Sinan TAVUKCU

Tüm Yazıları

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır Ziyareti Üzerine

12 Şubat 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2026 yılı ilk resmi ziyaretini 3-4 Şubat tarihlerinde Suudi Arabistan ve Mısır’a gerçekleştirdi. Bölgede pek çok sıcak konunun gündemde olduğu, çatışmalar kontrol edilemediği takdirde ateşin bütün bölgeye yayılabileceği bir atmosferde yapılan bu ziyaretler dünyanın dikkatini üzerine topladı. Ziyaretlerin dikkatle izlenmesine yol açan bir diğer faktör, 17 Eylül 2025'te Pakistan-Suudi Arabistan arasında imzalanan nükleer kapsamlı askeri ittifaka Türkiye ve Mısır’ın da katılacağı tartışmalarının olduğu bir zamanda yapılmasıydı.

Ziyaretin en sıcak gündemi ABD’nin İran’da binlerce kişinin ölümüne yol açan sokak protestolarını kışkırtması ve İran’a yıkıcı bir savaş açma hazırlığı içinde olmasıydı, bölge liderleri müzakereler yoluyla savaşın önüne geçmeye çabalamaktaydı. Libya, Sudan, Somali ve Yemen’de yıllardır devam eden savaşların durdurulması ve bu ülkelerin parçalanmasının önüne geçilmesi, İsrail’in saldırganlığına son verilmesi, Gazze'nin yeniden inşası, ABD başkanı Donald Trump’ın projesi olan Barış Kurulu'nun atacağı adımlar, Kızıldeniz’in güvenliği, Doğu Akdeniz’de yeni bir enerji politiğinin oluşturulması, bu bölgede kurulmaya çalışılan İsrail-Yunanistan-GKRY paktına karşılık verilmesi, ziyaretlerde ele alınan diğer önemli başlıklardı.

Ülkeler Arasında Yaşanan Kırılganlık Dönemi

Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Mısır ile 2021 yılına kadar yaşadığı on yıllık kriz dönemi göz önüne alındığında, muazzam bir değişikliğin yaşanmakta olduğu görülmektedir. Gelinen noktanın öneminin anlaşılması ve varacağı hedefin öngörülmesi bakımından bu kriz dönemlerinin hatırlanmasında fayda vardır.

2011’de başlayan Arap Baharı’na Türkiye’nin sıcak bakıp Hamas ve Müslüman Kardeşler'e kucak açması, Suriye, Libya, Sudan ve Yemen’de başlayan iç savaşlara yaklaşım farklılıkları, Mısır’da seçilmiş Mursi hükümetinin 2013 Temmuz ayında askeri darbeyle devrilmesi, Haziran 2017’de diğer Körfez ülkelerinin(Suudi Arabistan, BAE, Mısır, Bahreyn) Türkiye’nin müttefiki Katar’a uyguladıkları 3,5 yıl süren ambargo, Suudi Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğunda Ekim 2018’de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suud istihbaratçıları tarafından öldürülmesi, 2019’da Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamak ve önünü kesmek üzere BAE, Mısır, Yunanistan, GKRY, İsrail arasında kurulan ve Suudi Arabistan’ın da destek verdiği iddia edilen Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun kurulması, geçmişte yaşanan gerilimlerin öne çıkan sebepleriydi.

2020’den Sonra Bölgede Olumlu Yönde Değişmeye Başlayan İlişkiler

2020 yılından sonra sanki sihirli bir el devreye girerek Türkiye ve bölge ülkeleri arasındaki kırgınlıkları onarmaya başladı, devletlerarasında güvene dayalı mekanizmaların önünü açtı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz arasında 21 Kasım 2020'de gerçekleştirilen telefon görüşmesinden sonra iki ülke arasındaki ilişkiler düzelme yoluna girdi.  2021 yılı Ocak ayında Körfez ülkeleri ABD direktifi ile uygulamakta oldukları Katar ablukasını kaldırdılar ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri arasında normalleşme süreci başladı.

Türkiye’nin Libya Ulusal Mutabakat Hükûmeti ile 27 Kasım 2019’da imzaladığı MEB anlaşmasıyla, Eastmed Boru Hattı'nın geçirilmesi planlanan deniz sınırlarını tamamen kontrol altına alması ve 2022 Ocak ayında ABD'nin EastMed'ten destek çekme kararı neticesinde Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de by pass etmeye yönelik proje çöktü. Bunun hemen öncesinde, projeye destek veren BAE ile yapılan uzlaşma sonucu 2021 Kasım ayında Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’in Ankara ziyareti sağlanmıştı. Şubat 2022’de Cumhurbaşkanı Erdoğan beraberindeki geniş heyetle birlikte BAE’ye bir ziyaret gerçekleştirdi.

BAE ziyaretinin akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28-29 Nisan 2022 tarihlerinde Suudi Arabistan lideri Kral Selman bin Abdülaziz’in daveti üzerine Suudi Arabistan’a iki günlük ziyarette bulunmasıyla iki ülke ilişkilerinde yeni bir sayfa açıldı. İki ay sonra, 21 Haziran 2022’de Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Ankara'ya resmi ziyarette bulundu. Yapılan açıklamada “ziyaret, iki ülke arasındaki mükemmel ilişkilerin derinliğini bünyesinde barındıran samimiyet ve kardeşlik ortamında gerçekleştirilmiştir" ifadesi, tarafların ilişkileri derinleştirme iradesinin ilanıydı.

Yeniden cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, Körfez ülkelerini ziyaret kapsamında 17 Temmuz 2023 günü Suudi Arabistan’a da bir ziyaret gerçekleştirdi. İki taraf, bölgesel ve uluslararası arenada her iki ülkeyi de ilgilendiren konularda görüş alışverişinde bulunarak, buna yönelik işbirliği ve ortak koordinasyonu güçlendirme, bölgede ve dünyada barış ve istikrarı tesis edecek tüm girişimlere desteklerini sürdürme; savunma ve askeri sanayi alanlarında işbirliği ve eş güdümü geliştirme ve bu alanlarda imzalanan anlaşmaları hayata geçirme kararlılıklarını teyid ettiler. Suudi Arabistan 2023 yılında Baykar ile yaptığı anlaşma kapsamında 3,1 milyar dolar değerinde 60 adet Akıncı TİHA satın aldı.

Mısır ve Türkiye arasında 2013’te başlayan soğukluğu ortadan kaldırmak için de Ankara, Mayıs 2021'de temaslara başladı. İki ülke cumhurbaşkanlarının 20 Kasım 2022'de Katar’da düzenlenen Dünya Kupası'nın açılış töreninde bir araya gelmesiyle ilişkiler ısınmaya başladı.

7 Ekim Aksa Tufanı Savruk İslam Dünyası’nı Kendine Getirdi

7 Ekim 2023 günü Hamas’a bağlı İzzetin el-Kasım Tugaylarının, Aksa Tufanı adı verilen bir saldırı ile, 2006’ dan bu yana acımasız bir abluka altında bulundurulan Gazze’den İsrail’e sızarak yüzlerce asker ve sivil İsrailliyi rehin alması, yüzlercesini öldürmesi İsrail’i şok etti. Hamas’ın radarlar, otomatik makineli tüfekler, termal kameralarla donatılmış “akıllı duvar”ı, kuş uçurmaz(!) İsrail istihbaratını kolayca geçmesi onlar için büyük bir itibar kaybına ve hezimete sebep oldu. Başbakan Netanyahu hükümeti bu ablukayı yarma harekatına bütün Gazze’yi baştan aşağı bombalayıp yıkarak, çoğu çocuk ve kadın on binlerce Filistinliyi soykırıma uğratarak cevap verdi.

Aksa Tufanından bir ay sonra, İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımını durdurmak, işgal altındaki tüm toprakları kurtarmak ve 4 Haziran 1967 sınırlarında bağımsız, egemen ve başkenti Kudüs-ü Şerif olan bir Filistin devletinin kurulmasını sağlamak ortak hedefiyle, 11 Kasım 2023 günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Üyesi Devletlerin Devlet ve Hükûmet Başkanları Olağanüstü Zirvesi gerçekleştirildi. Toplantıya 57+5 ülke katıldı ve 31 maddelik Zirve Bildirisi imzalandı. “BİZ” diye başlayan Bildirge, bütün İslam ülkeleri arasında nadir görülen bir işbirliği ve kararlılığı vurguluyordu. Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarında yer alan üye devletlerin Filistin Davası’nı kendileri için “merkezi” konumda ilan etmeleri ve bu dava için “tüm enerjimiz ve kapasitemizle” mücadele vereceğiz teyidi aralarındaki irade birliğini, mutabakat ve kararlılığı göstermekteydi. İsrail ve Batı ülkelerinin zulüm üzerinde ittifakı Müslüman devletler ve haklarının vicdanında tsunamiler oluşturmuştu.  Bu bildirideki kararlılık ve irade, günümüzde Müslüman devletleri her konuda bir araya getiren, askeri ittifakların kurulmasına yol açan ve entegrasyon dahil bugün konuşulmakta olan  olağanüstü gelişmelerin işaret fişeği mahiyetindeydi.

İİT ve Arap Ligi’nin tüm üye devletleri adına yetkilendirilen Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, Katar, Türkiye, Endonezya, Nijerya Dışişleri Bakanları’ndan oluşan “Gazze Temas Grubu”nun dünya devletleri nezdindeki diplomatik başarıları, BM'ye üye 193 ülkenin 160'nın Filistin'i devlet olarak tanımalarını sağlamadaki kabiliyetleri, İslam dünyasının diplomasi ve çözüm kapasitesini ortaya koyarak hem özgüven sağladı, hem de İstanbul, Doha, Kahire gibi başkentleri küresel çapta barış görüşmelerinin merkezleri haline getirdi.

İsrail, Filistin topraklarını işgal ve saldırılarla yetinmedi, başta Lübnan, Suriye, Yemen, İran olmak üzere bölge devletlerine de saldırılar ve istihbarat operasyonları düzenledi, Türkiye dahil bölgedeki her devletin saldırılarının hedefi içerisinde olacağını ilan etti. Bütün ateşkes girişimlerine rağmen İsrail’in soykırım ve vahşeti bitmek bilmedi.

Batı destekli İsrail saldırganlığı tehdidiyle karşı karşıya kalan bölge ülkelerinin dayanışma içinde olma zarureti, başta Türkiye, Katar,  Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere bölge devletlerinin daha sıklıkla bir araya geldiği, aralarında ortak politika ve projelerin masaya yatırıldığı ilişkileri yoğunlaştırdı.

15 Şubat 2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaret bunlardan biriydi. Bu ziyaretin ardından Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin 4 Eylül 2024’teki Türkiye ziyareti ile Türkiye-Mısır yakınlaşması yüksek düzeyli stratejik işbirliği seviyesine çıkarılarak kurumsallaştırıldı, iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplandı. Bu ziyaret sırasında iki ülke arasında 17 anlaşma ve mutabakat zaptının imzalanması, ilişkilerde yeni bir dönemin başladığının işareti oldu. Mısır Cumhurbaşkanı bu ziyaretin, "bölgesel ve uluslararası alanlardaki kilit rolleri temelinde Mısır ve Türkiye arasında yeni bir dostluk ve iş birliği aşamasına başlama arzusunu" yansıttığını vurguladı.

14 Temmuz 2024’te Suudi Arabistan dışişleri bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın kapsamlı bir heyetle Türkiye’yi ziyareti de çok ses getirdi. Düzenlenen Suudi Arabistan-Türkiye İş Forumuna her iki ülkeden bin 240 işadamı katıldı, 1 trilyon 800 milyar dolarlık Suud yatırım fırsatları gündeme geldi. Suudi Arabistan’ın 100 adet KAAN savaş uçağı siparişi ve projeye üretim ortağı olma isteğinin yanı sıra savaş gemileri, tanklar ve füze tedariklerini kapsayan 6 milyar dolarlık bir işbirliği müzakere edildi.

İsrail’in Katar’a Saldırısı: Kırılma Anı

Hamas-İsrail savaşı süresince Mısır ve Katar arabulucu rolleriyle öne çıktılar ve iki tarafın müzakerelerine ev sahipliği yaptılar. Ancak, 9 Eylül 2025’te İsrail Hava Kuvvetleri’nin Katar'ın başkenti Doha'da ateşkes müzakereleri için misafir ettiği Hamas'ın üst düzey liderliğine karşı bir hava saldırısı düzenlemesi bardağı taşıran hamle oldu. ABD’nin istese önleyebileceği bu saldırı, Körfez ülkelerine ABD garantörlüğüne ve korumasına güvenilemeyeceğini gösterdi.

15 Eylül 2025’te Doha’da toplanan Körfez İşbirliği Konseyi’ne üye altı ülke (Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri); ülkelerinin güvenliğinin bölünmez olduğunu, üye ülkelerin herhangi birine yapılan herhangi bir saldırının hepsine yapılmış sayılacağını ve birbirleri için tüm imkânlarını seferber etmeye hazır olduklarını ilan eden bir bildiri yayınladılar.  Bu bildiri, “bölgesel sahiplenmeye dayalı”, gerçek bir bölgesel askeri ittifakın hayata geçirilmesi olarak değerlendirildi.

Hemen iki gün sonra, 17 Eylül 2025'te Suudi Arabistan ile nükleer güç olan Pakistan arasında imzalanan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması, bölgesel savunmayı güçlendiren bir adım oldu. Suudi Arabistan ile askeri olarak ittifak kuran Pakistan böylece KİK'nin bir güvenlik ortağı haline gelmiş oldu.

Körfez’de güvenlik krizinin yaşanmakta olduğu dönemde, 21-23 Ekim 2025 tarihleri arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan   Kuveyt, Katar ve Umman’ı kapsayan üç günlük bir Körfez gezisi gerçekleştirdi. Körfez turuna savunma sanayii şirketlerinin üst düzey yöneticileri katılması ve her üç ülkeyle imzalanan anlaşmalarda savunma sanayii ürünlerinin önemli yer tutması dikkat çekti. Ziyaret sırasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu Eurofighter savaş uçaklarının Katar ve Umman’dan tedariki en önemli gündem maddelerinden birisi oldu.

Bölge ülkeleri arasında ilişkilerde savunma merkezli dayanışma iradesi ve işbirlikleri öne çıktı.

Trump’ın Barış Kurulu: Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’ın Güçlü Rolü

2026 yılına gelindiğinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze savaşını bitirmek için önerdiği 20 maddelik Gazze Barış Planı’nın ikinci aşamasına geçilmesi dünyanın gündemine girdi, ABD,  Gazze Barış Planı’nın ikinci aşamasının başlatıldığını 14 Ocak'ta duyurdu. Plan kapsamında oluşturulan Barış Kurulu'na Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ile birlikte Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri 21 Ocak'ta yaptıkları ortak bir açıklamayla katılacaklarını duyurdular. Davos’ta "Gazze için Barış Kurulu Şartı" imza töreni 22 Ocak'ta yapıldı.

Gazze savaşının sona ermesi ve yeniden imarı konusunda Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’ın Barış Kurulu’nda yer alması Filistinliler için bir güvence oluşturuyor.

Erdoğan’ın 3 Şubat Suudi Arabistan Ziyareti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 3 Şubat’ta gerçekleştirdiği resmi ziyarette Türkiye ile Suudi Arabistan ikili ilişkileri, enerji, savunma sanayii, yatırımlar, ticaret ve teknoloji alanında işbirliği, bölgesel ve küresel konular ele alındı. 4 anlaşmanın imzalandığı, 31 maddelik ortak bir bildirinin yayınlandığı bu ziyaretle Ankara ve Riyad arasındaki işbirliğinin karşılıklı güvene dayanan kapsamlı bir stratejik ortaklığa doğru yol aldığı görüldü. Nitekim Kral Selman bin Abdülaziz başkanlığında 10 Şubat’ta Riyad’da toplanan Bakanlar Kurulu, ziyaretin iki ülke arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ortaya koyduğunu ve farklı alanlarda iş birliğini güçlendirme iradesini yansıttığını, imzalanan anlaşma ve mutabakat zaptlarıyla bunun somutlaştığını açıkladı.

Suud Bakanlar Kurulu’nun Enerji Bakanı’nı, Suudi Arabistan, Türkiye ve Ürdün arasında nükleer enerjinin ve atom enerjisinin barışçıl kullanımına yönelik çerçeve anlaşma ve iş birliği anlaşması konusunda görüşmeler yürütmek ve anlaşmaları imzalamak üzere yetkilendirmesi, bu üçlü arasında sivil nükleer işbirliğinin başlatılacağı yeni bir evreye girildiğini gösteriyor.

Ziyaret sonrasında, TUSAŞ ürünü T625 GÖKBEY çok amaçlı helikopterin Suudi Arabistan'da ortak üretimine, ROKETSAN’ın imal ettiği seyir füzelerinin Suudi Arabistan'da ortak üretimi ile anti-tank güdümlü füze silah sistemlerinin satışı ve ortak üretimine yönelik anlaşmalar imzalanması iki ülke arasındaki savunma iş birliğinin son halkası oldu.

Türkiye-Suudi Arabistan stratejik işbirliği her iki ülkenin de ortak çıkarlarının bulunduğu Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nde ve genel olarak Ortadoğu’da güvenlik ve istikrarın sağlanmasında büyük rol oynayacaktır.

Erdoğan’ın 4 Şubat Mısır Ziyareti

Riyad’dan Kahire’ye geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan 4 Şubat 2026’da Türkiye-Mısır Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi İkinci Toplantısı’na katıldı. İki devletin cumhurbaşkanlarının düzenledikleri ortak basın toplantısında Erdoğan, Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin “her alanda ilerlediğini” vurguladı ve ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, "Mısır, Afrika kıtasında Türkiye'nin birinci ortağı sayılabilir. Biz ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarmak için var gücümüzle çalışacağız. Bölgemiz çok hızlı bir şekilde krizlere ve çalkantılara gebe kalıyor. Türkiye ile bu iş birliğini derinlemesine pekiştirmemiz lazım ki, (bölgede) sürdürülebilir siyasi çözümlere bir an önce ulaşabilelim" dedi ve "Türkiye ile hem bölgesel hem uluslararası iki ülkeyi ilgilendiren konularda iş birliğini artıracağız" sözleriyle Mısır kararlılığını dile getirdi, iki ülkenin Libya, Sudan, Somali, Gazze ve Suriye gibi bölgesel konularda çalışmaya devam edeceği mesajını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, İran’a yönelik dış müdahalelerin “bölge için risk oluşturduğunu” dile getirerek nükleer dosya başta olmak üzere sorunların diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini savundu.

İki ülke arasında imzalanan 7 anlaşmadan en önemlilerinden birisi “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Mısır Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Çerçeve Anlaşması”ydı.  Anlaşma öncesinde askeri konularda işbirliği zaten ivme kazanmıştı. Mısır, Türkiye’nin KAAN 5. nesil savaş uçağı projesine üretici ortak olarak resmen katılmış, stratejik savunma işbirliği, ortak askeri yatırımlar ve teknoloji paylaşımı devam ederken ortak tatbikatlar da sürüyordu.

Mısır ve Türkiye arasındaki münasebetlerin rekabetten işbirliğine yönelerek “çok boyutlu bir stratejik ortaklık” çerçevesine oturması; ekonomi, enerji, ulaştırma, kültür ve savunma alanlarda işbirliğinin derinleşmekte oluşu, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Afrika jeopolitiğinde güçlü bir eksenin doğmakta olduğuna işaret ediyor. NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye ile Ortadoğu ve Afrika’nın en büyük ordusuna sahip Mısır’ın askeri gücü arasındaki işbirliği Doğu Akdeniz ve Afrika’da oyun kurucu etkilerini artıracaktır.

Sonuç

Cumhurbaşkanı Erdoğan dönüş yolunda gazetecilere verdiği röportajda; Suudi Arabistan ve Mısır'ın liderleri ve heyetleriyle fevkalade yararlı görüşmeler yaptıklarını belirterek "İkili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla kapsamlı şekilde ele aldık. Bölgemizin önde gelen ülkeleri olarak 'bölgesel sahiplenme' yaklaşımıyla Filistin ve Suriye başta olmak üzere güncel gelişmelere dair istişarelerde bulunduk." açıklaması yaptı.

'Bölgesel Sahiplenme' yaklaşımı son dönem Türk Devletinin dış politikasını açıklayan en önemli kavram olarak dikkat çekiyor. Kavram, bölgede kimsenin kimseye tahakkümde bulunmadığı, sorun çözücü olarak bir hegemon güce ihtiyaç duyulmadığı, her devletin kendini başkasının güvenliğine adamasıyla nihai güvenin tesis edildiği bir bütünleşmeyi ifade ediyor.

Bölge ülkelerinin Avrupa Birliği’nin başardığı entegrasyon modelinin bir benzerini, bölgesel sahiplenmeye dayalı bir yaklaşımla kendi aralarında gerçekleştirmeleri pekala mümkün bulunmaktadır.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 16 Aralık 2024’te Suudi Arabistan merkezli Al Hadath televizyonuna verdiği röportajda, “Zaten hepimiz akrabayız birbirimizle; hepimiz Müslümanız, hepimiz aynı dindeniz. Bir araya gelip büyük bir olgunluk ve profesyonellik içerisinde menfaatlerimizi, isteklerimizi, hassasiyetlerimizi tanımlayıp birbirimizle, nasıl Avrupa’da, Kuzey Amerika’da ve başka yerlerde ittifaklar kuruluyor; ekonomik, siyasi, askerî… bunların hepsini de bu coğrafyada yapmak mümkün.” sözleriyle bu hedefe işaret etmiştir.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın ve  (daimi gözlemci statüsüne sahip Türkiye ile birlikte) Arap Ligi’nin üyeleridir. Bu statüleri 60’a yakın ülke üzerinde nüfuz sahibi olmalarına imkan sağlamakta olup işbirlikleri son derece önemli ve diğer üyeler üzerinde etkilidir.

Üç ülkenin stratejik işbirliği Ortadoğu, Afrika, Hint Okyanusu-Kızıldeniz-Basra Körfezi ve Akdeniz’de güvenlik ve istikrarın sağlanması, ülkelerin dış müdahaleler ile parçalanmasının önüne geçilmesi, terörizmle mücadele, enerji ve lojistik hatları üzerinde kontrol sağlama imkanını verecektir. Dünyanın jeostratejik değeri en yüksek olan bölgesindeki bu birliktelik çok kutupluluğa dayalı yeni dünya düzeninde cazibe merkezi olarak diğer devletlerin de gönüllü katılacağı bir entegrasyonun yolunu açacaktır.

Dünyanın en önemli enerji kaynaklarına sahip, küresel lojistik ve enerji hatlarının güzergahında oturan, dünyanın en güçlü sermayesini elinde bulunduran ve dinamik nüfusa sahip bölge devletlerinin bu entegrasyonu gerçekleştirmede birbirine güven duyma dışında bir eksiği bulunmamaktadır.

 

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA