Sinan TAVUKCU
Tüm Yazılarıİsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 19 Mart’ta düzenlediği basın toplantısında, savaşın bitiminde Orta Doğu petrolünü doğrudan İsrail limanlarına taşıyacak yeni bir boru hattı projesiyle Hürmüz Boğazı’nın işlevine son vermeyi hedeflediklerini açıkladı. Bu konuşmasıyla İsrail Başbakanı, 28 Şubat’ta ABD ile birlikte İran’a yönelik olarak başlattıkları savaşın asıl amacının, Ortadoğu petrollerinin İsrail'den dağıtılacağı yeni bir petrol düzeni kurmak olduğunu ifşa etti.
Netanyahu basın toplantısında bu planı, "Arap Yarımadası'nı batıya doğru geçerek doğrudan İsrail'e ve Akdeniz limanlarımıza uzanan petrol ve gaz boru hatları inşa ederseniz, bu dar boğazları sonsuza dek ortadan kaldırmış olursunuz. Ben bunu, savaşın ardından gelecek gerçek bir değişim olarak görüyorum." sözleriyle açıkladı.
Netanyahu’nun konuşmasında çizdiği Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakacak doğalgaz rotası, 7 Ekim Aksa Tufanı ile rafa kalkan “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) Projesi”nin enerji güzergâhıydı. Yazımızın ilerleyen kısmında açıklayacağımız üzere, savaşın bu projenin yeniden hayata geçirilmesi için çıkarıldığı anlaşılıyor.
Savaşın başında hem İsrail hem de ABD tarafından ilan edilen askerî hedef; İran’ın uranyum zenginleştirme yeteneğinin ve füze üretme kapasitesinin yok edilmesi, rejim değişikliğinin gerçekleştirilmesiydi. Ancak, hem ABD başkanı Donald Trump hem de İsrail başbakanı Netanyahu savaşın üçüncü haftasında yaptıkları açıklamalarda, hava saldırıları ile bir rejim değişikliğinin muhtemel olmadığını söylediler. ABD’nin karaya çıkaracağı birkaç bin askerle de bu hedefi gerçekleştirmesi tabii ki mümkün değildi. Öte yandan, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın savaş kararı alınmadan önce Senato İstihbarat Komitesi'ne sunduğu raporda, Haziran 2025’teki saldırılarla "yok edilen" İran nükleer programının, o tarihten bu yana yeniden inşa edildiğine dair hiçbir kanıt bulunmadığı bildirilmişti.
Ta savaşın başında bunlar biliniyor olmasına rağmen İsrail başbakanı Netanyahu ve Beyazsaray’daki bir avuç Siyonist elit (başta senatör Lindsey Graham, damat Jared Kushner, özel temsilci Steve Witkoff, savaş bakanı Pete Hegseth) ABD başkanı Trump’ı İran’a karşı kolay kazanılacak bir savaşa ikna ettiler. Savaşa karşı çıkarak istifa eden Ulusal Terörle Mücadele Merkezi başkanı Joseph Kent, Trump’a hitaben kaleme aldığı mektupta, İran’ın ABD’ye yönelik yakın bir tehdit oluşturmadığını ve Amerikan çıkarlarını korumayan bu savaşın İsrail ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısıyla başlatıldığını yazdı.
O halde ABD ve İsrail’e şimdiden 20 milyar dolar maliyeti geçen bu savaş ne için çıkarıldı?
Binyamin Netanyahu’nun savaşın 20’inci gününde yaptığı Hürrem Boğazı’nı devreden çıkararak İsrail kontrolünde yeni bir doğalgaz hattı kurma açıklamaları, İsrail’in asıl niyetinin İran’ı odağa koyan ilan edilmiş hedefleri gerçekleştirmek olmadığını ortaya koydu. Savaşın İran hedefi, ABD-İsrail ile uyumlu zayıflatılmış bir rejimin iş başında tutulması olarak güncellendi. Hatta Donald Trump 23 Mart’ta yaptığı açıklamada, yeni dini lider Mücteba Hamaney’in ölmesini istemediğini, Hürmüz’ü Ayetullah ile birlikte kontrol edebileceğini açıkladı.
Pek çok gösterge, Pentagon'un ‘Destansı Öfke Operasyonu’, İsrail’in ‘Aslanın Kükremesi Operasyonu’ adını verdiği ortak askerî harekâtın, İsrail’in kontrolünde olacağı yeni bir petrol düzeni değişikliğine üreticileri ve tedarikçileri razı edecek küresel bir kaos oluşturmaya yönelik olduğuna işaret ediyor. İsrail’in 18 Mart’ta İran’a ait Güney Pars doğalgaz sahası ile Asaluyeh petrol rafinerisine saldırısı ve İran Devrim Muhafızlarının, savaşta ABD-İsrail’e destek vermeyeceğini açıklayan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'daki çeşitli petrol tesislerini hedef alarak misillemede bulunacağı açıklaması bütün dünyayı kaosa sürükleyen gelişmeler oldu.
İran, savaşın başından itibaren kendi talebi ile ABD-İran müzakerelerine ev sahipliği yapan Umman’ın Salalah ve Dumkh Limanı ile El Awahi Sanayi Bölgesini bile İHA saldırıları ile vurdu.
Devrim Muhafızları, İsrail Güney Pars Sahası’na saldırısına misilleme olarak 18 Mart’ta Katar'ın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretiminin ana merkezi olan Ras Laffan Endüstri Şehri’ni vurarak ağır hasar verdi. Ras Laffan, Katar’ın İran ile paylaştığı dünyanın en büyük doğal gaz sahası Pars Doğalgaz Sahası’nın kuzeyinde bulunuyor ve bölge gaz rafinerilerine, çok sayıda petrokimya kompleksine ev sahipliği yapıyor. Üretim tesisleri devre dışı kalan Katar'ın dünya LNG arzının yaklaşık beşte birini sağladığı dikkate alındığında uğradığı zararın ve bunun yol açtığı küresel kaosun büyüklüğü takdir edilecektir. Nitekim, bu saldırı sonrası petrol ve türevi bütün ürünlerin fiyatları fırladı, Asya’dan Avrupa’ya bütün devletler panik içine düştü.
Katar bombalaması garip bir misillemeydi
Katar’ın LNG tesisleri İran tarafından bombalandığında, 12 ülkenin (Türkiye, Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri) dışişleri bakanları, İran’ın Körfez ülkelerine gerçekleştirdiği saldırıları değerlendirmek üzere Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da olağanüstü toplanmıştı. Tam da bu zirve öncesinde İran’ın Katar’daki sivil altyapı ve enerji tesislerine düzenlediği yıkıcı saldırı manidardı ve 12 ülkeye verilmiş bir mesaj olarak algılandı.
Olağanüstü toplantının ardından konuşan ev sahibi Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, “(Katar’a yönelik) Hedeflerin isabet düzeyi, bunun önceden tasarlanmış, planlanmış, organize edilmiş ve iyi düşünülmüş olduğunu gösteriyor” dedi ve “Daha önce İran’a, Suudi Arabistan’ın bu savaşın tarafı olmayacağını ve askeri varlıklarının bu savaşta kullanılmasına izin vermeyeceğini açıkça ilettik. Ancak savaşın ilk gününden itibaren altyapımıza yönelik saldırılar aldık” diyen Ferhan İran’ı ‘şantaj politikası’ izlemekle suçladı.
Bakan, “İranlılara kardeşlik eli uzatmak için birçok girişimde bulunduk. Bunların sonuncusu Pekin Anlaşması’ydı, ancak İran bu adıma karşılık vermedi” sözleriyle İran’a duyulan hayal kırıklığını dile getirdi ve “İran’a duyulan güven sarsılmıştır” ifadesini kullandı.
İran’dan ikircikli açıklamalar
Katar saldırısı öncesinde Türkiye, Azerbaycan ve Umman’a yönelik füze ve drone saldırılarının ardından İran üst yönetimi, saldırıların İran Silahlı Kuvvetleri ya da direniş cephesine bağlı unsurlar tarafından yapılmadığını, saldırıların Siyonist düşmanın İran ile komşuları arasında ayrılık oluşturmak amacıyla başvurduğu bir sahte bayrak girişimi olduğunu açıkladı.
Ancak Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bir yandan Devrim Muhafızlarının bölge ülkelerini vurma tehditlerine diğer yandan bunu reddeden resmi açıklamalara vurgu yaparak, İran’daki çok başlılıktan duyulan güvensizliği ifade etti: “Mevkidaşım sayın Abbas Erakçi ile meseleyi doğrudan görüştük. Kendileri füzeleri sahiplenmiyor. Böyle bir konunun talimatını vermediklerini, saldırıyla ilişkilerinin olmadıklarını söylüyorlar. Elde de teknik veriler var, başka konular var. Biz bu iki beyan ve gerçeklik arasındaki zıtlığı açıkçası kendileriyle konuşuyoruz. Provoke edildiğimizin ve edileceğimizin farkındayım. Bizim amacımız bu savaşın dışında kalmak.”
İran’ın birbiriyle çelişen iki pozisyonunun gerçek mi yoksa danışıklı bir dövüş mü olduğu kuşkusu devam ediyor. Gerek geçen yıl yaşanan 12 gün savaşında gerekse halen devam eden savaş ve öncesindeki protesto gösterilerinde, İran içinde İsrail’le bağlantılı olduğu ortaya çıkan birtakım yapıların bu ülke hesabına saldırlar düzenlediği, suikastler yaptığı, casusluk faaliyetlerinde bulunduğu herkesçe biliniyor. Yine ülke içinde, İran’ın dış politikası, komşularla ilişkisi ve savaş hedefleri konusunda Cumhurbaşkanın temsil ettiği sivil siyaset ile dini rehberliğe bağlı Devrim Muhafızları arasında ciddi farklılıklar bulunduğu saklanmayan bir gerçeklik olarak duruyor.
İran’ın, tarafsız kalma pozisyonu açıklamalarında bulunan ve buna da riayet eden komşu ülkeleri İsrail-ABD saflarına iteleme ve İsrail’in kuracağı yeni petrol dağıtım düzeninin parçası yapma sonucunu doğuracak sivil altyapılarına düzenlediği saldırılar İsrail başbakanı Netanyahu’nun 2018 yılında BM Genel Kurulu’nda yaptığı, “Bu sizi şaşırtabilir ama” diye başladığı konuşmayı akıllara getiriyor:
“(P5+1 Anlaşması) İran'ı güçlendirerek, İsrail ve birçok Arap devletini, hayatım boyunca görmediğim ve birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek bir yakınlık ve dostluk içinde birbirine daha da yaklaştırdı… İsrail'in Mısır ve Ürdün'ün ötesinde diğer Arap komşularına da barışı yayabileceği gün yakında gelecek."
Katar-Suriye-Türkiye doğalgaz boru hattına alternatif
Savaşın sebebi, İsrail kontrolünde yeni bir petrol düzeni kurmak olunca bunun sebebi ve zamanlamasının irdelenmesi gerekmektedir.
2009 öncesinde, “Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı” projesi, en büyük doğalgaz rezervine sahip kaynak ülke Katar'ın (ne tesadüfse 18 Mart’ta saldırıya uğramış bulunan) Ras Laffan bölgesinden başlayarak önce Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye'den geçerek Ankara'ya ulaşacak ve buradan Nabucco hattı ile birleşerek Avrupa'ya ulaşacak olan bir doğalgaz boru hattı projesi olarak planlanmıştı. Bununla, Avrupa'ya Rus gazına alternatif güvenli bir doğalgaz tedariki hedefleniyordu.
Ancak Suriye’de yönetimi elinde bulunduran Esed rejimi, yaklaşık %40’lık payla Avrupa'nın gaz tedarik portföyünde en büyük paya sahip doğalgaz tedarikçisi müttefiki Rusya'nın çıkarlarını korumak için 2009 yılında boru hattının kendi topraklarından geçmesine izin vermedi ve Rusya’yı Avrupa’ya gaz tedarikinde rakipsiz bıraktı.
Öte yandan İran, hem rakibi Katar’ın yerine Avrupa’ya gaz tedarikçisi olmak hem de Türkiye-Katar ekseninin Suriye’de hâkimiyet kurmasını engellemek için kendi doğalgazını Avrupa’ya taşımak üzere nüfuz bölgesi haline getirdiği Irak ve Suriye’den geçen “Şii Doğalgaz Boru Hattı” alternatifini öne çıkardı. 2011 yılında patlayan Suriye iç savaşı sebebiyle her iki proje de akim kaldı ve Rusya bu çatışmadan en karlı çıkan ülke oldu.
Beşar Esed rejimi düştükten ve İran Suriye’den çıkarıldıktan sonra, Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı Avrupa'ya önemli bir gaz tedarikçisi olmak üzere Suriye-Türkiye-Katar-Suudi Arabistan tarafından 2025 yılında yeniden gündeme alındı.

-Kırmızı, Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı
-Yeşil, Şii Doğalgaz Boru Hattı
İsrail’in alternatif EastMed Projesi ve IMEC Koridoru
Doğu Akdeniz’de kendi kontrolünde doğalgaz piyasası oluşturarak Avrupa’ya pazarlamak isteyen İsrail de Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı’nı engellemek için elinden geleni yaptı. 2010 yılından itibaren Doğu Akdeniz’de keşfedilen büyük doğalgaz sahalarından elde edilen doğal gazı Türkiye’yi by-pass ederek Avrupa’ya ihraç etmek üzere Doğu Akdeniz Gaz Forumu kuruluşuna öncülük etti, EastMed boru hattı aracılığıyla çıkarılacak doğalgazı Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaştırmayı amaçlayan projeler geliştirdi. Ancak, ekonomik olarak da verimsiz olan bu proje Türkiye’nin Mavi Vatan stratejisiyle boşa çıkarıldı. ABD, 2022’de projeye desteğini çekti.
İsrail bundan sonra, kendisini bölge ülkelerine lütuf/nimet dağıtan bir ülke olarak konumlandırmayı sağlayacak ve bölge ülkelerini patronajı altına alacağı “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) Projesi”ne dört elle sarıldı. 9-10 Eylül 2023 tarihlerinde Hindistan’da gerçekleştirilen G20 Zirvesi'nde dönemin ABD başkanı Joe Biden tarafından açıklanan IMEC Projesinin mutabakat zaptı Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Fransa, Almanya, İtalya, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan tarafından imzalandı. Koridor iki bölüm öngörmekteydi: Hindistan ile Körfez arasında doğu yönlü bir deniz bağlantısı ve Arap Yarımadası'nı Ürdün ve İsrail üzerinden Avrupa'ya bağlayacak kuzey yönlü bir demiryolu ağı. Bu koridor, ticaret ve enerji güzergâhlarını yeniden çizerek bölgenin jeoekonomik dengesini nesiller boyunca değiştirebilecek küresel, stratejik bir hamle olarak ilan edildi.

IMEC Koridoru
İsrail başbakanı Netanyahu 2023 yılında düzenlenen 78’inci BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmasında, IMEC projesini ufukta görünen bir nimet olarak tanımladı. Hindistan'ı deniz bağlantıları, demir yolu bağlantıları, enerji boru hatları ve fiber optik kablolarla Avrupa'ya bağlayacak bu projeyi; “Sadece İsrail ile komşularımız arasındaki engelleri yıkmayacağız. Asya'yı BAE, Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Avrupa'ya bağlayan yeni bir barış ve refah koridoru inşa edeceğiz. Bu olağanüstü bir değişim, devasa bir değişim, tarihin bir başka dönüm noktası" sözleriyle takdim etti.
Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI)'ne rakip olarak tasarlanan bu koridorun odağında İsrail yer alıyor ve Türkiye koridordan by-pass ediliyordu. IMEC aynı zamanda, Hürmüz boğazını önemsizleştirerek Çin İpekyolu’nun geçeceği Türkiye, Irak, Katar ve BAE ortaklığı ile projelendirilen alternatif Kalkınma Yolu’nu da gözden düşüren bir koridor olarak tasarlanmıştı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ülkesini bypass eden projeyi "Türkiye'siz koridor olmaz" diyerek eleştirdi. İsrail’in ülkesinin geleceği için tarihi bir dönüm noktası olarak gördüğü ve büyük umutlar bağladığı IMEC projesi, 7 Ekim 2023’te gerçekleşen Aksa Tufanı sonrasında uygulama imkânını hızla yitirdi ve rafa kaldırıldı.
Sonuç
2009’dan beri gerçekleşmesi engellenen, bu uğurda Suriye iç savaşı çıkarılan Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı’nın hayata geçirilmesi hem İran hem de İsrail için bölge stratejilerinin çöküşü demektir.
İsrail bu sebeple, üzerinde çalışılan Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı’nı geçersiz kılmak için rakip IMEC projesini alelacele tekrar hayata geçirmeye yöneldi. ABD’deki Siyonist lobi ve İsrail, IMEC projesini ABD öncülüğünde uygulamaya sokmak üzere ABD başkanı Trump’ı İran’a karşı bir savaşa ikna ettiler. Netanyahu’nun 13 Mart’ta yaptığı açıklamadaki, “İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki benzeri görülmemiş iş birliğinin Orta Doğu’daki güç dengesini ve hatta ötesini değiştirdiğini, bu savaşla İsrail’in bölgesel bir güç, hatta bazı alanlarda küresel bir güç haline geldiğini” belirten sözleri, İsrail bakımından savaşın kendisinin küresel bir güç olmasına hizmet etmek üzere tasarlandığını ifade etmektedir.
Çıkarılan savaşın, daha önce Arap ülkelerinin Abraham Anlaşmalarına katılmalarını sağlamak için başvurulan İran tehdidinin yeniden formatlanmasına dayandığı anlaşılıyor. Nitekim, İsrail’in İran'ın en büyük gaz sahası olan Güney Pars'a düzenlediği saldırılarla tazyik ettiği İran, savaşta taraf olmayan Körfez ülkelerinin enerji tesislerine saldırılar düzenleyerek karşılık verdi. İsrail ve İran’ın bölgedeki enerji tesislerine karşılıklı vurması ile Körfez’de üretim durdu, Hürmüz Boğazı kapandı, arzın kısıtlanması ve petrol-doğalgaz fiyatlarının fırlamasıyla Avrupa ve Asya dahil birçok ülkede üretimi ve hayatı etkileyecek kaos oluşturuldu.
Gelinen noktada, ABD ve İsrail’in hedeflerinin birbirinden farklı olduğunu Siyonist olmayan ABD’liler de fark etmeye başladılar. ABD, Hürmüz Boğazı’nı açık ve güvenli tutmaya çalışırken İsrail’in tam tersine, Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya ve bütün dünyayı enerji kaynaklı kaosa sürüklemeye çalıştığı ortaya çıktı.
Neticede, Körfez Arap ülkelerini de içine katmak üzere planlanan Hürmüz Boğazı’na alternatif IMEC projesinin güvenli bir tedarik koridoru olarak İsrail tarafından pazarlaması için gerekli ortam hazırlanmaya çalışılıyor. IMEC projesinin hayata geçirilmesi, Çin'in Körfez petrol ve doğalgazına erişimini zora sokacağı gibi yine Çin’e alternatif koridor sunan Kuşak ve Yol Girişimi (BRI)'ni de sekteye uğratacak olması sebebiyle ABD çıkarlarıyla da uyumlu duruyor.
Devam eden savaş, görünen yüzüyle, ABD-İsrail ittifakının İran’ı yıpratma ve rejim değişikliği yapmaya zorlama operasyonu olarak değerlendirilse de asıl sebebinin enerji piyasasında oluşturulacak kaosun bütün küreyi etkilemesine yol açarak Hürmüz Boğazı’nı güvensiz hale getirme, İsrail’in dağıtıcı rolünü üstlendiği yeni bir petrol düzenini kabule üretici ve tedarikçileri zorlama amaçlı olduğu anlaşılmaktadır.
Eski alışkanlıklar ve ezberlerle kurgulanan, İran tehdidi ile Arap dünyasını İsrail-ABD kucağına atma tezgâhının bu sefer tutmayacağı görülüyor. Körfez ülkeleri ve diğer İslam ülkeleri provokasyon ve tuzaklara düşmeme konusunda dikkat, irade ve sabır sergilerken Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan’ın merkezinde yer aldığı, pek çok devleti de içine alacak yeni bir ittifakın temelleri atılıyor. Bu savaş hiç beklenmedik sonuçlar doğurmaya gebe, bunu İran içerisindeki rakip güçlerden hangisinin kazanacağı da büyük ölçüde belirleyecek. Ya son günlerde ortaya atılan Venezuela modeli çerçevesinde İran’da ABD-İsrail ile uyumlu bir rejim modeli ortaya çıkacak ve bölgede yeni bir ilişkiler manzumesi doğacak –ki ABD başkanı Hürmüz’ü Ayetullah ile birlikte yönetelim teklifinde bulunuyor- yada İran, İslam dünyası ile birlikte hareket edeceği yeni bir eksenin içinde yer alacaktır.
Ne olursa olsun, İsrail’in kendisini küresel bir güç olması için kullanmaya çalıştığı IMEC projesi yine elinde patlayacaktır.
Kaynaklar:
Sinan Tavukcu, Netanyahu’nun “Nimet ve Lanet” Kavramları Üzerinden Ortadoğu’yu Dizayn Projesi
Sinan Tavukcu, Bir Başarı Hikâyesi: “Kalkınma Yolu Projesi”
Güncel Yazıları
Netanyahu Finally Spills the Beans: The War’s Real Aim Is to Establish a New Oil Orde..
24 Mart 2026
Netanyahu Ağzındaki Baklayı Çıkardı: Savaşın Sebebi İsrail'den Dağıtılacak Yeni Bir P..
24 Mart 2026
Netanyahu’nun ‘Altıgen İttifakı’ Hayali
27 Şubat 2026
Hakan Fidan’ın Sükûtu, Türkiye’nin Nükleer Güç Olma Hedefinin İkrarıdır
21 Şubat 2026
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır Ziyareti Üzerine
12 Şubat 2026
Hakan Fidan’ın Bölge Devletleri Arasında “Bölgesel Sahiplenme”ye Dayalı Kapsamlı Birl..
01 Şubat 2026
Yükselen Özbekistan-Türkiye İlişkileri
26 Ocak 2026
İsrail’in “8. Cephe”si Kime Karşı?
23 Aralık 2025
ABD Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi ile Dünyayı Birileriyle Paylaşmak mı İstiyor?..
12 Aralık 2025
Could America Become Another Gaza? Mind-Bending Questions…
11 Kasım 2025
Amerika Gazze Olur mu? Beyin Yakan Sorular...
08 Kasım 2025
Trump’ın Barış Planı Üzerine
01 Ekim 2025
2015’te Kurulan İslam Ordusu
17 Eylül 2025
Gazze’nin İşgal Kararı İsrail’i İç Savaşa Taşıyacak
21 Ağustos 2025
Israel Moves Toward a Process of 'Redefinition'
31 Temmuz 2025