Alper TAN

Tüm Yazıları

Dünya Düzenini Yıkan Dört Örgüt: Taliban, Iraklı Mücahitler, Hamas ve HTŞ

29 Eylül 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

1991 yılı sonunda SSCB resmen dağıldığında ABD Dünyanın fiilen tek otoritesi olarak rakipsiz kalmıştı. Artık önünde engel olabilecek hatırı sayılır bir güç yoktu. Bunun üzerine 21. Yüzyılı Amerikan yüzyılı yapmak için harekete geçtiler. 2 asrı geride bırakan ABD ne isterse yapabileceğini zannediyordu. Ama kısa zamanda çok garip şeyler oldu. İşler hiç de planlandığı gibi gitmedi. Öyle ki 21. Yüzyılın ilk çeyreği tamamlanmadan Dünyanın tek hakimi zannedilen ABD çatırdamaya başladı. Tek kutuplu Amerikan düzenini yıpratan sarsıntılar durdurulamıyor.

Uluslararası düzende büyük alt-üst oluşlar yaşanıyor. Sadece ABD değil, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra palazlanan ve kilit aktör konumuna gelen diğer Avrupa devletleri de hızla güçlerini, saygınlıklarını ve etkilerini kaybederken, son iki asırdır geri plana düşmüş bazı devletlerse kendilerini toparlayarak ön plan çıkmaya başladılar.

Bu sürecin elbette çok farklı temel sebepleri ve etkileyen parametreleri var. Bu konuya ayrıntılı olarak girmeyeceğiz. Bu yazıda sadece Afganistan, Suriye ve Gazze örneğini ele alarak bu üç faktörün dünyayı nasıl etkilediğine ve dönüştürdüğüne dikkatleri çekmek istiyoruz.

Afgan mücahitler ve Taliban

İki kutuplu dünyanın Doğu kutbu olan SSCB’nin 1991’de dağılmasının en önemli müsebbibi Afganistan’ı işgal eden Moskova’nın burada ummadığı bir mağlubiyet almasıydı. Bu hezimet onların sonunu getirmişti. Mağrur işgalcilerin hiç de ciddiye almadığı o beyaz entarili, kışın dondurucu soğuklarında bile ayağında terlikle dağlarda dünyanın en ölümcül silahlarını kullanan işgalcilere karşı elinde tüfekle savaşan Afgan mücahitler, 10 yıllık mücadelenin sonunda savaşı kazanmışlar ve SSCB’nin dağılmasını sağlamışlardı.

11 Eylül kurgusu

11 Eylül 2001 İkiz Kulelerin yıkılması… Şaibeli El Kaide saldırılarını gerekçe gösteren ABD, sözde “küresel teröre” karşı savaş ilan etti. NATO üyeleri dahil 51 ülke, asker göndererek Afganistan’ın işgaline dahil oldu. İşgal için izin veren, üs veren, istihbarat ve diplomatik destek veren ülkeleri de ilave edersek 136’dan fazla devlet, Afganistan’ı işgal eden ABD tarafında yer aldı. 130 bin asker ülkeyi işgal etti.

20 yıl devam eden savaşta Yüzbinlerce ton bomba ülkenin her yerine atıldı. 3.6 milyon Afgan şehit oldu. Bunun iki katı insan sakat kaldı. Fırsat ve imkan bulanlar ülkeyi terk etti. Koca ülke harap edildi.

Peki 20 yıl devam eden savaş neticede nasıl bitti? Yukarda da belirttiğimiz gibi, ülke harap oldu, milyonlarca insan öldü, yaralandı, ülkeyi terk etti ama başta ABD olmak üzere dünyanın en zengin, en güçlü ve en öldürücü silahlarına sahip devletlerinin tamamı bu korkunç savaşı kesin şekilde kaybetti. Süper güç ABD’nin o korkunç gücü, Afganistan dağlarına boşaltılarak tüketildi. Başkan Trump’ın dediğine göre Afganistan ve Irak savaşlarında ABD 7-8 trilyon dolar kaybetti.

Bütün bu olup bitenlerden sonra ABD öncülüğündeki işgal koalisyonu 2021 yılında arkalarına bakmadan apar topar kaçarak canını zor kurtardı. İşgal güçleri, “terör örgütü” olarak gördüğü Taliban’a ve El Kaide’ye savaş açmıştı. 20 yıl devam eden işgalden sonra iktidarı yeniden Taliban’a teslim etmek mecburiyetinde kaldılar. Hatta son kalan İngiliz ajanlar Afgan kadınlarının kullandığı burkaları giyerek kadın kılığında canlarını zor kurtardılar.

ABD başta olmak üzere dünyanın en güçlülerinin de içinde olduğu ve 130 bin askerle giren devletler, savaşı, düzenli bir ordu bile değil sade bir milis gücü olan Taliban karşısında bariz bir şekilde kaybetti. 2021’den bu yana Afganistan’ı yine Taliban yönetiyor.

Taliban, bu başarısıyla bütün zihinlerdeki ABD ve Batının “yenilmezlik” algısını yıktı. Bu çok büyük bir başarıydı. Bir nevi karizması çizilmiş olan ABD, bu tarihten sonra sürekli güç kaybetmeye başladı. Sözü, eskisi kadar dikkate alınmaz oldu. Caydırıcılık vasfını kaybetti. ABD öncülüğünde yürüyen uluslararası sistem geçerliliğini kaybetmeye başladı.

Iraklı mücahitlerin zaferi

11 Eylül saldırılarını bahane ederek 2001 yılında Afganistan’ı işgal eden ABD öncülüğündeki Haçlı Koalisyonu 2003 yılında bu defa sahte gerekçelerle Irak’ı işgal etti.  Yaklaşık 49 ülkeden oluşan “Gönüllüler Koalisyonu” (Coalition of the Willing) tarafından işgal, yaklaşık 200 bin askerle fiilen 2011’e kadar 9 yıl sürdü.

Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin Müslümanların en kutsal günlerinden biri olan Kurban Bayramı’nda canlı yayında boğazına ip geçirilerek hunharca idam edildi. Bu görüntü “zalim bir diktatörün sonunu göstererek adaleti tesis etmek için” değil bütün Müslümanlara, “bize tabi olmazsanız sonunuz böyle olacak” mesajı verilmesi içindi.

Rejim düşse de Iraklılar teslim olmadılar. Ülkelerini işgalden kurtarmak için teşkilatlanarak savunmaya devam ettiler. İşgalci güçler bu defa farklı bir yol takip etti. Dünyanın başka bir ucundan gelerek ülkelerini işgal edenlere karşı mücadele eden Iraklı vatanseverleri, “kanlı teröristler” gibi göstererek işgalci devletlerin senaryolarıyla tezgahlanan görüntüler üzerinden Iraklıları yıpratmaya çalıştılar. Televizyon ve sinema stüdyolarında üretilen ve IŞİD’e fatura edilen kanlı ve zalim cinayet görüntüleri bunun için kullanıldı. Böylece Irak‘taki vatanseverlerin savunma gücünü kırmaya ve uluslararası desteğini kesmeye çalıştılar. Ama yine başaramadılar.

İşgal güçleri 2011’de büyük ölçüde ordularını çektiler ama bu defa sözde IŞİD tehlikesini ileri sürerek Irak’ı kontrol altında tutmak için başka yolları denediler. Bu süre zarfında İran’la işbirliği yaparak İran yanlısı siyasetçileri Irak’ta işbaşına getirdiler. Ülkede Şii-Sünni çatışmasını körüklediler. Kuzeyde Kürtlere bağımsızlık verileceği vaatleriyle etnik bir bölünme üzerinde odaklandılar. Bütün bu olaylar 1 milyondan fazla Iraklının canına mal oldu, petrol zengini ülke tarumar edildi. Ülkenin müzeleri bile soyuldu. Petrol ülkesi Irak petrole muhtaç hale geldi.

Peki neticede ne oldu?

2026’nın Eylül ayı itibari ile işgalci ABD Irak‘taki bütün askerlerini çekti, işgal sırasında kurduğu bütün askeri donanımları söküp, geride büyük bir yıkım, hezimet ve dram bırakarak evine döndü. İşgalci ABD’ye bel bağlayarak Irak’ta hegemonya oluşturmaya çalışan kişiler ve gruplar ise hiç ummadıkları şekilde boynu bükük, satılmış ve onursuz bir vaziyette çaresiz halde kaldılar.

Irak’ta aldığı hezimetle birlikte, Saddam Hüseyin’in idamında kullanılan ilmek uluslararası düzenin patronu ABD’nin boynuna geçirilmiş oldu.

Suriye savaşları ve HTŞ

Afganistan savaşı devam ederken 2011 yılında bir de Suriye iç savaşı başladı. Diktatör Beşşar Esad, başlattığı soykırıma yakın, katliamlarla yüzbinlerce Suriyeliyi katletti. Ülke nüfusunun yarıdan çoğu ülke içinde veya ülke dışına göç etmek zorunda kaldı. Suriye’nin kadim şehirleri, tıpkı Gazze gibi enkaz yığınına döndü.

ABD başta olmak üzere, içlerinde Rusya, İran, Fransa, İngiltere’nin de bulunduğu 90 devlet ve uluslararası organizasyon “DEAŞ’a Karşı Koalisyon” maskesi altında Suriye’de kendi çıkarlarını korumak kendi hedeflerine ulaşmak için savaşı körükledi. Suriye’nin o güzelim kadim şehirleri yerle bir edildi. Korkunç bir ölüm ve yıkım oldu.

Bazen IŞİD’le bazen El Kaide ile bazen başka şeylerle irtibatlı gösterilen HTŞ (Heyet Tahrir eş-Şam) 2024 yılının sonuna doğru Suriye’nin Kuzey Batısında yer alan İdlib’den hareke geçti. HTŞ bütün ezberleri bozarak 2 hafta içinde Şam dahil Fırat’ın batısının kontrolünü ele geçirdi. Hafız Esad ve Beşşar Esad diktatörlerinin toplam 54 yıl uyguladığı despot Baas yönetimini yıktı. Beşşar Esad hamisi Rusya’ya kaçtı. ABD’nin Suriye’yi nüfuz alanına terk ettiği İran için Esad rejiminin yıkılması ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmaları hazmedilmesi zor bir kayıp oldu.

Böylece Suriye’de bir devir sona erdi. 2 sene içinde Fırat’ın Doğusu da YPG’li teröristlerden temizlendi. Ülke bütünlüğü tesis edildi. Yeni bir dönem başladı. HTŞ’nin bu zaferi, ABD merkezli tek kutuplu dünyaya indirilmiş ikinci ağır darbe oldu. ABD “terör örgütü lideri” olduğu gerekçesiyle HTŞ lideri Ahmed Eş Şara’nın başına koyduğu ödülü iptal etmekle kalmadı, Başkan Trump, Şara’yı öve öve bitiremedi. Suriye’ye on yıllardır uygulanan ağır yaptırımları kaldırdı.

Uluslararası düzenin boynuna bir ilmek daha atılmış oldu.

Darağacındaki uluslararası düzenin bastığı sehpasına son tekmeyi Hamas vuruyor

Gazze, tarihi Filistin topraklarının, Sina’nın kuzeyinden Akdeniz kıyısında kuzeye doğru uzanan dar bir sahil şeridi. İşgalci İsrail, çekirge gibi parça parça işgal ederek araya girip Filistinlilere ait olan Batı Şeria ve Gazze topraklarını birbirinden ayırdı. Gazze’yi yöneten Hamas, 7 Ekim Aksa Tufanı Operasyonu ile işgalci İsrail’e hiç beklemediği bir zamanda ve hiç ummadığı yöntemlerle taarruz başlattı.

Başta ABD ve Avrupa ülkelerinin tamamı olmak üzere dünyanın büyük çoğunluğu, gayri meşru ve hatta “terör örgütü” olarak gördükleri Hamas’a karşı meşru gördükleri İsrail’i destekliyorlardı. Bu gruba bazı Arap/İslam ülkeleri de dahildi. Halbuki şimdilerde 57 İslam ülkesinin üye olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı (İslam Konferansı Teşkilatı (İKÖ), 21 Ağustos 1969’da Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın kundaklanmasına karşı, liderlerin ittifakıyla 22-25 Eylül 1969 tarihlerinde Rabat’ta kurulmuştu.

Fakat son zamanlarda bırakın Filistin’i/Kudüs’ü kurtarma mücadelesini, bunu mümkün görmekten umudunu kesen bazı Arap/İslam ülkeleri bile İbrahim Anlaşmaları sürecine destek vermeye ve İsrail’le anlaşma arayışına başlamışlardı. İşte bazı Müslümanların “bittik” diye düşmeye başladığı, İsrail’in ise “başardık” havalarına girerek iyice şımardığı bir dönemde Tel Aviv başta olmak üzere Dünyadaki bütün Siyonistler ve destekçilerini şoke eden bir şey oldu.

Hamas’a bağlı İzzettin El Kassam Tugayları havadan “uçarak” yerden yürüyerek bütün dünyanın, gücüne ve yenilmezliğine bir nevi “iman etmiş” olduğu İsrail Ordusu (IDF), Mossad, Şinbet, AMAN gibi İsrail’in gizemli stratejik kurumlarının karizmasını bir gecede çizdi. Halbuki bu İsrail, Haziran 1967’de en büyük üç Arap ülkesi Mısır, Ürdün ve Suriye’yi sadece 6 günde kesin şekilde yenmişti.

İlk günler dünya buna inanmakta güçlük çekti. İsrail’in bunun altında kalmayacağını zannederek çok sayıda devlet bu Siyonist katillerin soykırımına destek vermeye devam etti. İsrail, imajını korumak için elinde ne kadar patlayıcı, füze, bomba, dinamit, yıkım malzemesi varsa yağmur gibi Gazze’ye yağdırdı. 2.2 milyon Müslümanın yaşadığı küçücük şeridi insanlık dışı bir ablukaya aldı. Bölgenin elektriğini, içme suyunu, gıda ve tıbbi malzeme girişini tamamen kesti. Bölgeye hiç kimsenin girişine ve çıkışına müsaade etmedi.

Üç yıl boyunca kışın buz gibi soğukta, yazın 50 derecelere yaklaşan çöl sıcaklarında 2 milyondan fazla masum sivil insan dört bir yandan kuşatma altında tutuldu. Bu insanlar üç yıl boyunca hiçbir kamu hizmeti alamadıkları gibi şahsi yardımlardan da mahrum bırakıldılar. Bütün evleri, binaları, okulları, camileri, hastaneleri, dükkanları ve yaşamalarına kolaylık sağlayan ne varsa yerle bir edildi. Gazze’de, İsrail bombalarının oluşturduğu yıkım ve enkaz 60 milyon tonu geçti. Hala enkazların altından çıkarılamamış on binlerce Filistinli masum var.

Yüzyıllardır bütün dünyaya insan hakları, özgürlük, bağımsızlık, sivil haklar, hatta hayvan hakları, doğa hakları gibi süslü sloganlarla ayar vermeye çalışan ülkeler derin bir sessizliğe büründü. Modern Dünya bütün bu olup bitenleri sadece uzaktan seyretmekle kalmadı çepeçevre kuşatılmış olan 2 milyondan fazla insanın en ağır bombalarla soykırıma maruz kalması sürecinde İsrailli katillere, bomba, füze, uçak, para, silah, istihbarat ve siyasi destek dahil her türlü kolaylığı sağladılar.

Hamas ise bütün bu olumsuz şartlara rağmen bir adım dahi geri atmadı. Ölüm yıkım ve yok oluş... Her şeyi göze alarak sonuna kadar direndi. Bir zamanlar altı günde üç büyük Arap devletini 6 günde mağlup eden İsrail sadece bir örgüt olan Hamas’ı üç yıldır mağlup edemedi.

Fakat üç yılın sonunda bugün Hamas bütün dünyanın gözünde meşru Filistin halkının resmen olmasa bile fiilen tanınmış bir yönetimi ve teşkilatı olarak dünyanın huzurunda. Öte yandan dünyanın bugüne kadar devlet olarak gördüğü İsrail ise yine bütün dünyanın gözünde bir soykırım ve katliam şebekesi olarak konumlandırıldı. Artık dünyanın tamamına yakını Filistinlileri desteklerken yine o dünyanın tamamına yakını İsrail’i soykırımcı katil, alçak bir yönetim olarak kabul etmeye başladı. Filistin hızla dünyanın tanıdığı meşru bir devlet haline gelirken İsrail ise o güçlü imajının ve itibarının yok olması ve devlet olma vasfını yitirme noktasına geldi. İsrail’in arkasında yer alan hatırı sayılır son devlet olan ABD bile artık İsrail ve Siyonistlerden nefret ediyor. O fiyakalı Siyonizm ise tılsımını kaybederken küresel bir suç örgütü olma tehdidiyle yüzleşmeye yakın durumda.

Taliban, Iraklı Mücahitler, HTŞ ve Hamas’ın bu zaferleri destansı zaferlerdir. Tarihin altın sayfalarında yerlerini alacaklardır. Tarihçiler Taliban, Iraklı Mücahitler, HTŞ ve Hamas’ın, zalimlerin oyuncağı olan uluslararası sistemi ve sahiplerini nasıl yerle bir ettiğini yazacaktır.

Taliban, Iraklı Mücahitler, HTŞ ve Hamas, sadece bugünkü dünyanın küresel güçlerini, Siyonizm’i bertaraf etmediler. Diğer mazlum milletlere örnek olarak cesaret verdiler. Aynı zamanda bir asırdır birbirinden kopuk, hatta yer yer düşmanca yaşayan İslam ülkelerinin yeniden bir araya gelerek, yeni dünya düzenindeki yerlerini alma mücadelesinin başlamasına sebep oldular. Mekke Savunma İttifakı’nın kuruluşu ve geleceği bu cepheden değerlendirilmelidir.

7 Ekim Aksa Tufanı üçüncü yılını doldururken zalim düzeni yıkan Afgan, Iraklı, Suriyeli ve Filistinli mücahitlerle onlara maddi-manevi her türlü desteği verenleri, elinden başka şey gelmediği halde onların muzaffer olması için dua ve manevi mücadele edenleri tebrik ediyoruz.

Vatanları, dinleri ve namusları için fedakarca savaşanların zaferleri kutlu ve yeni zaferlerin muştusu olsun.

İslam dünyasının halklarına karşı iki asırdır sürdürülen korkunç savaşların sonunu getiren ve bizlere bu günleri gösteren Rabbimize şükürler olsun.

 

Alper Tan

29 Eylül 2026

 

 

 

 

Güncel Yazıları

Analiz- اتفاق مكة، وقع أقدام الجيوش الإسلامية، وبشارة الوحدة الإسلامية..

12 Ağustos 2026


توافق مکه، طنین گام‌های ارتش‌های اسلامی و نوید وحدت اسلامیAnaliz-..

11 Ağustos 2026


Mekke Anlaşması, İslam Ordularının Ayak Sesleri ve İslam Birliğinin Muştusu

10 Ağustos 2026


Analiz-  معنى الحرب التي بدأت في غزة وأضرمت النار في الشرق الأوسط وغيّرت العالم..

02 Ağustos 2026


The Meaning of the War That Began in Gaza, Set the Middle East Ablaze, and Changed th..

31 Temmuz 2026


Gazze’de Başlayıp Ortadoğu’yu Yakan ve Dünyayı Değiştiren Savaşın Anlamı..

30 Temmuz 2026


Analiz-إلى أن يتم التوصل إلى اتفاق سلام نهائي في أوكرانيا، فلتتولَّ تركيا حماية المنا..

24 Temmuz 2026


Analiz-تركيا التي تلقت الضربات من الناتو طوال سبعين عامًا، وصلت في الذكرى العاشرة لآخ..

24 Temmuz 2026


پیشنهاد واگذاری حفاظت و تضمین امنیت مناطق اشغالی اوکراین به ترکیه تا زمان دستیابی به ..

18 Temmuz 2026


Ukrayna’da Kesin Barış Anlaşması Yapılana Kadar İşgal Altındaki Bölgelerin Korumasını..

16 Temmuz 2026


For 70 Years, Türkiye Was Struck by NATO Coups—Now, on the 10th Anniversary of the Ju..

10 Temmuz 2026


70 Yıldır NATO’dan Darbe Yiyen Türkiye Son İşgal Girişimi 15 Temmuz’un 10. Yılında NA..

08 Temmuz 2026


Israel’s End: U.S. Ties Crumble, Isolation Deepens, and History Passes Judgment!

04 Temmuz 2026


Nikol Pashinyan Saved Armenia from the Brink

04 Temmuz 2026


Analiz-نهاية إسرائيل: العلاقات مع الولايات المتحدة تنهار، والعزلة تتسارع، والتاريخ يص..

25 Haziran 2026

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA