Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

Tüm Yazıları

Ukrayna Yıkıldı, Ateş Karadeniz’e Taşınıyor, “Proje Zelenski”nin Yeni Görevi mi?

01 Ağustos 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Ukrayna–Rusya savaşı ile İran–İsrail çatışması aynı stratejik ağda birleşirken; Hazar, Güney Kafkasya, Karadeniz ve Türkiye’nin enerji koridorları yeni bir hibrit tehdit kuşağına dönüşmektedir.

Ukrayna’da yaşanan savaş, artık yalnızca Rusya ile Ukrayna arasındaki bir sınır, egemenlik veya toprak savaşı değildir.

Bu savaş; Batılı güçlerin Rusya’yı askerî, ekonomik, siyasi ve demografik açıdan yıpratma stratejisinin, Ukrayna toprakları ve Ukrayna halkı üzerinden yürütülen kanlı bir vekâlet mücadelesine dönüşmüştür.

Bugün gelinen noktada ise daha büyük ve daha tehlikeli bir ihtimalle karşı karşıyayız:

Ukrayna–Rusya savaşı ile İran–İsrail çatışması birbirine bağlanmakta; Orta Doğu’daki savaşın ateşi Hazar Denizi, Güney Kafkasya ve Karadeniz üzerinden Türkiye’nin yakın çevresine taşınmaktadır.

Bu nedenle Zelenski’nin açıklamalarına, Ukrayna’nın saldırılarına ve Batı’nın Kiev’e sağladığı askerî desteğe yalnızca görünen yönüyle bakmak yeterli değildir.

Sahnenin önünde Zelenski bulunmaktadır.

Fakat asıl görülmesi gereken, sahnenin arkasındaki siyasi, askerî ve ekonomik düzendir.

Çünkü bazen bir liderin söylediklerinden daha önemli olan, ona hangi rolün verildiği ve yürüttüğü siyasetin kimlerin stratejik hedeflerine hizmet ettiğidir.

“PROJE ZELENSKİ” NE ANLAMA GELİYOR?

Volodimir Zelenski, 2019 yılında yapılan Ukrayna Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkın çoğunluğunun oyunu alarak iktidara gelmiştir.

Dolayısıyla “Zelenski seçimle gelmedi” veya “Batı tarafından doğrudan göreve atandı” şeklinde bir iddia gerçeği tam olarak yansıtmaz.

Ancak bir siyasetçinin seçimle iktidara gelmiş olması, iktidara geldikten sonra küresel güç merkezlerinin politikalarıyla bütünleşmeyeceği anlamına da gelmez.

Burada kullandığımız “Proje Zelenski” ifadesi, seçim sandığını inkâr eden basit bir komplo iddiası değildir.

KAVRAMIN ÇERÇEVESİ

“Proje Zelenski”; ülkesinin millî karar alanını yabancı başkentlerin stratejik tercihlerine açan, dış desteğe bağımlı hâle gelen ve zamanla uluslararası savaş düzeninin siyasi vitrini durumuna düşen lider modelidir.

Zelenski, televizyon ekranlarında canlandırdığı sıradan halk adamı kimliğiyle Ukrayna kamuoyunun karşısına çıktı.

Barış vadetti.

Yolsuzlukla mücadele vadetti.

Huzur ve refah vadetti.

Rusça konuşan Ukrayna vatandaşlarıyla ülkenin diğer kesimleri arasındaki gerilimi azaltacağını söyledi.

Fakat iktidarının sonunda Ukrayna, Rusya ile Batı arasındaki tarihî hesaplaşmanın ana cephesine dönüştü.

Zelenski, Batı’yı Ukrayna’nın yanında savaşa sokacağını düşündü. Gerçekte ise Batı, Ukrayna’yı kendi adına savaşa soktu.

Görülmesi gereken temel gerçek budur.

BATI SİLAH VERDİ, UKRAYNA CAN VERDİ!

Batılı devletler Ukrayna’ya büyük miktarda silah, mühimmat, kredi ve istihbarat desteği sağladı.

Tanklar, hava savunma sistemleri, uzun menzilli füzeler, insansız hava araçları ve elektronik harp imkânları gönderildi.

Fakat gönderilen bu silahların hiçbirinin gerçek bedelini Londra, Washington, Paris veya Brüksel ödemedi.

Bedeli Ukrayna halkı ödedi.

Batılı ülkeler silah verdi. Ukrayna ise şehirlerini, gençlerini, üretim kapasitesini ve geleceğini verdi.

Savaşın başlamasından sonra Ukrayna’nın şehirleri yıkıldı.

Enerji altyapısı tahrip edildi.

Fabrikalar kapandı.

Tarım arazileri mayınlandı.

Milyonlarca insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı.

Milyonlarca insan kendi ülkesi içinde yerinden edildi.

Bir nesil cephelerde, sığınaklarda ve göç yollarında tüketildi.

Ukrayna ekonomisi dış yardımlara ve yabancı kredilere bağımlı hâle geldi.

Ülkenin yeniden inşa maliyeti yüz milyarlarca dolara ulaştı.

Bu tablo karşısında sorulması gereken soru açıktır:

Batı’nın Ukrayna’ya verdiği destek, gerçekten Ukrayna’yı kurtarmak için mi sağlandı; yoksa Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savaşmaya devam edebilmesi için mi?

Çünkü bir ülkeye sürekli silah verilirken, o ülkenin barışa ulaşabileceği diplomatik yollar kapanıyorsa burada yardım kadar savaşın devam ettirilmesi iradesinden de söz etmek gerekir.

Batı’nın desteği Ukrayna’yı kurtarmaya yetmedi.

Fakat savaşın uzamasına yetti.

Batı başkentlerinde Zelenski ayakta alkışlandı.

Parlamentolarda konuşmalar yaptı.

Dergi kapaklarına çıkarıldı.

“Özgür dünyanın kahramanı” ilan edildi.

Ancak alkışlayanların çocukları cepheye gönderilmedi.

Silah şirketlerinin yöneticileri Kiev’in bombalanan mahallelerinde yaşamadı.

Bankalar, Ukrayna mezarlıklarında evlatlarını aramadı.

Savaşın propagandası Batı’da yapıldı. Kanı Ukrayna’da aktı.

BİR ÜLKE NASIL VEKÂLET CEPHESİNE DÖNÜŞTÜRÜLÜR?

Vekâlet savaşının mantığı basittir:

Büyük güçler doğrudan karşı karşıya gelmenin ağır maliyetinden kaçınır.

Bunun yerine, başka ülkeleri silahlandırır, finanse eder ve kendi stratejik rakibine karşı cepheye sürer.

Vekil ülkeye kahramanlık hikâyeleri anlatılır.

Direniş sloganları verilir.

Uluslararası destek sözü verilir.

Fakat savaş uzadıkça vekil ülkenin nüfusu azalır, ekonomisi çöker ve devlet kapasitesi yabancı yardımlara bağımlı hâle gelir.

Ukrayna’da yaşanan süreç de giderek bu modele benzemektedir.

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askerî harekâtı elbette hafife alınamaz.

Ukrayna halkının ülkesini savunma hakkı da tartışılamaz.

Ancak bir devletin meşru savunma hakkı ile o devletin başka güçlerin sınırsız vekâlet cephesine dönüştürülmesi aynı şey değildir.

Devlet adamlığı yalnızca savaşmak değildir.

• Savaşın hangi şartlarda başladığını doğru okumak,

• Millî güç ile siyasi hedef arasında denge kurmak,

• Diplomasi imkânlarını tüketmemek,

• Ülkenin insan kaynağını korumak,

• Halkın geleceğini yabancı ülkelerin hesaplarından üstün tutmaktır.

Bir devlet başkanının başarısı, kaç yabancı parlamentoda alkışlandığıyla ölçülmez.

Geride bıraktığı ülkeye bakılarak ölçülür.

Eğer geride yıkılmış şehirler, parçalanmış bir toplum, göç etmiş milyonlar, ağır borçlar ve tükenmiş bir nesil bulunuyorsa ortada sorgulanması gereken büyük bir siyasi bilanço vardır.

UKRAYNA ARTIK YALNIZCA SİLAH ALAN BİR ÜLKE DEĞİL

Savaşın ilk dönemlerinde Ukrayna, Batı’dan silah ve askerî teknoloji talep eden bir ülkeydi.

Bugün ise yıllardır devam eden çatışmalardan edindiği dron, karşı-dron, elektronik harp, siber operasyon ve hedef tespit tecrübesini başka ülkelere aktaran bir savaş laboratuvarına dönüşmüştür.

Ukrayna’nın özellikle insansız hava araçları alanında kazandığı saha tecrübesi Batılı ülkelerin dikkatini çekmektedir.

Ukrayna şirketleri ve güvenlik kurumları, Avrupa ve ABD ile ortak üretim ve teknoloji paylaşımı anlaşmaları yapmaktadır.

Bu gelişmeler ilk bakışta Ukrayna’nın savunma sanayisindeki başarısı olarak görülebilir.

Fakat meselenin bir başka boyutu daha vardır:

Ukrayna’nın Rusya’ya karşı geliştirdiği savaş tecrübesi, giderek İran’a karşı yürütülen ABD ve İsrail merkezli güvenlik politikalarının da parçası hâline gelmektedir.

Kiev yönetimi, İran’ın Rusya’ya insansız hava aracı ve askerî teknoloji sağladığını ileri sürmektedir.

Bu nedenle İran bağlantılı üretim, lojistik ve sevkiyat ağlarını Rusya’nın savaş kapasitesinin bir parçası olarak değerlendirmektedir.

Böylece Ukrayna–Rusya savaşı ile İran–İsrail çatışması aynı teknoloji, istihbarat ve hedefleme ağı içinde birbirine yaklaşmaktadır.

İşte tehlikeli kırılma noktası burada başlamaktadır.

HAZAR DENİZİ’NDEKİ SALDIRILAR NEYİN HABERCİSİ?

İran bağlantılı gemi ve lojistik hatların Hazar Denizi’nde hedef alınması, çatışmanın yalnızca Ukrayna ve Karadeniz coğrafyasıyla sınırlı kalmadığını göstermektedir.

Hazar Denizi sıradan bir iç deniz değildir.

Hazar;

• Rusya ile İran arasındaki ticaret ve lojistik güzergâhlarının,

• Orta Asya ile Kafkasya arasındaki ulaşım ağlarının,

• Azerbaycan’ın petrol ve doğal gaz üretim merkezlerinin,

• Türkiye ve Avrupa’ya uzanan enerji koridorlarının başlangıç havzasıdır.

Bu nedenle Hazar’da ortaya çıkacak askerî gerilim yalnızca İran ile Ukrayna arasında kalmaz.

Güney Kafkasya’yı etkiler.

Azerbaycan’ın enerji altyapısını etkiler.

Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınan petrol ve doğal gaz akışını etkiler.

Bakü–Tiflis–Ceyhan Petrol Boru Hattı, Bakü–Tiflis–Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı, TANAP ve Güney Gaz Koridoru, bu bölgesel denklemde yalnızca ekonomik tesisler değildir.

Bunlar aynı zamanda Türkiye’nin millî güvenlik damarlarıdır.

İran yanlısı bazı yayın organları ve silahlı gruplarla bağlantılı sosyal medya kanallarında Avrupa’ya enerji sağlayan boru hatları, petrol ve doğal gaz sahaları ile LNG tesislerinin hedef olarak tartışmaya açılması bu nedenle son derece önemlidir.

Bu listelerin İran devletinin resmî hedef listesi olduğu söylenemez.

Ancak resmî olmamaları önemsiz oldukları anlamına gelmez.

Yeni nesil savaşlarda hedefler her zaman önce askerî karargâhlarda açıklanmaz.

Bazen hedefler önce gazetelerde tartışılır.

Telegram kanallarında dolaşıma sokulur.

Sosyal medya hesaplarında meşrulaştırılır.

Kamuoyu muhtemel bir saldırıya hazırlanır.

Ardından “öfkeli gruplar”, “kimliği belirsiz dronlar” veya “bağımsız milisler” üzerinden eylem gerçekleştirilir.

Böylece devletler doğrudan sorumluluk üstlenmeden mesaj verir.

Bu, modern vekâlet ve hibrit savaş yöntemlerinin en belirgin özelliklerinden biridir.

BAKÜ–TİFLİS–CEYHAN NEDEN HEDEF GÖSTERİLİYOR?

Bakü–Tiflis–Ceyhan Petrol Boru Hattı, Azerbaycan petrolünü Gürcistan üzerinden Türkiye’nin Ceyhan Limanı’na taşımaktadır.

Bu hat, Rusya ve İran topraklarından geçmeden Hazar enerji kaynaklarını dünya pazarlarına ulaştırmaktadır.

Dolayısıyla yalnızca ekonomik bir boru hattı değildir.

Jeopolitik bir tercihtir.

Türkiye–Azerbaycan kardeşliğinin stratejik omurgalarından biridir.

Avrupa’nın enerji çeşitlendirme politikasının önemli parçalarındandır.

Bu nedenle Bakü–Tiflis–Ceyhan’ın hedef gösterilmesi yalnızca Avrupa’ya yönelik bir tehdit olarak değerlendirilemez.

Hat Türkiye topraklarından geçmektedir.

Ceyhan’daki terminal Türkiye’dedir.

Hattın korunmasından sorumlu altyapı, personel ve güvenlik unsurları Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik alanı içindedir.

Dolayısıyla bu hatta yönelik her türlü saldırı, sabotaj veya tehdit doğrudan Türkiye’yi hedef almış sayılmalıdır.

Avrupa’ya mesaj vermek adına Türkiye’nin enerji altyapısını hedef listesine koyan hiçbir yaklaşım kabul edilemez.

Türkiye, dost veya komşu ülke ayrımı yapmadan bu konuda açık ve kararlı bir tutum ortaya koymalıdır.

Enerji hatlarımız pazarlık konusu değildir. Türkiye’nin egemenlik sahasında bulunan tesisler, başkalarının vekâlet savaşlarının hedefi hâline getirilemez.

İSRAİL’İN SAVAŞI KARADENİZ’E Mİ TAŞINIYOR?

Zelenski’ye İsrail tarafından doğrudan “savaşı Karadeniz’e taşıma görevi” verildiğini kanıtlayan kamuya açık ve doğrulanmış bir belge bulunmamaktadır.

Bu nedenle böylesine ağır bir iddiayı kesinleşmiş istihbarat bilgisi gibi sunmak doğru olmaz.

Fakat gelişmelerin stratejik yönü dikkatle incelendiğinde ciddi bir risk görülmektedir.

Ukrayna yönetimi İran’ın Rusya’ya askerî teknoloji sağladığını iddia etmektedir.

İran bağlantılı lojistik hatları Rusya’nın savaş sisteminin parçası kabul etmektedir.

Ukrayna, İran yapımı dronlara karşı kazandığı savaş tecrübesini ABD ve Orta Doğu’daki bazı ülkelere sunmaktadır.

Batılı ülkelerle ortak dron üretim ve teknoloji paylaşımı mekanizmaları kurulmaktadır.

İsrail’in de İran dronları, füzeleri ve vekil güçlerine karşı benzer teknoloji ve tecrübeye ihtiyaç duyduğu bilinmektedir.

Bu tablo Ukrayna ile İsrail arasında mutlaka gizli bir emir-komuta ilişkisi bulunduğunu kanıtlamaz.

Fakat iki ayrı savaş cephesinin aynı stratejik ağ içerisinde birbirine bağlanma ihtimalini güçlendirir.

Ukrayna’nın İran bağlantılı hedeflere yönelmesi, İran’ın veya İran yanlısı silahlı grupların Ukrayna’ya destek veren Avrupa ülkelerinin enerji ve lojistik altyapısını hedef almasına yol açabilir.

Bu durumda İsrail–İran savaşı doğrudan Karadeniz’e taşınmasa dahi, Orta Doğu savaşı ile Karadeniz güvenlik krizi aynı çatışma zincirinin halkalarına dönüşür.

Zelenski yönetimi de bu iki çatışmayı birbirine bağlayan siyasi ve askerî köprü işlevi görür.

Tehlike tam olarak budur.

UKRAYNA’NIN YIKIMI KİME KAZANDIRDI?

Ukrayna halkı ağır bedel öderken bazı çevreler bu savaştan büyük kazanç sağladı.

Batılı savunma şirketlerinin siparişleri arttı.

Avrupa ülkeleri silahlanma bütçelerini büyüttü.

ABD, Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığının azalmasından ekonomik ve jeopolitik kazanç elde etti.

Rusya ile Avrupa arasındaki enerji ve ticaret ilişkileri büyük ölçüde koptu.

Avrupa, daha pahalı enerji kaynaklarına yönelmek zorunda kaldı.

NATO, Rusya tehdidi gerekçesiyle doğu kanadındaki askerî varlığını güçlendirdi.

• Silah şirketleri kazandı.

• Enerji şirketleri kazandı.

• Finans kuruluşları kazandı.

• Savaş üzerinden siyasi nüfuz üreten çevreler kazandı.

Peki Ukrayna ne kazandı?

• Yıkılmış şehirler…

• Göç etmiş milyonlar…

• Tükenmiş insan kaynakları…

• Dış yardıma bağımlı bir ekonomi…

• Yabancı kredilerle ipotek altına alınmış bir gelecek…

Bu tablo, Zelenski’nin Batı tarafından alkışlanmasının Ukrayna halkı açısından başarı anlamına gelmediğini göstermektedir.

Bir liderin küresel propaganda sisteminde kahraman ilan edilmesi, kendi ülkesinin çıkarlarını koruduğu anlamına gelmez.

Bazen küresel güçler en çok, kendi ülkelerini onların hedefleri uğruna feda etmeye hazır liderleri över.

Çünkü bu liderler Batılı ülkelerin askerlerini savaşa göndermeden, Batı’nın jeopolitik hedefleri için kendi halklarını cepheye sürer.

TÜRKİYE İÇİN ASIL TEHLİKE NEDİR?

Türkiye, bu savaşta sıradan bir gözlemci değildir.

Türkiye;

• Karadeniz’in en önemli kıyıdaş devletidir.

• İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını kontrol etmektedir.

• Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin uygulayıcısıdır.

• NATO üyesidir.

• Rusya ve Ukrayna ile aynı anda konuşabilen ender ülkelerden biridir.

• Kafkasya’dan Avrupa’ya uzanan enerji koridorlarının merkezindedir.

• Azerbaycan’ın stratejik müttefikidir.

• Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Karadeniz arasındaki geçiş ülkesidir.

Bu nedenle Hazar’da başlayan, Kafkasya üzerinden ilerleyen ve Karadeniz’e yaklaşan her gerilim Türkiye’nin millî güvenliğini doğrudan ilgilendirir.

Karadeniz’de savaşın genişlemesi;

• Türkiye’nin deniz güvenliğini,

• Boğazların statüsünü,

• Enerji hatlarını,

• Ticaret yollarını,

• Limanlarını,

• Savunma planlamasını,

• Siber güvenliğini ve diplomatik manevra alanını etkiler.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdit yalnızca savaş gemileri veya klasik füzeler değildir.

Yeni savaş araçları çok daha çeşitlidir:

• İnsansız hava araçları…

• İnsansız deniz araçları…

• Uzun menzilli hassas vuruş sistemleri…

• Ticari gemi görünümündeki lojistik unsurlar…

• Vekil silahlı gruplar…

• Enerji altyapısını hedef alan siber saldırılar…

• Sosyal medya üzerinden yürütülen psikolojik harekât…

• Kritik tesislere yönelik sabotaj faaliyetleri…

Bu nedenle Türkiye, 20’nci yüzyılın güvenlik anlayışıyla 21’inci yüzyılın hibrit savaşlarını karşılayamaz.

TÜRK DEVLETİ NE YAPMALIDIR?

KARADENİZ BAŞKA SAVAŞLARIN CEPHESİ YAPILMAMALIDIR

Türkiye, Ukrayna–Rusya savaşının İran–İsrail çatışmasıyla birleşmesine açıkça karşı çıkmalıdır.

Ukrayna’nın meşru savunma hakkı, Hazar’dan Orta Doğu’ya uzanan sınırsız saldırı yetkisi olarak yorumlanamaz.

Aynı şekilde İran’ın veya İran yanlısı grupların Ukrayna’ya tepki gerekçesiyle Türkiye ve Azerbaycan’ın enerji altyapısını hedef göstermesi kabul edilemez.

Türkiye bütün taraflara aynı açıklıkla şu mesajı vermelidir:

Karadeniz, Kafkasya ve Türkiye’nin enerji hatları, başkalarının vekâlet savaşlarının uzantısı değildir.

MONTRÖ KARARLILIKLA KORUNMALIDIR

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Karadeniz’in güvenliği ve bölgesel dengenin korunması açısından Türkiye’nin elindeki en önemli stratejik araçlardan biridir.

Türkiye, savaşın başından itibaren Montrö’yü kararlı biçimde uygulayarak Karadeniz’e dışarıdan büyük bir deniz gücü yığınağı yapılmasını sınırlandırmıştır.

Bu politika sürdürülmelidir.

Türkiye, hiçbir baskı altında Karadeniz’i bölge dışı güçlerin savaş alanına dönüştürecek adımlara izin vermemelidir.

Ancak Montrö’nün savaş gemilerine ilişkin düzenlemeleri, dronlar, insansız deniz araçları, ticari gemi görünümlü askerî platformlar ve siber saldırılar gibi yeni nesil tehditleri tek başına karşılamaya yetmez.

Bu nedenle Montrö’yü tamamlayan millî bir Karadeniz Güvenlik Doktrini hazırlanmalıdır.

ENERJİ HATLARI ASKERÎ TESİSLER GİBİ KORUNMALIDIR

Bakü–Tiflis–Ceyhan, TANAP, TürkAkım ve bağlantılı liman, terminal, pompa ve depolama merkezleri yalnızca ticari tesisler değildir.

Bunlar Türkiye’nin stratejik altyapısıdır.

Bu tesislerin güvenliği;

• Hava savunma sistemleri,

• Karşı-dron unsurları,

• Elektronik harp kabiliyeti,

• Uydu ve hava gözetleme sistemleri,

• Özel güvenlik birlikleri,

• Siber savunma merkezleri ve istihbarat paylaşımıyla sağlanmalıdır.

Kritik enerji tesislerinin güvenliği farklı kurumların parçalı sorumluluğuna bırakılmamalıdır.

Millî seviyede ortak bir komuta, kontrol ve koordinasyon mekanizması kurulmalıdır.

AZERBAYCAN İLE MÜŞTEREK GÜVENLİK SİSTEMİ KURULMALIDIR

Hazar’daki üretim sahalarından Ceyhan’daki terminale kadar uzanan enerji güzergâhı, Türkiye ile Azerbaycan’ın ortak stratejik alanıdır.

“İki devlet, tek millet” anlayışı enerji altyapısının korunmasına da yansıtılmalıdır.

Türkiye ve Azerbaycan arasında;

• Ortak tehdit değerlendirmesi,

• Erken uyarı sistemi,

• Dron ve füze takibi,

• Siber istihbarat paylaşımı,

• Sabotajla mücadele,

• Müşterek tatbikat ve kriz yönetimi mekanizmaları geliştirilmelidir.

Enerji hattının bir bölümüne yapılan saldırı, hattın tamamına yapılmış kabul edilmelidir.

SİBER CEPHE İHMAL EDİLMEMELİDİR

Bir boru hattını durdurmak için mutlaka bomba kullanılması gerekmez.

Pompa istasyonlarının kontrol sistemlerine sızmak,

Basınç değerlerini değiştirmek,

Vanaları uzaktan kapatmak,

Sensör verilerini bozmak,

Sevkiyat yazılımlarını devre dışı bırakmak,

Operasyon merkezlerinin iletişimini kesmek de büyük bir enerji krizine neden olabilir.

Enerji altyapılarında kullanılan SCADA ve operasyonel teknoloji sistemleri, millî siber güvenlik politikamızın en öncelikli alanlarından biri olmalıdır.

Bu sistemlerde yabancı yazılım, yabancı bulut ve dışa bağımlı uzaktan erişim mekanizmaları mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Yerli ve millî kontrol sistemleri geliştirilmeli, kritik veriler Türkiye sınırları içinde tutulmalıdır.

Enerji şirketlerinin siber güvenlik yeterliliği yalnızca şirketlerin kendi tercihine bırakılmamalı; devlet tarafından denetlenmeli ve sertifikalandırılmalıdır.

TÜRKİYE ARABULUCU DEĞİL, DENGE KURUCU DEVLET OLMALIDIR

Türkiye’nin rolü yalnızca savaşan tarafları zaman zaman aynı masaya getirmekle sınırlı kalmamalıdır.

Türkiye, Karadeniz, Kafkasya ve Orta Doğu arasındaki stratejik dengeyi kuran merkez devlet olmalıdır.

Denge kurucu devlet;

• Savaşa taraf olmaz.

• Fakat gelişmeleri uzaktan seyretmez.

• Enerji hatlarını korur.

• Boğazların güvenliğini sağlar.

• Bölge dışı güçlerin Karadeniz’e yerleşmesini sınırlar.

• Komşu ülkeler arasındaki gerilimin Türkiye topraklarına taşınmasına izin vermez.

• Dostuna da rakibine de millî kırmızı çizgilerini açıkça bildirir.

Türkiye, kendisine dışarıdan rol biçilen ülke değil, bölgesel oyunun kurallarını belirleyen devlet olmak zorundadır.

ZELENSKİ’NİN HİKÂYESİ TÜRKİYE İÇİN BİR UYARIDIR

Zelenski’nin hikâyesi yalnızca Ukrayna’nın hikâyesi değildir.

Bu hikâye, büyük güçlerle ilişki kuran bütün devletler için ibretlik bir derstir.

Büyük devletler size silah verebilir.

Kredi verebilir.

Uluslararası medya desteği sağlayabilir.

Parlamentolarında sizi ayakta alkışlayabilir.

Sizi özgürlük ve demokrasi kahramanı ilan edebilir.

Fakat ülkeniz yıkıldığında enkazın altında onlar yaşamaz.

Borçları onlar ödemez.

Cephede ölen gençleri onlar geri getirmez.

Göç eden milyonları onlar vatanına döndürmez.

Parçalanan toplumun yaralarını onlar sarmaz.

Büyük güçler için vazgeçilmez dost yoktur.

Vazgeçilmez çıkar vardır.

Bugün kahraman ilan edilen bir lider, yarın stratejik değeri kalmadığında yalnız bırakılabilir.

Bugün silahla desteklenen bir ülke, yarın borçlarının ve yeniden inşa maliyetinin altında ezilebilir.

Bu nedenle devletler dostluklarını duygularla değil, millî çıkarlarla yürütmek zorundadır.

Bir ülkenin geleceği yabancı başkentlerin alkışlarına bırakılamaz. Bir milletin evlatları küresel güçlerin jeopolitik hesapları uğruna feda edilemez.

Bir devletin kaderi, uluslararası medya tarafından üretilen kahramanlık hikâyelerine teslim edilemez.

VELHASIL: TÜRKİYE BAŞKALARININ SENARYOSUNDA ROL ALMAMALIDIR

Ukrayna’nın yaşadığı yıkım, dünyadaki bütün devletlere açık bir uyarıdır.

Başkalarının silahıyla savaşa girenler, bir süre sonra başkalarının siyasi iradesine bağımlı hâle gelir.

Dış yardımla ayakta kaldığını düşünen devletler, zamanla kendi kararlarını özgürce alamaz.

Vekâlet savaşlarında kahraman ilan edilen liderler, kendi halklarının yaşadığı yıkımın hesabını vermek zorunda kalır.

Bugün Ukrayna–Rusya savaşı ile İran–İsrail çatışmasının aynı stratejik ağ içinde birleşmesi; Hazar Denizi’ni, Güney Kafkasya’yı, Karadeniz’i ve Türkiye’nin enerji koridorlarını ortak tehdit alanına dönüştürmektedir.

Türk Devleti görünene değil, görünmeyene hazırlanmalıdır.

Çünkü büyük savaşlar her zaman sınırlarımızda başlamaz.

Önce uzak bir ülkede kriz çıkarılır.

Sonra o krize vekil aktörler dâhil edilir.

Ardından enerji ve ticaret yolları hedef gösterilir.

Dronlar ve siber saldırılar devreye girer.

En sonunda “bizi ilgilendirmiyor” denilen savaş, Türkiye’nin kapısına dayanır.

Ukrayna’nın başına gelenlerden ders çıkarmayan ülkeler, kendilerini başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olarak bulurlar.

Türkiye’nin görevi başkalarının senaryosunda rol almak değildir.

Türkiye’nin görevi;

Oyunu önceden görmek, oyunu bozmak ve kendi millî oyununu kurmaktır.

Çünkü bir ülkenin karşı karşıya kalabileceği en büyük tehdit yalnızca dışarıdan gelen düşmanlar değildir.

Asıl tehlike;

• Kendi devletinin geleceğini yabancı başkentlerin hesaplarına teslim eden,

• Milletinin evlatlarını başkalarının savaşına süren,

• Yabancı güçlerin alkışını kendi milletinin duasından üstün gören,

• İktidar ve şöhret uğruna ülkesini küresel güçlerin satranç tahtasına dönüştüren yerli aktörlerdir.

Allah bu aziz milleti ve Türk Devleti’ni, ülkesini başkalarının vekâlet savaşına sürükleyecek yerli Zelenskilerden korusun!

 

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA