Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Küresel Isıtma ve Zihniyet

Muhammet Savaş KAFKASYALI
24 Şubat 2020 12:27
A-
A+

Tek dişiyle ne kadar da çok zarar verdi dünyaya, medeniyet denen canavar.

Güya insanlığın tecrübe ve bilgi birikimiydi medeniyet. Hep ilerleyerek, gelişerek gelmişti bugüne. Bu yüzden, medenilerin bütün yaptıkları, gelişmiş ve ilerlemiş davranışlar idi. En faydalı ve en gerekli olanlardı medeniyetin salık verdikleri.

Yegâne gayesi hükmetmek olan insanoğlu, varlık sebebi zaten kendine hizmet etmek olan varlıklara ve bütün varlıkların bir arada yaşayışından oluşan işleyişe çok kötü davrandı. Bu işleyişle uyum içinde ondan faydalanmak dururken, tabiata ve onun işleyişine hükmetmek istedi.

İnsanoğlu daha önce binlerce yıl tabiatın işleyişine uyum sağlayarak yaşamaya gayret etmişti. Çünkü en doğrusunun, bu işleyişi öğrenerek ve bilerek yaşaması olduğunu anlamış idi. Kendine hizmet etmek için yaratılan tabiata ne kadar uyum sağlarsa o kadar huzurlu ve mutlu olacağı tecrübelerle sabitti. Keza insandan gayrı hiçbir canlının tabiata zarar vermediği de kesin biliniyordu. Zaten bilim, kâinatın işleyişini, tabiatı ve diğer canlıları bilmek idi ve bilmek, onlarla birlikte huzur içinde, şerefli bir şekilde yaşamak için gerekliydi.   

Ne zamanki insanoğlu her şeye hükmetmek ve hem kendini hem de hükümranlığını kalıcı kılmak istedi, bilimi hükümranlığın ve kontrolün vasıtası kılmaya çalıştı, işte o zaman tabiatın işleyişini bozmaya ve diğer canlılara zarar vermeye başladı. Keyfince yaşadığını ve her istediğini yaptığını zannetti, lâkin her an kendini ve insanlığını yok etti. Evvelce de yapmıştı aynı hatayı ve kovulmuştu bu hatadan ötürü cennetten. Artık dünyadaydı ve aynı hatayı yaparak şimdi dünyayı bozuyordu.

En kötüsü ise dünyayı, tabiatı ve insanlığı bozarken, ıslah ediyorum demesiydi.[1] Bozgunculuğuna medeniyet diyor ve medeniyeti, bozgunculuğu ‘ideal’ olarak ‘amaç’ olarak gösteriyordu. Maalesef anlaşılan o ki, hükmetme ihtirasının kör ettiğini ve şuursuz bıraktığını anlaması ise çok uzun zaman alacak. “Artık çok geç!” diyecek kadar uzun zaman. 

Canlılara, canlı olduklarını, canlarının olduğunu görerek, yani can olduklarını bilerek ve o canı verenin insanoğlu olmadığını anlayarak davranmayıp sadece onlara hükmetmek isteyince, hükmetmenin yollarını arayarak geçirilen zamanın sonunda insanoğlu, insanımsı (android) oluverdi.

  • Baharda açılan çiçeklerin, yeşeren yaprakların, canlanan tabiatın canını veren unutuldu.
  • Genetik çalışmalarıyla her şey yapılabilir diye düşünüldü. Canı verenin de alabilecek olanın da insanoğlu olduğu düşünüldü.
  • Yedirenin, içirenin insanoğlu olduğu zannedildi ve yemek-içmek tüketim olarak görüldü. Tüketimin kontrol edilmesi maksadıyla tüketim politikaları geliştirilip uygulandı.
  • Tüketim politikaları çerçevesinde, bütün bir dünya istenen tarafa yönlendirildi: Et yememeli dendiğinde et, yumurta yememeli dendiğinde yumurta yenmedi. Ne içilmesi gerektiği söylendiyse insanoğlu onu içti.
  • Yemesin istenenlerin yemesi, içmesin istenenlerin içmesi engellendi.
  • O kadar ki, en son geçtiğimiz günlerde Avustralya’da binlerce deve, su kaynaklarını tüketiyor diye öldürüldü.

Su kaynaklarını tüketen develerin dahi bir kaynak olduğu, canlı olduğu, can olduğu, üstelik suyu tüketmeyip içtiği, içmenin tüketmek olmadığı, dahası tıpkı canı veren olmadıkları gibi su kaynağı dediklerini de kendilerinin üretmediği, can almanın ne büyük bir kabahat olduğu düşünülmeden öldürüldü develer.[2] Çünkü medeniyet, develerin ölüm fermanını çıkarmıştı.     

Yakında, yağan yağmurun toprak tarafından tüketilmesine (!) engel olmak için yerler kaplanacak. Gökyüzüne yahut sıcak havaya kızacak medeniyet, buharlaşan suyu tüketiyor diye.

Kim bilir, yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot karakteriyle medenî insanın akıbetini anlatmak istemişti belki de Cervantes.

Ne var ki, gelinen noktada hükümranlığın, kontrolün vasıtası kılınmaya çalışılan bilimin bizzat kendisi, bırakınız tabiatı kontrol etmeyi, insanoğlunun varlığını sürdürebilmesinin dahi kendi elleriyle bozduğu bu düzene adaptasyonundan başkaca yolunun olmadığını ve yapılması gerekenin de adaptasyonun yollarını aramak olduğunu açıkça söylemekte ve ikaz etmektedir.

İyi anlaşılmalıdır ki, tükenen, develerin içtiği su değil, insanlıktır. Tüketen ise develeri öldüren medeniyettir. Zarar veren ve zararlı olan, su içen develer değil, küresel ısıtıcılar ve tabiatın işleyişini, ‘ekini ve nesli bozan’ medeniyetin temsilcileri ve savunucularıdır. Mücadele edilecekse develerle değil, medeniyet denen canavarı dünyanın başına bela edenlerle edilmelidir. Islah edilecekse de ‘ekin ve nesil’ değil, insanoğlu ıslah edilmelidir.     

___________________________________________

[1] Doğalı, ahlâkî olanı bozan ve bunu meşrulaştırmak için kurgulayan zihniyeti Kur’an, Bakara sûresinin 11. ayetinde şöyle anlatır: “Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, «Biz ancak ıslah edicileriz» derler”.

[2] Medine ile Tebûk arasında yaşamış Semud kavmine gönderilen Salih Peygamberin devesi, şehrin suyunu şehir halkıyla nöbetleşe içerken herkese yettiği halde, devenin varlığından rahatsız olanlar, onu öldürerek kendi sonlarını hazırlamış ve helak olmuştur. Bu olay Kur’an’da şu şekilde anlatılmıştır:

  • “Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk yapın. Sizin için ondan başka ilah yoktur. Rabbinizden size apaçık belge geldi. Bu, Allah'ın devesi sizin için bir mucizedir. Bırakın onu, Allah'ın yeryüzünde yesin, Ona kötülükle dokunmayın, yoksa acıklı bir azap sizi yakalayıverir.” (A’raf sûresi, 7/73)
  • “Bizi, mucizeler göndermekten ancak evvelkilerin yalanlaması engellemiştir. Semud'a açık bir şekilde dişi deveyi verdik de onlar (Semud'un kavmi) o deveye (boğazlayarak) zulmettiler. Biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.” (İsra sûresi, 17/59)
  • “Onları denemek için dişi deveyi gönderen biziz. Onları gözetle ve sabret.” (Kamer sûresi, 54/27)
  • “Onlara Allah'ın Rasûlü: "Allah'ın devesini ve onun sulanmasını gözetin" demişti.” Şems sûresi, 91/13)
  • “(Salih) Dedi ki: "İşte bu bir devedir. Su içme (hakkı) onundur. Belirli bir gün de sizindir." (Şuara sûresi, 26/155)
  • “Dişi deveyi kestiler ve Rablerinin emrine karşı geldiler ve "Ey Salih, eğer sen, peygamberlerden isen, haydi bize va'dettiğin azabı getir" dediler.” (A’raf sûresi, 7/77)
  • "Ey kavmim, işte size bir mu'cize olarak Allah'ın dişi devesi. O’nu bırakın, Allah'ın yeryüzünde yesin. Sakın ona kötülükle dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azap yakalar." (Hud sûresi, 11/64)