Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Karanlık ve Işık

Muhammet Savaş KAFKASYALI
08 Nisan 2020 13:16
A-
A+

Biz güne akşam başlarız. Başlangıcımız karanlıktır ve aydınlığı bilahare görürüz. Sabahın aydınlığına, günün ve gündüzün ferahlığına erişmeden, gecenin ve karanlığın örtüsü altında kapalı kalma lüzumudur belki bu başlangıcın hikmeti. Her yeni gün bir dahi idrak ederiz karanlığın aydınlığa çıkışını, lâkin varamayız bizim o aydınlığa karanlıktan ne anlayarak çıkmamız gerektiğinin şuuruna. Karanlığın evvel olması, sonraya ve aydınlığa tecrübedir. Tecrübe olması akledilmesiyledir. Akletmek okumakladır. Okumak ise emirdir. Hakk’ın emrine biz uysak da uymasak da emr-i Hakk tecelli edivermektedir her dem. Biz dahi emr-i Hakk tecellisinin deveranına uyalım deyû emredilmiştir okumak: Deveran O’nun takdiridir ve biz O’nun adıyla okumalıyız. İnsanoğlu, takdir edilmişi, kaderi değiştiremez. Kaderle hemahenk olsa kendine eyidir.

Karanlık, ışığın olmayışıdır. Bu yüzden karanlıkta kaldığı vakit, aydınlatmalı insan o karanlığı. Aydınlatamazsa şayet, ışığın, aydınlığın olmadığını anlayıp karanlığa karışmamalı. Karanlığın şerrinden kaçmalı insan. Bilmeli hayrın geleceğini ve beklemeli aydınlığı. Geldiğinde hazır olmalı. Işık geldiğinde, evvelâ gözleri kamaşmamalı. Sonra karanlığı yok edenin o ışık olduğunu bilerek gayret etmeli ışığın kalması için. Zira karanlık, ışık olmadığı için vardır. Işığa galebe çalamaz karanlık. Yeter ki, sönmesin, söndürülmesin ışık.

Elçi olacaktı emin olan. Karanlığı görmüş ve karanlığın şerrinden kaçmaktaydı. Aramaktaydı ışığı, karanlığı ortadan kaldırmak için. Hira’ya çekiliyordu, çünkü beldelerin hatta dünyanın karanlığını aydınlatacak ışığı küçücük bir mağarada aramaktı ışıktan emin olmak.

Ve geldi ışık. Karanlığın hükmü sona erdi.

“De ki, Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.”[1]

Lâkin söndüresidir insanoğlu ışığı. İmtihandadır zira. Işığa ve ışığın kaynağına bağlı kalacak yahut karanlığın göz kamaştıran aldatıcılığına sapacak. Ne garip? Ya gözüne aldanacak ve karanlığa sürüklenecek ya da gönlünü dinleyecek, ışığa yürüyecek ve aydınlıkta olacak. Karanlıkta kaldıkça kalbi mühürlenecek. Aydınlıkta kaldıkça aydın olacak, daha da aydınlatacak.

Aydınlığı seçenler ışık saçtılar bir zamanlar dünyaya. Adaletin hükmüyle ışığın kaynağı oldular. Kâh çölden, kâh bozkırdan, kâh deryalar arasından aydınlattılar dünyayı. Kolay değildi ancak hem ışığı hem de ışığı diri tutmak için lâzım olan yürek ateşini söndürmemek. Karanlığın, fitnenin, hevâ ve hevesin cazibesine kapılıp gaflete düşüldü zamanla. Dünyayı daha da güzel gösterdi gaflet hem kalp gözüne perde çekti. Sonrası dalâlet: Işıktan karanlığa sapmak. Karanlığa doğru yol almak. Nihayet, ışığın kaybolmasına ve karanlığın, Aydınlanma’nın hükümranlığına saplanmak.

Gafletin ve dalâletin zararı, ziyanı sadece kendine değil elbet. Neticesi, karanlığın hükmüyle başlayan zulme mahkûm olan beşeriyetin başına gelenler. Işığını ve adaleti yitirmiş insanoğlunun bütün ıstırabı. Saymakla bitmez acılar ve hüzün.

Yazık ışık saçıp aydınlatacağı yerde, kendi ışığını söndürenlere!

Yazık ışığını kaybedenlere!

Yazık ‘Aydınlanma’ uğruna aydınlığına ve ışığına sövenlere!

Yazık ışığını söndürenlere ve karanlığa hayran olanlara!

Yazık ışığı karanlıktan ve ışığın üstünü örtenlerden bekleyenlere!

Yazık tam şafak vakti, ışığın önünü açmaya gayret etmeyenlere!

Aydınlığı ve adaleti biz getirmeliyiz. Evvelce gelmiş ışık kaynağının tekrar gelmesini ve zalimden adalet beklemek olmaz. Vakit şimdi üstü örtülmüş ışığı ortaya çıkarmak vaktidir. Karanlıkta kalmış ve kirlenmiş dünyayı aydınlatmaktır. Önce bir tufan koparmak, yıkan ve yıkayan. Ardından ışığı tutmak bütün bir dünyaya yeniden. Sonra ise elbette bahar.

 

________________________________________________

 

[1] İsra Sûresi, 17/81.