Sinan TAVUKCU

Tüm Yazıları

Hakan Fidan’ın Bölge Devletleri Arasında “Bölgesel Sahiplenme”ye Dayalı Kapsamlı Birlik Modeli Teklifi

01 Şubat 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar’ın Al Jazeera kanalında 29 Ocak günü yayımlanan ve çok ses getiren röportajında pek çok küresel ve bölgesel konuda değerlendirme yaptı.[i] Konuşmasında en dikkat çekici olan, dile getirdiği “Bölgesel Sahiplenme” kavramıydı. Bu kavram, bir slogandan öte; bölgedeki sorunları çözmek için ikili uluslararası iş birliklerini aşan, alt kurumsal yapılar ve bir dizi platformla desteklenen, kapsamlı bir bölgesel bütünleşmenin gerekliliğine işaret etmekteydi.

İran ve bölge ülkelerinin ilişkileri bağlamında konuya değinen Fidan, İran’ı daha fazla bölgesel iş birliği için teşvik ettiklerini söyledi ve “Bunun sağlanabilmesi için belirli uygulamalardan ve politikalardan vazgeçmeleri gerek.” ifadesini kullandı. Vazgeçmesini istediği politikalar, İran’ın 1996’dan sonra bölgede Devrim Muhafızları eliyle yürüttüğü Şii yayılmacılığı ve Fars milliyetçiliği politikalarıydı. Bu politikalar; Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen gibi ülkelerde kaosa sebep olmakla kalmamış, başta Körfez ülkeleri olmak üzere güvenlik endişesiyle diğer Arap ülkelerini ABD-İsrail’in kucağına itmişti.

Bakanın bölgesel iş birliği vurgusu sadece İran ile ilgili değildi. Fidan’a göre bölgemizdeki sorunların asıl kaynağı, ulus devletler arasındaki güven eksikliğidir: bunun çözümü, halklar arasında güvenin artırılmasında yatmaktadır. Bu başarılabilirse bölgeye istikrar ve barış gelecektir. Bölge ülkelerinin herhangi bir tehdide karşı askerî caydırıcılık kapasitesini artırmaya değil, öncelikle kendi aralarında temel ve nihai bir güven oluşturmaya ihtiyaçları vardır. Devletler etkileşime girdiğinde ve kendini başkasının güvenliğine adadığında nihai güven tesis edilmiş olacaktır.

Bunun ilk adımı olarak bölgede kimsenin kimseye tahakkümde bulunmaması gerekir: Ne Türk tahakkümü, ne Arap tahakkümü, ne Fars tahakkümü ne de başka bir tahakküm…

Bugüne kadar bölgesel dayanışmanın yokluğunda, sorun çözücü olarak her zaman bir “hegemona” ihtiyaç duyuldu. Ancak sorunları çözmek için gelen hegemon, arkasında ilk geldiklerinden daha kötü sorunlar bırakarak gitti. Üstelik bunu bedava da yapmadı; karşılığında ağır bedeller ödetti. Hegemona sığınmak, ulusal çıkarlara hizmet etmediği gibi büyük maliyetler de getirdi. Bunu ABD ve bölgedeki diğer hegemonlarda gördük.

İsrail’in 9 Eylül 2025’te Katar’ın başkenti Doha’da Hamas müzakere heyetinin bulunduğu binaya saldırısının ardından, bölgedeki ABD müttefikleri “ABD güvenlik şemsiyesinin güvenilirliği”ni sorguladılar. Kırılma anı olan bu saldırı, güvenliğin koruyucu bir hegemona devredilemeyeceğini gösterdi.

Dışişleri Bakanı Fidan, sorunlarının çözülmesi için ülkelerin bir hegemona ihtiyaç duymaması gerektiğini; bunun için de ülkelerin kendi sorunlarını çözebilmesi gerektiğini ifade etti. Bu amaçla bölge devletlerinin “bölgesel sahiplenme” ile hareket etmeleri gerektiğine dikkat çekti. Bakanın bu kavramla, her ulus devletin komşu devletlerin hak ve hukukunu koruma, güvenliğini garanti etme ve bütün bir bölgenin ayrılmaz parçası olarak bölge istikrarını sağlama ve her alanda dayanışma sorumluluğunu üstlenmeleri gerektiğini kastettiği anlaşılıyor.

İsrail saldırısından hemen sonra, 15 Eylül 2025’te Doha’da toplanan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Yüksek Konseyi Olağanüstü Oturumu’nun ardından yayımlanan “Katar Devleti’ne Yönelik İsrail Saldırganlığına İlişkin Sonuç Bildirisi” tam da bölgesel sahiplenmeye uygun bir bakış açısını yansıtıyordu. Bildirgede; KİK ülkelerinin güvenliğinin bölünmez olduğu ve KİK Temel Tüzüğü ile Ortak Savunma Anlaşması uyarınca üye ülkelerden herhangi birine yapılan saldırının hepsine yapılmış sayılacağı vurgulandı. Ayrıca üye ülkelerin kardeş Katar Devleti’ni desteklemeye ve güvenliğini, istikrarını ve egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak için tüm imkânlarını seferber etmeye hazır olduğu belirtildi.

KİK Zirvesi’nde alınan karar, “bölgesel sahiplenme” anlayışının bölgede hayata geçirilmekte olduğunun göstergesiydi.

Hakan Fidan, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçen yıl imzalanan ve bir pakt olarak görülen savunma anlaşmasına Türkiye’nin katılıp katılmayacağına ve bölgedeki diğer ülkelerin bu örneği takip edip etmeyeceğine ilişkin soruya verdiği cevapta, bölgesel sahiplenmeye dayalı bir birlikten sadece ortak tehditlere karşı oluşturulacak askerî bir ittifakı kastetmediğini şu cümlelerle açıkladı:

“Bence bölgedeki herhangi bir anlaşma daha kapsayıcı olmalı. Bu önemli; aksi hâlde bölücü olmak ya da yeni bir cephe oluşturmak istemiyoruz. Bölgesel bir dayanışma platformu oluşturmak istiyoruz. Hedefimiz bu olmalı.”

Fidan, bölgemiz ülkelerinin bir araya geldiği ve birbirlerine karşı sorumlu davrandığı böyle bir birliğin mümkün olduğunu, “Avrupa Birliği’nin sıfırdan bugüne kadar nasıl bir yapı oluşturduğuna bir bakın. Neden biz yapamayalım?” sözleriyle somutlaştırdı. Bakana göre böyle bir birlik iki-üç ülkeyle başlayabilir; ancak zamanla bölgedeki çoğu ülkeyi kapsayan bir yapıya dönüşebilir. “Her şeyi içeren” bir yapıya dönüşürse bunun ideal olacağını ve nihai amaca hizmet edeceğini ifade etti.

Bölgesel sahiplenmenin gerçekleştirilebilmesi için belli düzeyde dayanışma ve kurumsallaşma gerektiğini belirten Fidan, bunun için bazı anlaşmalar yapılması ve platformlar oluşturulması gerektiğine özellikle vurgu yaptı.

Hakan Fidan “Bölgesel Sahiplenme” vizyonunu 2024 yılında da dile getirmişti

Bakan Fidan, “Bölgesel Sahiplenme”ye dayalı kapsamlı bir birlik ihtiyacını 16 Aralık 2024’te Suudi Arabistan merkezli Al Hadath televizyonuna verdiği röportajda da dile getirmişti. 18 Aralık 2024 tarihli “Suriye Operasyonunun Arka Planı, Hakan Fidan’ın Bölgesel İttifak Önerisi ve Kurtuluş Reçetesi” başlıklı yazımızda[ii] bakanın teklifi bir “kurtuluş reçetesi” olarak değerlendirilmişti. İki röportaj, bölgesel birlik üzerine uzun süredir düşünüldüğünü ve arka planda ciddi adımlar atıldığını göstermektedir.

Fidan, 2024 yılındaki röportajında; 2024’ten 2025’e geçtiğimiz dönemde bölge devletlerinin Türk, Arap ve İran dominasyon dilini terk etmesi, emperyal fikirlerin rafa kaldırılması gerektiğini söylemişti. Devamında, birilerinin “proxy” kullanarak bölgede başka ülkeleri yönetmeye çalışmasının, birilerinin geri planda para vererek başka işler yürütmesinin ve menfaatini korumaya çalışmasının 20-30 yıldır bölgeyi ateş sarmalına soktuğuna işaret etmişti.

Bölge ülkelerini ittifaka davet eden Fidan, “Bir araya gelip iş birliği kültürü içerisinde birbirimizin sınırlarına, egemenlik haklarına saygı duyarak; saygının ötesine geçip birbirimizi korumayı taahhüt ederek, omuz omuza vererek bölgede kendi çıkarlarımızı, kendi düzenimizi kurmamız gerekiyor.” demişti.

Aksi takdirde dışarıdan bölgeye müdahale edildiğine, kutuplaşmadan yararlanıldığına ve bunun bölgede uzun süreli, kanlı ve maliyetli çatışmalara yol açtığına dikkat çeken Fidan, buna gerek olmadığını; açık ve şeffaf şekilde bölge halklarının birlikte yaşayabileceğini belirtmişti.

Fidan, “Zaten hepimiz akrabayız birbirimizle; hepimiz Müslümanız, hepimiz aynı dindeniz. Bir araya gelip büyük bir olgunluk ve profesyonellik içerisinde menfaatlerimizi, isteklerimizi, hassasiyetlerimizi tanımlayıp birbirimizle, nasıl Avrupa’da, Kuzey Amerika’da ve başka yerlerde ittifaklar kuruluyor; ekonomik, siyasi, askerî… bunların hepsini de bu coğrafyada yapmak mümkün.” sözleriyle muhataplarına dünyadaki diğer bölgesel ittifakları model göstermişti.

Fidan’ın konuşmasındaki “Bizim el birliğiyle, el ele vererek yeni dönemde özellikle Suudi Arabistan’la çok yakın iş birliği içerisinde ve diğer kardeş ülkelerle iş birliği içerisinde yeni bir anlayışı, yeni bir vizyonu bölgede hep beraber hayata geçirmemiz gerekiyor.” sözleri; son röportajında dile getirdiği “Böyle bir birlik iki-üç ülkeyle başlayabilir; ancak zamanla bölgedeki çoğu ülkeyi kapsayan bir yapıya dönüşebilir.” açıklamasının arka planına işaret etmekteydi.

Sonuç

I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının ardından bölgede örtülü ya da açık şekilde İngiliz-Fransız mandası altında onlarca ulus devlet inşa edildi. Batı ya da Sovyet etkisi altındaki yönetici elitler, yüzyıllarca birlikte yaşadığı komşu devletleri ve halklarını düşman olarak tanımladı. Pohpohlanan ulusçuluk ideolojisine uygun olarak her ulus devlet, kendi sınırları içerisindeki diğer etnik halkları asimile etme politikasına yöneldi. Bu durum direnişlere ve ayaklanmalara yol açtı; devletler iç savaşlara sürüklendi.

Nihayet 1948’de İsrail’in bölgeye fitne unsuru bir devlet olarak monte edilmesiyle bölge, doğrudan İsrail ve Batı’nın silah gücüyle şekillendirdiği bir arenaya dönüştü.

Ulusçuluğa dayalı parçalanmaya, 1979 sonrasında Humeyni Devrimi ile birlikte mezhep ihracı da eklendi. Şii Hilali hedefiyle bazı bölge ülkeleri kan gölüne döndürüldü. Sonu gelmez savaşlar, iç çatışmalar ve güvensizlik ortamı; ülkelerin kaynaklarının heba olmasına ve hegemon devletlerin bölgede söz sahibi olmasına yol açtı.

Artık çatışmaya dayalı bu yapının sürdürülemez olduğunu bütün bölge devletleri ve halkları büyük ölçüde idrak etmiş durumdadır. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, aynı dine mensup ve akraba milletlerin bir araya gelerek Avrupa’da, Kuzey Amerika’da ve başka yerlerde yapılanlar gibi “omuz omuza verip ekonomik, siyasi, askerî ittifaklar kurarak kendi düzenimizi kurma” çağrısı karşılık bulmaktadır.

Anglo-Amerikan hegemonyasına dayalı dünya düzeninin yıkıma uğradığı ve çok kutuplu bir dünya düzeninin ortaya çıkmakta olduğu günümüzde bütün devletler ittifaklarını gözden geçirmekte ve yeni ittifaklara yönelmektedir. Transatlantik müttefiki ABD ile hasım hâle gelen Avrupa Birliği ve İngiltere bile Çin dâhil, eski düşmanlarıyla yeni iş birliği ve ittifak ilişkileri kurmaya yönelmiştir.

Bölgemiz ülkelerinin de bu şekillenmeye uygun olarak kendi aralarında bölgesel sahiplenmeye dayalı güçlü bir ittifak kurmaları ve her alanı kapsayan tam bir entegrasyona gitmeleri kaçınılmazdır. Dünyanın en önemli enerji kaynaklarına sahip, küresel lojistik ve enerji hatlarının güzergahında oturan, dünyanın en güçlü sermayesini elinde bulunduran ve dinamik nüfusa sahip bölgenin bu entegrasyonu gerçekleştirmede birbirine güven duyma dışında bir eksiği bulunmamaktadır.

Gelişmeler, hızla bu yola girildiğini göstermektedir.

Dipnotlar


[i] Dışişleri Bakanı Fidan: Bölgesel İşbirliğine, Bölgesel Güvenlik Yapısının Kurulmasına İhtiyacımız Var

 https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakani-fidan-bolgesel-isbirligine-bolgesel-guvenlik-yapisinin-kurulmasina-ihtiyacimiz-var/3814712

 

[ii] Sinan Tavukcu, Suriye Operasyonunun Arka Planı, Hakan Fidan’ın Bölgesel İttifak Önerisi ve Kurtuluş Reçetesi, 18 Aralık 2024.

https://www.sde.org.tr/sinan-tavukcu/genel/suriye-operasyonunun-arka-plani-hakan-fidan-in-bolgesel-ittifak-onerisi-ve-kurtulus-recetesi-kose-yazisi-56461

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA