Mithat IŞIK
Tüm YazılarıTürkiye, 1949 yılında İsrail'i tanıyan ilk Müslüman ülke oldu. Bu yıllarda Türkiye, Batıda ortaklar ararken İsrail de Müslüman ülkelerle ilişkiler için köprüler kurmayı amaçlıyordu. Temkinli de olsa, iki ülke arasında ekonomik ve diplomatik alanlarla sınırlı ilişkiler başladı.
İki ülke arasındaki ilişkiler 1990’lı yıllarda güçlenmeye başladı. 1996-2008 yılları arasında en üst seviyeye ulaştı. İki ülke arasında askeri ve güvenlik anlaşmaları imzalandı. Bu yıllarda İsrail Türkiye’ye gelişmiş teknoloji sağlıyor, Türkiye de topraklarında İsrail'in uçaklarına eğitim imkanları sağlıyordu. İki ülke arasındaki istihbarat ortak tehditlere odaklanmıştı. Genellikle de İran, Suriye'de de Esad rejimi ve terörist hedeflere yönelikti. Bu dönemde Türkiye ve İsrail arasında ticaret hacmi de artarak devam etti ve 2000 yılının başında 1 milyar dolara ulaştı.
İsrail ve Türkiye arasında ilk kriz 2008-2009 yıllarında başladı. Sebebi de İsrail'in Filistin halkına karşı başlatmış olduğu dökme kurşun operasyonlarıydı. Türkiye, İsrail'in Filistin halkına karşı yaptığı bu katliama sert tepki gösterdi.
31 Mayıs 2010’da İsrail’in Mavi Marmara’ya yaptığı müdahale ile ilişkiler gerildi. Büyükelçiler karşılıklı olarak geri çekildi, askeri ilişkiler durduruldu. Mavi Marmara'ya yapılan operasyonda 9 Türk, 1 ABD vatandaşı hayatını kaybetti. 2013 yılında İsrail, Mavi Marmara gemisine yaptığı operasyon nedeniyle Türkiye'den özür diledi. 2016’da uzlaşma anlaşması yapıldı, 2022 yılında İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Ankara'yı ziyaret etti. Karşılıklı büyükelçiler atandı. İlişkiler normale dönmeye başlamıştı ki, 7 Ekim 2023'te Gazze Savaşı başladı. İsrail'in Gazze'de hedef göstermeksizin yaptığı katliamlar nedeniyle ilişkiler tamamen koptu diyeceğimiz bir şekle geldi. Bu tarihten itibaren İsrail'in Türkiye’ye karşı söylemleri artarak devam etti.
Türkiye'nin Doğu Akdeniz, Balkanlar, Kafkaslar, Suriye, Libya ve Afrika'da etkisinin artmasını, Türkiye’nin savunma sanayindeki hamlelerini İsrail kendisine tehdit olarak algılamaya başladı. İsrail'de birçok emekli asker ve bürokratlar, basına verdikleri demeçlerde ve düşünce kuruluşlarındaki konuşmalarında Türkiye'yi kendileri için büyük bir tehdit olarak gösterdiler. Türkiye'nin enerji yollarını kontrol etmesi, İslam ülkeleriyle gelişen ilişkileri, Türkiye'nin bölgesel güç haline gelmesi de İsrail'i rahatsız etti.
Türkiye'nin terörü kaynağında yok etmek, sınırlarını korumak amacıyla Suriye'de icra ettiği Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı Harekatları 2024 yılında Esad Rejimi’nin devrilmesiyle birlikte, Suriye'de oluşan yeni rejimle Türkiye'nin Suriye'deki varlığının güçlenmesi de İsrail'i rahatsız etti. Türkiye-Irak arasında imzalanan ve Basra’dan başlayıp, Bağdat, Musul, Türkiye'ye uzanan Kalkınma Yolu Projesi, Türkiye'nin Mavi Vatan Doktrini’nin ayrılmaz parçası olan Doğu Akdeniz havzasındaki egemenlik hakları, Libya'yla imzalanan deniz anlaşmaları da İsrail'i rahatsız etti. Türkiye'nin TİKA vasıtasıyla, Balkanlar'da, Afrika'da, Kafkaslar’da başlattığı kültürel teşvik ve faaliyetlerinden de İsrail rahatsız oldu.
Türkiye'nin Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Pakistan ile planladığı askeri tatbikatlar da İsrail'i rahatsız etti. Türkiye'nin 3500’den fazla savunma sanayinde çalışan şirkete sahip olması, 100.000'den fazla doğrudan çalışan personel, silah ve havacılık sistemleri, 2026 yılında 11 milyar savunma sanayi ihracatı planlaması, sanayi ürünleri, İHA, SİHA, füze, roketler, tanksavar silahları, elektronik harp sistemleri, radarlar sistemi, Çelik Kubbe’ye bağımsız geçmesi, geliştirilmesi nedeniyle İsrail, Türkiye'yi sanayileşmiş saldırgan güç olarak görüyor.
Türkiye'nin güçlenmesini, İsrail stratejik bir eski ortak olarak değil, kendi vizyonunun önünde büyük bir engel olarak görüyor. Bu nedenle İsrail Türkiye’de olup bitenlere seyirci kalamayız, Türkiye'den gelecek tehditleri göz ardı edemeyiz diyerek diplomasi, askeri ve istihbarat yeteneklerini güçlendirmek için Türkiye'yi tehdit olarak gören ülkelerle ittifaklar kuruyor. Bu nedenle Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, Hindistan'la ittifaklar kuruyor. Bir kısım Arap ülkelerini de bu ittifaka katmak için çaba harcıyor.
Türkiye'yi büyük bir tehdit olarak gören İsrail, kendi durumunu yeniden gözden geçiriyor. Etrafı düşmanla çevrili küçük bir ülke olarak kalmak istemiyor. Bu nedenle güç, bilgelik ve uzun vadeli bir vizyon sergilemesi gereken bölgesel güç olmak istiyor. Bunu da kısa sürede gerçekleştirmek için değişik stratejiler geliştiriyor. İsrailli bir kısım emekli, sivil, asker, bürokratlar ve yöneticiler Türkiye'yi emperyal emelleri olan bir ülke olarak görüyorlar. İsrail, Türkiye'yi güçlü bir düşman olarak görüyor. Türkiye'nin kısa sürede nükleer silaha sahip olacağını da değerlendiriyor.
İsrail'in kaygıları ve Türkiye'yi baş düşman olarak görmesi, İsrail'in kendi hatasıdır. Saldırgan ve emperyal güç olan İsrail'in kendisidir. Ortadoğu'da akan kan ve gözyaşının sebebi İsrail'dir.
Güçlü bir Türkiye, Orta Doğu'da, Balkanlarda ve Kafkaslarda barışın en büyük güvencesidir. İsrail'in güven içerisinde olması için saldırgan ve emperyal emellerinden vazgeçmesi, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletini tanıması ve Filistin halkına uyguladığı zulmü bir an önce sonlandırması gereklidir ve önemlidir.
Güncel Yazıları
Disiplin Bölünmez ve İsteğe Bağlı Değildir
09 Haziran 2026
İsrail'in Türkiye Düşmanlığı
05 Haziran 2026
Savaşta Siyasi Amaç, Askeri Hedef İlişkisi
21 Mayıs 2026
Trump–Şi Cinping Görüşmesi
14 Mayıs 2026
Rusya Ukrayna Savaşı
11 Mayıs 2026
Barışı İsrail Engelliyor
05 Mayıs 2026
İsrail'in İmaj Kaybı
29 Nisan 2026
Coğrafyanın Gücü
21 Nisan 2026
ABD-Çin Hesaplaşması
17 Nisan 2026
Kırılgan Ateşkes
14 Nisan 2026
Savaşın Hedefleri
07 Nisan 2026
Körfez Ülkelerinde Karmaşa
31 Mart 2026
Çin-İran İlişkileri
24 Mart 2026
ABD'nin Stratejisi Tutmadı
17 Mart 2026
Kirli Savaş
10 Mart 2026