Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Batı Toplumu Ahlaken Çöktü

Alper TAN
29 Temmuz 2021 14:56
A-
A+

Ahlaki üstünlüğünü ve meşruiyetini kaybetmiş toplumların siyasi, teknolojik ya da askeri üstünlüklerini uzun süre devam ettirebilmeleri söz konusu olamaz. Batılı halklar, siyasi, askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlüklerini hala koruyor olsalar da ortaya çıkan bütün gelişmeler aslında ahlaken korkunç bir çürümüşlük içerisinde olduklarını göstermektedir. Dünyanın en büyük haber ajansları, enformasyon ağları ve sosyal medya mecralarını kontrol altında tuttukları için bunu şu an büyük ölçüde sansürlüyor/gizleyebiliyor olabilseler bile o siyah perdenin ardında bu durumu ilanihaye gizlemelerinin mümkün olmadığı ortadadır.

Toplumun kimliğini oluşturan ve o toplumu ayakta tutan en önemli unsur dini inançlardır. Dini inancında boşluğa düşmüş devletlerin veya toplumların kimliklerini korumaları, kader birliği yapabilmeleri ve ortak hareket edebilmeleri zordur. Batının dini kurumlarının en küçük biriminden en üst otoritesine kadar dehşet bir yozlaşma, kokuşmuşluk ve umursamazlık içerisinde olduğu gözlenmektedir.

Aşağıda sıralayacağımız açık örnekler aslında sadece Batıyı değil Batı ile ilişkili, Batıyı takip ve taklit eden tüm dünyayı da tehdit etmektedir.

Kiliselerde cinsel taciz skandalları, intihar ve istifalar:

Dünyanın hemen hemen her yerinde kiliseler cinsel taciz skandallarıyla çalkalanıyor. Yapılan araştırmalar ve soruşturmalar, on binlerce çocuğun istimara uğradığını ortaya koyuyor. Bu istismarların bazıları örtülürken, bazıları hapis cezaları ve tazminatla, bazıları ise istifalar ve rahiplerin intiharlarıyla sonuçlanıyor. Yani üstü örtülüp uyutulup unutuluyor.

ABD’deki 42 bin rahipten 3 bini sapık çıktı

ABD'de 90'lı yıllardan bu yana binlerce gencin Katolik rahiplerin cinsel taciz ve istismarına maruz kaldığı ortaya çıktı. Bu skandallar, 2007'de Katolik kurumlarının 615 milyon dolar tazminat ödemesine yol açmıştı. 2007 yılında açıklanan verilerle, "Rahiplerin Sorumluluğu" adlı derneğe göre, ABD'deki 42 bin rahibin 3 bin kadarı cinsel tacizle suçlanıyor. Vatikan ise yine yıllar önce yayımladığı belgelerle, Katolik rahip adaylarına mesleğe alınmadan önce psikolojik test uygulanmasını istemiş, psikolojik testlerin amacının, heteroseksüel rahip adaylarının cinsel arzularını bastırıp bastıramayacaklarının belirlenmesi ve homoseksüel eğilimli olanların belirlenmesi olduğuna dikkat çekilmişti.

İrlanda’da durum

İrlanda hükümetinin hazırladığı, 1975-2004 arası dönemi kapsayan raporda, "rahiplerin büyük çoğunluğunun çocukların maruz bırakıldığı kötü muameleye göz yumduğu, çocukların iyiliğinin, kilisenin itibarının korunmasına dair endişelerin gerisinde kaldığını, kilisenin yapısı ve kuralları kadar, devletin kiliseyle ilgili meseleleri yasaların kapsamı dışında tutmasının da bu tür olayların gizli kalmasını kolaylaştırdığı" belirtilmişti. Tacizle suçlanan 46 rahibe yönelik 320 şikayetin incelendiği ve 700 sayfayı geçen raporda, İrlanda polisi de cinsel taciz şikayetlerini görmezden gelmek, olayları soruşturmak yerine sadece din otoritelerine bildirmekle itham ediliyor.

Vatikan, skandalları sistematik olarak gizliyor

2010 yılında New York Times gazetesi, Katolik dünyasının o dönem ruhani lideri olan daha sonra ise istifa eden Papa 16. Benediktus (Joseph Ratzinger) ve diğer Vatikan yetkililerinin 90'lı yıllarda Amerikalı rahip Lawrence C. Murphy'nin Wisconsin'deki sağır çocuklar okulunda 200 kadar çocuğu taciz etmesi olayını örtbas ettiğini yazmıştı. Avusturya'da yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, Avusturyalıların büyük çoğunluğu bu sorumluluğun Papa 16. Benediktus’a ait olduğunu söyleyerek Papa'nın istifa etmesini istemişti.

Vatikan’ın yani Katolik dünyanın şimdiki lideri Papa Franciscus ise Avustralya'da 1970'li yıllarda görev yaptığı Sydney'in Hunter bölgesinde rahip Jim Fletcher'ın çocuklara yönelik cinsel tacizini örtbas ettiği ortaya çıkan Adelaide Başpiskoposu Philip Wilson'ın istifasını kabul etti.

Rahip Jim Fletcher, 2004'te çocuklara yönelik 9 farklı cinsel taciz olayından mahkum olmuş, 2006'da hapishanede ölmüştü(!).

Rahiplerin intiharı(!)

2014 yılında İtalya'da 13 yaşında bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunmakla suçlanan Trieste kenti piskoposluğuna bağlı çalışan Rahip Don Maks Suard kilisesindeki makamında kendini asarak intihar etmişti(!).

Vatikan’ın "utancı" sapık rahipler

ABD'nin Pensilvanya eyaletinde yüzlerce Katolik rahibin, binden fazla çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanması, Katolik dünyasının cinsel istismar vakalarını yeniden tartışmaya açtı.

Vatikan’da 2 bin sapık rahip yargılanıyor ama davalar sonuçlanmıyor

Pensilvanya Başsavcısı Josh Shapiro, iki yıllık bir soruşturmanın ardından çocuklara yönelik cinsel istismarların, Pensilvanya ve Vatikan'daki kıdemli kilise yetkililerince "sistematik" bir şekilde örtbas edildiği sonucuna ulaşsa da suçlamalar sadece ABD ile sınırlı değil.

Papa Franciscus, yaptığı açıklamada, Vatikan'da rahipler aleyhinde devam eden 2 bin cinsel taciz davası olduğunu ve sürecin ağır işlediğini kabul etmişti.

ABD’de 4 binden fazla sapık rahip görevde

ABD, Katolik Kilisesi'nin cinsel istismarla ilgili olarak en çok suçlandığı ve Katolik rahiplerin skandallara karıştığı ülkelerden biri olarak kabul ediliyor. Pensilvanya'daki olaydan sadece bir ay önce Papa Franciscus, uzun yıllar cinsel tacizlere adı karışan 88 yaşındaki Kardinal Theodore McCarrick'in istifasını kabul etti.

Birleşmiş Milletler (BM), Katolik Kilisesi'ndeki yaygın çocuk istismarı hakkında 2014'te bir rapor yayımladı.

Raporda, Vatikan, kendisine bağlı kiliselerin bulunduğu çok sayıda ülkede papazlar hakkındaki cinsel taciz iddialarının üstünü örterek on binlerce çocuğun istismara uğramasına göz yummakla suçlandı.

ABD’de 4 binden fazla Katolik rahip, 10 bin 667 çocuğa cinsel istismarda bulundu

ABD Katolik Başpiskoposlar Konferansına bağlı John Jay College tarafından 2004'te yapılan araştırmaya göre, 1950-2002 arasında 4 binden fazla Katolik rahip, 10 bin 667 çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlandı.

130 çocuğu istismar eden rahibi kardinal korudu

Boston'da 2002'de patlak veren cinsel taciz skandalında, John Geoghan adlı eski bir rahibin 1962-1995 yıllarında 130'dan fazla çocuğa cinsel tacizde bulunduğu ortaya çıktı. Dönemin bölge Kardinali Bernard Law ise olayı öğrenmesine rağmen skandalın üzerini örttüğü gerekçesiyle eleştirildi. Olayı kamuoyunun gündemine taşıyan Boston Globe gazetesinin hikayesi daha sonra "Spotlight" adlı filme konu oldu.

Louisiana eyaletinde 1985'te ortaya çıkan ve Gilbert Gauthe adlı rahibin 37 çocuğa cinsel tacizde bulunduğunu kabul ettiği olay ise benzer vakalar içerisinde Amerikan ulusal medyasında geniş yer bulan ilk skandal olarak kayıtlara geçmişti.

İrlanda’daki skandal: Papanın yardımcısı sapıkları kolladı

Ezici çoğunluğu Katolik olan İrlanda'da 2009'da yayımlanan bir rapor başkent Dublin'de görev yapan dört başpiskoposun 1975-2004 yıllarında yaşanan cinsel istismarlara göz yumduğunu ortaya koydu.

Ülkede 2010'da yayımlanan ikinci bir rapor da Katolik Kilisesi'ne bağlı 18 tarikatın işlettiği kuruluşlarda son 60 yılda yaşanan fiziki, cinsel ve duygusal istismarları gözler önüne serdi.

İrlanda'da cinsel istismar olayları nedeniyle istifa eden bir isim de Piskopos John Magee oldu. Üç papanın yardımcılığını yaptıktan sonra İrlanda'ya tayin edilen Magee, Cork kentindeki cinsel istismar vakalarını doğru şekilde ele almadığının ortaya çıkması üzerine istifa etti.

Almanya rahiplerin tacizleriyle çalkalanıyor

Almanya'nın Hessen eyaletindeki Fritzlar kentinde 6 kilise öğrencisine yıllarca cinsel tacizde bulunduğunu itiraf eden rahip, 2010'da Kassel Eyalet Mahkemesi tarafından 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Almanya'nın Berlin kentinde Canisus College’de Katolik bir öğretmenin yıllarca erkek öğrencilere cinsel tacizde bulunduğu 2010'da ortaya çıktı.

Öte yandan, Alman basınında, ülkedeki 27 piskoposluk bölgesinde yapılan araştırmada, Roma Katolik Kilisesi tarafından 94 rahip ve çalışan hakkında cinsel suistimal şüphesiyle soruşturma yürütüldüğü yazıldı.

Hollanda, kiliselerdeki sapıklıkları araştırmak için komisyon kurdu, manzara korkunç

Hollanda'da 2010'da başlayan tartışmalar sonucunda kiliselerdeki cinsel istismarı araştırmak için komisyon kuruldu.

Komisyonun, sunduğu raporda, 8 yılda 3 bin 712 cinsel istismar bilgisi geldiği belirtildi. Ardından, bin 599 kişi şikayette bulundu ve mağdur olan 941 kişiye tazminat ödendi. Bunun 381'i ağır istismara maruz kalanlardan oluşurken, bu kişilerin arasında 65 kişiye en yüksek tazminat miktarı olan 100 bin avro ödendi.

Ayrıca ülkede 2010'dan itibaren benzer suçlamalarla 12 papazın görevine son verilirken iki papaz da açığa alındı.

Fransa, tescilli sapık papazları Afrika’ya göndererek cezalandırıyor(!)

Fransa'da Lyon Katolik Kilisesi Kardinali Philippe Barbarin, taciz ve cinsel saldırıları gizlediği iddiasıyla yargılandı.

Fransa'da tacizci papazların adalete teslimi ve görevine son verilmesi yerine Afrika ülkelerinde görevlendirildiğinin ortaya çıkması kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı.

Şili’de durum farklı değil

Güney Amerika ülkesi Şili'de papazlarla ilgili cinsel istismar iddiaları kapsamında 158 kilise çalışanı hakkında 2018 yılında soruşturma açıldı.

Çok sayıda piskopos, din adamı ve kiliselerdeki bazı çalışanların da karıştığı cinsel istismar vakalarının 1960'a kadar uzandığı kaydedildi.

Avustralya'da resmi rapor: Rahiplerin yüzde 7’si sapık ve sapıklar korunuyor

Avustralya, Katolik Kilisesinde çocuklara yönelik cinsel tacizleri araştırmak için kurulan Kraliyet Komisyonu 2017’de bir rapor yayınladı.

2016 yılında Vatikan Ekonomi Bakanı ve Avustralya Kardinali George Pell’in itiraflarıyla ortaya çıkan çocuk tacizlerini araştırmak üzere kurulan Komisyonun açıklamaları, ülkede uzun yıllar saklı kalmış bir gerçeği ortaya çıkardı. Komisyon 1950-2015 yılları arasında ülke genelinde Katolik kiliselerde görev yapan rahiplerin yüzde 7’sini, çocuklara cinsel istismarda bulunmakla suçladı.

Komisyon için çalışan avukat Gail Furness yaptığı açıklamada, “Çocuklar göz ardı edildi veya daha kötüsü cezalandırıldı. İddialar araştırılmadı. Rahipler ve din adamları taşındı. Onlarla ilgili dökümanlar ise ya saklanmadı ya da yok edildi” dedi.

Cinsel istismar olaylarından haberdar olduğu halde engel olmak adına hiçbir şey yapmamakla suçlanan Kardinal Pell, 1960’lı ve 1980’li yıllarda 100’den fazla erkek çocuğu istismar etmekle suçlanan Papaz Gerald Ridsdale ile aynı kilisede görevliydi.

Kanada kiliselerindeki toplu çocuk katliamları tüyler ürpertiyor

Kanada’da yerli halkı ayaklandıran vahşet insanlığı derinden sarstı. Kanada’daki yatılı kilise okullarının bahçelerinde yüzlerce yerli çocuğun toplu mezarları bulundu. Alberta eyaletinde bu şekilde 800’den fazla çocuğun öldüğü açıklandı.

Kanada resmi yayın kuruluşu CBC’de yer alan haberde, British Columbia eyaletinin Kamloops kentindeki yatılı kilise okulunun bahçesinde 215 çocuk cesedi kalıntısının bulunduğuna dair haberlerin ülke gündemine oturmasının ardından, Alberta eyaletindeki yatılı kilise okullarında da kayıtlara geçmemiş 821 çocuk ölümü olduğu bilgisi yer aldı.

Kilise okullarındaki çocukların yüzde 20’si öl(dürül)dü

Alberta'da yatılı kilise okullarında kalan her 5 çocuktan 1'inin okuldayken öldüğü belirtilen haberde, resmi kayıtlarda 139 olan ülke genelindeki toplam yatılı kilise okulu sayısının da gerçekte bilinenden fazla olduğu kaydedildi.

Kayıtlara 139 olarak geçen yatılı kilise okulu sayısına, dini gruplar veya federal destek olmadan işletilen yatılı okulların dahil olmadığı, bu nedenle gerçekte bu okullara giden toplam çocuk sayısı ve kaç çocuğun öldüğünün belirlenmesinin de zor olduğu belirtildi.

Kanada federal hükümeti kayıp çocukların mezarını bulmak için talep edilen ödeneği vermedi

CBC’ye konuşan ve kendisi de yerli olan Alberta Üniversitesi Antropoloji Profesörü Kisha Supernant, kayıtlara geçmemiş çocuk ölümlerini bölgedeki halkı rahatsız etmeden araştırmaya çalıştıklarını, mezarlıkların tespitine yardımcı olmak için yere nüfuz eden radar ekipmanı kullandıklarını söyledi.

Supernant, federal hükümeti ülke çapındaki eski yatılı okul bölgelerindeki arama çalışmalarını finanse etmeye çağırırken, 2009 yılında teknik cihazlar için talep ettikleri toplam 1,5 milyon Kanada doları tutarındaki ödenek talebinin federal hükümet tarafından reddedildiğini anlattı.

Kanada tarihindeki en büyük çocuk istismarı

Kanada yerlilerinin tarihteki en acılı dramı olan ve en büyük çocuk istismarı olarak da nitelendirilen Yatılı Kilise Okullarının ilki, 1800'lerin başında açıldı ve sonuncusu 1996'da kapatıldı.

150 binden fazla yerli çocuk, ailelerinden zorla alınarak tutulduğu kiliselere ait yatılı okullarda asimile edildi ve bu çocukların büyük bölümü fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet ile istismara uğradı.

Kanada kilise okullarında tutulan yerli çocuklar, tıbbi deneylerde kobay olarak kullanıldı

Ülkede 2010'da kurulan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun kayıtlarına geçen istismarların yanı sıra bazı çocukların üzerinde tıbbi deneyler yapıldığı da belirlendi.

Kanada federal hükümeti, binlerce çocuğun açlık, soğuk ve tıbbi deneyler sonucu hayatını kaybettiği yatılı kilise okullarında yaşananlar için, 2008 yılında mağdurlardan resmen özür dilemişti.

Yatılı Katolik okulun bahçesinden bulunan cesetler

Kanada’da İngiliz Kolumbiyası (British Columbia) eyaletindeki Kamloops kasabasında, daha önce kapatılan bir yatılı okulun bahçesinde 2021’in Mayıs ayında 215 çocuğun cesetlerinden geriye kalan kalıntılar bulundu.

1978 yılında kapatılan Kamloops Kızılderili Yatılı Okulu’nun bahçesinde bulunan kalıntıların bir kısmı üç yaşından küçük çocuklara ait. Kamloops Kızılderili Yatılı Okulu 1890’da Roma Katolik Kilisesinin girişimiyle kurulmuş ve 1978’de kapatılmıştı.

2015 yılında altı yıllık bir araştırmanın sonucunda yayımlanan bir raporda, yerli çocukları evlerinden çıkararak ana dillerini konuşmalarını veya kültürel pratikler yapmalarını yasaklayan ve zorla asimile etmek için oluşturulan bu yatılı okul ağı “kültürel soykırım" olarak tanımlanmıştı.

Raporda, zorla çalıştırma gibi uygulamaların da görüldüğü okullarda fiziksel, duygusal ve cinsel istismar suçlamaları da gündeme getirilmişti.

Kanada’daki bu okullarda 150 bini aşkın çocuğun eğitim gördüğü tahmin ediliyor. Rapora göre, Katolik Kiliseler tarafından 1840 ila 1990’yı yıllara kadar eğitim veren okullarda 4 bin 100 öğrenci hayatını kaybetti.

2021 yılının Haziran ayında yine Kanada'da ama bu defa Saskatchewan eyaletindeki Marieval Yatılı Kilise Okulu'nun bahçesinde bulunan kayıt dışı mezarlarda 751 çocuğa ait ceset kalıntıları tespit edildi.

Saskatchewan eyaletindeki First Nation yerlilerinin çatı kuruluşu olan Egemen Yerli İlk Milletler Federasyonu'ndan (FSIN) yapılan açıklamada, Cowessess First Nation bölgesindeki eski Marieval Kızılderili Yatılı Kilise Okulu'nun sahasında resmi kayıtlarda olmayan yüzlerce çocuk mezarı keşfedilmişti. Yapılan çalışmalar sonucu okulun bahçesinde bulunan kayıt dışı mezarlarda 751 çocuğa ait ceset kalıntıları tespit edildiği bildirildi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, bu yatılı okulları yıllarca yöneten Katolik Kilisesi’nin sorumluluğu üstlenmesini talep etmişti. Bu gelişme üzerine Papa Francis, Kanada’da kapatılan Katolik yatılı okulunun bahçesinde bulunan 215 yerli çocuğa ait ceset kalıntılarından dolayı “ızdırap duyduğunu” belirterek, yerli insanların kültür ve haklarına saygı gösterilmesi çağrısında bulundu. Papa Francis, bununla birlikte Kanada’da halkın konuyla ilgili son günlerde talep ettiği Katolik dünyasının resmen özür dilemesi çağrılarına ise cevap vermeyerek konuyu geçiştirdi.

Papa Francis, Batının sömürgecilik geleneğine de değinerek “Bu zor anlar, hepimiz için sömürgeci modelden uzaklaşmamız konusunda aynı zamanda güçlü bir hatırlatmayı zorunlu kılıyor” ifadesini kullandı.

“Playboy rahipler skandalı”

2014 yılının Ekim ayında “Playboy rahipler skandalı” patladı. İtalya’nın kuzey doğusundaki Albenga-Imperia piskoposluk bölgesinde görev yapan bazı din adamlarının cemaat mensuplarına cinsel tacizde bulunduğu, çıplak fotoğraflarını Facebook’ta ve eşcinsel sitelerinde paylaştığı ve kiliseden para çaldığı ortaya çıktı.

Bazı rahiplerinse geceleri barlarda çalıştıkları ve eşcinsel ilişki yaşadıkları gerekçesiyle cemaatin tepkisini çektiği belirtiliyor. Bölgeden sorumlu Piskopos Marco Oliveri’nin de iddialara kulaklarını tıkadığı öne sürüldü.

İhbarcının şüpheli intiharı

İtalya’daki bu rezaleti 9 ay önce Papa’ya bildiren bölge sakinlerinden Luisa Bonello’nun ise “intihar etmesi” de şüpheli görülüyor.

Yunanistan kilise skandalıyla çalkalanmıştı

Yunanistan, 2005 yılında Ortadoks Kilisesi’nde ortaya çıkan skandallarla çalkalanmıştı. Basına yansıyan seks ve rüşvet skandalları anayasal niteliğe sahip olan kilisenin devlet işlerinden ayrılması gerektiği yönünde talepler yükselmişti.

Yunanistan Anayasası, Ortodoksluğu ülkenin egemen dini olarak kabul ediyor. Din adamlarının maaşları devlet tarafından ödeniyor ve kilise vergi vermiyor. Dolayısıyla Yunanistan’da Ortodoks Kilisesi, anayasal niteliğe sahip dini bir kurum. İşbaşına gelen her hükümet de Başpiskopos’un huzuruna çıkıp and içmek zorunda. Bu nedenle papaz cübbelerinin altında olup bitenler, aynı zamanda bir devlet skandalı sayılıyor.

Seks ve rüşvet

Yine Yunanistan’da Piskopos Panteleimon, bir yargıca rüşvet verdiği ve 1 milyon Euro tutarında parayı zimmetine geçirdiği gerekçesiyle görevinden alındı. Piskopos Theoklitos ise Narkotik Büro’nun yaptığı baskın sonucu gözaltına alındı ve Yunan radyosu, Piskoposların ilişki içinde oldukları genç erkeklerle yaptıkları telefon konuşmalarından bölümler yayınladı. İşlenen suçlar arasında İkona hırsızlığı bile var. Bir papaz bu nedenle gözaltına alındı ve işlem yapıldı.

Kiliseye güven sarsıldı

Bu olayların ardından Yunanistan’da kiliseye duyulan güven sarsıldı, kiliseye sadık vatandaşların oranı yüzde 90’dan yüzde 45’e indi. Ruhani Meclis’in o dönem hiç durmadan oturum düzenlediği ve hükümetin sert önlemler almasını talep ettiğine dair haberler çıktı.

Bu arada, 2005 yılında Yunanistan Ortodoks Kilisesi’nin en yüksek temsilcisi Başpiskopos Kristodulos’un da töhmet altında olduğuna dair haberler çıktı. Başpiskopos’un yıllar önce, sıradan bir Piskoposken, hüküm giymiş bir uyuşturucu madde satıcısının serbest bırakılması için yargıca başvurmuştu. Kiliseden rüşvet aldıkları iddia edilen yargıçlar hakkında da soruşturma açıldı.

Devleti/toplumu ayakta tutan önemli kurumlardan biri de ordusudur. Batının dini kurumları bu skandallarla çalkalanırken acaba orduları ne durumda? Bu konuda Batının en köklü tarihe ve geleneğe sahip ülkesi olan İngiltere’den bir kesit vererek yazıyı tamamlayalım.

Sapkınlık ve şiddet İngiliz ordusunu esir almış

2021’in Temmuz ayında İngiltere Parlamentosu’nun yayınladığı rapora göre İngiliz ordusundaki kadınların üçte ikisi zorbalığa, cinsel istismara, saldırıya ve ayrımcılığa uğruyor.

İngiliz Silahlı Kuvvetlerinde kadınlara yönelik muameleye ilişkin soruşturmasını, "tarihinin en hayati soruşturmalarından biri" olarak duyuran savunma alt komitesi, 4 bin 106 eski kadın asker ile mevcut kadın personeli dinledi. Milletvekillerinin, cinsel saldırı ve tecavüz iddialarıyla "gerçekten şok" olduklarını dile getirdikleri parlamento raporunda, "toplu tecavüz, terfi için cinsel ilişki ile kampta veya gemilerde kötü muamele" örnekleri yer alıyor. Şikayetlerin ise üstü kapatılıyor.

Batı, sadece Müslümanları değil İslam’ı da düşman olarak  görüyor

Bütün bu rezillikler ve korkunç olaylar patlak verirken sistematik olarak İslam’a ve Müslümanlara her fırsatta saldıran Batılı liderler, hükümetler ve siyasetçiler olanlara ya tamamen kulaklarını tıkıyorlar ya da çok zayıf ifadelerle konuyu unutturma yoluna gidiyorlar!

Niçin böyle davranıyorlar? Çünkü Batı toplumlarının bu hale düşmesinde ülkeyi yöneten siyasetçiler de sorumlu. Yani suç ortağı… Bu  rezillikler konuşuldukça derinleşecek ve genişleyecek. Böyle bir gelişme kiliseyle birlikte hükümetleri de içine çekerek boğacak. Bu nedenle örtmeyi tercih ediyorlar. Eğer bu tartışmalar daha da büyürse Batının Doğu karşısındaki sanal psikolojik üstünlüğü sönecek. Algı tersine dönecek.

Yukarıdan aşağıya sadece küçük bir kısmını sıraladığımız skandalların tamamı değil, binde biri, -Allah korusun- Müslüman ülkelerde veya İslami kurumlarda olsa idi acaba aynı Batılı liderler nasıl davranırlardı?! Nasıl davranacakları çok belli. Bütün uluslararası kuruluşlar, insan hakları organizasyonları ayağa kalkar, İslam’ın ve Müslümanların ne kadar yanlış ve kötü olduklarına dair raporlar, analizler, kitaplar yayınlanırdı. Sabah akşam saatler süren tartışma programlarıyla yürütülecek medya kampanyalarında İslam’a karşı karalama seferberliği başlatılırdı. Bunun üzerinden Müslüman siyasetçiler zemmedilir, tedbir almaları için uluslararası yaptırımlar başlatılırdı.

Ne yaparlarsa yapsınlar. Batı toplumları yozlaşıyor, eriyor, çürüyor ve çöküyor. Bu çökmeyi durdurabilecek hiçbir beşeri güç de orada yok artık. Muayyen sona doğru hızla ilerliyorlar. Kaderin tecellisi işte…