Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

Tüm Yazıları

Çocuğun Yaşını Soruyoruz, Dijital Orduların Kimliğini Neden Sormuyoruz?

26 Ekim 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Sosyal medyada çocukları koruyan yeni kurallar, dijital etki operasyonları karşısında daha büyük bir güvenlik sorusunu gündeme taşıyor.

 

Bir ekran düşünün. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir çocuk, karşısına çıkan videoları peş peşe izliyor. Parmağı durmuyor; çünkü akışın sonu yok. Başka bir ekranda ise yüzlerce hesap aynı anda aynı iddiayı dolaşıma sokuyor. Biri bağımlılık üretmek, diğeri kamuoyu algısını yönlendirmek için tasarlanmış iki ayrı düzenek...

İlkini aile fark ediyor. İkincisini çoğu zaman koskoca bir toplum fark edemiyor.

Türkiye, çocukları sosyal medyanın zararlı etkilerinden korumak amacıyla önemli bir adım attı. Fakat bu düzenleme, önümüze yalnızca çocukların değil, dijital kamuoyunun da güvenliğine ilişkin daha büyük bir soru koyuyor: Çocuğun yaşını titizlikle denetlerken milyonlarca insanın kanaatini etkileyebilen sahte hesap ordularını nasıl denetleyeceğiz?

10 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan, Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığınca hazırlanan yönetmelik 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek. Kurala göre, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulamayacak. Daha önce açılmış hesapların yaş doğrulaması için de 31 Mart 2027’ye kadar bir geçiş dönemi öngörülüyor.

15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını tamamlamamış kullanıcılar için ise sosyal medya bildiğimiz sosyal medya olmaktan çıkacak. Hesaplar gizli olacak ve kamuya açılamayacak. Takipçi bilgileri başkalarına kapalı tutulacak. Canlı yayın açılamayacak; iletişim listeleri senkronize edilemeyecek. Mesajlaşma, öneri sistemleri ve kişisel verilerin ticari amaçlarla kullanılması bakımından ciddi sınırlamalar uygulanacak.

Dikkat çekici hüküm, görsel içeriklerin kaydırma, dokunma veya kendiliğinden art arda sunulmasını sağlayan tasarımlara ilişkin yasak. Kamuoyunun “sonsuz kaydırma” diye bildiği mekanizma, genç kullanıcılar için hedefe konuluyor. Bu hüküm bugün yetişkinler için genel bir yasak getirmiyor. Gelecekte getireceğini söylemek de hukuki bilgi değil, ancak bir öngörü olabilir.

Bunun önemini küçümsemeyelim. Çünkü mesele yalnızca çocuğun önüne hangi videonun konulduğu değil; çocuğun neden ekrandan ayrılamadığıdır. Bir algoritma bazen bizi bilgilendirmekten çok orada tutmaya çalışır. Dikkatimiz, platformun ekonomisine dönüşür. Bu düzenleme, artık içerik kadar onu kullanıcıya sunan tasarımın da tartışılması gerektiğini gösteriyor.

“Peki yalnız çocukları ekrana bağlayan mekanizmalar mı tehlikeli? Yetişkinleri sahte bir çoğunluğun peşinden sürükleyen mekanizmaları kim denetleyecek?”

YAŞI BİLMEK BAŞKA, HESABIN ARKASINDAKİNİ BİLMEK BAŞKA

Yeni düzenleme, yaş doğrulamasında e-Devlet üzerinden üretilen bir belirteç öngörüyor. Kullanıcı e-Devlet’te kimlik doğrulamasını yapacak; sosyal medya platformuna ise adını ve soyadını değil, yalnızca 15 ve 18 yaş eşiklerine ilişkin sonucu taşıyan belirteci sunacak. Yönetmeliğin kişisel veri minimizasyonunu esas alması yerinde bir yaklaşım.

Ama burada iki kavramı birbirine karıştırmamalıyız: Yaş doğrulaması, kullanıcının belirli yaş grubunda olduğunu gösterir. Hesap güvenilirliği ise o hesabın gerçek bir kişi tarafından mı, otomasyonla mı, birden fazla hesapla eşgüdüm içinde mi işletildiği sorusudur. Bunlar aynı teknik problem değildir.

Dahası, yönetmelik sosyal ağlarda yetişkinler için genel bir “açık kimlikle hesap kullanma” mecburiyeti getirmiyor. Böyle bir zorunluluğu bugünden varmış gibi anlatmak doğru olmaz. Asıl ihtiyaç, vatandaşın kimliğini herkese teşhir etmeden sahte ve koordineli davranışları tespit edebilecek bir güvenlik kapasitesidir.

Haziran 2026’da Fransa’nın yabancı dijital müdahaleleri araştıran VIGINUM biriminin ortaya koyduğu bulgular tam da bu tehdidi somutlaştırdı. VIGINUM, İsrail merkezli olduğu belirtilen BlackCore adlı şirketi çeşitli ülkelerdeki etki faaliyetleriyle ilişkilendirdi. İskoçya seçimleri sürecinde en az 256 hesabın koordineli biçimde yaklaşık 1.400 yorum yaydığı bildirildi. Bu sayılar Fransa’da değil, İskoçya’daki faaliyete ilişkindir.

Fransa’daki yerel seçimler, İskoçya ve New York’a uzanan şüpheli faaliyetler aynı gerçeği gösteriyor: Dijital müdahale artık yalnız sınır ötesinden bir bildiri yayımlamak değildir. Sahte haber siteleri, kopya kimlikler, otomatik hesap kümeleri, yapay zekâ ile üretilmiş içerikler ve gerçek kişilerden oluşan ağlar birlikte kullanılabiliyor. Bir iddia, sırf binlerce kişi tekrar ettiği için gerçekmiş gibi algılanabiliyor.

Önemli bir ayrım daha var: Bir şirketin faaliyeti hakkında ortaya konulan bulgular, o operasyonun siparişini hangi devletin ya da kurumun verdiğini tek başına kanıtlamaz. Nitekim VIGINUM yetkilileri muhtemel sipariş verenlerin kimliğini belirleyemediklerini açıkladı. Güvenlik değerlendirmesi, güçlü sorular kadar güçlü deliller de gerektirir.

Bugün bir söylentiyi büyütmek için insanları tek tek ikna etmeye ihtiyaç kalmayabiliyor. Önce dijital bir kalabalık hazırlanıyor. Sonra o kalabalığın alkışı, öfkesi ve tepkisi sahici toplumun sesiymiş gibi sunuluyor. İşte çağımızın tehlikesi: Gerçek kamuoyu ile üretilmiş kamuoyu arasındaki sınırın belirsizleşmesi.

Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi, sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, belirli alanlarda gerçeğe aykırı bir bilginin kamu barışını bozmaya elverişli biçimde alenen yayılmasını suç olarak düzenliyor. Fiilin gerçek kimliği gizleyerek veya örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi hâlinde ceza artıyor. Yani her yanlış bilgi, her sert eleştiri veya her anonim hesap kendiliğinden bu suçun kapsamına girmez.

Fakat hukukî tarif ne kadar açık olursa olsun, bir etki operasyonunun arkasındaki ağı çözmek teknik bir mücadeledir. Bir hesabın nereden bağlandığını görmek, onu kimin yönettiğini ispat etmekle aynı şey değildir. IP adresi, zaman damgası, cihaz izi, ödeme ilişkisi, içerik eşzamanlılığı ve hesaplar arası bağlantılar tek başına değil, bir arada değerlendirilmelidir. Üstelik bu delillerin hukuka uygun toplanması ve yargısal denetime açık olması gerekir.

Bütün isimsiz kullanıcıları “trol” ilan etmek kolay; ama yanlıştır. Anonimlik bazen ihbarcının, mağdurun ya da fikrini güvenle açıklamak isteyen vatandaşın korunmasıdır. Tehdit, ismini gizleyen herkes değil; sahte kimlikler ve koordinasyon kullanarak toplumu yanıltmaya çalışan organize ağlardır.

Çocuk güvenliğine yönelik düzenleme değerli bir başlangıçtır. Ancak aynı kararlılığın, ilgili kurumlarla koordinasyon içinde, platformların manipülasyona açıklığını ölçen daha geniş bir dijital güvenlik yaklaşımına dönüşmesi gerekir. Siber Güvenlik Başkanlığı, BTK, Kişisel Verileri Koruma Kurumu, adli makamlar ve gerektiğinde seçim güvenliğiyle ilgili kurumlar arasında görev sınırları belirlenmiş bir eşgüdüm hayati önem taşır.

Platformlardan istenmesi gereken ilk şey vatandaşların nüfus kayıtları değil; sahte hesap kümelerini ve koordineli yapay etkileşimi nasıl tespit ettiklerine ilişkin denetlenebilir açıklamalardır. Kritik dönemlerde risk bildirimleri, şeffaf reklam ve sponsor bilgileri, belgelenmiş otomasyon göstergeleri, bağımsız teknik inceleme, ölçülebilir müdahale süreleri ve etkili itiraz yolları oluşturulmalıdır. Uluslararası veri ve delil taleplerinde ise sınır aşan hukuki iş birliği güçlendirilmelidir.

Yapay zekâya özel bir parantez açalım. Artık bir etki operasyonunun her hesabının başında bir insan oturması gerekmiyor. Metin, görüntü ve ses üretimi otomatikleşirken çok sayıda hesabın aynı anlatıyı farklı ağızlardan söylemesi kolaylaşıyor. Bu nedenle yalnız tek tek gönderilerin doğruluğunu araştırmak yetmez; davranış örüntüsünü ve dağıtım mekanizmasını da incelemek gerekir.

Üstelik hiçbir tedbir, eleştirel düşünceyi bastırmanın bahanesine dönüşmemelidir. Güvenilir bir düzen, hem yabancı müdahaleye dirençli hem de hukuka, ölçülülüğe ve özel hayatın gizliliğine bağlı olmalıdır. Devletin koruması gereken şey yalnız hesapların gerçekliği değil, vatandaşın özgürce fikir oluşturma hakkıdır.

Bir zamanlar meydanları doldurmak için insan gerekiyordu. Bugün bazen birkaç operatör, yüzlerce sahte profil ve bir içerik üretim sistemi yeterli olabiliyor. Karşımızdaki mesele yalnız sosyal medya kullanımı değil; kriz anında, seçim döneminde, afet sırasında veya bir millî güvenlik hadisesinde toplumun neyi gerçek sanacağı meselesidir.

Çocuklarımızı koruyalım. Ekran karşısında geçen saatlerini, mahremiyetlerini, gelişimlerini koruyalım. Fakat aynı dikkatle dijital meydanın gerçek sesini de koruyalım. Çünkü bir çocuğun yaşını doğrulamak, milyonların kanaatini kimlerin ve hangi yöntemlerle yönlendirdiği sorusunu ortadan kaldırmıyor.

Asıl sorulması gereken şudur: Çocuğun yaşını soran sistem, sahte kalabalığın arkasındaki organizasyonu da sorgulayabilecek mi?

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA