Alper TAN

Tüm Yazıları

Abraham Anlaşmaları Geçersiz, Şimdi Muhammedî Anlaşmalar Dönemi

02 Haziran 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords), 2020’de ABD Başkanı Donald Trump yönetimi arabuluculuğunda İsrail ile bazı Arap ülkelerinin diplomatik ilişkilerini normalleştirmeyi hedeflediği bildirilen bir dizi ikili anlaşmadır. Bu anlaşmalar ekonomik, ticari, teknolojik, güvenlik ve turizm işbirliğini hedefler ama Filistin meselesini çözüme bağlamaz. Hatta bu meseleyi unutturmayı tercih eder.

 Neden “Abraham” (İbrahim) ismi verildi?

İsim, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın ortak atası olan Hz. İbrahim’e atıfla seçilmişti. Bu üç din “İbrahimî dinler” olarak bilinir. Anlaşmanın amacı, Yahudiler ve Arap/Müslümanlar arasındaki ortak dini/kültürel mirası vurgulayarak güya barış ve diyalog mesajı vermek. Hz. İbrahim, Tevrat’ta Yahudilerin atası olarak geçer; Kur’an’da İslam’da önemli bir peygamberdir (Hz. İsmail’in babası); Hristiyanlık’ta da inanç örneği olarak anılır.

Hz. İbrahim’in üç dinle ilişkisi

•  Yahudilik: Hz. İbrahim, Yahudi halkının atasıdır. Tanrı ile yaptığı ahit Yahudiliğin temelidir. Oğlu İshak üzerinden Yahudi soyu devam eder.

•  Hristiyanlık: Hz. İbrahim, inanç ve itaat modeli olarak görülür. Hz. İsa’nın soy ağacında yer alır; Yeni Ahit’te “imanın babası” olarak anılır.

•  İslam: Hz. İbrahim, hanif (tevhid inancında) bir peygamber. Oğlu İsmail ile Kâbe’yi inşa ettiği kabul edilir. Bu ortak miras, anlaşmaya, görünürde sembolik bir birliktelik katıyor.

Hangi ülkelerle imzalandı?

İlk imzalar 15 Eylül 2020’de Washington’da atıldı. İmzalayan/normalleşen başlıca ülkeler:

•  Birleşik Arap Emirlikleri (BAE): İlk ve öncü ülke.

•  Bahreyn: BAE ile birlikte imzacı.

•  Fas: Aralık 2020’de katıldı (ABD’nin Batı Sahra’yı tanıması karşılığında).

İsrail’in İbrahim anlaşmalarıyla Dinler Arası Diyalog çalışmalarının ilişkisi

Dinler arası diyalog, farklı dinlere mensup insanların (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam vb.) karşılıklı anlayış, saygı, hoşgörü ve işbirliğini geliştirmek için yaptığı yapıcı konuşma, toplantı ve etkileşim süreci olarak piyasaya sürülmüştü. Görünürde amaç, çatışmayı azaltmak, ortak değerleri bulmak ve barışı desteklemekti. Fakat uygulamada “Yahudilerin ve Hristiyanların, Müslümanlara karşı yaptığı her türlü zulüm, şiddet, soykırım ve düşmanlığı hoş görme süreci” olarak ilerledi.

Dinler arası diyalog sürecinin İbrahim Anlaşmaları ile doğrudan bağı var. Abraham Accords’un (İbrahim Anlaşmaları) adı ve metni, üç İbrahimî dinin (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam) ortak atası Hz. İbrahim’e atıfla seçilmişti. Anlaşma deklarasyonunda açıkça “üç İbrahimî din arasında interfaith (dinler arası) ve kültürel diyalogu teşvik ediyoruz” ifadesi yer alır. Yani anlaşmalar siyasi bir adım olsa da, dinler arası diyalog söylemi ve sembolizmiyle güçlendirilmişti.

Aksa Tufanı, Abraham Anlaşmalarını sonuçsuz bıraktı

7 Ekim 2023 Aksa Tufanı’ndan yaklaşık bir ay sonra, 11 Kasım 2023’te, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da toplanan, 57+5 ülkenin katıldığı İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Üyesi Devletlerin Devlet ve Hükûmet Başkanları Liderler Zirvesinde alınan kararlarla üye ülkeler, Filistin Meselesinde kırmızı çizgilerini ilan ettiler.

Yayınlanan ortak bildirideki 31 maddede, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Üyesi Devletlerin, genel hatları ile, Filistin davası için teyid ettikleri hususlardan bazıları şunlardı:

-İsrail’in saldırganlığına ve saldırganlığın yarattığı insani faciaya karşı durulduğu,

-Filistin halkını başta özgürlük ve kendi ulusal topraklarının tamamı üzerinde bağımsız ve egemen bir devlet kurma hakkı olmak üzere tüm haklarından mahrum bırakmaya yönelik bütün yasadışı faaliyetleri durdurmak için çalışılacağı,

-Filistin davasının merkeziliği bütün devletler tarafından teyit edilerek, tüm enerji ve kapasiteleriyle işgal altındaki tüm toprakları kurtarma ve,

-Başta kendi kaderini tayin etme ve 4 Haziran 1967 sınırları vurgusu…

-“İsrail işgalinin devam etmesinin bölgesel güvenlik ve istikrara ve küresel güvenlik ve barışa tehdit oluşturduğu” gibi bütün bu hususlar kuvvetli biçimde vurgulandı.

“Filistinli mültecilerin yurda geri dönüşü ve tazminat hakları olmak üzere devredilemez tüm haklarının tanınması” şartlar arasında. İsrail devleti işlediği soykırım suçlarından yargılanmadığı müddetçe Müslüman halklar, devletlerinin böyle bir anlaşmaya dahil olmasını kabul etmeyecekler.

İsrail, Abraham Anlaşması imzalamaya çalıştığı ülkeleri ciddiye almıyor

İslam ülkelerinin siyasi tavrı bu durumda iken, İsrail Başbakanı, 28 Şubat’ta ABD ile birlikte İran’a yönelik olarak başlattıkları savaşın asıl amacının, Ortadoğu petrollerinin İsrail'den dağıtılacağı yeni bir petrol düzeni kurmak olduğunu söyledi ve bütün bölgeyi, savaş açmakla tehdit etti. Bölge halklarının birbiriyle savaşması için de sık sık sahte bayrak operasyonları düzenliyor.

Bir taraftan, İsrail Arz-ı Mevud'dan vazgeçmeden gündeme getirilen hiçbir barış anlaşması anlamlı değildir ve uygulanamaz. Diğer yandan Arz-ı Mevud'dan vazgeçmek ise teorik olarak Siyonizm’in bitişi demektir. Bunu da unutmamak gerekir.

Hakan Fidan bunu ilk kez açıkladı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, ABD Başkanı Donald Trump'ın bölge ülkelerinin İbrahim Anlaşması'na katılması yönündeki teklifi sorulduğunda, İsrail’in insanlık dışı faaliyetlerini sıraladıktan sonra, işbirliğine dayalı bir "bölgesel platforma” dikkat çekti. Bu çerçeveye Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Basra Körfezi ülkelerinin dahil olabileceğini, şartların oluşması halinde İran’ın da sürece katılabileceğini belirtti. Fidan, İsrail'in de 1967 sınırlarına dayalı bir Filistin devletini tanıması halinde sürece katılabileceğini söylerken, "Eğer bu sorun çözülürse, bence İsrail'in güvenliği de bölgesel ülkeler tarafından büyük ölçüde desteklenecektir" dedi. Bu açıklama, Sünni ve Şii İslam ülkelerinin içinde olduğu bir siyasi platformda, şartları yerine getirirse İsrail’in de bir bölge ülkesi olarak dahil edilebileceğini anlatıyor. Bu çok önemli bir teklif…

Tarihte Muhammedi anlaşmalar

İslam tarihi, bizim en önemli referansımızdır. İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in getirdiği hukuk, fetihlerin ruhudur: Zulüm yok, adalet var; kılıç değil, merhamet var! O, fetihleri kanla değil, kalple kazandı. Medine’ye hicretinde Medine Vesikası ile tarihin ilk anayasal sözleşmesini imzaladı: Müslüman, Yahudi ve putperestler bir şehir devleti altında eşit haklara sahip oldu. Ortak savunma, din özgürlüğü ve adalet ilkesiyle çoğulcu bir toplum kurdu.

628’de Hudeybiye Anlaşması’nda görünürde “aleyhte” şartlara razı oldu; ama bu, Fetih Suresi’nde de anlatıldığı gibi apaçık bir fetihti. 630 yılında Mekke’nin Fethi’nde ise muhteşem bir merhamet örneği gösterdi: Kan döktürmedi, genel af ilan etti. Putları kırdı ama insanlara dokunmadı. “Bugün size kınama yok” diyerek eski düşmanlarını bile bağışladı. Komşu kabilelerle sulh antlaşmaları yaptı, cizye karşılığı can-mal güvenliği ve ibadet özgürlüğü tanıdı. Zimmi hukuku böyle doğdu: Gayrimüslimler koruma altına alındı, dinlerine karışılmadı.

Hz. Ömer Kudüs’ü (638) fethettiğinde aynı ruhu yaşattı. Ömer Ahidnamesi ile Hristiyanlara can, mal, kilise ve ibadet güvenliği verdi. “Kilisenize karışmayacağız” dedi. Kudüs’te üç dinin barış içinde yaşamasının temellerini attı.

Endülüs Emevileri İber Yarımadası’nda asırlarca bu hoşgörüyü zirveye taşıdı. Müslümanlar azınlıktaydı, Yahudi ve Hristiyanlar bilim, sanat ve ticarette parladı. Kurtuba, Toledo gibi şehirler medeniyetin beşiği oldu; “Convivencia” denilen birlikte yaşama dönemi doğdu. Cizye ödeyen zimmiler din ve örflerini özgürce yaşadı.

Selahaddin Eyyubi 1187’de Kudüs’ü Haçlılardan alınca intikam değil adalet dağıttı. Haçlı zulmüne rağmen Hristiyan ve Yahudilere eman verdi, kutsal mekanları korudu, Ortodoks Kilisesi’ne yetki tanıdı. Merhametiyle Avrupa’yı bile hayran bıraktı.

Fatih Sultan Mehmet 1453’te İstanbul’u fethedince Ayasofya’yı camiye çevirdi ama Rumlara, Cenevizlilere ve diğerlerine geniş özgürlükler tanıdı. Galata Ahidnamesi ve Bosna Ahidnamesi ile kiliseleri, patriklikleri korudu; “Kimse onlara zarar vermesin” diye fermanlar yayınladı. Bu, insan hakları tarihine altın harflerle yazıldı.

Yavuz Sultan Selim 1517’de Kudüs’ü alınca Hz. Ömer ve Selahaddin Eyyubi’nin yolunu takip etti. Şehrin adını Kudüs-ü Şerif yaptı, mevcut hakları teyit etti, mezhep kavgalarını bitirdi ve 400 yıl sürecek Osmanlı huzurunu başlattı.

Muhammedi hukuk nedir?

Muhammedi hukuk, kılıçla fethedilse bile kalple yönetmektir. Fetihler adalet, eman, din özgürlüğü ve ortak yaşam üzerine kuruldu. Zulüm yapan değil, rahmet saçan bir medeniyet doğdu. Bu miras, bugün bile dünyaya “Adaletin üstünlüğünü” seslendiriyor. “Dünya 5’ten büyüktür” sözünün altında yatan manevi miras budur.

Tarihten alınan bu ilhamın ışığı, önümüzü yeniden aydınlatıyor. Bütün gelişmeler bunu gösteriyor. Son iki yüz yıldır insanlık sahte adalet, sahte özgürlük, sahte refah ve sahte barış yalanlarıyla avutuldu. Ama bu sahte medeniyetin sonu geldi. Soykırımcı İsrail’in menfaatlerini ve tedrici işgalini meşrulaştırma girişiminden ibaret olan Abraham Anlaşmalarının yürümesi ve uygulanması imkansızdır.

Sadece Müslümanların değil, boğulma noktasına gelmiş bütün insanlığın yeni bir soluğa ihtiyacı var. Nasıl ki Bizans’ın son günlerinde Konstantinapol Megadükü Lukas Notarans, “Ülkemde kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığını tercih ederim” dediyse, bugün de dünya aynı noktaya geldi. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Libya’da, Sudan’da, Ukrayna’da, İran’da, Lübnan’da ve dünyanın çok farklı yerlerinde milyonlarca insanı katledenler, katletmese bile vicdani bir rahatsızlık duymadan bunu menfaate çevirmeye çalışanlar veya bu katliamlara gözünü kulağını kapatanlar, insanlık için umut olabilir mi?

Sadece ABD, bu katliamları yapmak için 8-9 trilyon dolar harcadı. ABD öldürmek için değil, insanları yaşatmak için bu paranın onda birini harcasaydı belki de bugün dünyanın neredeyse tamamı ABD’nin hayranı olurdu, nefret değil minnet duyardı. Ama bugün, dünyanın, İsrail’den sonra en çok nefret ettiği ülke ABD. Yani 9 trilyon dolar harcayıp dünyanın nefretini kazandılar!

Türkiye, daha zayıf ekonomisine rağmen dünyanın en fazla insani yardım yapan ülkesi. Türkiye’yi sevenler zengin ya da güçlü olduğu için değil, adil ve insancıl olduğu için, güven veren tertemiz bir tarihe sahip olduğu için seviyor.

Türkiye’nin Libya sorununu nasıl çözdüğüne bakın. PKK meselesini nasıl bitirdiğine bakın. Suriye konusunu nasıl hallettiğini inceleyin. Somali’de, Sudan’da neler yaptığı araştırın. Ukrayna için neler yaptığını inceleyin. Filistin, Lübnan, İran için harcadığı enerjiye göz atın.

Bunların hiçbirinde öldürme yok yaşatma var. Zulüm yok, umut var. Nefret yok, sevgi var. Çünkü dünyanın, sevgiye, adalete, refaha, güvene ve umuda ihtiyacı var. Bu değerler ise İslam’ın ruhunda, Muhammedi hayatın uygulamasında ve Türk tarihinin şanlı sayfalarında var. Şimdi de Türkiye ve Müslümanlar böyle bir sistemle yeniden insanlığın huzuruna çıkıyor. Bu bir hamaset değil.

Netice olarak dünya parlak bir doğumun şafağında!

Muhammedi Anlaşmanın (ittifakın) ilk adımı Türkiye, Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerle atılmaya başlandı. Buna hızla bütün Körfez ülkeleri ve Ürdün, Suriye, Irak gibi ülkeler de dahil olacaktır. Hakan Fidan’ın da sözünü ettiği gibi Sünni ülkelerle olan düşmanlığını sulha çevirirse İran da bu ittifaka katılacak duruma gelebilir. Ayrıca diğer Asya ülkeleri, Malezya, Endonezya, Bangladeş ve Afrika ülkeleri Sudan, Libya, Cezayir, Somali gibi ülkeler de peyder pey bu yapının içinde yerlerini alacaklardır. Tabi bu gelişmeler yaşandığında tahmini zor olan başka etkileri de ortaya çıkacak, böyle bir tablo, dünyayı topyekün ve çok farklı bir dengeye getirecektir. Bu bir hayal ya da serap değil. Berrak bir hakikat.

Artık Muhammedi Anlaşmalar dönemi başladı. Bundan böyle bu süreci konuşacağız. Zalimler istese de istemese de...

Not: Burada “Muhammedîlik,” Musevîlik ve İsevîlik gibi dini/itikadi bir kavram olarak değil, devletler arası ilişkilerle, toplumsal hayatı düzenleyen siyasi, hukuki ve diplomatik anlaşma anlamında teknik bir kavram olarak kullanılmıştır.

 

Alper Tan

2 Mayıs 2026

 

Güncel Yazıları

Analiz-     لماذا يراوغ الاحتلال الإسرائيلي الإمارات رغم كونها حليفًا مقرّبًا؟..

25 Mayıs 2026


اسرائیل، با وجود آن‌که امارات متحده عربی یکی از نزدیک‌ترین متحدان منطقه‌ای آن محسوب م..

24 Mayıs 2026


Analiz-اسرائیل، با وجود آن‌که امارات متحده عربی یکی از نزدیک‌ترین متحدان منطقه‌ای آن ..

24 Mayıs 2026


Analiz- اسرائیل، با وجود آن‌که امارات متحده عربی یکی از نزدیک‌ترین متحدان منطقه‌ای آن..

24 Mayıs 2026


Why Is Israel Manipulating the UAE Despite Being a Close Ally?

22 Mayıs 2026


İsrail, Yakın Müttefik Olmasına Rağmen BAE ile Neden Oynuyor? 

20 Mayıs 2026


على دول الخليج أن تتوحد فورًا… وإلا فإن دولتين يقودهما زعيمان متعطشان للدماء تترصدان ..

16 Mayıs 2026


Gulf Countries Must Unite Urgently, Otherwise the Eyes of Two Bloodthirsty Leaders Ar..

14 Mayıs 2026


کشورهای خلیج فارس باید فوراً متحد شوند؛ در غیر این صورت، دو رهبر جنگ‌طلب این کشورها ر..

14 Mayıs 2026


Körfez Ülkeleri Acilen Birleşmeli, Aksi Takdirde Gözünü Kan Bürümüş İki Liderin Gözü ..

13 Mayıs 2026


Düşmanlar Çok Tedirgin, Mazlumlar Çok Umutlu, Çünkü Dünya Sert Dönüyor

09 Mayıs 2026


Why Is Athens Condemning Itself to a War Agenda? Are You Willing to Discuss the Unifi..

04 Mayıs 2026


Atina Neden Kendini Savaş Gündemine Mahkum Ediyor? Yunanistan’ın Türkiye ile Birleşme..

03 Mayıs 2026


Eski Düzen Tamamen Çökerken Ortadoğu’daki Savaşların Dumanı Altında Yeni Küresel Düze..

29 Nisan 2026


Analiz- آیا در ایالات متحده آمریکا و اسرائیل به‌طور پنهانی کودتا یا انقلاب‌هایی رخ دا..

24 Nisan 2026

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA