amaçlanıyordu:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan, uçak dolusu para ve altınla İsviçre’ye kaçarken çıkan çatışmada öldürüldü.”
Bir düşünün… Bu haber sabaha karşı televizyonlardan yayımlansaydı; insanlar gerçeği nereden öğrenecekti? Kim bunun bir darbe yalanı olduğunu haykırabilecekti?
Millete, Cumhurbaşkanı’nın ülkesini terk ettiği anlatılacak; tıpkı yıllar önce Menderes hakkında yapıldığı gibi, seçilmiş lider önce itibarsızlaştırılacak, ardından milletin direniş iradesi kırılacaktı.
Darbe dosyalarına ve kamuoyuna yansıyan iddialara göre İsviçre merkezli Albinati Aeronautics şirketine ait bir uçak, o gece Dalaman’da bulunuyordu. Uçağın darbe planındaki muhtemel rolüne ilişkin vahim iddialar gündeme geldi. Bunlardan biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaçırılması, öldürülmesi ve ardından “kaçarken öldürüldü” algısının oluşturulmasıydı.
Bu iddiaların bütün ayrıntıları yargı kararları ve somut deliller üzerinden değerlendirilmelidir. Ancak kesin olan bir gerçek vardır:
Marmaris’e gönderilen suikast timi gerçektir.
Meclisin bombalanması gerçektir.
Sivillerin üzerine ateş açılması gerçektir.
Milletin iradesinin silahla teslim alınmak istenmesi gerçektir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı otelden suikast timinin ulaşmasından kısa süre önce ayrılması, Dalaman’dan havalanarak İstanbul’a ulaşması ve milletin karşısına çıkarak direniş çağrısı yapması, tarihin akışını değiştirdi.
O gece millet, Menderes’i yalnız bırakan sessizliğin nelere mal olduğunu hatırladı.
27 Mayıs’ta radyodan okunan darbe bildirisine teslim edilen irade, 15 Temmuz’da meydanlara indi.
Bu kez millet evinde beklemedi.
Bu kez tankların önünde eğilmedi.
Bu kez darbeyi seyretmedi!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milleti meydanlara davet ettiğinde milyonlar korkuya değil, vatana yürüdü.
Kadınlar, gençler, yaşlılar…
İşçiler, memurlar, öğrenciler…
Polisler, askerler ve vatanına bağlı komutanlar…
Hepsi aynı bayrağın altında birleşti.
Kimi tankların önüne yattı.
Kimi kurşunlara göğsünü siper etti.
Kimi sela okudu.
Kimi sabaha kadar dua etti.
Çünkü o gece mesele yalnızca bir hükümetin veya bir liderin korunması değildi.
MESELE VATANDI. MESELE BAYRAKTI.
MESELE MİLLETİN NAMUSU VE DEVLETİN BAĞIMSIZLIĞIYDI.
Allah’ın rahmeti ve milletimizin sarsılmaz iradesi, o karanlık gecenin üzerine bir şafak gibi doğdu.
Sanki 27 Mayıs’ta yere düşürülen adalet, 15 Temmuz’da yeniden ayağa kalktı. Menderes’in yalnız bırakıldığı gecenin acısı, milletin Cumhurbaşkanı’nın ve devletinin etrafında kenetlenmesiyle tarihî bir cevaba dönüştü.
15 Temmuz, bir rövanş değil; milletin demokrasi ve bağımsızlık şuuruyla yeniden dirilişiydi.
“YETER! SÖZ DE KARAR DA MİLLETİNDİR!”
Bir millet, darbecilere ve onların arkasındaki karanlık yapılara bu sözlerle karşılık verdi.
Ancak unutmayalım: Darbeler her zaman tanklarla gelmez. Bazen bir üniformanın, bazen bir dinî kisvenin, bazen bir gazete manşetinin, bazen de sahte bir sosyal medya hesabının arkasına saklanır.
Bugünün darbe bildirileri artık yalnızca radyolardan okunmuyor. Algoritmalarla yayılıyor; sahte görüntülerle, deepfake videolarla ve organize dezenformasyon ağlarıyla milletin zihnine taşınıyor.
Bu nedenle 15 Temmuz’u anmak yalnızca şehitlerimize dua etmek değildir. Aynı zamanda devlet içinde paralel yapılara izin vermemek, liyakati esas almak, bilgi güvenliğini korumak ve karşılaştığımız her haberi sorgulamaktır.
Gençlerimize Menderes’i de 15 Temmuz’u da doğru anlatmalıyız. Çünkü tarihini bilmeyen milletler, aynı ihaneti farklı yüzlerle yeniden yaşar.
15 Temmuz; Türkiye’nin geçmişinden ders aldığı, iradesine sahip çıktığı ve geleceğini yeniden kazandığı gecedir.
Başta Ömer Halisdemir olmak üzere bütün 15 Temmuz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Gazilerimize sağlık ve huzur diliyorum.
Ruhları şad, makamları âli olsun.
BU MİLLET BİR DAHA LİDERİNİ YALNIZ BIRAKMAYACAK, İRADESİNİ HİÇBİR VESAYET ODAĞINA TESLİM ETMEYECEKTİR!
(E)Tuğg. Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ
15 Temmuz 2026
Güncel Yazıları
O Geceden Önce, Bir Başka Gece Daha Vardı…
15 Temmuz 2026
Alamut’tan Pensilvanya’ya
13 Temmuz 2026
Mehterin Gölgesinde Ankara Bildirisi
09 Temmuz 2026
Ankara’da NATO Toplanırken: Siber Cephede Kim Kimi Görüyor?
04 Temmuz 2026
Terörsüz Türkiye İç Cepheyi Tahkim Etmeden Küresel Güç Olunmaz
01 Temmuz 2026
Mazlumların Çığlığı ve Mandacı Aklın İflası
23 Haziran 2026
Sahte Haber, Sahte Görsel, Sahte Link Tuzağı
13 Haziran 2026
Batı Merkezli Medya, Fon Ağları ve Türkiye’nin Bilişsel Güvenliği
08 Haziran 2026
Pentagon’un Yapay Zekâ Ortakları ve Türkiye’nin Dijital Egemenlik Meselesi
01 Haziran 2026
Türk Dünyası’nın Yeniden İnşası! Kardeşlikten Stratejik Bütünleşmeye
15 Mayıs 2026
Türkiye ve Arap Dünyası, Batı’nın Gölgesinden Çıkıp Kardeşlik Hattını Yeniden Kurma..
12 Mayıs 2026
İsrail’in Türkiye Planı, Doğrudan Savaş Değil, Vekil Cephe
07 Mayıs 2026
Fondaşlara Müjde! İsrail "Fonlarına" Zam Yaptı!
04 Mayıs 2026
Tempest’ten Fiber’e: Duvarların Ardındaki Kulak – Sessiz Savaşın Yeni Cephesi..
14 Nisan 2026
Dubai ve Bahreyn'deki Veri Merkezleri Neden Hedefte?
07 Nisan 2026