Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

Tüm Yazıları

Batı Merkezli Medya, Fon Ağları ve Türkiye’nin Bilişsel Güvenliği

08 Haziran 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehditler yalnızca sınır hatlarında, askeri üslerde, enerji koridorlarında, diplomatik masalarda veya siber ağlarda değildir. Artık savaşın en sessiz, en derin ve en tehlikeli cephesi insan zihnidir.

Özellikle genç kuşakların kendi ülkesine, devletine, milletine, ailesine, inancına, kültürüne ve geleceğine bakışı; sadece sosyolojik bir mesele değil, aynı zamanda milli güvenlik meselesidir.

Dijital çağda bir ülkeyi zayıflatmanın yolu her zaman silahla, darbeyle, ambargoyla veya işgalle başlamaz. Bazen bir kısa video ile başlar. Bazen “tarafsız haber” görüntüsü altında hazırlanmış bir röportajla başlar. Bazen bir gencin “bu ülkede gelecek yok” cümlesinin milyonlarca kişiye servis edilmesiyle başlar.

Bugün BBC Türkçe, DW Türkçe, VOA Türkçe, Euronews Türkçe, France 24/RFI çizgisi ve bunlarla aynı dijital iklimde faaliyet gösteren bazı yabancı fonlu medya ve doğrulama platformları, Türkiye’de özellikle genç kuşaklara yönelik güçlü bir algı alanı oluşturmaktadır.

Burada mesele, basın özgürlüğünü reddetmek değildir. Haber alma hakkını yok saymak da değildir. Asıl mesele şudur:

Bir ülkenin gençliğine sürekli olarak kendi ülkesinin geleceksiz, kendi devletinin güvenilmez, kendi toplumunun baskıcı, kendi ailesinin engelleyici, kendi inancının sorunlu, kendi kültürünün geri; Batı’ya göçün ise tek kurtuluş yolu olduğu anlatılıyorsa, bu yalnızca gazetecilik midir, yoksa uzun vadeli bir bilişsel müdahale midir?

GENÇLİĞE POMPALANAN UMUTSUZLUK

Son yıllarda Türkiye’ye yönelik Batı merkezli dijital yayınlarda belirgin bir tema öne çıkmaktadır: umutsuzluk.

Bu yayınlarda gençler çoğu zaman benzer bir çerçeve içinde gösterilmektedir. Türkiye’de gelecek yoktur. Gençler ülkeden gitmek istemektedir. Batı özgürlük, refah ve insan onurunun merkezidir. Türkiye’de kalmak başarısızlık, yurt dışına gitmek başarıdır. Aile, gelenek ve inanç bireysel özgürlüğün önünde engeldir. Devlet kurumları güvenilmezdir. Milli kimlik çağ dışıdır, gibi dayatmalar servis edilmektedir.

Bu anlatı tek tek bakıldığında bir haber, röportaj, belgesel veya sosyal gözlem gibi görülebilir. Ancak aynı tema yıllarca, farklı formatlarda, farklı platformlarda ve aynı hedef kitleye sürekli tekrarlandığında artık bu yalnızca haber değildir. Bu, bir psikolojik iklim üretimidir.

Genç bir insan her gün ülkesinin karanlık, Batı’nın aydınlık; kendi toplumunun baskıcı, yabancı toplumların özgür; kendi devletinin sorunlu, yabancı kurumların güvenilir gösterildiği içeriklerle karşılaştığında zihninde yavaş yavaş bir kopuş başlar.

Bu kopuş önce duygusal olur.

Sonra kültürel olur.

Sonra siyasi olur.

En sonunda milli aidiyet kopuşuna dönüşür.

İşte asıl tehlike buradadır.

BBC TÜRKÇE: İNGİLİZ KAMU DİPLOMASİSİNİN TÜRKÇE YÜZÜ

BBC Türkçe, kendisini bağımsız ve güvenilir gazetecilik çizgisinde konumlandırmaktadır.  Ancak BBC World Service’in İngiltere’nin küresel kamu diplomasisi açısından taşıdığı önem de görmezden gelinemez.

BBC World Service yalnızca haber üreten bir medya organı değildir. İngiltere’nin dünyaya kendi bakışını, değerlerini, önceliklerini ve kriz okumasını taşıyan stratejik bir yayın mimarisidir. Yani Uzun Bacaklı İngiliz’in sesidir...

Türkiye’ye yönelik BBC Türkçe yayınlarında ekonomi, hukuk, demokrasi, insan hakları, kadın hakları, gençlik, göç ve ifade özgürlüğü başlıkları sıkça işlenmektedir. Bu başlıkların haber değeri elbette vardır. Ancak sorun, Türkiye’nin sürekli kriz, baskı, umutsuzluk ve çıkışsızlık ekseninde sunulmasıdır.

Bir ülkenin sorunlarını göstermek gazeteciliktir. Fakat bir ülkenin gençlerine sürekli olarak “burada gelecek yok” hissini vermek, gazetecilik sınırlarını aşan bir etki üretir.

Bu nedenle BBC Türkçe yayınlarının Türkiye gençliği üzerindeki etkisi yalnızca medya analizi değil, kamu diplomasisi ve bilişsel güvenlik açısından da incelenmelidir.

DW TÜRKÇE: ALMAN PERSPEKTİFİ VE TÜRKİYE GENÇLİĞİ

DW Türkçe, Almanya merkezli Deutsche Welle’nin Türkçe servisidir. Almanya, Türkiye kökenli milyonlarca insanın yaşadığı, Türkiye siyasetiyle doğrudan toplumsal bağları bulunan ve Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde merkezi öneme sahip bir ülkedir.

Bu nedenle DW Türkçe’nin Türkiye’ye yönelik yayınları yalnızca gazetecilik faaliyeti olarak görülmemelidir. DW Türkçe aynı zamanda Almanya’nın Türkiye algısı, Avrupa normları, göç politikaları, insan hakları söylemi ve Türk gençliği üzerindeki etki kapasitesi açısından değerlendirilmelidir.

DW Türkçe içeriklerinde gençlik, kadın hakları, yaşam tarzı, din, göç, ekonomi ve özgürlük temaları sıkça öne çıkmaktadır. Bu içeriklerde Türkiye çoğu zaman gençlerin kaçmak istediği; Avrupa ise ulaşılmak istenen bir özgürlük alanı gibi sunulabilmektedir.

Öyle ki, nerede Türk Devletine başkaldırı olsa, BND'nin sesi DW Türkçe orada... Unuttuk mu? Bergama altın madenleri protestoları sırasında ünlenen "Asteriks", 1990'lardaki sözde çevre direnişinde siyanürle altın çıkarılmasına karşı mücadeleyi örgütleyen Asteriks lakaplı Oktay Konyar bunların pek gözdesiydi... Çünkü; ağababaları BND'den almışlardı ders... Yine gezi kalkışmasında bunlar en ön saftaydı...

Bu anlatının en tehlikeli tarafı şudur:

Gençler ülkeden gitmeyi yalnızca ekonomik tercih olarak değil, ahlaki ve psikolojik bir kurtuluş yolu olarak görmeye başlar.

Bu, beyin göçünü teşvik eden basit bir yayıncılık tercihi değildir. Uzun vadede Türkiye’nin insan kaynağına, milli özgüvenine ve gelecek tasavvuruna zarar verebilecek bir zihinsel yönlendirmedir.

VOA TÜRKÇE: AMERİKAN KAMU DİPLOMASİSİNİN HABER DİLİ

VOA Türkçe, Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası yayıncılık mimarisi içinde yer alan Voice of America’nın Türkçe servisidir.

VOA’nın yayın ilkelerinde doğru, objektif ve kapsamlı haber vurgusu yer alır. Ancak aynı zamanda VOA, Amerikan kamu diplomasisi sisteminin parçasıdır. Dolayısıyla VOA Türkçe’nin Türkiye’ye yönelik yayınları, ABD’nin Türkiye kamuoyuna doğrudan seslenme araçlarından biri olarak okunmalıdır.

ABD, dünyada yalnızca askeri üsleriyle, dolar sistemiyle, teknoloji şirketleriyle veya diplomatik baskısıyla etkili değildir. Aynı zamanda medya, kültür, eğitim, fon, akademi, sivil toplum ve dijital platformlar üzerinden de etki üretir.

VOA Türkçe bu geniş mimarinin haber cephesidir.

Türkiye’de demokrasi, insan hakları, hukuk, seçimler, gençlik, ifade özgürlüğü, ekonomik kriz ve dış politika konularında yapılan yayınlar, çoğu zaman Amerikan dış politika öncelikleriyle uyumlu bir çerçeve üretmektedir.

Burada asıl soru şudur:

ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikaları, terör örgütlerine verdiği destek, FETÖ elebaşını yıllarca himaye etmesi, PKK/YPG’ye sağladığı askeri destek ve Türkiye’ye uyguladığı yaptırım politikaları ortadayken; Amerikan kamu diplomasisi araçlarının Türk gençliğine “özgürlük” dersi vermesi ne kadar masumdur?

AVRUPA MERKEZLİ ALGI ÇERÇEVESİ

Euronews Türkçe, Avrupa merkezli bir haber diliyle Türkiye kamuoyuna ulaşmaktadır. Avrupa Birliği, demokrasi, hukuk devleti, insan hakları, göç, ekonomi ve dış politika başlıkları bu yayın çizgisinde belirgin yer tutmaktadır.

France 24 ve RFI ise Fransız kamu yayıncılığı ve Fransa’nın küresel etki stratejisinin parçası olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin Afrika, Akdeniz, Libya, Suriye, Kafkasya ve İslam dünyasındaki etkisi arttıkça, Fransız medya perspektifinde Türkiye’ye yönelik eleştirel çerçevelerin daha görünür hâle gelmesi tesadüf değildir.

Bu yayın organları doğrudan “Türkiye düşmanlığı” gibi kaba bir kategoriyle açıklanamaz. Ancak Türkiye’yi sürekli Avrupa normlarına göre yargılayan, Batı merkezli ölçülerle değerlendiren ve Türk devlet aklını çoğu zaman sorunlu gösteren bir yayın iklimi ürettikleri de gözden kaçırılmamalıdır.

AB FONLARI VE TÜRKİYE’DE MEDYA-SİVİL TOPLUM AĞI

Avrupa Birliği, Türkiye’de medya, sivil toplum, gençlik, insan hakları, kadın çalışmaları, ifade özgürlüğü, doğrulama ve medya okuryazarlığı alanlarında çok sayıda proje desteklemektedir.

Bu fonların bir kısmı doğrudan AB programları üzerinden, bir kısmı Avrupa Demokrasi Vakfı gibi yapılar üzerinden, bir kısmı ise uluslararası sivil toplum ağları aracılığıyla sağlanmaktadır.

Bu kapsamda bianet, Medyascope, Teyit ve benzeri yapıların uluslararası fonlar, hibeler, iş birlikleri veya proje destekleriyle ilişkileri kamuya açık kaynaklarda görülebilmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:

Yabancı fon almak tek başına suç değildir. Fakat yabancı fonla medya ve kamuoyu alanında faaliyet yürütmek, mutlaka şeffaflık ve milli güvenlik açısından denetim gerektirir.

Çünkü medya alanında para yalnızca teknik destek değildir. Para; konu seçimini, yayın önceliğini, hangi mağduriyetlerin görünür kılınacağını, hangi konuların sessiz geçileceğini ve hangi kavramların meşrulaştırılacağını da etkileyebilir.

Eğer Türkiye’de bir medya kuruluşu sürekli olarak Batı’nın hassasiyet gösterdiği başlıkları öne çıkarıyor; buna karşılık Türkiye’nin terörle mücadelesini, milli güvenlik kaygılarını, aile yapısını, inanç dünyasını, kültürel bütünlüğünü ve devlet aklını yeterince dikkate almıyorsa, burada yalnızca gazetecilik değil, etki alanı tartışması da yapılmalıdır.

DOĞRULAMA PLATFORMLARI; NEYİ DOĞRULUYOR ACABA?

Son yıllarda Teyit, Doğruluk Payı ve benzeri doğrulama platformları medya ekosisteminde önemli aktörler hâline gelmiştir.

Doğrulama faaliyeti ilk bakışta teknik ve tarafsız görünür. Ancak bilgi savaşları çağında “neyin yanlış bilgi sayılacağı”, “hangi iddianın doğrulanacağı”, “hangi konunun görmezden gelineceği”, “hangi haberin bağlam dışı kabul edileceği” ve “hangi anlatının güvenilir sayılacağı” son derece politik sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle doğrulama platformları yalnızca haber doğrulayan teknik ekipler olarak değil, bilgi alanının kapı bekçileri olarak da değerlendirilmelidir.

Özellikle bu platformların uluslararası fonlar, küresel doğrulama ağları, büyük teknoloji şirketleri ve Batı merkezli medya kuruluşlarıyla ilişkileri dikkatle incelenmelidir.

Çünkü dijital çağda sansür her zaman yasakla gelmez.

Bazen “yanlış bilgiyle mücadele” etiketiyle gelir.

Bazen “topluluk kuralları” adı altında gelir.

Bazen “güvenilir kaynak” listeleri üzerinden gelir.

Bazen de milli tezlerin görünürlüğünü azaltan algoritmik müdahalelerle gelir.

İSRAİL MERKEZLİ DİJİTAL ETKİ, HASBARA VE PLATFORM GÜCÜ!

İsrail; “Türkiye’de doğrudan medya fonlayıcısı” olarak değil de küresel dijital etki, hasbara, lobi, sosyal medya mobilizasyonu ve platform ilişkileri üzerinden yürütmektedir. Öyle ki; HASBARA'ya ayrılan bütçe dört kat artmıştır.

İsrail’in özellikle Filistin, Gazze, BDS hareketi, antisemitizm tartışmaları ve Orta Doğu politikaları konusunda küresel ölçekte güçlü bir dijital kamu diplomasisi yürütmektedir...

Hasbara adı verilen fitne yuvası, İsrail’in kendi politikalarını dünya kamuoyuna dayatma, meşrulaştırma ve eleştirilere karşı savunma stratejisini yürüterek içimizde ki İsrail'in finans kaynağıdır...

Act.IL gibi dijital mobilizasyon örnekleri ise daha aktiftir... Yani Act.IL (veya RiseApp), İsrail yanlısı içerikleri desteklemek, bu yönde paylaşımlar yapmak ve eleştirel içerikleri şikayet etmek amacıyla kullanılan bir sosyal ağ platformudur.

Burada Türkiye açısından kritik soru şudur:

Küresel sosyal medya platformlarının içerik denetleme süreçlerinde İsrail yanlısı dijital izleme, lobi ve kamu diplomasisi ağları etkili olurken; Türkiye’nin Filistin hassasiyeti, terörle mücadele tezleri, milli güvenlik öncelikleri ve İslam dünyasına yönelik duyarlılıkları yeterince temsil edilmekte midir?

Eğer cevap hayır ise, Türkiye yalnızca medya alanında değil, platform egemenliği alanında da ciddi bir riskle karşı karşıyadır. İvedilikle Siber Güvenlik Başkanlığı buna karşılık verecek yapılanmaya gitmelidir...

ORTAK SONUÇ: GENÇLİĞİN AİDİYET BAĞINI ZAYIFLATMAK

AB, ABD ve İsrail eksenli yapıların yöntemleri, ideolojileri ve öncelikleri birebir aynı değildir. Ancak Türkiye’ye yönelik dijital etki alanında bazı ortak sonuçlar ürettikleri görülmektedir.

Bu sonuçların başında gençliğin aidiyet bağının zayıflatılması gelmektedir.

Gençler, sürekli olarak kendi ülkesinin sorunlarıyla yüzleştirilirken, ülkenin başarıları ya görmezden gelinmekte ya da küçümsenmektedir. Savunma sanayii başarıları yeterince görünür kılınmaz. Yerli teknoloji hamleleri itibarsızlaştırılır. Aile yapısı baskı unsuru gibi gösterilir. İnanç dünyası bireysel özgürlüğün karşıtı gibi sunulur. Milli kimlik çoğu zaman otoriterlik veya dışlayıcılıkla ilişkilendirilir. Devlet kurumları sürekli güvensizlik çerçevesinde anlatılır.

Batı’ya göç edenlerin hikâyeleri parlatılırken; Türkiye’de kalan, üreten, direnen, çalışan, bilim yapan, teknoloji geliştiren gençlerin hikâyeleri aynı yoğunlukta anlatılmaz.

Böylece gençliğin zihninde şu cümle büyütülür:

“Benim geleceğim bu ülkede değil.”

İşte bu cümle, dijital çağın en tehlikeli psikolojik mühimmatıdır.

TÜRKİYE NE YAPMALI?

Türkiye bu meseleyi yasakçı ve tepkisel bir refleksle değil, stratejik akılla ele almalıdır.

Birinci olarak, yabancı fon alan medya, doğrulama platformu, sivil toplum kuruluşu ve dijital içerik üreticileri için tam şeffaflık ilkesi getirilmelidir. Hangi kurum, hangi ülkeden, hangi fondan, hangi proje kapsamında, ne kadar destek almıştır? Bu bilgiler kamuoyuna açık olmalıdır.

İkinci olarak, yabancı fon almak otomatik suç sayılmamalı; fakat yabancı fonların yayın çizgisi, gençlik algısı, milli güvenlik ve toplumsal bütünlük üzerindeki etkisi düzenli olarak analiz edilmelidir.

Üçüncü olarak, Türkiye kendi milli doğrulama ve dezenformasyonla mücadele kapasitesini kurmalıdır. Bu yapı yalnızca devlet söylemini tekrar eden bir mekanizma değil; teknik, bilimsel, güvenilir, şeffaf ve milli hassasiyet sahibi bir bilgi güvenliği mimarisi olmalıdır.

Dördüncü olarak, gençlere yönelik yerli dijital medya güçlendirilmelidir. Gençlerin dilini bilen, kısa video üreten, belgesel yapan, veri gazeteciliği kullanan, teknoloji anlatan, tarih bilinci kazandıran, savunma sanayiini ve milli başarıları çağın diliyle sunan güçlü medya kanalları oluşturulmalıdır.

Beşinci olarak, medya okuryazarlığı milli eğitim politikasının merkezine alınmalıdır. Gençler yalnızca içerik tüketen değil; içeriğin arkasındaki finansmanı, niyeti, dili, psikolojik etkisi ve jeopolitik bağlamını sorgulayan bireyler olarak yetiştirilmelidir.

Altıncı olarak, sosyal medya platformlarıyla ilişkiler milli güvenlik düzeyinde ele alınmalıdır. Türkiye’nin terörle mücadele tezleri, Filistin duyarlılığı, milli birlik hassasiyeti, aile yapısı ve kültürel değerleri platform denetim süreçlerinde savunulmalıdır.

Yedinci olarak, Türkiye kendi kamu diplomasisi kapasitesini büyütmelidir. TRT World, Anadolu Ajansı, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı, üniversiteler, düşünce kuruluşları ve siber güvenlik kurumları arasında bütünleşik bir stratejik iletişim mimarisi kurulmalıdır.

VELHASIL!

Bugün Türkiye’ye yönelik medya operasyonları kaba propaganda diliyle yürütülmüyor. Daha zarif, daha estetik, daha modern, daha duygusal ve daha tehlikeli yöntemler kullanılıyor.

Bir genç kızın umutsuzluk hikâyesi…

Bir öğrencinin yurt dışına kaçış anlatısı…

Bir ailenin baskıcı gösterilmesi…

Bir inancın gerilik gibi sunulması…

Bir devlet kurumunun sürekli güvensizlikle ilişkilendirilmesi…

Bir milletin geleceğine dair karanlık tablo çizilmesi…

Bütün bunlar birleştiğinde ortaya yalnızca haber çıkmaz. Bir zihin iklimi çıkar.

Bu zihin ikliminde genç, kendi ülkesine yabancılaşır. Kendi milletinden utanır. Kendi devletine güvenmez. Kendi ailesini yük görür. Kendi inancını sorgulamakla kalmaz, ondan kaçmayı özgürlük zanneder. Kendi geleceğini ise başka ülkelerin merhametinde arar.

İşte bu, dijital çağın en sessiz işgalidir.

Türkiye’nin görevi gençleri dünyadan koparmak değildir.

Türkiye’nin görevi gençleri dünyaya açık, ama kendi milletine yabancı olmayan; eleştirel düşünen, ama kendi devletine düşmanlaşmayan; özgür bireyler olan, ama köksüzleşmeyen; çağdaş teknolojiyi kullanan, ama milli kimliğini kaybetmeyen bir bilinçle yetiştirmektir.

Çünkü bu ülkede gelecek vardır.

UYANIK OL TÜRKİYEM.

(E)Tuğg. Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA