Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Boğaziçi Kültürü Hukuk Sistemine Karşı

Sinan TAVUKCU
04 Şubat 2021 11:57
A-
A+

Türkiye’nin tam da bölgesel, küresel bir aktör olma yolunda hızla ve azimle ilerlediği bir dönemde, Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör ataması bahanesiyle başlayan ve devam eden bu gösteriler nereden çıktı? Ne amaçlanıyor?

Hatırlanacağı üzere, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 5 üniversiteye rektör ataması yapılmış, atama kararları 2 Ocak 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Rektör ataması yapılan 5 üniversiteden birisi de Boğaziçi Üniversitesi’ydi.

5 Ocak 2021 tarihinde gerçekleşen rektörlük devir-teslim töreni ile birlikte, Üniversite’de bazı hocalar ve öğrencilerin katıldığı, rektör atamasını protesto eden ve halen devam etmekte olan eylemler başladı.

Protestocular, rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi kökenli olmadığını, rektörün atamayla değil kendileri tarafından seçilmesiyle göreve gelmesi gerektiğini, kendi üniversitelerinden mezun olmadığı için “Boğaziçi kültürü” ne sahip olmayan rektörün bu üniversiteyi yönetme hakkı olmadığını söylüyor ve “kayyum rektör” olarak tanımladıkları rektörün istifa etmesini istiyorlar.

Halbuki, Prof. Dr. Melih Bulu’nun ataması diğer dört rektör gibi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 13'üncü maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2'nci, 3'üncü ve 7'nci maddeleri gereğince yapılmıştı ve yasaya aykırı özel bir durum yoktu, 2016 yılından beri rektör atamaları bu usule göre yapılıyordu.

YÖK tarafından yapılan açıklamada; "Prof. Dr. Melih Bulu, diğer adaylar gibi rektörlük başvuru şartlarını sağlamaktadır. Bir üniversiteye rektör adayı olabilmek için, eski veya yeni hiçbir mevzuatımızda ilgili üniversitenin kadrolu profesörlerinden biri olma gibi bir koşul aranmamıştır. Nitekim Boğaziçi Üniversitesi, geçmişte iki dönem, uzun yıllar farklı bir üniversite mezunu ve mensubu bir bilim insanı tarafından başarılı bir şekilde yönetilmiş ve bu durum hiçbir zaman eleştiri konusu yapılmamıştır" açıklaması ile atamanın meşruiyeti izah edildi.

Ancak, eylemciler için “Boğaziçi kültürü” yasal düzenlemelerden daha üstündü. Boğaziçililerin bu elitist tavrı, yürürlükteki mevzuata göre atanan rektörlere itiraz etmeyen diğer üniversiteleri zimnen “kültür yoksunu” olmakla aşağılayan kaba bir üslubu içeriyordu.

“Pek kültürlü” Boğaziçi Üniversitesi’nin kültürel kökleri, 1863'te Cyrus Hamlin ve Christopher Robert isimli iki misyoner tarafından kurulan Robert Koleji’ne dayanmaktaydı. ABD’nin ülkesi dışında açtığı ilk kolej olması ile maruf olan bu okulun Güney Kampüsü, 1971 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ne tahsis edildi, Robert Kolej geleneği üniversitede sürdürüldü.

Ataması yapılan rektörün istifası talebi, Robert Kolej kökenlerine ve misyoner geleneğine sahip çıkan bir kısım üniversitelilerin kendilerini Türk Hukuk sisteminden üstün görmeleri ve cari mevzuatı tanımama küstahlığıdır. Atama sisteminin başarılı olmaması, yanlışlıklar ihtiva etmesi ayrı bir konudur ve durum böyle ise, tüm üniversiteler için geçerlidir. Yanlışlıklar, başarısızlıklar ve hatalar ancak yapılacak yeni düzenlemeler ile giderilebilir. Değişiklik yapılana kadar yasal düzenlemelere herkesin uyma zarureti vardır. Keyfiliğin ve zorbalığın demokratik bir hak talebiymiş gibi sunulması abestir.

Eylemler sırasında göz altına alınanların bir kısmının Boğaziçi Üniversiteli olmaması, hatta liseli olması, üniversitenin MLKP, DHKP-C, Dev Yol, Marksist Fikir Topluluğu (MFT), Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) gibi sol örgütlerin ve Kıvılcım, Kaldıraç, LBGT gibi marjinal grupların gösterileri alanına dönüşmesi meselenin rektör atanmasını protesto etmeyi aşan boyutları olduğunu göstermiştir. 2013 yılında, Taksim Parkı’ndaki ağaçların sökülmesini protesto maksadıyla başlatılan yıkıcı “Gezi Olayları” ve yaşanan travma hala halkın hafızasında tazeliğini korumaktadır. Genel algı, Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan protestoların Gezi Olaylarının yeni bir sürümü olduğu ve ülke geneline yaygınlaştırılarak siyasi iktidarı yıkmayı hedef alan bir proje olduğu yönündedir.

Ama bundan bir sonuç çıkmayacaktır. Gezi Olaylarında, bütün medyasını Taksim’e yığarak iç savaş haberleri geçen ve elini ovuşturarak hükümetin yıkılmasını bekleyen güçlerin bugün kendi parlamentoları göstericiler tarafından basılmakta, güvenlik güçleri sokaklarda kendi halkı ile silahlı çatışmaya girmekte ve bir askeri darbe tedirginliği yaşamaktadırlar. Mazlum dünyanın ve İslam dünyasının yakasına yapışmayı sürdürecek mecalleri kalmamıştır.

Türkiye, 2006’dan başlayıp 2023’e kadar devam edecek bir arınma döneminden geçmektedir. Bu dönemde emperyalist güçlerin oyuncağı figüranlar sahne alacağı gibi, bunlara destek olacak milliyetçi, muhafazakar, dindar kimlikliler de olacaktır. Sultan 2.Abdülhamid’i Kızıl Sultan diye yaftalayan dönemin işbirlikçi milliyetçi ve müslümanları olduğu gibi, bir arınma döneminden geçtiğimiz bugünlerde de bu tür kesimler ortaya çıkacaktır. Bunda şaşırtıcı bir durum yoktur. Neticede eteklerdeki bütün taşlar dökülecektir.