Sinan TAVUKCU
Tüm Yazıları28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail’in İran’a saldırısına misilleme olarak İran’ın Körfez Arap ülkelerinin enerji tesislerini ağır şekilde vurması, Hürmüz Boğazı’nı trafiğe kapatması ve ABD’nin aynı boğazda İran gemilerine abluka uygulaması tüm dünyayı enerji tedarik krizine soktu, petrol fiyatları fırladı. Hürmüz'e alternatif daha güvenli taşıma güzergâhlarına duyulan ihtiyaç bir yandan yeni hatların gündeme gelmesine, diğer yandan da rafa kaldırılmış bölgesel enerji ve lojistik projelerin yeniden hatırlanmasına yol açtı. Bunlardan en önemlisi, 2009 yılında gündemde olan “Dört Deniz Projesi”ydi.
Basra Körfezi, Hazar Denizi, Akdeniz ve Karadeniz arasında bağlantı sağlayarak Türkiye ve Suriye’yi enerjinin yeniden dağıtımı merkezi yapacak olan "Dört Denizi Birleştirme" projesi, ilk defa 2009 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Suriye ziyareti sırasında gündeme gelmişti. Cumhurbaşkanı Gül, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı dört denizi birbirine bağlayacak projeye katılmaya davet etmiş, Ankara ve Şam arasında sınırsız bir iş birliği yaratma arzusunu dile getirerek “Bunun için siyasi irademiz var” taahhüdünde bulunmuştu.
Ne var ki, 2011 yılından itibaren Esad yönetiminin kendi halkına karşı İran ve Rusya desteği ile yürüttüğü iç savaş, Türkiye ile bütün bağların kopmasına neden oldu ve “Dört Deniz Projesi” rafa kaldırıldı.
“Dört Deniz Projesi” Raftan İndirildi
8 Aralık 2024'te Esad rejiminin devrilmesinin ardından yönetimi üstlenen Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki Suriye hükümeti, ülke kalkınması için hayati önem taşıyan bu projeyi Türkiye ile birlikte realize etmek için harekete geçti. Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve dünyanın enerji krizine girmesi, Avrupa’ya güvenilir enerji tedarik rotası sunan bu projenin gündeme alınması için uygun bir zemin yaratmıştı.
9 Nisan’da Ankara’yı ziyaret eden Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile düzenlenen ortak basın toplantısında bölgenin enerji, güvenlik ve siyasi haritasını yeniden çizecek olan “Dört Deniz Projesi”ni açıkladı. Şeybani, “Bu proje; Suriye ve Türkiye'yi Körfez, Hazar Denizi, Akdeniz ve Karadeniz arasında enerji dağıtımında ana bir arter hâline getirecektir. Geleneksel deniz yollarındaki istikrarsızlıklar göz önüne alındığında bu proje, hem iki ülke hem de tüm bölge için kaçınılmaz bir gerekliliktir” dedi. Bu açıklama; Türkiye ve Suriye arasında enerji, ticaret ve altyapı sektörlerinde varılan geniş mutabakatı yansıtmaktaydı.
Suriye Cumhurbaşkanı Projeyi “Dört Deniz-Dokuz Koridor” Başlığıyla Sundu
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara "Dört Denizi Birleştirme" projesini, 23-24 Nisan'da Güney Kıbrıs'ta gerçekleşen gayriresmî AB Liderleri ve Bölgesel Ortaklar Zirvesi'nde “Dört Deniz-Dokuz Koridor” girişimi olarak adlandırarak zirve gündemine getirdi. Şara, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının yarattığı tehlikelere dikkat çekerek; küresel ticaretin can damarını vuran bu zorlu sınavlar karşısında, “bölgemizin kalbinden doğan bir strateji geliştirilmesini dayatan tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız” sözleriyle projenin küresel gerekliliğine işaret etti.
Şara, “Bu anlayışla, Akdeniz ve Basra Körfezi'ndeki ortaklarımızın hizmetine 'Dört Deniz Dokuz Koridor' girişimini sunuyoruz; böylece Suriye; Orta Asya ve Körfez'i Avrupa kıtasının kalbine bağlayan güvenli ve alternatif bir damar olacaktır” sözleriyle projeyi takdim etti.
Suriye Cumhurbaşkanı, bu projenin gerçekleşmesi için Suriye'nin güvenlik ve istikrarının sağlanmasının şart olduğunu vurguladı. Bunun için Avrupa tarafını net bir tutum almaya ve İsrail’i saldırıları derhal durdurmaya zorlayacak kararlı bir duruş sergilemeye çağırdı. Bir bölge ülkesi olan İsrail’in, Yunanistan ve Rum kesimi ile olan yakın ilişkisine rağmen zirveye davet edilmemesi dikkat çekiciydi; İsrail dışlanmıştı.
Tom Barrack: Proje, Enerjinin Ana Dağıtım Merkezi Olacak
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da Mart ayında Washington’da Atlantic Council ve Suriye-Amerikan İş Konseyi tarafından düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada projeyi desteklediklerini belirtti. Barrack, Suriye’nin Hürmüz Boğazı’ndaki enerji güvenliği krizine alternatif oluşturabilecek jeopolitik kapasiteye sahip olduğuna işaret ederek, “Türkiye ve Suriye, tüm dünya için enerjinin ana dağıtım merkezi olacak” açıklamasını yaptı. ABD, Başkanın Suriye Özel Temsilcisinin ağzından projeye olan desteğini ilan etmiş oldu.
Teknik Olarak "Dört Denizi Birleştirme" Projesi
Aşağıdaki haritadan görüleceği üzere Suriye, Batı Avrasya'nın dört büyük hidrografik havzasını (Basra Körfezi, Hazar Denizi, Akdeniz ve Karadeniz) birbirine bağlayabilecek tek doğal kara köprüsüdür. Dört büyük su kütlesini, entegre bir karayolu, demiryolu ve enerji hatları ağıyla birbirine bağlayan Dört Denizi Birleştirme projesi, Asya ve Avrupa arasında ticaret akışını, mal ve enerji taşımacılığını kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Ve Proje, Suriye'nin ulusal yeniden yapılanma doktrininin temel taşı olarak görülmektedir.

Proje kapsamında yer alan Trans-Arap Boru Hattı (Tapline) ile Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt gibi Körfez ülkelerinin petrolü ve Kerkük–Banyas rotasından gelen Irak petrolünün entegre edilerek Akdeniz üzerinden Avrupa pazarlarına bağlanması öngörülmektedir.
Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı Projesi ile, Suriye üzerinden Katar gazının Türkiye ve Avrupa'ya ilerletilmesi, ayrıca Akdeniz üzerinden sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatı için Banyas'a bir yan hattın kurulması planlanmaktadır.
Türkmenistan doğal gazının Hazar Denizi üzerinden Türkiye'ye ve oradan da Avrupa'ya taşınması da bu projenin parçasıdır. Türkmenistan yaklaşık 50 trilyon metreküp rezerviyle dünyanın dördüncü büyük doğalgaz rezervine sahip ülkesidir.
Modern Hicaz Demiryolu ile Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’a ulaşacak kesintisiz hızlı demiryolunun Umman’a uzatılması planlanıyor. Projenin tamamlanması halinde Kızıldeniz’i Akdeniz’e ve Güney Avrupa’ya bağlayan yolcu ve yük taşımacılığı ağı ortaya çıkacak. Demiryolu hattının Avrupa’nın yanı sıra Orta Asya'ya da ulaştırılması hedefleniyor.
Sonuç
Beşar Esad dikta rejiminin devrilmesinden sonra teşekkül eden Yeni Suriye Devleti, iç istikrarının sağlanmasından sınırlarının korunmasına ve ekonomisinin kalkınmasına kadar her alanda Türkiye ile kader birliği yapmaktadır. Türkiye ile mutabakat çerçevesinde Suriye liderliği tarafından gündeme getirilen Dört Deniz Projesi, Suriye’nin yeni jeopolitik rolünü pekiştirmektedir.
2022’de başlayan Ukrayna-Rusya savaşı sebebiyle Rusya ile doğalgaz anlaşmalarını iptal eden Avrupa halen enerji krizi ile boğuşmaktadır ve ABD’den fahiş fiyatla tedarik ettiği kaya gazına muhtaç durumdadır. Buna ilaveten Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile Avrupa’nın enerji krizi katmerlenmiştir. Uygun fiyatlı ve istikrarlı doğalgaz tedarikine ihtiyaç duyan Avrupa için Dört Deniz Projesi önündeki tek rasyonel seçenektir.
Suriye devlet başkanı bu projeye katılmaları için AB liderlerinden Suriye’nin istikrarının korunmasını ve İsrail saldırılarının durdurulmasını şart koşmaktadır. ABD ve diğer Avrupa ülkelerinin Suriye’ye yönelik yaptırımları bir yıl içinde kaldırması, pek çok devletin Cumhurbaşkanı Ahmed eş Şara’ya kapılarını açması, BM dahil uluslararası kuruluşların işbirliğini geliştirme yaklaşımı, Suriye’nin yeni rolünün kabul gördüğünü ve taleplerine itiraz edilmediğini göstermektedir.
Topraklarını savaş alanından çıkarıp küresel fayda alanına dönüştürmek isteyen Suriye yönetimi, sahip olduğu jeopolitiği avantaj haline getirmeyi başarmıştır. Türkiye ve Suriye’nin merkezî konumda bulundukları yeni enerji ve lojistik hatlarına ihtiyacı olan Avrupa ülkeleri, İsrail’in Suriye’ye karşı saldırgan politikalarında Suriye’nin yanında ve İsrail’in karşısında yer almak zorunda kalacaktır. Nitekim, içinde bulundukları jeopolitik zorluklar sebebiyle ABD ve Avrupa ülkeleri ayrılıkçı SDG/YPG, Dürziler ve Nusayrilere olan desteklerini kestiler, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını onaylamadılar. Son dönemde Avrupa liderlerinden yükselen İsrail eleştirilerinin arkasında bu talebin ciddi bir rolü vardır.
Suriye yönetimi, İsrail dışındaki bütün bölge ülkeleri ile samimi bir dayanışma ve işbirliği içine girmiştir. ABD ve Avrupa ülkeleri ile ilişkilerini de rasyonel temelde, barış eksenli ve güven veren biçimde yürütmektedir.
Esad rejiminin devrilmesinden sonra Suriye’de baskıcı ve dışlayıcı örgüt yönetimi, iç savaş ve parçalanma, İsrail işgali bekleyen yorumların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Aksine Suriye yönetimi içyapısını tahkim etme yolunda mesafe almış, kendisini bölgesel savaşın dışında tutarak Türkiye ile birlikte istikrarın adresi olmuştur. Bu gelişmeler ışığında, Suriye’nin dış dünyadan gördüğü ilgiyi Ahmet eş Şara’nın Batı ajanlığına ya da İsrail işbirlikçiliğine bağlayan yaklaşımların gelişmelerden ne kadar kopuk, tutarsız ve önyargılı olduğu ortadadır.
Güncel Yazıları
The End of the Velayat-e Faqih System in Iran Following the Death of Ali Khamenei
01 Mayıs 2026
Ukrayna’nın ‘Yeni Dostlar’ Politikası ve Zelenskiy’nin İslam Ülkelerine Yönelik Açılı..
29 Nisan 2026
ABD’de Trump Yönetimi-Papalık Çekişmesinin Arka Planı
28 Nisan 2026
Ali Hamaney’in Ölümüyle İran’da Velâyet-i Fakih Sistemi Sona Erdi
05 Nisan 2026
Netanyahu Finally Spills the Beans: The War’s Real Aim Is to Establish a New Oil Orde..
24 Mart 2026
Netanyahu Ağzındaki Baklayı Çıkardı: Savaşın Sebebi İsrail'den Dağıtılacak Yeni Bir P..
24 Mart 2026
Netanyahu’nun ‘Altıgen İttifakı’ Hayali
27 Şubat 2026
Hakan Fidan’ın Sükûtu, Türkiye’nin Nükleer Güç Olma Hedefinin İkrarıdır
21 Şubat 2026
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır Ziyareti Üzerine
12 Şubat 2026
Hakan Fidan’ın Bölge Devletleri Arasında “Bölgesel Sahiplenme”ye Dayalı Kapsamlı Birl..
01 Şubat 2026
Yükselen Özbekistan-Türkiye İlişkileri
26 Ocak 2026
İsrail’in “8. Cephe”si Kime Karşı?
23 Aralık 2025
ABD Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi ile Dünyayı Birileriyle Paylaşmak mı İstiyor?..
12 Aralık 2025
Could America Become Another Gaza? Mind-Bending Questions…
11 Kasım 2025
Amerika Gazze Olur mu? Beyin Yakan Sorular...
08 Kasım 2025