Sinan TAVUKCU

Tüm Yazıları

Irak Kritik Eşikte: ABD ve İran Tahakkümünden Kurtulma Çabası Veriyor

03 Ağustos 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

2003 yılının Şubat ayında ABD liderliğindeki koalisyon güçleri tarafından Irak’ın işgal edilmesinden sonra ülkede; Şii Arap-Kürt ittifakına dayanan, Sünni Arapların sistem dışına itildiği yeni bir düzen kuruldu. İşgalin tamamlanmasından sonra oluşturulan Geçici Koalisyon Otoritesi, ABD’nin isteği doğrultusunda Irak’ı demokratik ve federal bir devlet olarak yapılandırmakla görevlendirildi. 2005’te kabul edilen anayasa ile federal devlet sistemi benimsendi. Şii ve Kürt temsilciler tarafından hazırlanan anayasanın yapım sürecinde; Irak’ın toprak bütünlüğünün ve üniter yapısının devam ettirilmesini savunan Sünni Araplar dışlandılar.

Yeni modelde ülke; Şii Arap, Sünni Arap ve Kürt bölgeleri arasında fiilen bölündü. "Muhasasa" adı verilen etnik ve mezhepsel kotalara dayalı güç paylaşımını esas alan; Cumhurbaşkanının Kürt, Başbakanın Şii Arap, Meclis Başkanının ise Sünni Arap adaylardan seçildiği bir devlet yapısı oluşturuldu. Bu anayasa ile Kürt yönetiminin özerkliği anayasal güvence altına alındı ve silahlı güçleri meşrulaştırıldı.

İşgalci ABD, Irak yönetiminin İran kontrolündeki Şiilerin eline geçmesine yol verdi. Özellikle Velayet-i Fakih’e bağlı Nuri el-Maliki’nin başbakanlığını yaptığı Kanun Devleti Koalisyonu dönemi (2006-2014), İran’ın ülkede tam bir hâkimiyet kurduğu dönem oldu. Bu etki, izleyen dönemde"Koordinasyon Çerçevesi" altında toplanan İran yanlısı milisler eliyle devam ettirilmeye çalışılıyor.

ABD ve yeni Irak yönetimi, Saddam dönemi Baas rejiminin Şiilere ve Kürtlere yönelik baskıcı idaresinin faturasını, nüfusun yaklaşık %25’ini oluşturan Sünni Araplara çıkardı. Gerek işgal döneminde gerekse işgal sonrasında (özellikle 2007-2008 yıllarında) ABD askerleri ve Şii milislerin saldırılarında, çoğunluğu Sünni olmak üzere 1 milyondan fazla Iraklı öldürüldü; milyonlarcası işkenceden geçirilerek sindirildi.

Ne var ki Sünnilerin dışlandığı Şii-Kürt ittifakına dayalı yeni Irak Devleti başarılı bir yönetim sergileyemedi. Yeni devlet modeli Irak’a istikrar getirmek yerine etnik ve mezhepçi ayrışmayı derinleştirdi. Siyasi istikrarsızlık, yolsuzluk, kamu hizmetlerinin yetersizliği, bitmeyen terör, seçim hilelerinin önlenemeyişi, parçalanmış siyaset kurumuna olan güvensizlik ile başta ABD ve İran olmak üzere dış güçlerin sisteme doğrudan müdahalesi, halkın sisteme olan güvenini gittikçe yitirmesine yol açtı. Bir yandan koalisyon hükümetlerinde İran ve ABD yanlısı Şii politikacılar arasında rekabet yaşanırken; Mukteda es-Sadr çizgisi ise İran ve ABD karşıtı, Arap kimlikli bir siyaseti temsil etti.

2009 mahalli seçimlerine kadar devam eden Şii-Kürt ittifakı; Bağdat yönetiminin IKBY’yi sınırlama, kontrol altına alma ve petrol gelirlerine el koyma çabaları sebebiyle bu seçimin ardından sona erdi. Konjonktüre göre Şii Araplara karşı Kürtlerle Sünni Arapların ya da Arap kimliği üzerinden Şii ve Sünni Arapların Kürtlere karşı birlikte hareket ettikleri yeni bir döneme girildi. Kürtler arasında Barzani ve Talabani aileleri arasındaki şiddetli rekabet ve IKBY’de güç sahibi olma kavgasına PKK da dâhil oldu.

Nuri el-Maliki’nin otoriter yönetimi ve Sünnilerin uğradığı katliamlar, IŞİD’in Sünniler arasında taban bulmasına ve 2014 yılında (Musul, Anbar, Selahaddin, Ninova ve Diyala başta olmak üzere) Irak topraklarının üçte birini hızla ele geçirmelerine yol açan süreci tetikledi. ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon, Irak ordusu, Peşmerge ve Haşdi Şabi güçlerinin ortak operasyonlarıyla IŞİD ancak 2017’de yenilgiye uğratılabildi.

Haşdi Şabi’nin Ortaya Çıkışı

Hâlen Irak yönetiminde belirleyici konumunu devam ettiren silahlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi), Ayetullah Ali es-Sistani’nin "Kifai Cihat" fetvasıyla IŞİD’e karşı mücadele etmek üzere 2014 yılında kuruldu. Farklı dini ve siyasi odaklara bağlı yaklaşık 50 milis grubunu emir-komutası altında bulunduran heterojen yapıdaki örgütün silahlı milis sayısı 200 binin üzerine çıktı. Dönemin başbakanı Haydar el-İbadi tarafından 2016 yılında çıkarılan bir yasayla Haşdi Şabi, doğrudan başbakana bağlı resmi bir güvenlik kurumu olarak kabul edildi ve resmi bütçeden pay almaya başladı.

İran, Nuri el-Maliki’nin iktidarı kaybetmesinden doğan Irak’taki güç boşluğunu, Tahran’a bağlı Haşdi Şabi Şii milisleri ve onların siyasi uzantıları ile doldurmaya yöneldi. IŞİD’e karşı kurulan Haşdi Şabi’yi İran’ın zamanla ele geçirmesi ve yönetmesi, örgütün İran’daki Devrim Muhafızları’na benzer şekilde devlete paralel ikincil bir askeri yapı olarak varlığını sürdürmek istemesi, İran karşıtı Şiilerde tepkiye yol açtı. Aralık 2017’de Mukteda es-Sadr yaptığı açıklamada IŞİD tehdidinin bittiğini belirterek Haşdi Şabi’nin tamamen lağvedilmesini ve tüm silahların Irak devletine teslim edilmesini talep etti. Kendi silahlı gücü Seraya es-Selam’ın mühimmatını devlete teslim edeceğini duyurdu.

Ocak 2020’de ABD’nin Bağdat Havalimanı yakınlarında düzenlediği hava saldırısında "Direniş Ekseni"nin kurucusu İranlı General Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’i öldürmesi, Irak siyasetinde ve İran'ın bölgesel stratejisinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu olay, Velayet-i Fakih’e bağlı Şii milislerin İran'a olan bağlılığını daha da güçlendirdi.

Haşdi Şabi’nin kuruluş fetvasını veren Ayetullah Sistani de Şii milis grupların büyük çoğunluğunun İran’ın kontrolüne girmesinden, siyasi/ekonomik güç elde etmeye yönelmelerinden ve Haşdi Şabi’nin devlet içinde devlet gibi hareket etmesinden rahatsızdı. Kendisine bağlı Liva Ali el-Ekber, Firkat el-Abbas el-Kitaliyye, Ensar el-Merciyye ve Liva el-İmam Ali milis grupları, Nisan 2020’de Haşdi Şabi’den ayrılıp doğrudan Irak Savunma Bakanlığı’na ve Başbakanlık Komuta Merkezine bağlandılar.

İran’ın Haşdi Şabi milisleri üzerinden Irak’ı kontrolü altına alması, Lübnan’daki Hizbullah pratiğinin bir benzeriydi. 1989 yılında imzalanan Taif Anlaşmasıyla 15 yıl süren Lübnan İç Savaşı sona erdirilirken, iç savaşa katılan tüm milis grupların silahsızlandırılması kararlaştırılmış; ancak milis olarak tanımlanmayan Hizbullah’ın silah taşımasına müsamaha gösterilmişti. İran; Lübnan ve Suriye’yi kontrol ederek Akdeniz’e ulaşma stratejisinde silahlı Hizbullah’ı Tahran’a bağlı, devlet içinde paralel bir devlet ve ordu olarak yapılandırdı. Hizbullah milisleri, Devrim Muhafızlarının komutası altında Suriye’de baskıcı Esad rejimine karşı ayaklanan Sünni nüfustan bir milyonunun katledilmesine ve nüfusun yarıdan fazlasının topraklarını terk etmesine hizmet etti. Irak’ta Sünnilere karşı ABD ile iş birliği yapan İran ve bağlı milisleri, Suriye’de ise Rusya ile katliam iş birliği yaptı. Halen ABD/İsrail ile savaş halinde olan İran, Irak ve Suriye’deki mezhepçi politikalarının ve masum insanlara karşı işlenen günahların hatırlanmasından çok rahatsız oluyor.

Haşdi Şabi’nin Güç Odağı Haline Gelmesi

Ekim 2021 Irak genel seçimlerinden İran karşıtı Mukteda es-Sadr grubunun parlamentodaki 329 sandalyeden 73’ünü kazanarak birinci çıkması ve İran destekli geleneksel Şii partiler ile Haşdi Şabi’nin siyasi kanatlarının ağır oy kaybı yaşamaları üzerine; bu gruplar iktidarlarını korumak amacıyla Nuri el-Maliki liderliğinde "Koordinasyon Çerçevesi" adı altında bir araya geldi. Söz konusu milis güçler ve destekledikleri partiler şöyledir:

  • Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedr Tugayları’nın desteklediği siyasi parti: Fetih Koalisyonu
  • Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak’ın desteklediği siyasi parti: Sadikun Hareketi
  • Hüseyin el-Muhammedavi liderliğindeki Ketaib Hizbullah’ın desteklediği siyasi parti: Ketaib Hizbullah
  • Ekrem el-Kabi liderliğindeki Hareket An-Nuceba’nın desteklediği siyasi parti: Hareket Nuceba
  • Ahmed el-Asadi liderliğindeki Ketaib Cund el-İmam’ın desteklediği siyasi parti: Cund el-İmam
  • Ebu Ala el-Velai liderliğindeki Ketaib Seyyid eş-Şuheda’nın desteklediği siyasi parti: Ketaib Seyyid eş-Şuheda

Milliyetçi ve İran karşıtı bir Şii çizgiye sahip olan Mukteda es-Sadr, seçimin ardından İran'a yakın Şii partileri dışarıda bırakan bir "çoğunluk hükümeti" kurmaya çalıştı; ancak bunu başaramayınca Haziran 2022'de siyasetten tamamen çekildiğini açıklayıp milletvekillerini istifa ettirdi. Bunun ardından Koordinasyon Çerçevesi, meclisteki boşalan sandalyeleri devralarak parlamentodaki en büyük siyasi güç haline geldi. Haşdi Şabi; siyasi uzantıları üzerinden devletin yürütücü erki, siyasetin belirleyicisi ve ekonomik hayatı elinde tutan ana güç oldu.

2022 Ağustos’unda Bağdat’taki Yeşil Bölge’de Sadr’a bağlı Seraya es-Selam milisleri ile Haşdi Şabi bünyesindeki İran yanlısı gruplar arasında ağır silahlı çatışmalar çıktı. Bu çatışmadan sonra Sadr Hareketi, Haşdi Şabi komuta kademesiyle olan tüm bağlarını kopardı. Sadr, Mayıs 2026’da Seraya es-Selam’ın kendilerinden "tamamen ayrıldığını ve devlet bünyesine geçtiğini" açıklayarak tüm Haşdi Şabi oluşumlarına; parti ve mezhep temelli talimatlardan uzaklaşmaları ve silahlarını devlete teslim etmeleri çağrısını yaptı.

Mustafa el-Kazımi’nin geçici başbakanlık döneminin ardından Ekim 2022'de Şii, Sünni ve Kürt partiler arasında yapılan uzlaşmayla Koordinasyon Çerçevesi’nin adayı Muhammed Şiya es-Sudani’nin başbakanlığında bir hükümet kuruldu. Sudani hükümeti jeopolitik gerçeklikler karşısında ABD, Körfez ülkeleri ve Türkiye ile ilişkileri de geliştirmeye çalışarak İran’ı dengeleyen bir politika izlemeye koyuldu. Sudani hükümetinin en önemli ekonomik ve altyapı girişimi Kalkınma Yolu Projesi oldu. Irak'ın güneyindeki Büyük Fav Limanı ile Türkiye sınırını birbirine bağlayacak büyük lojistik koridorunun inşasına ilişkin anlaşma; 22 Nisan 2024 tarihinde Bağdat’ta Irak, Türkiye, Katar ve BAE arasında imzalandı. İran’ın engelleme çabalarına rağmen bu anlaşmayla Orta Doğu coğrafyasında küresel etkileri olacak yeni bir işbirliği dönemi başladı.

8 Aralık 2024’te, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğindeki muhalif gruplar ve Suriye Milli Ordusu’nun başlattığı 12 günlük askeri harekâtın sonunda Suriye’de Esad rejiminin devrilmesiyle İran, Hizbullah ve Rusya Suriye'deki askeri varlıklarını ve güçlerini çekmek zorunda kaldı. Suriye’deki rejim değişikliği hem İran hem de Irak ve Lübnan’daki destekçileri nezdinde ağır bir travma yaşanmasına sebep oldu. Irak'taki İran destekli bazı gruplar hükümetin Suriye'ye askeri olarak müdahil olmasını istemesine rağmen Başbakan Sudani, bunun yerine komşusu Suriye ile paylaştığı 600 kilometrelik sınırın güvenliğini sağlamaya yönelik adımlar attı ve silahlı milislerin Suriye’ye geçmesine izin vermedi. Bu kabullenme, Direniş Ekseni taraftarları için hayal kırıklığıydı ve bölgede birçok şeyin değişmekte olduğunun habercisiydi.

Ali ez-Zeydi Başbakanlığında Yeni Dönem

11 Kasım 2025’te yapılan Irak parlamento seçimlerinde hiçbir parti tek başına çoğunluk sağlayamadı. Hükümet kurulması için aylarca süren müzakerelerden sonra, parti tabanı olmayan iş insanı Ali ez-Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi’nin desteklediği başbakan adayı olarak 14 Mayıs'ta Irak Meclisi'nden güvenoyu aldı. Zeydi, göreve gelir gelmez en önemli güvenlik hedeflerinden birinin devlet dışında silahlı yapı bırakmamak olduğunu açıkladı. Irak hükümeti, silahlı gruplara Irak'ta konuşlanmış ABD birliklerinin çekilmesinin son tarihi olan Eylül 2026 sonuna kadar silahlarını devlet kontrolüne devretmeleri veya tamamen devlet komutasına girmeleri yönünde bir takvim açıkladı. Başbakan; ekonomik reform, yolsuzlukla mücadele, altyapı hizmetlerinin iyileştirilmesi ve ulusal birlik mesajları verdi. Irak Ulusal Güvenlik Konseyi de Temmuz ayı sonunda yaptığı açıklamada, silahların yalnızca devletin kontrolünde olması kararlılığını teyit etti.

Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, 28 Temmuz 2026 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Ankara’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Washington ve Tahran temaslarının ardından gerçekleşen bu ziyaret, Irak-Türkiye ilişkilerinde tarihi bir sayfanın açıldığı temas oldu. İmzalanan anlaşmalar arasında; Kalkınma Yolu Projesi, TPAO’nun Kerkük petrol sahalarında BP’nin hisselerinin %15’ini devralması, Irak'tan Türkiye'ye günlük 1 milyon varile kadar petrol akışının sağlanması, terörle mücadelede ortak hareket edilmesi ve Irak'ın ihtiyaç duyduğu savunma sanayisi ürünlerinin Türkiye'den temini de yer aldı. Tüm bu gelişmeler, 2003’ten bu yana hırpalanan Irak’ın İran hegemonyasından kurtulma; dış dünyayla ve komşularıyla ülke çıkarlarını önceleyen, istikrar ve huzur arayan politikalar izlemeye yöneldiğini gösteriyor.

Sonuç

7 Ekim Aksa Tufanı’ndan sonra İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırım, bölge ülkelerine düzenlediği ağır saldırılar, ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin birçoğunun İsrail saldırganlığına desteği ya da tepkisizliği; bölge devletlerinin bir araya gelerek ittifaklar kurma ve ortak tehditlere karşı birlikte mücadele etme iradesini güçlendirdi. Devletleri istikrarsızlaştıran terör örgütlerinin ve silahlı milis yapıların tasfiyesi en önemli ortak hedeflerden biri olarak ortaya çıktı. 28 Şubat’ta ABD/İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, İran’ın misilleme olarak Irak’taki Şii milisler ile birlikte Körfez ülkelerine, hatta Ürdün ve Mısır topraklarına yönelik saldırıları ABD-İsrail-İran karşıtı bölgesel bir ittifakı zorunlu hale getirdi.

Orta Doğu hızla, yabancı devletlerin kullandığı devlet dışı silahlı örgütlerin silahsızlandırıldığı, sadece resmi orduların silaha sahip olduğu yeni bir döneme giriyor. Bunun en somut örneği PKK’nın bölgede silahsızlandırılması girişimidir. Türkiye; kendisi ile birlikte Irak ve Suriye’yi de istikrarsızlaştıran, zaman zaman ABD, İsrail ve İran tarafından desteklenen PKK/YPG terör örgütünü silahsızlandırma ve Suriye’de resmi orduya entegre etme yolunda önemli mesafeler aldı, bir model oluşturdu. Bölgenin istikrarı için sırada, Lübnan Hizbullah’ı ve Irak Haşdi Şabi’si içerisinde silah bırakmaya direnen milis gruplarının silahsızlandırılması var.

İran’ın 1980’lerden itibaren Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’de Devrim Muhafızları Kudüs Gücü eliyle oluşturduğu, İran sınırlarını ve ulusal çıkarlarını dış çevrede koruma stratejisine dayalı Direniş Ekseni artık çökmüş durumdadır. Aksa Tufanı’nın ardından İsrail’in saldırılarında büyük istihbarat zafiyeti gösteren Lübnan Hizbullah’ının kadroları ağır zayiat verdi ve ardından toparlanamadı. Esad rejiminin devrilmesinden sonra İran’ın Afganistan ve Pakistan başta olmak üzere dışarıdan getirdiği binlerce Şii milis ve Lübnan Hizbullah’ı Suriye’den çıkarıldı. Irak toprakları, İran için Suriye ve Lübnan'a lojistik hat kurmasını sağlayan stratejik bir koridor olarak hayati önem taşımasına rağmen; Irak’taki İran yanlısı Şii milisler ne Suriye’deki İran aleyhine gelişmelere müdahil olabildiler ne de Lübnan direniş eksenine yardıma gidebildiler. İran’ın Direniş Ekseni çerçevesinde onlarca yıl yatırım yaptığı Şii milis güçleri kendilerinden beklenen misyonu yerine getiremediler.

Gelinen noktada; PKK’nın silahsızlandırılıp YPG’nin Suriye resmi ordusuna entegre edildiği gibi Lübnan’da Hizbullah’ın, Irak’ta Haşdi Şabi’nin silahsızlandırıldığı, paralel orduların ortadan kaldırılarak ulusal orduların tek meşru güç olarak otoriteyi sağlayacağı, devletler arasında bölgesel işbirliği ve dayanışmanın artacağı yeni bir döneme girilmektedir.

Sinan TAVUKCU

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA