Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

Tüm Yazıları

İsrail’in Türkiye Planı, Doğrudan Savaş Değil, Vekil Cephe

07 Mayıs 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Bugün Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Kıbrıs çevresinde ve Yunanistan hattında yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız okumak büyük hata olur.

Çünkü bölgede görünen tablo sadece diplomatik gerilimlerden, askeri tatbikatlardan, üs anlaşmalarından ya da savunma iş birliklerinden ibaret değildir.

Asıl mesele şudur: Türkiye’nin yükselişi durdurulmak isteniyor.

Savunma sanayiinde bağımsızlaşan, Suriye’de oyun bozan, Libya’da denklem değiştiren, Karabağ’da sahadaki dengeyi etkileyen, Doğu Akdeniz’de enerji haritasına müdahale eden ve Gazze meselesinde küresel vicdanın sesi haline gelen Türkiye; artık sadece bölgesel bir aktör değil, küresel hesapların önünde duran stratejik bir güçtür.

Bu yüzden Türkiye’ye karşı doğrudan savaş seçeneği birçok aktör için son derece risklidir.

Özellikle İsrail açısından bu gerçek daha da açıktır.

İsrail, Türkiye ile doğrudan bir savaşı göze alamaz.

Çünkü Türkiye; nüfusuyla, coğrafi derinliğiyle, geleneksel ordu kapasitesiyle, savunma sanayiiyle, istihbarat gücüyle, toplumsal direnciyle ve tarihsel hafızasıyla İsrail’in doğrudan karşısına almak isteyeceği bir ülke değildir.

Bu nedenle İsrail’in Türkiye’ye karşı muhtemel stratejisi doğrudan savaş değil; Türkiye’yi çevrelemek, yormak, dikkatini dağıtmak, enerjisini farklı cephelere bölmek ve Türkiye’yi sürekli krizlerle meşgul etmektir.

Ukrayna Modeli, Doğrudan Savaş Yerine Vekil Cephe

Bugün karşımızdaki tabloyu anlamak için Ukrayna örneğine bakmak gerekir.

ABD, Rusya’yı doğrudan karşısına almak yerine Ukrayna sahası üzerinden Moskova’yı yıpratma stratejisi izledi.

Rusya ile doğrudan savaşmak yerine, Ukrayna’yı askeri, siyasi, ekonomik ve psikolojik bir cepheye dönüştürdü.

Silah verdi.

İstihbarat sağladı.

Siyasi destek sundu.

Medyayı yönlendirdi.

Kamuoyu oluşturdu.

Ekonomik yaptırımlarla baskı kurdu.

Sonuçta Ukrayna, sadece kendi güvenlik endişeleriyle hareket eden bir ülke olmaktan çıktı; büyük güçlerin hesaplaşma alanına dönüştü.

İşte bugün İsrail’in Türkiye’ye karşı kurmak isteyebileceği denklem de buna benzemektedir.

İsrail, Türkiye ile doğrudan savaşamaz.

Ama Türkiye’yi Yunanistan üzerinden yıpratmaya çalışabilir.

Türkiye’ye doğrudan saldıramaz.

Ama Ege’de, Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de kriz üretebilir.

Türkiye’yi tek başına durduramaz.

Ama Yunanistan’ı, Güney Kıbrıs’ı, bazı Avrupa ülkelerini ve bölgedeki askeri iş birliklerini kullanarak Türkiye’nin etrafında baskı hattı oluşturmaya çalışabilir.

Bu senaryoda Yunanistan’a biçilen rol son derece tehlikelidir.

Atina’ya “stratejik ortaklık” diye sunulan şey, gerçekte bir cephe ülkesine dönüştürülme riskidir.

“Güvenlik garantisi” adı altında verilen sözler, Yunanistan’ı daha güvenli hale getirmez; tam tersine onu büyük güçlerin çatışma haritasında ön hatta taşır.

2015–2016’daki Oyun, Türkiye’yi Rusya ile Savaştırma Denemesi

Bu oyunun ilk denemesi aslında bugün değil, 2015–2016 hattında sahnelendi.

Türkiye ile Rusya’nın karşı karşıya getirilmesi istenmişti.

Rus savaş uçağının 24 Kasım 2015’te düşürülmesi, Ankara-Moskova ilişkilerini çok ciddi bir krize sürükledi. O dönem bu hadise, Türkiye-Rusya ilişkilerinde ağır bir kırılma meydana getirdi ve Suriye sahasındaki dengeleri de doğrudan etkiledi.

Ardından 19 Aralık 2016’da Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Ankara’da bir sergi açılışında suikast sonucu öldürüldü. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bu saldırıyı, Türkiye-Rusya ilişkilerini ve Suriye barış sürecini sabote etmeye yönelik bir provokasyon olarak değerlendirdi.

İşte asıl kritik nokta burasıdır:

Eğer o gün Ankara ve Moskova oyunu okuyamasaydı, bugün Ukrayna üzerinden yaşanan Rusya-Batı hesaplaşması belki de çok daha önce Türkiye sahası üzerinden başlatılmak istenecekti.

Yani Türkiye, Ukrayna’dan önce Rusya’ya karşı cephe ülkesi haline getirilebilirdi.

Siyonist aklın kurguladığı FETÖ yapılanmasının devlet içindeki sızma hücreleri, Batı merkezli istihbarat odakları ve Türkiye’yi bölgesel savaşların ateşine sürmek isteyen çevreler; Ankara ile Moskova’yı doğrudan çatıştırmak için kriz üstüne kriz sahneledi.

Ama oyun tutmadı.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin, bu büyük provokasyon hattını gördü.

Türkiye ile Rusya arasındaki kriz, büyük bir bölgesel savaşa dönüşmeden kontrol altına alındı. Erdoğan’ın 2016’da Putin’e gönderdiği mektup ve sonrasında başlayan normalleşme süreci, iki ülke arasındaki kopuşun kalıcı hale gelmesini engelledi.

Batı merkezli hesap tutmadı.

Türkiye, Rusya ile savaşa sürüklenmedi.

Şimdi aynı akıl, bu kez Rusya yerine Yunanistan’ı sahaya sürmek istiyor olabilir.

Dün Türkiye’yi Rusya ile karşı karşıya getirmek isteyenler, bugün Türkiye’yi Yunanistan ile karşı karşıya getirmek isteyebilir.

Dün Moskova üzerinden kurulmak istenen tuzak, bugün Atina üzerinden kurulmak isteniyor.

Dün Rus uçağı ve Karlov suikastı üzerinden Türkiye-Rusya hattı ateşe verilmek istendi.

Bugün Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz üzerinden Türkiye-Yunanistan hattı ateşe verilmek istenebilir.

Yunanistan’a Biçilen Rol; İsrail’in “Mayın Eşeği”

Burada çok açık konuşmak gerekir.

Yunanistan, Türkiye’ye karşı kullanılmak istenen bir mayın eşeği haline getirilmektedir.

Bu ifade serttir; ama sahadaki gerçekliği anlatmak bakımından yerindedir.

Çünkü Yunanistan’a verilen rol, Türkiye’yi gerçekten yenmek değildir.

Yunanistan’ın böyle bir kapasitesi yoktur.

Ona verilen rol; Türkiye’yi germek, yormak, tahrik etmek, savunma reflekslerini sürekli açık tutmak ve Ankara’nın dikkatini Ege-Kıbrıs-Doğu Akdeniz hattına hapsetmektir.

Yani amaç Yunanistan’ın zaferi değildir.

Amaç Türkiye’nin enerjisinin bölünmesidir.

Amaç Türkiye’nin savunma, diplomasi ve istihbarat kapasitesinin sürekli kriz alanlarına dağıtılmasıdır.

Amaç Türkiye’nin Suriye, Irak, Kafkasya, Afrika, Türk Devletleri Teşkilatı, enerji koridorları ve Gazze meselesindeki etkisinin sınırlanmasıdır.

Yunanistan şunu iyi görmelidir:

Ne İsrail, ne Amerika, ne de Avrupa; Türkiye ile çıkacak büyük bir krizde Yunanistan için kendi askerini feda etmez.

Atina’ya cesaret verenler, kriz anında ekranlardan açıklama yapar.

Harita çizenler, cepheye kendi evlatlarını göndermez.

Silah satanlar, savaşın bedelini ödemez.

Güvenlik garantisi verenler, ilk kurşun sıkıldığında masanın arkasına saklanır.

Yunanistan’a düşen rol, kendisine anlatıldığı gibi “bölgesel güç” rolü değildir.

Ona biçilen rol, başkalarının Türkiye hesaplaşmasında öne sürülen bir ön cephe rolüdür.

Bu yüzden Yunan komşularımız unutmamalıdır:

Türkiye ile Yunanistan arasında çıkacak bir savaşın kazananı Yunan halkı olmaz.

Böyle bir felaket, Ege’deki bütün dengeleri sarsar.

Kıbrıs meselesini bambaşka bir noktaya taşır.

Adalar Denizi’nin statüsünü yeniden tartışmaya açar.

Batı Trakya’daki Türk varlığını dünya gündeminin merkezine yerleştirir.

Selanik’ten Girit’e kadar bütün tarihsel hafızayı yeniden canlandırır.

Bu bir tehdit değil; tarihin, coğrafyanın ve güç dengesinin soğuk gerçeğidir.

Türkiye savaş aramaz.

Ama Türkiye’ye karşı cephe kuranlar, Türk milletinin hafızasını, devlet aklını ve sahadaki gücünü hafife almamalıdır.

Yunanistan, İsrail’in, Amerika’nın ve Avrupa’daki bazı çevrelerin telkinleriyle Türkiye’ye karşı bir cephe ülkesi olursa, bunun bedelini bu telkini verenler değil, doğrudan Yunanistan öder.

Bu oyunda Yunanistan kazanmaz.

Bu oyunda kazanan, Türklerle Yunanları birbirine kırdırmak isteyen dış akıl olur.

Atina bugün kendisine verilen rolü iyi okumalıdır.

Çıkacak bir savaştan iki hafta sonra, "Adalar Denizi," yeniden Türk denizi, "Kıbrıs Türk Adası," Kadim Türk Yurdu, "Batı Trakya" ve "Selanik’te" yeniden Türk Bayrağı dalgalanır, bu İsrail’in gazına gelip “Sirtaki” oynamaya benzemez...

Türkiye karşıtlığı üzerinden kendisine çizilen sahte büyüklük haritası, Yunanistan’ı güvenliğe değil felakete götürür.

Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz, Kriz Üretme Hattı

Bu stratejinin en kritik sahaları bellidir:

Ege Denizi.

Kıbrıs.

Doğu Akdeniz.

Girit hattı.

Adalar bölgesi.

Enerji koridorları.

Deniz yetki alanları.

Askeri üsler.

Radar ve istihbarat ağları.

Bu bölgeler sadece coğrafi alanlar değildir.

Bunlar Türkiye’nin deniz egemenliği, enerji güvenliği, askeri caydırıcılığı ve stratejik derinliği açısından hayati alanlardır.

Bu yüzden Türkiye’yi yıpratmak isteyen akıl, doğrudan Ankara’ya saldırmak yerine bu hatlarda kontrollü krizler üretmek isteyebilir.

Bir savaş gemisi tacizi…

Bir hava sahası krizi…

Bir ada çevresinde askeri gerginlik…

Bir enerji platformuna yönelik sabotaj…

Bir radar ya da üs bölgesine saldırı…

Bir denizaltı hareketliliği…

Bir insansız hava aracı provokasyonu…

Bir sivil gemiye yönelik karanlık müdahale…

Bunların her biri, doğru yönetilmezse büyük bir krizin fitilini ateşleyebilir.

Ama asıl tehlike sadece kriz değildir.

Asıl tehlike, krizin failinin kim olduğunun bilinçli şekilde karartılmasıdır.

Sahte Bayrak Operasyonu Riski

Bu denklemde en tehlikeli ihtimallerden biri de sahte bayrak operasyonlarıdır.

Ege’de, Kıbrıs çevresinde ya da Doğu Akdeniz’de yaşanacak karanlık bir provokasyon; Türkiye ile Yunanistan’ı karşı karşıya getirmek isteyen çevreler için kullanışlı bir ateşleyici olabilir.

Bir gemiye saldırı düzenlenir.

Bir askeri unsur hedef alınır.

Bir radar sistemi vurulur.

Bir enerji hattı sabote edilir.

Bir üs bölgesinde patlama yaşanır.

Bir sivil unsur üzerinden kriz çıkarılır.

Ve ardından medya üzerinden tek cümle servis edilir:

“Bunu Türkiye yaptı.”

Ya da tam tersi:

“Bunu Yunanistan yaptı.”

İşte asıl tuzak buradadır.

Çünkü savaşlar her zaman ilan edilerek başlamaz.

Bazen savaşlar, faili belirsiz saldırılarla başlatılır.

Bazen kamuoyu önce öfkelendirilir, sonra devletler geri dönülmez kararlara zorlanır.

Bazen gerçek fail değil, işaret edilen fail hedef haline getirilir.

Bazen bir patlama, sadece askeri bir saldırı değil; diplomatik bir tuzaktır.

Bu yüzden Türkiye de Yunanistan da çok dikkatli olmalıdır.

Her saldırı, ilk gösterilen fail tarafından yapılmış olmayabilir.

Her patlama, görünen aktörün işi olmayabilir.

Her kriz, sahadaki ülkelerin değil, perde arkasındaki aklın operasyonu olabilir.

İsrail’in Türkiye ile doğrudan savaşı göze alamayacağı açıktır. Fakat bölgede kaos üreterek, tarafları birbirine düşürerek, Ege ve Kıbrıs hattında kontrollü krizler çıkararak Türkiye’yi yıpratma arayışına girmesi ihtimal dışı değildir.

Bu nedenle Ankara’nın en büyük gücü sadece askeri caydırıcılığı değil; aynı zamanda istihbarat derinliği, diplomatik soğukkanlılığı ve kriz yönetim kabiliyeti olacaktır.

Çünkü bazen en büyük zafer, tetiği çekmek değil; tetiği kimin çektirmek istediğini görmektir.

İsrail’in Hesabı, Türkiye’yi Cephelere Bölmek

İsrail açısından Türkiye’nin yükselişi sadece askeri bir mesele değildir.

Türkiye’nin Gazze konusundaki tavrı, İslam dünyasında oluşturduğu etki, savunma sanayiindeki bağımsızlık hamlesi, Suriye ve Irak’taki operasyon kabiliyeti, Libya ve Afrika’daki varlığı, Türk dünyasıyla kurduğu yeni bağlar ve Doğu Akdeniz’deki kararlı duruşu; İsrail’in bölgesel planlarını zorlaştırmaktadır.

Bu nedenle İsrail’in Türkiye’ye karşı en gerçekçi stratejisi, doğrudan savaş değil; Türkiye’yi aynı anda birçok cephede meşgul etmektir.

Gazze üzerinden diplomatik baskı.

Suriye üzerinden güvenlik baskısı.

Irak üzerinden terör baskısı.

Doğu Akdeniz üzerinden enerji baskısı.

Ege üzerinden askeri baskı.

Kıbrıs üzerinden stratejik baskı.

Medya üzerinden algı baskısı.

Ekonomi üzerinden piyasa baskısı.

Siber alan üzerinden istikrarsızlaştırma girişimleri.

Bütün bu başlıklar birlikte düşünüldüğünde karşımıza çıkan tablo nettir: Türkiye’ye karşı çok katmanlı bir yıpratma stratejisi devrededir.

Bu stratejinin amacı Türkiye’yi savaşa çekmek kadar, Türkiye’yi sürekli savaş ihtimaliyle meşgul etmek de olabilir.

Çünkü bazen bir ülkeyi yıpratmak için savaş çıkarmaya gerek yoktur.

Sürekli kriz tehdidi, sürekli alarm hali, sürekli diplomatik gerilim ve sürekli askeri teyakkuz da başlı başına bir yıpratma aracıdır.

Türkiye Ne Yapmalı?

Türkiye’nin bu oyuna vereceği cevap öfke ile değil, akıl ile olmalıdır.

Birincisi, Türkiye askeri caydırıcılığını en üst düzeyde tutmalıdır.

Ege’de, Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de hiçbir oldubittiye izin verilmeyeceği net şekilde gösterilmelidir.

İkincisi, Türkiye istihbarat kapasitesini özellikle “sahte bayrak” operasyonlarına karşı derinleştirmelidir.

Deniz trafiği, askeri hareketlilik, enerji hatları, siber izler, radar kayıtları, uydu görüntüleri ve elektronik istihbarat sürekli entegre biçimde değerlendirilmelidir.

Üçüncüsü, Türkiye diplomatik zemini terk etmemelidir.

Çünkü provokasyonların en büyük amacı, Türkiye’yi haklı olduğu zeminden çıkarıp öfkeli aktör gibi göstermektir.

Dördüncüsü, Yunan halkı ile Yunan yönetimi birbirinden ayrılmalıdır.

Türkiye’nin mesajı doğrudan Yunan halkına da ulaşmalıdır: “Biz sizin düşmanınız değiliz. Sizi bize karşı cepheye sürenler, sizin de geleceğinizi yakıyor.”

Beşincisi, Türkiye kendi kamuoyunu da bu tür provokasyonlara karşı bilinçlendirmelidir.

Sosyal medya üzerinden servis edilecek görüntüler, kaynağı belirsiz haberler, manipülatif paylaşımlar, sahte belgeler ve psikolojik harp ürünleri karşısında toplumun refleksi dikkatli olmalıdır.

Çünkü modern savaş sadece cephede değil, zihinlerde de yürütülür.

Tuzağı Görmek, Tuzağı Bozmanın İlk Adımıdır

Bugün bölgede kurulan oyunun özü şudur: İsrail Türkiye ile doğrudan savaşmayı göze alamaz.

Ama Türkiye’yi Yunanistan üzerinden yıpratmak isteyebilir.

Türkiye’ye doğrudan saldıramaz.

Ama Ege’de, Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de kriz üretmeye çalışabilir.

Türkiye’yi tek başına durduramaz.

Ama sahte bayrak operasyonlarıyla, vekil aktörlerle, medya manipülasyonlarıyla ve bölgesel provokasyonlarla Türkiye’yi baskı altına almaya çalışabilir.

2015–2016’da Türkiye’yi Rusya ile savaşa sürüklemek isteyen akıl, bugün Türkiye’yi Yunanistan ile karşı karşıya getirmek isteyebilir.

Dün Rus uçağı krizi ve Karlov suikastı üzerinden Ankara-Moskova hattı hedef alındı.

Bugün Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz üzerinden Ankara-Atina hattı hedef alınabilir.

Bu yüzden Yunanistan çok dikkatli olmalıdır.

Atina, İsrail’in, Amerika’nın ve Avrupa’daki bazı çevrelerin Türkiye karşıtı hesaplarında kendisine biçilen rolü iyi okumalıdır.

Çünkü başkalarının savaşı için cepheye sürülen ülkeler, sonunda kendi haritalarının, kendi ekonomilerinin, kendi şehirlerinin ve kendi geleceklerinin bedel ödediğini görür.

Türkiye savaş aramaz.

Ama kuşatılmaya da izin vermez.

Türkiye kriz istemez.

Ama kendisine kurulan tuzakları da cevapsız bırakmaz.

Türkiye Yunan halkını düşman görmez.

Ama Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı koçbaşı yapmak isteyen aklı çok iyi tanır.

Ege’de çıkacak bir yangının kazananı Türkler de olmaz, Yunanlar da olmaz.

Kazanan, bu iki milleti birbirine kırdırmak isteyenler olur.

Bu çağda savaş sadece füzeyle, uçakla, gemiyle başlamaz.

Bazen bir yalan haberle başlar.

Bazen faili belirsiz bir patlamayla başlar.

Bazen bir sahte bayrak operasyonuyla başlar.

Bazen de bir ülkenin, başkalarının aklıyla kendi mezarını kazmasıyla başlar.

Ama Türkiye artık eski Türkiye değildir.

Artık bu irade, hiçbir vekil cepheye, hiçbir sahte bayrak oyununa, hiçbir karanlık plana teslim olmaz.

 

(E)Tuğg. Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA