Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Irak ve Haşdi Şabi

Mithat IŞIK
25 Haziran 2021 00:14
A-
A+

Tarih boyunca büyük çekişmelerin yaşandığı Irak, günümüzde de bu özelliği ile gündemde kalmaya devam ediyor. Yeraltı kaynakları nedeniyle dış güçler tarafından birçok müdahaleye maruz kalan Irak, günümüzde de iç çekişme ve çatışmalarla gündemdeki yerini korumaktadır. 2003 yılında ABD’nin müdahalesi ile Saddam devrilmiş, Irak’ta İran’ın etkisi her geçen gün artmaya devam etmiş. Irak birçok milis gücün oluştuğu bir ülke konumuna gelmiştir. İran’ın Irak siyaseti üzerindeki etkisinin artması ile birlikte Irak, İran için bir rekabet ve nüfus alanı olmaya başlamıştır. Irak etkisinde bulunan ve Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı kurulmuş olan Haşdi Şabi zaman içerisinde Irak içinde derin sorunlara neden olmuştur. Birçok örgütü bünyesinde barındıran Haşdi Şabi, Irak ordusunda daha güçlü duruma gelmiştir. Haşdi Şabi’nin bölgedeki PKK/YPG gibi terör örgütleri başta olmak üzere diğer örgütlerle ilişkisi bölge ülkelerini bu oluşuma karşı birtakım önlemler aldırma yönlendirmektedir.

ABD’nin 2003 müdahalesi ile birlikte Irak’ta tüm iç ve dış dengeler değişmiş, iç siyasette Şiilerin giderek güçlendiği bir süreç başlamıştır. ABD’nin işgalinden sonra ülkede iç istikrar bir türlü sağlanamamış, 2011’de ABD’nin askerlerini Irak’tan çekmesi ile birlikte Irak bölge ülkelerinin nüfus alanına açık bir hale gelmiştir. İran ülkede Şiileri desteklerken Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkeler Sünni kesimin yanında yer aldıkları görülmüştür. Maliki döneminde İran etkisinin giderek artması ve ayrıştırıcı mezhepsel politikaları IŞİD gibi terör örgütlerinin güçlenmesine neden olmuştur. Neticede IŞİD 2014 yılında Musul’u ele geçirmiştir. IŞİD’in Musul’u ele geçirmesiyle birlikte bu örgüte karşı yeni güçler oluşmaya başlamış, bunlar içerisinde Haşdi Şabi en büyük ve en güçlü olarak bölgede etki ve ilgi alanını artırmıştır.  Haşdi Şabi, IŞİD’e karşı verilen mücadelede üstünlük sağlayarak Irak’ta temel aktörlerden biri haline gelmiştir. Haşdi Şabi üzerinde İran etkisinin giderek artması ile birlikte Haşdi Şabi’nin misyonu ve meşruiyeti de tartışılmaya başlamıştır. Örgüt üzerindeki meşruiyet tartışmalarını gidermek için bünyesine Sünni- Arap aşiretler, Yezidiler ve Hristiyanlar gibi farklı grupları almıştır.

ABD işgalinden sonra Şiilerin ülke siyasetinde hızlı bir şekilde yükselişi beraberinde Sünniler siyasi ve toplumsal alandaki etkinliğini azaltmıştır. Maliki yönetimi Şii politikalar takip ederek Sünni politikalarını siyasi olarak izole etmye çalışmış, özellikle Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi hakkında tutuklama kararı verilmesi ve sonrasında idam kararının verilmesi birçok Sünni Arap tarafından tepki ile karşılanmıştır. 28 Aralık 2013 tarihinde terörizmi desteklediği suçlaması ile El-Irakiye bloğundan Sünni milletvekili Ahmet Alvaniye yönelik bir operasyon gerçekleşmiştir. Bu operasyon esnasında milletvekilinin kardeşleri ile birlikte korumaları Nuri el-Maliki’ye bağlı özel timler tarafından öldürülmüş ve Alvani tutuklanmıştır. Bu olay karşısında Sünnileri çoğunlukta yaşadığı Ramadi ve Anbar gibi şehirlerde büyük çağlı gösteriler olmuştur. Bu protestolarda birçok Sünni IŞİD ile birlikte hareket etmiş, Irak ordusu ile çatışmıştır.

Tüm bu sorunlar yaşanırken Irak’ta 30 Nisan 2014’te seçimler yapılmış, Nuri el Maliki’nin lideri olduğu kanun devleti seçimi kazanmış ancak daha önceki baskıcı yönetimi nedeniyle başbakanlık koltuğuna oturamamıştır. 8 Eylül 2014’e kadar Irak’ta hükümet kurulamamış, bu kargaşada terör örgütleri konumlarını güçlendirmiştir. Nihayetinde 6 Haziran 2014’te IŞİD bir grup milis kuvvetle Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul’a sızmış, 9 Haziran’da Irak ordusunun cephanelerini de bırakarak çekilmesi sonrasında Musul IŞİD’in eline geçmiştir. Musul’un IŞİD’in eline geçmesinden sonra Şii gruplar bir araya gelerek Irak Ulusal İttifakını oluşturmuş ve Haydar el Abadi’ye hükümet kurma yetkisi vermiştir. Abadi bir aylık çalışmadan sonra 8 Eylül 2014’te güven oyu alarak başbakanlığa gelmiştir. Abadi’nin ülkenin güvenliği için önemli olan iç işleri ve savunma bakanlıklarına atama yapmamış, durum böyle olunca IŞİD ve benzeri örgütler hareket alanlarını genişletmiş ve Irak’ın farklı bölgelerine yönelmeye başlamıştır. IŞİD Musul’dan sonra kendisine hedef olarak Şii bölgelerini seçmiş ve bu bölgelere yönelmiştir. Irak ordusunun etkisizliği IŞİD tehdidi karşısında yeni çıkış yollarının aranmasına neden olmuş ve IŞİD’e karşı milis güçlerinin etkinlik kazandığı bir dönemi başlatmıştır.

Haşdi Şabi’nin Ortaya Çıkışı

9 Haziran 2014’te Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’un, Irak ordusunun hiçbir direniş göstermeden IŞİD’in eline geçmesi ülkede bir kargaşa ortamı oluşturmuş ve Irak ordusunun yetersiz olduğu gün yüzüne çıkmıştır. Musul’un bu kadar çabuk IŞİD’in eline geçmesinin çeşitli nedenleri olmasına rağmen en önemlisi Maliki’nin izlediği mezhepçi politikalar ve bunun sonucunda Sünnilerin bir kısmının IŞİD’e destek vermesidir. Irak’ta 30 Nisan 2014 tarihinde seçim yapılmasına rağmen Maliki’nin anayasayı ihlal ederek üçüncü kez başbakanlıkta ısrar etmesi ve bunun sonucunda uzun süre hükümetin kurulmamasıdır. Yeni hükümet kurulana kadar Maliki’nin başbakanlık koltuğunda oturması, içişleri ve savunma bakanlarını atamaması ve bu bakanlıkları tekeline alması sorunun ayrı bir boyutudur. Bu durum Irak polis gücünün ve ordusunun Musul’u hiçbir direniş göstermeden IŞİD’e teslim etmesi nedenleri arasında gösterilebilir. IŞİD’in Musul’u aldıktan sonra Şiiler ve Şiilerin yaşadığı bölgeleri hedef olarak seçmesi Şiilerin kutsal mekanlarına yönelmesi ve Irak ordusunun bu bölge ve mekanları koruma konusun da aciz kalması farklı oluşumların çıkmasına neden olmuştur. Bunlardan birisi de günümüzde en çok konuşulan örgütlerden Haşdi Şabi’dir. IŞİD’in Şii kutsal mekanlarına ve ibadethanelere yönelmesinden sonra Irak’ın en büyük dini mercii olan Ayetullah Ali el- Sistani’nin 13 Haziran 2014’te yaptığı cihat çağrısı ile (Şii-Sünni demeden bütün kesimleri) IŞİD’e karşı mücadeleye çağırmıştır. Bu çağrıdan sonra binlerce Iraklı listelere isimlerini yazdırarak IŞİD’e karşı mücadeleye hazır olduklarını belirtmişlerdir. Bu gönüllülerin yanında daha önce Saddam Hüseyin ve ABD’ye karşı mücadele etmiş birçok Şii milis grup da bu çağrıya uymuştur. Tüm bu gönüllüler ve milis gruplar birleşerek Haşdi Şabi’yi oluşturmuşlardır. İran’da bu çağrıya olumlu bakarak yapının oluşumunu desteklemiştir. Zaman içerisinde İran, Haşdi Şabi üzerindeki etkinliğini artırmıştır.

Haşdi Şabi’nin Türkçe karşılığı gönüllü birlikler demektir. Haşdi Şabi milis gücü her ne kadar Ayetullah Sistani’nin çağrısı üzerine kurulmuş olsa da içerisinde barındırdığı bazı grupların kökenleri 1980’deki Irak-İran Savaşı’na kadar gitmektedir. Sistani’nin çağrısı bu örgütlerin tek çatı altında toplanmasını sağlamıştır. Başlangıçta 50’ye yakın grubun birleşmesiyle oluşan Haşdi Şabi bünyesinde 70’e yakın grubun olduğu değerlendirilmektedir. Haşdi Şabi sırf Şiilerden oluşmamaktadır. İçerisinde çok farklı etnik gruplar vardır. Örneğin Sünni-Arap aşiretleri, Yezidiler ve Hristiyanların da Haşdi Şabi bünyesinde savaştığı bilinmektedir.

Bugün 30 bin kadar Sünni Arabın Haşdi Şabi bünyesinde savaştığı bilinmektedir.  Sünnilerin örgüt bünyesinde yer almalarında ABD ve İran’ın girişimleri etkili olmuştur. İran’ın amacı farklı kesimleri bu örgüt içerisine katarak örgüte meşruiyet kazandırmaktır. Bugün için Haşdi Şabi bünyesinde 160 bine yakın silahlı militanın olduğu değerlendirilmektedir. Bunun dışında savaşmaya gönüllü olarak imza atmış 200 bin kişinin de silah altına girmeye hazır olduğu bilinmektedir. Haşdi Şabi’nin liderliğini, Bedir güçlerinin liderliğini yapan ve İran’a yakınlığı ile bilinen Hadi el-Amiri yapmaktadır. Irak temsilciler meclisi 26 Kasım 2016’da aldığı bir kararla Haşdi Şabi’ye yasal statü vermiş, Irak kolluk kuvvetleriyle eşit hale getirmiştir. Bu yasa ile Haşdi Şabi yasal meşruiyet kazanmış ve üyeleri de maaşa bağlanmıştır. Haşdi Şabi’nin İran’a yakınlığı hep tartışmaya konu olmuştur. Örgütün lider kadrosunun İran ile yakın ilişkileri vardır. Haşdi Şabi’nin İran’ın taşeronluğunu yaptığı da iddia edilmektedir.

Irak’taki çatışma bölgelerinde Haşdi Şabi’yi İran’lı generallerin yönettiği de iddialar arasındadır. Haşdi Şabi’nin lideri Hadi el- Amiri, 100 kadar İranlı danışmanın bölgede olduğunu ve operasyonlara destek verdiğini açıklamıştır. Birçok İranlı generalin de operasyonlarda olduğu bilinmektedir. İran’ın Haşdi Şabi üzerindeki etkinliği bölge ülkeleri tarafından sıkça gündeme getirilmektedir. Haşdi Şabi IŞİD’le savaştığı bölgelerde sivillere karşı uyguladığı bazı uygulamaları da tartışmalara neden olmuştur. Sünni bölgelerde uyguladığı şiddet ve yağmalama olayları da IŞİD’e karşı yaptığı operasyonlara gölge düşürmüştür. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Irak’ta insan hakları ihlalleri ile ilgili yayınladığı raporda Haşdi Şabi’nin Tikrit Operasyonu’nda çok sayıda evin yıkıldığı belirtilmiştir. Bu tür olaylar Haşdi Şabi’nin genel politikası olmasa dahi Haşdi Şabi bünyesindeki gruplar tarafından yapıldığı tespit edilmiştir. Bu tür olaylardan sonra Haşdi Şabi liderlerinin önlem almaması ve sorumlu kişileri sorgulamaması Haşdi Şabi’nin de dolaylı olarak sorumlu olduğu anlamını beraberinde getirir.

Haşdi Şabi Bünyesindeki Milis Gruplar

Haşdi Şabi, bünyesinde çeşitli grupları barındırmaktadır. Bunların en etkili ve kalabalık olanlarını sıralamak gerekirse;

-Bedir Tugayları

-Ketaib Hizbullah

-Asaib Ehlül Hak

-Saray el Selam

-Ketaib Seyid Süheda

-Ketaib İmam Ali

-Horasan Tugayları

-Hareket el Nucebba

olarak sayılabilir. Bu gruplar Haşdi Şabi’nin temelini oluşturan gruplar olup alanda da çok etkili olanlardır. Bu gruplar dışında olanlar daha çok yerel gruplar olup yukarıda sayılan gruplar kadar etkin değildir.

İran, Haşdi Şabi bünyesinde bulunan gruplar üzerinde oldukça etkilidir. İran, ABD’nin 2011’de Irak’tan askerlerini çekmesi ile birlikte bölgeye iyice girmeye başlamıştır. Irak üzerindeki etkisini bölgede var olan Şiiler ve İran siyasi anlayışını benimseyen ve kabul eden gruplar üzerinden yapma gayretindedir.

İran, Haşdi Şabi’ye para ve silah yardımı yaparak örgüt üzerindeki etkinliğini arttırmayı amaçlamıştır. İran aracılığıyla Afganistan’dan birçok savaşçı Haşdi Şabi saflarına katılmıştır. İran birçok İranlı gönüllüyü de Haşdi Şabi saflarında savaşması için Irak’a göndermiştir. Haşdi Şabi bünyesinde savaşan militanlara karşı İran devlet kademesinde ve kamuoyunda hoşgörü olduğu da bilinmektedir.  Bu kişiler İran’a gidince sevgi ile karşılanmaktadırlar.

İran, Haşdi Şabi milislerini eğitmek için Kerbela’da Necef’te büyük kamplar kurmuştur. Zamanın İran Cumhurbaşkanı yardımcısı Ali Yunisi’nin “başkentimiz Bağdat” açıklaması İran’ın Irak politikasını anlamamız bakımından önemlidir.

Haşdi Şabi İran ile aynı dini mezhebi paylaşsa da Irak merkezli bir örgüttür. Irak’ın Arap milliyetçiliği göz önüne alındığında bu örgütün ilerleyen dönemlerde İran karşıtı politikalar yürütme olasılığı vardır. Irak nüfusunun yüzde 60’dan fazlası Şii olmasına rağmen İran’a karşı Arap milliyetçiliği aktif olarak varlığını devam ettirmektedir. Mukteda el-Sadr’ın İran karşıtı söylemleri buna örnek olarak gösterilebilir. El Sadr’ın, İran’ın Suriye ve Irak’tan çıkmasını istemesi İranlı yetkililerin şaşırmasına neden olmuştur.

Sadr Hareketi Suudi Arabistan’a yakınlaşarak İran’dan uzaklaşmaya başlamıştır. Sadr 2017’de Suudi Arabistan’a tarihi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla Haşdi Şabi her ne kadar İran ile yakın ilişkiler içinde bulunsa da Irak’ta istikarar sağlandıktan sonra İran ile olan ilişkileri sonlanacaktır diye değerlendiriyorum.

Şu anki gücü ile Irak ordusunun önüne geçmiştir. Haşdi Şabi modern Irak ordusunun oluşmasının önünde bir engeldir. Irak’ta IŞİD etkinliğini yitirmiştir. IŞİD ile mücadele amacıyla kurulmuş olan Haşdi Şabi dağılmalıdır. Askerliği meslek olarak seçenler Irak ordusuna katılmalı, diğerleri normal hayatlarına geri dönmelidir. Haşdi Şabi’nin varlığını devam ettirmesi ve kendisini Irak ordusuna alternatif görmesi Irak’ın güvenliği ve iç istikrarı için son derece tehlikelidir.

Ülkenin bir tek ordusu vardır. Haşdi Şabi’nin varlığı ABD ve Suudi Arabistan başta olmak üzere komşu ülkeleri rahatsız etmektedir. Türkiye, Musul ve Telafer operasyonlarına Haşdi Şabi milislerinin katılmaması gerektiğini  her fırsatta ifade etmiştir. Aynı şekilde Kürt bölgesel yönetimi de Haşdi Şabi’nin varlığından rahatsızdır. Son günlerde Haşdi Şabi’nin Sincar’da PKK/YPG terör örgütü ile örtülü bir şekilde işbirliği içerisinde olması da Türkiye tarafından izlenmektedir.

Haşdi Şabi’nin ortadan kaldırılması için Irak ordusunun yeni bir teşkilatlanma ve eğitime ihtiyacı vardır. ABD, Irak ordusunu bilerek ve kasıtlı olarak çağın gereklerine göre eğitip teşkilatlandırmamıştır. Güçlü bir Irak ordusunun ancak Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından eğitilip teşkilatlandırılırsa oluşacağını değerlendiriyorum. Bunun örnekleri Azerbaycan’da, Libya’da, Somali’de görülmüştür. Irak güçlü ve modern bir orduya sahip olduğu taktirde iç ve dış tehditler Irak’ta başarılı olamayacaktır.