Sinan TAVUKCU

Tüm Yazıları

Dağın Fare Doğurması: Trump ve Putin’in Pekin Ziyaretleri

31 Mayıs 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 13-15 Mayıs 2026 tarihleri arasında ABD Başkanı Donald Trump’ın gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, 19-20 Mayıs tarihlerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Pekin’de ağırladı. Dünya kamuoyu, üç süper güç arasında peş peşe gerçekleşen bu görüşmelerden ne çıkacağını merakla bekledi. Bir yandan 2022 yılından bu yana devam eden Ukrayna-Rusya savaşı, diğer yandan 28 Şubat’ta ABD-İsrail ortaklığının İran’a düzenlediği hava saldırıları sonucu Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla dünyanın içine düştüğü ekonomik kriz ve Çin’in bu kaos ortamında Tayvan’ı işgal edebileceği beklentisi, bu görüşmelerin daha dikkatle izlenmesine yol açtı.

Ancak büyük beklentiler doğuran bu ziyaretler, hem dünya hem de ilgili ülkeler için adeta "dağın fare doğurması" denebilecek düzeyde sonuçlandı.

Ziyaretin ABD Açısından Sonucu

Amerikan iş dünyasından finans, teknoloji, havacılık ve ticaret alanlarında faaliyet gösteren en önemli isimlerden oluşan 17 kişilik bir iş heyeti, ABD Başkanı Donald Trump’a ziyaretinde eşlik etti. Nvidia CEO'su Jensen Huang, Tesla & SpaceX patronu Elon Musk, Apple CEO'su Tim Cook ve BlackRock CEO'su Larry Fink heyet içinde bulunanlar arasındaydı. Trump’ın başkan olarak Çin'e yaptığı bu ikinci ziyarette, ABD delegasyonunda resmi üst düzey yetkili olarak sadece Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent ve Savunma Bakanı Pete Hegseth yer aldı. Bu tablo, ziyaretin siyasi olmaktan ziyade ekonomik hedefleri olduğu görüntüsünü verdi.

Trump’ın ziyaretten elde etmek istediği temel sonuçlar şunlardı: Yapay zeka, yarı iletkenler ve ileri teknoloji alanlarında Amerikan şirketlerine uygulanan kısıtlamaların gevşetilmesi, pazarın açılması, ABD-Çin arasında devam eden bir yıllık gümrük vergisi anlaşmasının uzatılması, İran’la bir ateşkes yapılması, Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması için Pekin’in Tahran üzerindeki nüfuzunu kullanması ve imzalanacak ticari anlaşmalarla kasım ayındaki ABD ara seçimleri öncesinde seçmene "büyük bir ekonomik zafer" sunulmasıydı.

ABD Başkanı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından ihtişamla ağırlandı. İki lider kameralar önünde dostluk mesajları verdi. Trump, Şi’ye, "Sen harika bir lidersin", "Burada seninle olmak ve senin dostun olmak benim için bir onurdur" sözleriyle iltifatlar yağdırdı. Şi de bu övgüleri karşılıksız bırakmadı.

Ancak üç günlük ziyaret, Donald Trump’ın beklentilerinin çok altında sonuç üretti. Çin, yapay zeka ve çip konusunda ABD’ye karşı sert bir tutum takındı ve yerli çip tasarım stratejisine geçtiklerini açıkladı. Gümrük vergilerinde mevcut statükonun korunması ve ani gerilimlerden kaçınılması konusunda bir "yönetilen rekabet" modeli benimsendi. Çin yönetimi, Hürmüz Boğazı'nın açık kalması gerektiğini savundu ancak ABD’nin ambargo uyguladığı İran'dan petrol almaya devam edeceğini net bir şekilde belirtti. İki ülke arasındaki en ciddi sertleşme ise Tayvan konusunda yaşandı. Şi Cinping, Trump'a çok sert ve net bir uyarıda bulunarak Tayvan sorununun Çin-ABD ilişkilerindeki en hassas mesele olduğunu, buradaki yanlış bir adımın askeri çatışmaya yol açacağını vurguladı. ABD, Pekin'i Çin'in tek meşru hükümeti olarak tanırken; Tayvan ile olan anlaşmazlığın şiddet yoluyla çözülmesine karşı çıkmakta ve Taipei'deki Tayvan yönetimiyle güçlü gayriresmî bağlarını sürdürmektedir.

Ziyaretin siyasi kısmına dönecek olursak; Şi Cinping, 2026 yılının Çin-ABD ilişkileri açısından tarihi bir yıl olacağı açıklamasını yaptı. Düzenlenen devlet yemeğinde konuşan Çin lideri, "Çin ulusunun yeniden yükselişi ile Amerika’yı yeniden büyük yapma hedefi tamamen birlikte ilerleyebilir ve tüm dünyanın refahını artırabilir" sözleriyle uzlaşmacı bir dil kullandı. Bu açıklama, yemek öncesinde Şi’nin yaptığı bir başka konuşmasındaki, "Çin ve ABD ‘Thukydides Tuzağı’nı aşarak büyük güç ilişkilerinde yeni bir model oluşturabilir mi?" sorusuna Çin tarafının verdiği bir cevaptı. Trump ise ertesi gün sosyal medya hesabından, "Şu anda ABD dünyanın en sıcak ülkesi ve umarım Çin ile ilişkilerimiz her zamankinden daha güçlü ve daha iyi olacaktır!" açıklamasını yaptı.

Bu açıklamalar, zaman zaman dile getirilen ve dünyanın en büyük iki süper gücünün dünyayı ortak yönetmesini öngören "İkiler Grubu" (G2) modelinin mi hayata geçirildiği sorusunu akıllara getirdi. Her iki devlet de bu modeli kendi çıkarları doğrultusunda arzu ediyor olsa da, çok kutupluluk eğiliminin yükseldiği bu dönemde Çin, bu ikili hegemonyanın açık bir tarafı gibi görünmekten çekiniyor.

Ziyaretin akıllarda kalan en çarpıcı fotoğraf karesi ise Amerikan heyetinin Pekin Başkent Havalimanı’nda, Air Force One uçağının merdivenlerinin dibine büyük bir çöp kutusu koyarak Çinli ev sahiplerinin verdiği bütün hediyeleri güvenlik bahanesiyle çöpe atması oldu. Çinli diplomatlar, hediyelerin ve rozetlerin bu şekilde kameralar önünde çöpe atılmasının diplomatik teamüllere aykırı olduğunu ve ev sahipliğine karşı bir hakaret teşkil ettiğini açıkladılar. Trump’ın bir yandan iş adamlarıyla gelip iş birliği isterken, diğer yandan uçağın kapısında Çin kültürüne ait objeleri çöpe attırması Çin tarafınca "Amerikan ikiyüzlülüğü" olarak yorumlandı. Diplomasi tarihinde nadir görülen bu olay, iki ülke arasında kurulmaya çalışılan güveni adeta sıfırladı.

Trump'ın ziyareti ABD-Çin ilişkilerinde somut bir ilerlemeye yol açmadı. ABD heyeti; Çin'den resmi bir anlaşma imzalamadan, ortak bir basın toplantısı düzenlemeden ve bir ortak bildiri yayımlamadan ayrıldı.

ABD Başkanı Pekin'den ayrıldıktan sonra uçakta, Şi Cinping ile "fantastik ticari anlaşmalar" yaptıklarını iddia etti. Çin'in yıllık 17 milyar dolarlık ABD tarım ürünü satın almayı ve 200 adet Boeing uçağı almayı kabul ettiğini ilan ederek iç kamuoyuna bir başarı hikayesi anlatmaya çalıştı. Ancak piyasalarda yaklaşık 500 uçaklık bir sipariş paketi beklendiğinden, 200 uçaklık bu anlaşmanın duyurulmasının ardından Boeing hisseleri %4'ün üzerinde değer kaybetti. Pekin gezisi öncesinde yüksek beklentiler yaratan ABD Başkanı, yatırımcıları hayal kırıklığına uğratmıştı.

Ziyaret sonrası her iki ülkenin resmi açıklamalarındaki çelişkiler ise dikkat çekiciydi. Çin resmi açıklamalarında, milyarlarca dolarlık tarım ürünü alım taahhütlerine ve Boeing siparişine doğrudan yer vermedi. Çin, gümrük vergilerini düşürmenin planların bir parçası olacağını söylerken, ABD bu konuda tamamen sessiz kaldı. ABD'nin yayımladığı açıklamada Çin'in kontrolündeki nadir toprak minerallerindeki küresel kıtlığın giderileceğinden bahsedilirken, Pekin'in metninde bu konuya hiç değinilmedi. Çin Dışişleri Bakanlığı, İran politikasında ve Pekin'in duruşunda herhangi bir değişiklik ilan etmedi; ABD'nin iddia ettiği Çin’in İran’a askeri ambargo uygulama ve Amerikan petrolü alma taahhütlerini resmi olarak doğrulamadı. ABD yetkilileri ise Washington'ın geleneksel Tayvan politikasının değişmediğini yinelemekle yetindi.

Sonuç olarak; iç politikada desteği hızla düşen ABD Başkanı Donald Trump bu ziyareti zoraki bir başarı hikayesi olarak sunmaya çalışırken, Şi Cinping de Çin halkına "ABD karşısında dik duran ve dünyaya yön veren eşit süper güç" imajını servis etti.

Ziyaretin Rusya Açısından Sonucu

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in, Trump’ın ziyaretinden birkaç gün sonra gerçekleştirdiği Pekin ziyareti, kendisinin Çin’e yaptığı 25. ziyaretti ve iki ülke ilişkilerinde karşılıklı resmi temaslar artık rutin bir hal almıştı. Bununla birlikte Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Putin’i de Trump’la benzer düzeyde bir ihtişamla ağırladı. Diplomatik değerlendirmelerde bu tür sembolik eşitliklerin önemi büyüktür.

Putin'in Pekin ziyaretinin resmi amaçlarından biri, 2001 yılında imzalanan İyi Komşuluk ve Dostane İşbirliği Anlaşması'nın 25. yıldönümünü anmaktı. Bu anlaşma, Moskova ve Pekin arasındaki "kapsamlı stratejik ortaklık" olarak tanımlanan ilişkilerin temel belgesiydi. Görüşmelerde iki ülke arasındaki bağın "sınırları olmayan bir ortaklık" olarak yeniden vurgulanması, bu ilişkilerin Çin ve ABD arasındaki geçici, taktiksel yakınlaşmalarla karıştırılmaması gerektiğine yönelik bir işaretti. Ancak bu "sınırsız ortaklık" henüz resmi bir askeri ittifakı kapsamıyor.

Ziyarete Rusya Federasyonu'nun on başbakan yardımcısından beşi ve sekiz kabine bakanı katıldı; yani heyetin resmi temsil düzeyi oldukça yüksekti. Görüşmelerde ağırlıklı olarak petrol, enerji ve bankacılık konularına odaklanıldı. Rusya ve Çin arasındaki ikili ticaret, son üç yıldır yıllık 200 milyar ABD dolarının üzerinde seyretmesine rağmen, bu hacmin daha fazla büyüme gösterememesi dikkat çekicidir.

Ukrayna savaşı sebebiyle Rusya’ya uygulanan Batı yaptırımları, Moskova'yı Çin ticareti, yatırımı ve teknolojisine daha fazla bağımlı hale getirdi. Çin de karşılıklı olarak Rus enerjisine yapısal bir bağımlılık geliştirdi. Rusya; Çin'e nispeten ucuz enerji kaynakları, alternatif ödeme mekanizmalarında esneklik ve Hürmüz Boğazı gibi hassas/riskli deniz geçiş noktalarından kaçınan güvenli kara yolu taşımacılığı gibi birçok stratejik avantaj sunmaktadır.

Bu ziyaretin en önemli gündem maddesi, Rusya'dan Moğolistan üzerinden geçerek Çin'e ulaşacak olan "Sibirya Gücü II" boru hattı projesinin hayata geçirilmesiydi. Ancak bu konuda Rusya istediğini tam olarak elde edemedi. Kremlin'den yapılan açıklamaya göre iki lider, "güzergah ve inşaat yöntemi" konusunda temel bir anlayışa vardılar; ancak zaman çizelgesi ve fiyatlandırma da dahil olmak üzere kritik ayrıntılar henüz netleştirilmedi. Çin'in yayımladığı resmi metinlerde ise "Sibirya Gücü II" projesinin adı doğrudan geçmedi.

Ziyaretin somut neticeleri arasında; Çin’in Rus vatandaşları için vizesiz seyahat politikasını uzatması ve tarafların ticaret, teknoloji, medya ve enerji alanlarında 42 civarında iş birliği belgesi imzalaması yer aldı.

Görüşmelerin ardından Şi ve Putin  "çok kutuplu dünya düzeni ve yeni model uluslararası ilişkilerin inşasına dair" ortak bir bildiriyi kabul etti. Bildiride,  Rusya ile Çin’in çok kutuplu dünyanın önemli güç merkezleri olduğu vurgulanarak uluslararası sistemin tek bir gücün (ABD) tekelinde olmaması gerektiği belirtildi ve  "çok kutuplu bir dünya düzeni" çağrısı yapıldı, yeni bir uluslararası ilişkiler modelinin kararlılıkla savunulacağı ilan edildi. Ortak açıklamada ise Putin, Moskova ve Pekin'in dış baskılardan ve küresel piyasalardaki dalgalanmalardan korunan istikrarlı bir ikili ticaret sistemi kurduğunu, küresel kriz ortamında Rusya'nın Çin için "en güvenilir ve kesintisiz enerji tedarikçisi" olmaya devam edeceğini söyledi. Çin lideri ise Orta Doğu'daki krizlere değinerek "kapsamlı ve acil bir ateşkesin son derece elzem olduğunu" belirtti. Putin, Çin ile Rusya arasındaki ilişkilerin "tarihin en yüksek ve eşi benzeri görülmemiş bir seviyesine" ulaştığını ifade etti. Ayrıca Tayvan'ın herhangi bir biçimdeki bağımsızlık ilanına karşı olduğunu yineleyerek Çin'in egemenliğini savunma ve "ulusal birleşmeyi" sağlama çabalarına tam destek verdiğini söyledi.

Buna rağmen, mevcut ziyaret ve ilişki düzeyi, Rusya ile Çin’in artık tamamen "eşit" stratejik ortaklar olmadığını, terazinin kefesinin Pekin lehine ağır bastığını tescilledi.

Sonuç

ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Başkanı Vladimir Putin’in Pekin ziyaretleri yüksek beklentiler çerçevesinde gerçekleştirilmesine rağmen, her iki lider bakımından da umulan sonuçları doğurmadı.

Çin, ABD ile ilişkilerini mesafeli ve temkinli bir şekilde sürdürmeyi tercih etti ve bu stratejinin adını "yapıcı stratejik istikrar" olarak koydu. Üç günlük ziyaret sonucunda ne ABD’yi Orta Doğu ve Hürmüz bataklığından çıkaracak somut bir çözüm ortaya çıktı ne de Trump’ın iç kamuoyuna büyük bir zafer olarak sunabileceği kalıcı ticari anlaşmalar imzalanabildi. Bunun da ötesinde, ABD heyeti giderken Çin tarafından verilen hediyeleri çöpe atarak diplomatik alanda sağlanan ufak tefek ilerlemeleri de kırıp döktü.

Putin'in gezisi de stratejik beklentiler açısından tam anlamıyla başarılı sayılmazdı. Rus lider, en önemli hedefi olan Sibirya Gücü II boru hattıyla ilgili Pekin’den net ve takvime bağlanmış taahhütler alamadı. Rusya için bu gezideki en somut kazanç, uluslararası alanda uğradığı izolasyonu hafifletmek adına Çin’in diplomatik desteğinin sürdüğünü göstermek ve Çin pazarı ile teknolojisine erişimi güvence altına almak oldu. Bu yönüyle bir nebze başarılı olduğu söylenebilir.

ABD ve Rusya, içine çekildikleri savaşlar ve krizler sebebiyle zafiyet içinde kıvranırken ve her ikisi de uluslararası sıkışmışlıktan kurtulma yolları ararken; Çin lideri, bu küresel aktörlerin Pekin’den medet ummasını kendi küresel liderlik nüfuzunu yayma ve pekiştirme fırsatı olarak değerlendirmektedir.

Bu ziyaretlerin küresel istikrar adına ne tür bir yarar sağladığına gelince, buna olumlu bir cevap vermek güçtür. ABD ve Rusya, geçen yüzyıldan bu yana küresel güç odağı olma konumlarını her ne pahasına olursa olsun koruma çabasındayken; Çin, küresel hegemonya karşıtı söylemlerine rağmen, esasen sistemin yeni ve en güçlü hegemonu olmanın arayışındadır. Ziyaretlerin gösterdiği üzere, bu güç savaşından dünyanın geri kalanı adına umut vadeden bir gelecek vizyonu çıkmamaktadır.

Çok kutuplu bir dünya düzenine yönelik beklentilerin arttığı günümüzde, dünyanın diğer devletlerinin bu hegemonların tahakkümünden sıyrılıp; adil, saygılı ve eşitlikçi iş birliklerine dayalı yeni ittifaklar manzumesi kurması küresel iyilik namına zorunludur. Çok kutuplu bir dünya hedefinin gerçekleştirilmesinde Türkiye bir kutup başı olarak önemli bir rol üstlenmektedir. Türkiye, kolonici zihniyetlerin modern versiyonlarına karşı mazlumları birleştirici ve hami rolü üstlenme konusunda tarihi sorumluluğa ve tecrübeye sahiptir.

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA