Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ
Tüm YazılarıBir direncin hikâyesi, bir milletin teknoloji mücadelesi...
Sağlık Bakanlığı, “Üreten Sağlık” çağrısında topluma alışılmışın dışında bir seslenişte bulundu: “BAŞIMIZA İCAT ÇIKARIN!”
Bu üç kelimeyi okuyunca gülümsedim. Ardından yıllar öncesine gittim. Çünkü biz, çocuklarına “Başımıza icat çıkarma!” denilen bir ülkede büyüdük. Merak etmek kimi zaman yaramazlık, alışılmışı değiştirmek ise başa iş açmak sayılırdı.
İşin acı tarafı, bu anlayış yalnızca evlerde değildi. Devlet dairelerinde, fabrikalarda, hatta teknolojinin en fazla ihtiyaç duyulduğu askerî birimlerde bile karşımıza çıkabiliyordu.
Bunu bir kitaptan öğrenmedim. Bizzat yaşadım.

YARDIM GELDİ, PEKİ KARAR KİMİNDİ?
1944’ten itibaren savaş sonrası dünya düzeni şekillenirken Türkiye de yeni bir güvenlik ve ekonomi arayışına girmişti. 1947’de Truman Doktrini, 1948’de Marshall Planı devreye girdi. Sovyet tehdidi karşısında dış destek aramanın gerekçeleri vardı; fakat yardımın koşulları zamanla bağımlılık tartışmalarını da beraberinde getirdi.
12 Temmuz 1947 tarihli Türkiye-ABD yardım anlaşmasının dördüncü maddesi, yardım kapsamında sağlanan malzeme ve bilgilerin belirlenen amaç dışında kullanılmasını ve üçüncü taraflara devrini ABD onayına bağlıyordu. Yani bir sistem size verilebiliyor, fakat onun üzerinde dilediğiniz gibi tasarrufta bulunamıyordunuz.
O yıllardan sonraya miras kalan düşünce basitti: “Nasıl olsa müttefikimiz ABD veriyor.”
Peki ya vermediğinde? Yedek parça gelmediğinde? Bir gün siyasi tercihler değiştiğinde?
Teknolojiyi ithal etmek bazen zorunluluktur. Ama onu anlamaktan, geliştirmekten ve gerektiğinde yerine yenisini yapmaktan vazgeçmek bir tercihtir. Asıl tehlike de buradadır.
140 BİN MARKLIK CİHAZ, BİRKAÇ KURUŞLUK DİRENÇ
1980’li yıllardı. Almanya’dan haberleşmede kullanılmak üzere T1000 model telem (teleks) cihazları alınmıştı. Faturada her birinin bedeli 140 bin Alman markı görünüyordu. O günün parasıyla çok ciddi bir meblağ.
Ancak cihazların önünde küçük gibi görünen büyük bir problem vardı: Sivil haberleşme hatlarının 40 miliamperlik akımına göre hazırlanmışlardı. Bizim askerî haberleşme hatlarımız ise 20 miliamperle çalışıyordu. Pahalı cihazlar alınmış, fakat mevcut sistemde kullanılamamıştı.
Önerilen çözüm, Almanya’dan her cihaz için ayrıca adaptör satın almaktı. O adaptörler de ucuz değildi.
Görev yaptığım birimde bekleyen cihazların devre şemalarını inceledim. Akım sınırlayıcı devredeki tek bir direnç değiştirildiğinde cihazın 20 miliamperlik hatlara uyarlanabildiğini gördüm.
Piyasaya çıktım. Kendi cebimden para vererek on adet direnç aldım. Değişikliği yaptım. Cihazlar çalıştı!
Bir anda, kullanılamayan pahalı telemler haberleşmeye hizmet eder hâle geldi. Üstelik yeni adaptörler satın almaya gerek kalmadan. Amirlerim memnundu; birimimizdeki cihazların tamamını aynı yöntemle uyarladık.
İnsan, böyle bir işten sonra ne bekler? Doğrusu ödül beklemiyordum. Ama savunmamın isteneceği de aklımın ucundan geçmiyordu.
ÖDÜL DEĞİL, SAVUNMA GELDİ
Aradan zaman geçti. Bir yazı geldi: Diğer birimler adaptör satın almıştı. Biz neden almamıştık?
Yapılan teknik değişikliği, çizimleri ve açıklamalarıyla birlikte gönderdik. Sorunu nasıl çözdüğümüzü, ilave harcamaya neden ihtiyaç kalmadığını anlattık.
Gelen karşılık şu oldu:
“İzinsiz tadilat yapmaktan savunmasını alın.”
Bir tarafta pahalı adaptör satın almak vardı; öte tarafta kendi imkânımızla çalışan bir çözüm üretmek. Ve soruşturulan, çözümü üreten kişi oluyordu!
Allah’tan o dönemde dirayetli amirlerim vardı. Yaptığımız işin arkasında durdular, gerekli cevapları verdiler.
O gün öğrendim: Bazen bir cihazı çalıştırmak, onu çalıştırmanıza izin veren zihniyeti değiştirmekten daha kolaydır.
SELÇUK BAYRAKTAR’IN ÖNÜNDEKİ “TAKOZLAR”
Yıllar sonra benzer bir mücadeleyi, bu defa insansız hava araçları geliştiren Selçuk Bayraktar ve ekibinin anlattıklarında gördük.
Merhum Özdemir Bayraktar’ın öncülüğünde yürütülen çalışmalar, yalnızca aerodinamik, yazılım ve elektronik problemleri aşma mücadelesi değildi. Projelerin önüne çıkan bürokratik engellerle de uğraşılması gerekiyordu.
Selçuk Bayraktar bu engelleri anlatırken çok çarpıcı bir kelime kullandı: “Takoz.”
Bir uçağın önüne konulan küçücük takoz, milyonlarca satır yazılımla geliştirilen bir sistemi hareketsiz bırakabilir. Bayraktar’ın işaret ettiği tehlike buydu: Büyük emeklerle geliştirilen bir teknoloji, tek bir engelle durdurulabilir.
Bugün TB2, AKINCI ve KIZILELMA’yı konuşurken yalnızca teknik başarıyı değil, o başarının arkasındaki sabrı ve kararlılığı da hatırlamalıyız.
İCAT ÇIKARAN MÜHENDİSLER CİNAYETE Mİ KURBAN GİDİYORDU?
Bu ülkenin teknoloji tarihinde, ne yazık ki çok daha karanlık sayfalar da var.
Yıllar boyunca basına yansıyan mühendis ölümleri, şüpheli intiharlar ve cinayet iddiaları toplumun hafızasında derin iz bıraktı. Özellikle savunma teknolojileri üzerinde çalışan bazı genç mühendislerin ölümü, kamuoyunda “icat çıkaran insanlar susturuluyor mu?” sorusunu doğurdu.
Bir mühendis düşünün: Yıllarca okumuş, yetişmiş, gece gündüz çalışmış. Henüz hayata geçirmediği projeleri var. Sonra bir sabah ölüm haberi geliyor. Arkasında cevap bekleyen sorular, yarım kalan çalışmalar ve acılı aileler kalıyor.
Ve karanlık mihraklar… Bütün bunlar tesadüf müydü? Öyle ki, o yıllarda sorumsuz sorumlular, bu cinayetleri intihar diye gazetelerde, televizyon ekranlarında savunuyordu...
Ülkemizin mühendislerini koruyamadığımız her olay, yalnızca bir aileyi değil, bilimsel birikimimizi ve geleceğimizi de yaralar.
Bir mühendis öldüğünde sadece bir insanı kaybetmeyiz. Belki de hiç göremeyeceğimiz bir buluşu da toprağa veririz.
BUGÜN BİLGEM’DEN YÜKSELEN ÇAĞRI
Ve şimdi bambaşka bir manzarayla karşı karşıyayız.
TÜBİTAK BİLGEM; kriptoloji, siber güvenlik, yapay zekâ, yazılım, haberleşme ve ileri elektronik alanlarında kendi teknolojimizi geliştirmek için çalışan bir araştırma merkezimiz.
Bugün BİLGEM’in duyurularında genç araştırmacılara, öğrencilerine ve yurt dışındaki bilim insanlarına açık davetler görüyoruz. Aday araştırmacılar gerçek Ar-Ge projelerinde görev almaya çağrılıyor; “Eve Dönüş” programıyla araştırmacıların fikirlerini olgunlaştırmaları ve başvuru süreçlerinde destek almaları hedefleniyor.
Bence bu duyuruların her biri aynı cümlenin farklı bir ifadesi:
“Başımıza icat çıkarın!”
Ama bu cümle yalnızca bir afişte güzel durmamalı. Laboratuvar kapısını açmalı, test imkânı sağlamalı, fikirleri dinlemeli, başarılı prototipleri ürüne dönüştürmeli. Genç mühendise “Kimden izin aldın?” demeden önce “Ne geliştirdin, birlikte nasıl ilerletiriz?” diye sorulmalı.
İcat çıkaranı ödüllendiren, hatasını bilimsel yöntemle düzelten, başarısını millî kazanıma dönüştüren bir kurum kültürü kalıcı hâle gelmeli.
BİR DİRENÇTEN BİR MİLLETİN GELECEĞİNE
Ben yıllar önce birkaç kuruşluk dirençle 140 bin marklık cihazları çalıştırdığımda savunmamın alınması istenmişti.
Bugün aynı başarıyı gösteren bir gencin önüne savunma kâğıdı değil; proje bütçesi, laboratuvar, mentorluk ve üretim hattı konulsun istiyorum.
Çünkü geleceği başkalarının icatlarını satın alanlar değil, kendi icatlarını geliştirenler şekillendirir.
Geçmişte kaybettiğimiz yılları geri getiremeyiz. Ama bundan sonra kaybedeceğimiz yılları kurtarabiliriz.
Öyleyse o eski cümleyi artık tarihe gömelim:
“Başımıza icat çıkarma!”
Yerine, yalnızca sözle değil, bütün kurumlarımızla sahip çıktığımız yeni bir çağrı koyalım:
“BAŞIMIZA İCAT ÇIKARIN!”
Çünkü bazen bir milletin geleceğini değiştiren büyük yolculuk, küçücük bir dirençle başlar.
(E) Tuğg. Halil İbrahim BÜYÜKBAŞ
Güncel Yazıları
Başımıza İcat Çıkarma!”dan “Başımıza İcat Çıkar!”a
30 Ekim 2026
Güney Kıbrıs Rumları Girit'e mi Taşınıyor?
28 Ekim 2026
Çocuğun Yaşını Soruyoruz, Dijital Orduların Kimliğini Neden Sormuyoruz?
26 Ekim 2026
Türkiye-Azerbaycan: Karabağ’da Kıbrıs’ın Hatasını Tekrarlamayalım!
24 Ekim 2026
Reklamların Sizi İzlediğini Biliyor muydunuz?
20 Ekim 2026
Önce Güveninizi, Sonra Paranızı Çalıyorlar!
15 Ekim 2026
Direksiyon Sizde, Kontrol Kimde?
12 Ekim 2026
Kar Erir, İz Kaybolur… Dijital İzin Kaybolur Mu?
06 Ekim 2026
Telefon Tutmazdı, Televizyon İzlenmezdi… Şimdi de Yapay Zekâ Dünyayı Yok Edecek(!) Öy..
28 Eylül 2026
Aynı Şeyi mi Duyuyoruz?
26 Eylül 2026
Hayatımızda Casus mu Var?
23 Eylül 2026
Yapay Zeka Dünyasında Neler Oluyor?
19 Eylül 2026
Ankara'da Birkaç Saniyelik Görüntü, Dijital Gözcüler Aramızda mı?
16 Eylül 2026
Yapay Zekâ Artık Siber Saldırının Silahı Değil, Askeri
12 Eylül 2026
Cebimizdeki Telefon Kimin? Apple, İsrail ve Dijital Egemenlik
10 Eylül 2026