Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Masraf ve Minnettarlık

Muhammet Savaş KAFKASYALI
02 Nisan 2019 20:25

Geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da Cumhuriyetçilerin "Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı'nda" konuştu. Trump bu konuşmasında, “Biz Orta Doğu'ya son 20 yılda 7 trilyon dolar harcadık ama ışıklarını kapatmadan uçağımızı indiremiyoruz. Bu çok kötü. 7 trilyon dolar harcadık ve inerken ışıklarımızı kapatmak zorundayız”* dedi.

Trump’ın bu açıklaması, yapılan harcamaların geri dönüşümünün olmaması veya beklenen minnettarlığı oluşturmaması durumunun daha iyi değerlendirme ihtiyacını doğurmuştur.

Harcamak, masraf etmek veya sarf etmek, sahip olunan imkân ve kabiliyetlerin tüketilmesine denir. Her zaman olmasa da bu tüketimden umumiyetle bir karşılık alınır. Umulan, harcanan/tüketilen imkân ve kabiliyetin arzu edilen bir neticenin bedeli olmasıdır. Zira harcanan imkân ve kabiliyet, elde edilenin bedeli olmaktan daha fazla olabilir. Hatta hiçbir karşılık alınmadan büsbütün boşa da gidebilir. Bir diğer ihtimal ise harcananın/sarf edilenin, elde edilenden daha az olmasıdır. İşte bedelinden daha azını harcayarak elde etmek, şayet bir defaya mahsus ise ucuzluk, bir defadan daha fazla veya devamlı ise sömürü/sömürmek diye adlandırılır. Bir defaya mahsus olması bir şekilde açıklanabilir belki ama devamlı olması, rızaya dayalı olsa bile sömürüdür ve olması gerekene mugayir olduğu için zulümdür.

Sömürmeye, bedelinden azını ödeyerek ya da bedelsiz almaya alışmak, zulme alışmak, zalimlerden olmak keyifli gelir, kendini daha kurnaz/uyanık/zeki/başarılı/becerikli/akıllı hissettirir ve bu sebeple de alışması kolaydır. Yaptıkça devam etme veya daha fazla yapma isteği uyandırır. Nitekim bunu yapabildiği için sömürdüklerinden ve başkalarından daha akıllı olduğunu düşünüyor, yapması gerekeni yapıyor ve başarması gerekeni başarıyor durumdadır. Hatta zamanla bedelini ödemek, karşılığını vererek almak ahmakça gelir.

Bir kısır döngü işlemeye başlar ve bu kısır döngüden kurtulmak çok zordur. Zira sömüren, zulmeden sömürüsünü ve zulmünü bir sebebe dayandırarak meşrulaştırır ve meşrulaştırma, sömürüde, zulümde kararlı kılar. O kadar ki, zalim imtiyazlı hâlini ve sahip olduklarını kaybetmekten korkmaktan başka olması gerekenin bu olduğuna da inanmaktadır artık.

Sömürerek, sömürebilmek için sahip olması gereken gücün çok fevkinde bir güç kazanınca, sömürmenin sistemleştirilmiş hâline geçilir: Sömürgecilik. Bundan sonra yapılması gereken, bütün imkân ve kabiliyetleri, bedel ödemeden bu imkân ve kabiliyetlerin çok üstünde kazançlar elde etmenin planlamasını yapmak için seferber etmektir. Sömürgecilik, mümkün olabildiğince bâki kılınmalıdır. Sömürebilmenin/sömürgeciliğin sürekliliği için gereken sosyal, siyasî, ekonomik, askerî ve hukukî mekanizmalar inşa edilir. Eğitim sistemi sil baştan bu doğrultuda düzenlenir. İletişim ve ulaşım kanalları buna göre belirlenir. Nihaî merhalesi ise bu uğurda, sömürülenlerin sömürüden rahatsız olmaması için duygularının da sömürülmesidir.

Sömürgecinin bütün yönleriyle planlanmış sömürü sisteminde, sömürgenin sahip olduklarını bedelini ödemeden almak, onun sahip olmasının hiç bir anlam ifade etmediği, üstün bir gücün/iradenin bu değerleri kullanması gerektiği kabulünün benimsenmesi için her türlü adım atılır. Sömürgecinin devlet politikası zaten bu adımları atmak üzerine kuruludur. Onun en hayatî ulusal çıkarı, sömürüsünü devam ettirmesidir. Ulusal çıkarlarının önündeki tehditler ve bu tehditlerin derecesi ise şöyledir: Öncelikle önlenmesi gereken tehdit, sömürüsünden razı olunmamasıdır. İkincisi sömürüsüne karşı çıkılmasıdır. Üçüncüsü ve en büyük tehdit ise sömürüsünün engellenmesidir.

***

Trump’ın, ABD’nin Orta Doğu’da harcadığı/sarf ettiği 7 trilyon doları, bu bölgenin menfaatlerine harcanmış sayması ve neden minnettarlık duygusu oluşturmadığını, bilâkis bu kadar masrafa rağmen hâlâ Amerika Birleşik Devletlerinin bu bölgede kendini güvende hissedemediğini anlayamaması, sömürgeciliğe ve zulme alışmışlığındandır.  Şaşkınlık yaşadığını ifade etmesi ise sömürüyü ve zulmü meşrulaştırmış olmasından, kendi meşruiyet izahına kendinin de inanmış olmasındandır. 

Amerika Birleşik Devletlerinin, yalan olduğu kesinleşmiş sebeplerle kendi çıkarları için Irak’ı işgal edip yüzbinlerce insanın ölmesine, yüz binlercesinin yaralanmasına sebep olmasını görmezden gelmesi, yüzbinlerce yetimi, öksüzü, tecavüze uğramış insanı yok sayması ise onun sömürgecilik sistemine kimsenin karşı çıkmamasındandır.

Amerikan uçaklarının ışıklarını söndürmeden inememesi biri genel diğeri özel iki sebepledir: Umumî sebebi, tesis ettiği karanlığın ve korkunun tadına kendisinin de bakması içindir. Hususî sebebi, tecavüzünü mümkün kılmak için yaptığı masrafın, memnuniyet hatta minnettarlık oluşturacağını bekleyecek kadar tecrübesiz ve basiretsiz olduğu içindir. Bunlardan daha mühim olan ve en kesin hakikat de bu kadar muazzam ölçüde bir gücün dahi zulmün sonunun berbad olmasını engelleyemeyeceğinin kesinliğidir. Tecrübesizlik ve basiretsizlik ise bu kaçınılmaz sonu pek yakına çeken bir tesirdir.   

 

* https://www.whitehouse.gov/briefings-statements/remarks-president-trump-conservative-political-action-conference-2/