Sinan TAVUKCU

Tüm Yazıları

Geçen Yıl Hindistan’la Yaşadığı Savaşın Ardından Pakistan’ın Güçlenen Küresel Rolü

14 Mayıs 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Bundan bir yıl önce, 22 Nisan 2025 tarihinde, Hindistan kontrolündeki Keşmir’in Pahalgam bölgesinde silahlı kişilerin turistlere saldırarak 26 kişiyi öldürmesinden Hindistan hükümeti Pakistan'ı sorumlu tuttu. İslamabad ise suçlamaları şiddetle reddederek bunun bir "sahte bayrak" (false flag) operasyonu olduğunu iddia ederek kanıt sunulmasını istedi. Hindistan, 7 Mayıs 2025'te Pakistan'ın iç kesimlerini ve Pakistan yönetimindeki Keşmir'i hedef alan “Sindoor Operasyonu”nu başlattı. Pakistan ise bu saldırılara “Bunyan al-Marsoos Operasyonu” ile karşılık verdi.

Pakistan’ın karşı saldırıda Hindistan’ın 6 gelişmiş savaş uçağını düşürmesi, havada üstünlük kurması ve elektromanyetik silahları devreye sokmasıyla sağladığı başarı, Hindistan’ın bu hazırlık karşısında çaresiz kalması tüm dünyayı şaşırttı. Dört gün süren çatışmalar, ABD’nin arabuluculuğuyla 10 Mayıs'ta sağlanan ateşkesle sona erdi. Bu savaş Pakistan tarafından “Marka-e-Haq” (Hakikat Savaşı) olarak adlandırıldı.

Mayıs 2025'ten önce birçok Hintli gibi dış gözlemciler de 1,5 milyar nüfusa sahip Hindistan'ın Pakistan karşısında ezici bir üstünlüğe sahip olduğuna inanıyordu. Rakamlar da bu görüşü destekler nitelikteydi: Hindistan, Pakistan’ın yaklaşık 6 katı nüfusa; 1.400 uçağa karşı 2.229 uçağa, 640.000 aktif askere karşı 1.450.000 askere, 170 nükleer başlığa karşı 172 nükleer başlığa sahipti. Ancak savaş, sayısal üstünlüğün mutlak zafer getirmediğini bir kez daha kanıtladı. Hindistan tarafı, savaş sırasında Türkiye’nin Pakistan’a sağladığı füze, İHA, elektromanyetik silahların savaşın sonucunu belirlediğini iddia etse de Türkiye bu iddiaları resmen kabul etmedi.

Ateşkesin birinci yılında her iki tarafta zaferini kutluyor. Bilindiği üzere savaşlar, devletlerarasındaki rekabet ve güç mücadelesinde bir araçtır, genellikle dini, millî, siyasi ve ekonomik hedeflere ulaşmak için yapılır. Bu bakımdan değerlendirildiğinde savaşan tarafların başarısı, belirlenen hedeflere ulaşıp ulaşmadığı ile ölçülür. Pakistan-Hindistan savaşının üzerinden geçen bir yılın ardından yapılacak değerlendirme savaştan kimin kazançla ya da kayıpla çıktığını gösterecektir.

Savaşın Hindistan Bakımından Değerlendirilmesi

Savaş sonrasındaki süreç, kendisini "dünyanın en gelişmiş demokrasisi" olarak pazarlayan Hindistan’a yönelik küresel destek ve sempatinin umulan düzeyde olmadığını gösterdi. Hintli uzmanlarca yapılan medya analizlerinde, uluslararası kamuoyunun savaşı daha çok Pakistan lehine yorumladığının ortaya çıkması şaşkınlıkla karşılandı.

Hint-Pasifik bölgesindeki ABD-Çin rekabetinde Hindistan, ABD’nin "doğal müttefiki" olarak görülmekteydi. Ancak Trump yönetimi, 4 günlük savaş boyunca her iki tarafa itidal tavsiye eden bir tutum sergiledi, hatta dolaylı olarak Çin ile benzer bir çizgide durdu. ABD Başkanı Donald Trump, 6 Ağustos'ta Hindistan'ın Rusya’dan ucuz ham petrol almasını cezalandırmak amacıyla Hindistan menşeli ithalata ek %25 gümrük vergisi getirerek toplam vergiyi %50'ye çıkardı.

Bu süreçte Hindistan’ın yanında yalnızca iki stratejik ortağının kaldığı görüldü: İsrail ve Rusya.

Hindistan-İsrail Stratejik Ortaklığı

Pahalgam saldırısının hemen ardından Başbakan Narendra Modi’yi arayan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, her türlü yardımı sağlayacaklarını belirtti. Hindistan; operasyon sırasında İsrail menşeli füzeleri, hava savunma sistemlerini, İHA’ları ve istihbarat desteğini kullandı.

Savaş ve sonrasında beklediği küresel desteği bulamayan Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 25-26 Şubat tarihlerinde dünyadan izole edilen İsrail’e bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretten hemen önce Netanyahu; Hindistan, bazı Arap ve Afrika ülkeleri ile Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) içinde yer alacağı "Altıgen İttifakı" projesini duyurdu. Netanyahu’nun yeni ittifak projesinde Hindistan’ı “kilit müttefik” ve "küresel bir güç" olarak konumlandırması dikkatleri çekti.

Ancak İsrail ile kurulacak bir "İslam karşıtı ittifak", Hindistan için büyük riskler barındırmaktadır. Hindistan ticaretinin büyük bölümü Körfez ülkeleriyle yapılmakta ve milyonlarca Hint vatandaşı bu bölgede çalışmaktadır. Bu ittifakın, Hindistan’ın 2 milyar nüfuslu Müslüman dünyası ile ilişkilerine kalıcı zarar vermesi kaçınılmaz görünmektedir.

Hindistan-Rusya Stratejik Ortaklığı

22 Nisan'da başlayan gerginlik sırasında Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, iki ülkenin gerginliği azaltmasını umduklarını belirten açıklamasında, Hindistan'ın Rusya için stratejik ortak olduğunu vurguladı. “Özel ve ayrıcalıklı stratejik ortaklık” olarak tanımlanan Rusya-Hindistan ilişkileri sebebiyle Rusya, Pakistan'a karşı tüm savaşlarda Hindistan'ın yanında yer almış ve BM Güvenlik Konseyi'nde Hindistan aleyhine olan kararları her zaman veto etmiştir.

Hindistan askeri tedarik bakımından ciddi şekilde Rusya’ya bağımlıdır. Mevcut askeri envanterinin yaklaşık %60-70'i Sovyet ya da Rusya yapımı silahlardan oluşmaktadır ve Rusya hala Hindistan'ın savunma ihracatının yaklaşık %45'ini karşılıyor. Hindistan’ın 2025 Aralık ayında Rusya’dan nükleer tahrikli bir saldırı denizaltısını 10 yıllığına kiralaması askeri ilişkileri önemli bir seviyeye taşımıştır.

Savaştan sonra 4-5 Aralık 2025 tarihlerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Hindistan'ı ziyaretinde mevcut stratejik ortaklık pekiştirildi ve Rusya, Hindistan'a uzun vadeli petrol, gübre, kritik mineraller, nükleer reaktör tedariki garantisi verdi.

Savaşın Pakistan Bakımından Değerlendirilmesi

Pakistan, bu süreçten ulusal birliğini pekiştirerek ve uluslararası itibar kazanarak çıktı.

Askeri ve İdari Dönüşüm

Savaşın ilk sonucu, idari teşkilatın yeniden yapılandırılmasında kendisini gösterdi. Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir, savaş başarısından dolayı 20 Mayıs 2025'te Mareşal unvanı alarak Savunma Kuvvetleri Komutanı (CDF) makamına getirildi. Yapılan anayasa değişikliği ile kendisine ömür boyu dokunulmazlık tanındı ve Pakistan içinde en güçlü şahsiyet haline geldi.

Savaşın ardından Hindistan, İsrail ve Rusya ile sınırlı bir ilişkiye mahkum olurken Pakistan Mareşal Asım Munir ve Başbakan Şahbaz Şerif liderliğinde, ABD, Çin, Körfez ülkeleri, İran, Türkiye ve Mısır gibi küresel ve bölgesel güçlerle ilişkisini derinleştirdi ve bütün dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu bir diplomatik merkeze dönüştü.

Çin ile Stratejik Ortaklık

Pakistan'ın savaş başarısında Çin yapımı J-10 ve ortak üretim JF-17 savaş uçakları ile PL-15 füzeleri kritik rol oynadı. Gwadar Limanı üzerinden derinleşen bu işbirliği, Pakistan’ın nükleer ve teknolojik caydırıcılığını artırdı. Savaş sonrasında Pakistan'ın Çin ile savunma ve diplomatik işbirliği daha da gelişti. Pakistan önümüzdeki yıllarda Çin'den J-35 hayalet savaş uçakları, KJ-500 uçakları ve HQ-19 sistemlerini almayı planlıyor.

Çin-Pakistan dayanışmasının köklü bir geçmişi bulunuyor. Çin, Birleşmiş Milletler (BM) platformlarında daima Pakistan'ın yanında duruyor ve Keşmir konusunda Hindistan'a karşı örtülü destek sağlıyor.

Suudi Arabistan ile Stratejik Ortaklık

17 Eylül 2025'te imzalanan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması ile nükleer koruma taahhüdünü de kapsayacak şekilde Pakistan ve Suudi Arabistan, birine yapılan saldırıyı diğerine yapılmış sayma kararı aldı. Anlaşma çerçevesinde Pakistan, Nisan 2026’da Suudi Arabistan’a 13.000 asker konuşlandırarak bölgeye "güvenlik ihraç eden" bir güç haline geldi, asker sayısının 30 bine ulaşması bekleniyor.

İki ülke arasındaki ittifakın, Türkiye, Katar ve Mısır’a ilaveten başka bölge ülkelerinin de katılmasıyla geniş bir askeri pakta dönüşmesi gündemde bulunuyor.

Pakistan-ABD ilişkileri

Ateşkesin sağlanmasından bir ay sonra, Haziran ayında beş günlük ABD ziyareti kapsamında Washington'da bulunan Mareşal Asım Munir, Beyaz Saray'da ABD başkanı Donald Trump ile öğle yemeğinde bir araya geldi. Trump, Pakistan'ın Hindistan’la sıcak savaşa girmemesi nedeniyle Munir’e teşekkür etti: Munir'i harika bir savaşçı,  çok önemli bir adam olarak nitelendirdi ve onunla tanışmaktan onur duyduğunu ekledi.

Bu ziyarette Pakistan, İran krizi ve Körfez gerilimlerini çözmek üzere kendisini Washington, Tahran ve Arap başkentleri arasında faydalı bir arabulucu olarak konumlandırdı. Trump yaptığı açıklamada, Pakistanlıların "İran'ı çoğu kişiden daha iyi tanıdığını" belirtti.

Aralık ayında ABD, Pakistan'ın F-16 savaş uçakları için yaklaşık 686 milyon dolar değerinde gelişmiş teknoloji ve modernizasyon ürünlerinin satışını onaylayarak işbirliğinin seviyesini yükseltti.

Pakistan'ın Küresel Arabuluculuk Rolü

Savaşın en şaşırtıcı sonucu, Pakistan’ın ABD ve İran arasındaki gerilimde kilit arabulucuya dönüşmesi oldu. 28 Şubat’ta İsrail ile birlikte İran’a karşı savaş başlatan ancak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla dünyayı enerji krizine sokan Trump, çözüm için İslamabad’dan yardım istedi.

Türkiye, Mısır ve Katar ile koordineli hareket eden Pakistan; hem Batı hem de Doğu (Çin) güçlerini sürece dahil ederek büyük bir diplomatik başarı sergiledi. Pakistan’ın girişimiyle Pekin'in verdiği katkı, arabuluculuk girişimlerinin Washington tarafından şekillendirilen bir süreç olduğu algısını kırdı ve İran’ın masaya oturmasında etkili oldu.

Mareşal Asım Münir ve Başbakan Şahbaz Şerif’in çabaları ile ABD ve İran heyetlerinin İslamabad'da bir araya getirilmesi birçok kişinin neredeyse imkansız olduğunu düşündüğü bir başarıydı.

Mayıs 2026 itibarıyla, kalıcı bir anlaşma sağlanamamış olsa da arabuluculuk süreci, Pakistan'ın küresel bir orta güç ve önemli bir jeopolitik aktör olarak konumunu güçlendirdi. Bu süreçte, Pakistan’ın "küresel arabulucu" imajını sarsmak için Hindistan’ın sabote etme girişimlerinde bulunduğu gözlerden kaçmadı.

Sonuç

Pakistan-Hindistan savaşı, dört günlük bir çatışmadan çok daha fazla sonuçlar doğurdu. Çatışma, askeri açıdan iki ordunun güçlü ve zayıf yönlerini de gösterdi. Pakistan'ın kullandığı harp araçları ve elektronik savaş yetenekleri, Hindistan'ın büyük konvansiyonel askeri üstünlüğüne karşı galip geldi.

Savaş, her iki devletin ittifaklarını da sınadı. Hindistan’ın stratejik ortaklarının İsrail ve Rusya’dan ibaret olduğu ortaya çıktı. Bu küresel bir güç olma iddiasındaki Hindistan için kabullenilmesi zor bir durumdur. Pakistan ise, iki rakip küresel güç ABD ve Çin’in desteğine sahip, 2 milyar nüfuslu İslam Dünyası’na cesaretle nükleer güvenlik sunan askeri bir güç olarak kendini gösterdi.

Hindistan'ın kara propagandaya dayalı olarak "Pakistan’ı izole etme" stratejisinin gerçeklerden kopuk olduğu bu süreçte tescillendi. Her ortamda terör destekçisi olarak itham ettiği Pakistan gelinen noktada, küresel barışa katkı sağlayan, herkesin başarılı olması temennisinde bulunduğu, bölgede istikrar sağlayıcı diplomatik bir merkeze dönüştü.

Geçen bir yılın ardından yapılan değerlendirmeden; Hindistan’ın savaştan önce kendisine vehmedilen güçte olmadığı, ekonomik sıkıntılar yaşayan Pakistan’ın ise ilişkilerini ve jeopolitiğini avantaja çevirmeyi beceren, küresel bir "orta güç" olma kapasitesine sahip bulunduğu ortaya çıkmıştır.

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA