Sinan TAVUKCU

Tüm Yazıları

Netanyahu’nun ‘Altıgen İttifakı’ Hayali

27 Şubat 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin 25-26 Şubat günlerinde İsrail’e gerçekleştirdiği ziyaret ülkede büyük bir coşkuyla karşılandı,  Kneest’te yaptığı konuşma İsrailli parlamenterlerin “Modi... Modi” sloganları eşliğinde ayakta alkışladığı coşkulu bir gösteriye dönüştü. Modi, sanki ablukaya alınmış İsrail’in kurtarıcısı muamelesi görüyordu.

Bu ziyaretin hemen öncesinde(22 Şubat) İsrail başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamada; Hindistan, bazı Arap ve Afrika ülkelerinin yanı sıra Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin de içinde yer alacağı Akdeniz havzası ve Ortadoğu'yu kapsayan yeni bir ittifak kuracaklarını ifade etmişti.

Netanyahu, "Altıgen İttifakı" adını verdiği ittifakın detaylarını ilerleyen günlerde açıklayacağını dile getirerek amaçlarının aynı zorluklarla yüzleşen ülkelerden oluşan bir eksen oluşturmak olduğunu söyledi ve "Bu eksen, hem çok sert bir şekilde vurduğumuz radikal Şii ekseni hem de ortaya çıkan radikal Sünni ekseni ile karşı karşıyadır." ifadesini kullandı. Söz konusu işbirliğinin hem bölgesel dengeleri etkileyeceğini hem de taraf ülkelerin güvenliğini ve geleceğini güçlendireceğini belirtti.

Henüz hiçbir hükümetin destekleme açıklaması yapmadığı Netanyahu’nun İslam ülkelerine karşı yeni ittifak projesinde Hindistan’ın “kilit müttefik” ve "küresel bir güç" olarak konumlandırılması dikkat çekmektedir.

Netanyahu, Hindistan için neden "küresel bir güç" vurgusu yapıyor?

Netanyahu’nun konuşmasında, BM Güvenlik Konseyi(BMGK) üyesi olmayan ve gerçek anlamda bu kapasiteye de sahip bulunmayan Hindistan’ı “küresel bir güç” olarak tanımlaması bir hesaba dayanmaktadır.

Zira, Rusya ve Çin gibi BMGK üyesi küresel güçler Filistin’i devlet olarak tanıyan ülkeler arasında yer aldılar ve Gazze savaşı sırasında İsrail’e karşı Filistin’i desteklediler. 7 Ekim Aksa Tufanı’ndan hemen sonra İsrail’e destek veren Avrupalı ülkeler ise İsrail’in acımasız katliam ve soykırımı karşısında galeyana gelen halklarının baskısıyla geri adım atmak zorunda kaldılar: BMGK üyesi İngiltere ve Fransa ile birlikte bir kısım Avrupa ülkeleri 2024 Eylül ayında Filistin devletini tanıdıklarını ilan ettiler. 2024 yılının sonuna gelindiğinde İsrail, Filistin Devleti’nin tanınması taleplerinin yükseldiği bir atmosferde kendisini küresel çapta bir izolasyonla çevrelenmiş buldu.

İsrail’in her şartta müttefiki gördüğü ABD bile artık İsrail’i yük olarak görüyor. Hamas-İsrail savaşını sona erdirmek üzere ABD başkanı tarafından uygulamaya geçirilen Trump Barış Planı’na karşı İsrail hükümetinin ayak diremesi, anlaşmayı sürekli ihlal etmesi, üstüne Batı Şeria’yı işgali yasalaştırması ABD yönetiminin de tahammül sınırlarını zorluyor. Nitekim, Binyamin Netanyahu’nun ABD başkanı Donald Trump ile 11 Şubat’ta gerçekleşen 7’inci görüşmesinin öncekilerin aksine sönük geçmesi, ilişkilerin İsrail bakımında hiç de iyiye gitmediğini gösterdi. ABD kamuoyunda, İsrail’e ve Yahudilere karşı gerek Gazze soykırımı gerekse Epstein dosyaları sebebiyle gittikçe yükselen nefret anketlere yansıyor ve bu da siyaseti etkiliyor. Amerikan devleti içinde First America-First İsrail çatışması iyice gün yüzüne çıkmış durumda.

İşte bu izolasyon ve kuşatma altındaki İsrail’in başbakanı, eski hâmilerini kaybettiği zor durumdan çıkış için 1,4 milyar nüfuslu Hindistan’ı arkasına sığınacağı “küresel bir güç” olarak lanse etmeye çalışıyor ve kuracağını ilan ettiği ittifakın merkezine yerleştiriyor. Artık, Yahudi-Müslüman-Hristiyan ittifakı üzerinden yürütülen ancak çöken Abraham Anlaşmalarının yerine bu defa İslam karşıtı Yahudi-Hindu ittifakı inşa edilmek isteniyor.

Modi ve Netanyahu’nun İslam Karşıtlığında İttifakı

Bugün İsrail’in güdümüne girdiği görülen Hindistan, 15 Kasım 1988'de Cezayir'de bağımsızlığını ilan eden Filistin'i hemen üç gün sonra 18 Kasım 1988 tarihinde devlet olarak tanıyan ilk Müslüman olmayan ülke olmasıyla bilinmektedir.

Ne var ki, 2010’dan bu yana Hindistan’ı yöneten başbakan Narendra Modi hükümeti devletin geleneksel denge politikalarından ve taahhütlerinden uzaklaşarak İslam karşıtı, katı Hindu milliyetçiliğine yönelmiş, Gazze soykırımı sırasında İsrail’e siyasi ve askeri destek vermiştir.

Modi Hindistan’ını ve İsrail’i esasen birbirine yaklaştıran Müslüman karşıtlığı konusundaki faşist dayanışmaları olmuştur. Müslüman Filistin ve Keşmir halklarının Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde devlet olma hakları, İsrail ve Hindistan tarafından yok sayılmış, politik manevralarla, kanlı müdahalelerle bu hak engellenmeye çalışılmıştır.

Bu sebeple, Netanyahu’nun İslam dünyası ile savaşmak üzere kurmaya çalıştığı yeni ittifak çağrısının asıl muhatabı Hindistan’dır. İsimlerini saydığı Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi İsrail’in diğer müttefikleri İslam’la savaşmak için değil Akdeniz’deki enerji güvenliği ve Türkiye karşıtlığı sebebiyle söz konusu ittifaka ilgi duyabilirler.

Asya’da Demokrasiler İşbirliği İronisi

İki ülke yönetimi arasındaki İslam düşmanlığı üzerinden kurulmaya çalışılan ittifakın ironik bir ayağı da “demokrasi” şampiyonluklarına olan vurgularıdır.

İsrail kendisini “Ortadoğu’nun tek demokrasisi” olarak tanımlarken Hindistan da “dünyanın en büyük laik demokrasisi” olarak kendisini pazarlamaktadır. İlki, Filistin’de binlerce sivile soykırım uygulamaktan UCM’de yargılanırken diğerinde 4’lü hiyerarşik kast sistemine bile dahil edilmeyen yüz milyonlar insanlık dışı şartlarda yaşıyor. Ülkenin pis işlerini yapmakla görevlendirilen ve kendilerine dokunulması yasak 230 milyonluk Dalitler, yoksulluk sınırının altında mülksüz hayat süren 120 milyon  Adivasisler ve 200 milyon Müslüman, Hindularla eşit olmayan şartlarda hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Kısaca, en az 550 milyon kişi (nüfusun %40’ı) insanlık onuru dışında, keyfi muameleler altında yaşıyor bu dünyanın en büyük laik demokrasisinde… Filistinliler, İsrail tarafından topraklarını terke zorlanırken Hindistan’da Müslümanlar Hindu grupların baskısıyla ya dinlerini değiştirmeye ya da ülkeyi terk etmeye zorlanıyorlar.

Başbakan Modi’nin mensubu olduğu BJP, Hindistan’ı bir Hindu ülkesi olarak tanımlayan ve Hindu üstünlüğünü savunan, Müslümanları kovulması gereken istilacılar olarak gören faşist (RSS) örgütü ile aynı ideolojik köklere sahip bulunuyor. İsrail’deki Siyonist yönetimle inanılmaz ideolojik yakınlıkları var ve Modi için Netanyahu tam bir rol modeli işlevi görüyor.

"Altıgen İttifakı"nın Başarı Şansı Var mı?

1948’de kurulduğundan bu yana İsrail’in yürüttüğü hiçbir ittifak stratejisi hedefine ulaşamamıştır. Kısa vadede İsraillileri heyecanlandıran ancak başarısızlıkla sonuçlanan bölgesel ittifak girişimlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

- 1950-1979 yılları arasında İsrail, dış politikasının odağına koyduğu ‘Çevre Doktrini’ ile Araplara karşı bölgede Arap olmayan ülkeler(Türkiye, İran, Etiyopya) ile stratejik ortaklık kurma ve bölge ülkelerinde yaşayan Maruniler, Dürziler ve Kürtler gibi etnik ve dini azınlıkları gerektiğinde kışkırtmak üzere himaye stratejisi uyguladı. Ancak bu üç ülke, 1970’li yıllar sonundan itibaren en sert İsrail karşıtı ülkeler haline geldiler.

- İsrail’in 1979’da Mısır ile 1994 yılında Ürdün ile imzaladığı barış anlaşmaları Hamas-İsrail savaşından sonra hükmünü yitirdi, İsrail’in işgal tehdidi altındaki bu iki ülke İsrail karşıtı eksene yerleştiler.

- Obama döneminde ABD’nin İsrail’i tanıyan Mısır ve Ürdün ile KİK üyesi Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Kuveyt’i İsrail’in yanına katarak kurduğu  “Birleşik Askeri Komutanlık”, aralarındaki güven eksikliği sebebiyle beklenen askeri ittifak sonucunu vermedi.

- İsrail, Yunanistan ve GKRY ile (Mısır, Ürdün, BAE’nin de destek verdiği) Doğu Akdeniz’den çıkarılacak gazın Kıbrıs üzerinden Yunanistan’a, oradan da İtalya’ya ulaştırılmasını hedefleyen “EastMed” projesini imzaladı. Türkiye’yi kendi karasularına hapsetmeyi hedefleyen bu plan, Türkiye’nin Libya ile 27 Kasım 2019’da imzaladığı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması ve Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması (MEB) ile boşa düştü ve rafa kaldırıldı.

- İsrail, 2020 Eylül’ünde BAE ve Bahreyn ile imzaladığı Abraham Anlaşmaları’na yeni müttefiklerin katılımını sağlayamadı. Aksa Tufanı’ndan sonra bu anlaşmayı genişletme umudu kalmadığı gibi tamamen çökmüş durumdadır.

- 2021 Ocak ayında ABD, İsrail’i EUCOM yetki alanından çıkarıp CENTCOM sorumluluk alanına taşıyarak içinde İsrail’in de yer aldığı bir “Arap NATO’su” kurma teşebbüsünde bulundu. Ancak, BAE ve Bahreyn dışındaki Körfez ülkelerinin İsrail’i resmi olarak tanımamaları sebebiyle plan başarılı olamadı.

- Hindistan’ın 2023 Eylül ayında ev sahipliği yaptığı 18’inci G20 Zirvesi’nde, Hindistan’ın Mumbai şehrinden başlayıp BAE’nin Dubai şehrine denizden ulaşan, buradan demiryolu ile devam ederek Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinden geçip Ürdün’e, oradan İsrail’in liman kenti Hayfa’ya ve buradan da deniz yolu ile taşınacak emtianın Yunanistan’ın Pire limanı üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasını öngören “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC)” ilan edildi. Türkiye’yi by-pass etmek ve Kalkınma Yolu Projesi’ni akamete uğratmak için tasarlanan bu yol Aksa Tufanı ile rafa kaldırıldı. Hindistan için hayati önemde olan bu yol projesi hayata geçse bile bundan sonra demiryolunun varış yeri Hayfa değil Suriye limanları olacaktır.

- İsrail uçaklarının Katar’a düzenlediği hava saldırısından sonra Körfez ülkeleri, ABD’nin kendilerini savunma garantisinin olmadığını gördüler. Bu Körfez ülkelerini gerçek bir askeri ittifaka sevk ederken Suudi Arabistan Eylül 2025'te Pakistan ile nükleer şemsiyeyi de kapsayan askeri bir pakt anlaşması yaptı. Bu paktın Türkiye, Katar ve Mısır’a ilaveten başka bölge ülkelerinin de katılacağı geniş bir askeri ittifaka dönüşerek İsrail’i kuşatacağı öngörülüyor. Netanyahu bu yeni ittifakı “ortaya çıkan radikal Sünni eksen” olarak tanımlıyor.

- İsrail, Türkiye-Somali ilişkilerini sabote etmek için Somali Devletinin eyaleti Somaliland’ı bağımsız devlet olarak tanıma kararı aldı. Bu karar küresel tepkiye yol açtı, Türkiye ve Mısır Somali’nin bölünmesini önlemek üzere askeri ve siyasi olarak birlikte hareket etmeye başladı.

- İsrail’in bölgede menfaat birliği yaptığı BAE, bölgedeki bütün ülkelerin tepkisini üstünde toplamasıyla Yemen, Somaliland ve Sudan’da hızla mevzi kaybetmektedir, hatta İsrail işbirlikçiliğinden vazgeçmediği takdirde 7 emirlikten oluşan birleşik devletin(BAE) dağılma ihtimali gündemdedir.

Binyamin Netanyahu’nun ilan ettiği ve adını "Altıgen İttifakı" koyduğu girişimin de diğerleri gibi başarısız olacağı açıktır. Üstelik, İsrail’in arkasında artık kayıtsız şartsız bir Batı devletleri desteği de yoktur.

Sonuç

7 Ekim Aksa Tufanı sonrası İsrail ilan ettiği; Hamas’ı yok etme, Filistinlileri topraklarından sürme ve Filistin davasını nihai olarak tarihe gömme, sınırlarını askeri güç kullanarak “vadedilmiş topraklar”a genişletme hedeflerine ulaşamamıştır. 

Üstelik işlediği soykırım suçu sebebiyle bütün dünyadan izole olmuş, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Irak başta olmak üzere bölge ülkelerinin güçlü bir askeri-istihbari işbirliğini karşısında bulmuş, Arz-ı Mevud’u gerçekleştirmek üzere yola çıkan İsrail beklemediği şekilde bir çevrelenmeyle karşılaşmıştır. Netanyahu’nun, Hindistan ile kuracağı İslam karşıtı bu ittifakı, yıl sonunda yapılacak seçim öncesinde, iç siyasette bir başarı hikayesi olarak pazarlamak istediği anlaşılıyor.

Hindistan yönüyle bu ittifaka bakınca; öteden beri stratejik esneklik doktrinini benimseyen Hindistan’ın kendisini İsrail’e angaje etmesiyle 2 milyar nüfusa sahip Müslümanlarla ilişkisinin zarar göreceği açıktır. Hindistan, ticaretinin ciddi bir kısmını Körfez ülkeleriyle yapmaktadır ve milyonlarca Hindistan vatandaşı bu ülkelerde işçi olarak çalışmakta, iş adamlarının milyarlarca dolar yatırımı bulunmaktadır.

Netanyahu’nun “küresel bir güç” tanımlaması başbakan Modi’nin gururunu okşasa da henüz bu kapasiteye sahip bulunmayan Hindistan için İsrail ile ittifak büyük riskler barındırıyor. İslam düşmanlığı üzerinden İsrail ile kuracağı bir ittifak, küresel güç olma iddiasındaki Hindistan’ın hem İran üzerinden geçen Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru (INSTC) projesini baltalayabilecek hem de Suudi Arabistan üzerinden devam edecek Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru(IMEC) projesinin hayata geçmesine mani olarak küresel pazarlara erişimden dışlanmasına yol açabilecektir. Öte yandan, Trump yönetiminin Hindistan-Pakistan rekabetinde tercihi Pakistan’dan yanadır.

Netanyahu’nun Altıgen İttifakı çağrısıyla Hindistan başbakanı Modi’nin küresel güç olma hırsına oynadığı ortadadır. Hırsının aklını örtmesi halinde Modi, ülkesini İsrail’in gözü dönmüş planlarına kurban edebilir. Ancak bilinen bir gerçek var ki, İsrail’in içinde yer aldığı hiçbir ittifak girişimi bugüne kadar başarıya ulaşamamıştır, bu da ulaşamayacaktır…

 

Sinan TAVUKCU

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA