Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kurban Bayramı’ndan Şükran Gününe

Muhammet Savaş KAFKASYALI
10 Aralık 2019 09:53
A-
A+

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, Şükran Günü dolayısıyla Afganistan'daki Amerikan askerlerini ziyaret etmek için sürpriz bir şekilde Afganistan'ın başkenti Kâbil dışındaki Bagram Hava Üssü’ne gitti ve “Taliban’la görüşüyoruz, aynı zamanda bir ateşkes olması gerektiğini söylüyoruz” diyerek Taliban ile görüşmelere yeniden başladıklarını duyurdu.[1] Böylece, 18 yıldır devam eden çatışmayı bitirmek için müzakereler yeniden başladı.[2]

Şükran Günü, elde edilen hasata ve geçmiş yılın bütün nimetlerine şükretmek için Amerika Birleşik Devletleri’nde Kasım ayının dördüncü Perşembe günü kutlanan bir bayramdır. Geçen yılın nimetleri için şükür, muhasebe ve muhakeme bayramıdır. Bu sene Trump, Şükran Günü’nü Afganistan’daki Amerikan askerleriyle birlikte geçirerek, 18 yılın hem muhasebesini hem de muhakemesini yapmış ve neticede Taliban’la müzakere yapmak gerektiğini dile getirerek aslında böylesine bir müzakere imkânına şükrettiklerini göstermiştir.    

Hayata ve geçmişe sorumluluk duygusuyla bakanlar, anlamaya çalışanlar, zamanın içinden geçerken yaşadıklarını ve değişimi görebilirler. Lâkin hayata ve geçmişe hırsla, istekle bakanlar, sürekli arzu ettiklerine erişmeye çalışanlar, zamanın içinden geçtiklerini anlamadıkları gibi yaşadıklarını ve değişimi de göremezler. 

Bazen yaşananlar karşısında bir an durup, nereden gelindiğine ve uzun bir serüvenin sonunda nereye varıldığına bakarak düşünülür ve bu tam da öyle düşünmeyi gerekli kılan bir hadise. Geçmişe özlemle bakışın beraberinde getirdiği bir iç çekiş, “nasıl da geçti onca zaman” dedirten efkâr.

Biz kendimize ait ihtişamlı geçmişten, hazin ve kötü dönemlere geçişi, “vakt-i azizden vakt-i zelalete” sözüyle ifade ederiz. Daha umumî şekilde ise “hazan oldu baharımız” ya da “geçti ömrün ilkbaharı” deriz. İngilizce konuşanlar ise geçmişin en muhteşem dönemlerine “heyday”[3] ya da “glorious times” derler.

İstediğini yapabilecek kadar güçlü ve pervasız olduğu zamanlarda, başkalarının bayram günlerinde onları cezalandırıyor, Kurban Bayramı’nda işgal ettiği devletin liderini kurban ediyordu. Saddam Hüseyin’in 30 Aralık 2006 tarihinde Kurban Bayramı'nın ilk gününde asılarak idam edilmesi, o gün olması gerekmediği hâlde Müslümanlara rağmen onların mübarek saydığı bir günü umursamak mecburiyeti duymayacak kadar kendini güçlü hissetmenin verdiği rahatlığı göstermiştir. 

Ne kadar da kısa sürdü kendini had belirlemekten münezzeh hissetmek ya da hadsizliğin keyfi. Daha on yıl önceye kadar aklına eseni yapabilen ve yaptıklarına kılıf bile bulma mecburiyeti hissetmeyen ABD, bu kadar kısa zamanda umur görmüş olmalı. Bu umur, zamanın içinden geçtiği ve değişim ile pek ilgili olmalı. Yahut bir vasıta olsun deyû icat/imâl ettikleri İslâmofobi, gördükleri umur neticesinde kendilerinde bir perva (bir tür fobi) peydahlamış olmalı. 

Gelinen noktada Amerika Birleşik Devletleri’nin Taliban’la müzakere kararı alması durumu üç şekilde değerlendirilebilir

I. Amerika Birleşik Devletleri içinde farklı güç odakları var ve bu güç odaklarından biri olan Trump yönetimi / Beyaz Saray ile ondan yana olanlar, evvelce karar almaya ve uygulamaya muktedir olan cenahların bölgedeki politikalarını doğru bulmayıp Afganistan’dan çekilmek ve o bölgeyi temsil ettiğini düşündükleri Taliban ile müzakere edip oradan çekilmek yönünde karar aldı.

II. Amerika Birleşik Devletleri’nin gücü tek / yekpare ve bölünmez, yani içinde farklı güç odakları yok fakat ulusal çıkarlar bakımından beklenenlerin elde edilememesi ve öngörülemeyen maliyetlerin çıkması sebebiyle işgal edilen topraklardan çekilmek için işgal ederken terörist ilan ettiği ve işgale gerekçe gösterdiği örgütle/yönetimle müzakere etmek mecburiyeti hâsıl oldu.

III. Amerika Birleşik Devletleri bugüne kadar en güçlü olma görüntüsü vermekten ve bu imajdan çok pişman olarak keskin bir değişiklik kararıyla, çok kutupluluğa doğru giden dünyada artık bundan sonra en güçlü olmayan ve dolaylı / dolambaçlı politikalar uygulayan devletler gibi davranmaya razı oldu. Aslında müzakereler Amerika’nın Afganistan’ı, orada bulunduğu 18 yıllık dönem içinde terörist gördüğü ve gösterdiği Taliban’a teslim etme planı doğrultusunda bütün dünyaya sunulan bir mizansendi.

Bu üç durumdan hangisinin olduğu, dünyanın en güçlü devletinin başarısızlık olarak nitelenebilecek bu denli büyük bir geri adım atmasını ya da politikalarını değiştirmesini ve Şükran Günü’nde Amerikan askerlerini ziyaret ederek bu geri adımı / değişikliği onlara duyurmasını izaha kâfi gelmeyecektir.[4] Neticede uluslararası sistemin en güçlüsü olan devletin, politikalarında ve uygulamalarında bu ölçüde değişim olmaz. Böylesine değişimler müstesnalığınıza ve hem kendi toplumunuzda hem de dünyada oluşturduğunuz “Manifest Destiny (Âşikâr Âkıbet)” algısına mugayirdir. Her ne kadar siz insanoğlunun ulaştığı en mükemmel sistemleri kurduğunuzu iddia etseniz de insanlığın ve dünyanın düzeniyle görevlendirilmiş bir millet olduğunuza dünyayı ikna etmeye çalışsanız da yaptıklarınızla yeryüzünü ıslah ettiğinizi haykırsanız da ayineniz olan işleriniz, sizin tarihin sayfalarındaki zulmedenler sırasından biri olacağınızı ayân göstermektedir.

Kaç zamanda bir geldiğiniz, ne kadar güzide ve nadide olduğunuz, ne denli güçlü yahut büyük olduğunuz, zamanın içinden geçtiğiniz ve zamanın içinde olduğunuz, dahası zamana mahkûm olduğunuz hakikatinin bir sonucudur. Zamanın işleyişini ve bu işleyişin kanunlarını, elbette zamanın içinden geçenler belirleyebilemez. Zamanın işleyişini belirleyemeyen, bu işleyişin kurallarına tâbi olmamaya gayret etmemelidir.

Zamanın işleyişinin kurallarına uymak ya da uymamak, sadece zamandan geçişin tarzını ve ritmini belirler.

 

____________________

[1] https://www.nytimes.com/2019/11/28/us/politics/trump-afghanistan.htmlhttps://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50597006

[2] “Taliban ve ABD arasında Eylül ayında askıya alınan görüşmeler yaklaşık 3 ay aradan sonra tekrar başladı.

Amerikalı bir üst düzey yetkili, Amerika’nın 3 ay aradan sonra Katar’da yeniden Taliban heyetiyle görüşmelere başladığını ifade etti. İsmi açıklanmayan Amerikalı yetkili ABD'nin yeniden masaya oturduğunu söylerken görüşmelerin ülkedeki şiddet olaylarının azalması ve ateşkese odaklanacağını söyledi.

ABD'nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, bugün görüşmelerin yürütüldüğü Katar'ın başkenti Doha'ya gitmişti.

Taliban da görüşmelerin resmi olarak yeniden başladığını açıkladı.

Taliban'ın Siyasi Ofis Sözcüsü Suheyl Şahin tarafından sosyal medya üzerinden yapılan açıklamaya göre, Taliban ve ABD arasındaki görüşmeler kaldığı yerden tekrar başladı.

Şahin tarafından yapılan açıklamada, Molla Birader Ahund liderliğindeki Taliban heyeti ile ABD heyetinin görüşmelere yeniden başladığı, müzakerelerin "Anlaşmanın imzalanması ve buna ilişkin meseleler hakkında" olduğu ifade edildi.” 7.12.2019, Mepa News, https://www.mepanews.com/taliban-ve-abd-arasindaki-afganistan-baris-gorusmeleri-yeniden-basladi-31886h.htm

[3] heyday (n.): also hey-day, late 16c. as an exclamation, an alteration of heyda (1520s), an exclamation of playfulness, cheerfulness, or surprise something like Modern English hurrah; apparently it is an extended form of the Middle English interjection hey or hei. Compare Dutch heidaar, German heida, Danish heida. Modern sense of "stage of greatest vigor" first recorded 1751 (perhaps from a notion that the word was high-day), and it altered the spelling. https://www.etymonline.com/word/heyday#etymonline_v_9220

In its earliest appearances in English, in the 16th century, "heyday" was used as an interjection that expressed elation or wonder (similar to our word hey, from which it derives). Around the same time, "heyday" saw use as a noun meaning "high spirits." (This sense can be seen in Act III, Scene IV of Hamlet, when the Prince of Denmark tells his mother, "You cannot call it love; for at your age / The heyday in the blood is tame….") It wasn’t until the 18th century that English speakers, perhaps interpreting the "day" of the second syllable to mean "a time or period," began using "heyday" to refer to the period when one’s achievement or popularity has reached its zenith. https://www.merriam-webster.com/dictionary/heyday

[4] Tam da bu yazının yazıldığı sırada Washington Post, ABD yönetiminin Afganistan işgali ile ilgili 2000 sayfalık resmî belgesini yayımladı. 

Washington Post'un yayımladığı gizli belgeler, ABD'nin üst düzey yetkililerinin Afganistan’daki savaş hakkındaki gerçekleri gizlediklerini ve farklı bir tablo çizerek ülkedeki 18 yıllık savaşın artık kazanılamayacağı gerçeğini çarpıttıklarını ortaya çıkardı.

Amerikan medyasına sızdırılan gizli belgeler, ABD'nin üst düzey yetkililerinin Afganistan’daki savaş hakkındaki gerçekleri gizledikleri, farklı bir tablo çizerek ülkedeki 18 yıllık savaşın artık kazanılamayacağı gerçeğini çarpıttıkları ortaya çıktı. Vietnam Savaşı'nın da başarısız olduğuna ilişkin gizli belgeleri yayımlayan ilk medya kuruluşlarından olan Washington Post, bu sefer de ABD'nin 2002'den bu yana işgal ettiği Afganistan'a ilişkin gizli belgeleri ele geçirdi.

Ele geçirilen 2 bin sayfalık belge, Afganistan'daki savaşta doğrudan rol oynamış, yetkili, general ve diplomatların görüşlerinden oluşuyor. Görüşlerine başvurulanlardan 400'den fazlası Afganistan'da işlerin yolunda gitmediğini ve ABD'nin ülkede bir bataklığa saplandığını belirtti. Belgelerde, Eski Başkanlar George W. Bush ve Barack Obama döneminde Beyaz Saray'da Afganistan masasının başındaki Korgeneral Douglas Lute, “Afganistan'ı temel olarak anlamaktan uzaktık. Ne yaptığımızı bilmiyorduk. Nasıl bir yükün altına girdiğimizin farkında değildik.” ifadesini kullandı.

Görüşlerine yer verilen yetkililerin büyük bölümü, ABD'nin halen Afganistan'da yürüttüğü stratejinin yanlış olduğunu, yetkililerin bunu bildiğini ancak kamuoyuna açıklamadığına dikkati çekti. Belgelerde başkan seviyesinden orta düzey yetkililere kadar kamuoyuna yapılan tüm açıklamalarda, sahadaki verilerin çarpıtıldığı ortaya çıktı.

Afganistan'da terörle mücadele konusunda Amerikan askerlerine 2013-2014 döneminde üst düzey danışmanlık yapan eski Albay Bob Crowley şöyle demekteydi: “En iyi resmi ortaya koymak için tüm veriler değiştirildi. Örneğin anketler tamamen güvenilmezdi ancak yaptığımız her şeyin doğru olduğunu belirtecek şekilde düzenleniyordu”.

Belgelere yansıyan diğer bir nokta ise savaşın maliyetlerine ilişkin. Yetkililerin belgede sıklıkla dile getirdiği ancak kamuoyuna tam olarak yansımayan diğer bir gerçek ise savaşın maliyetinin tam olarak hesaplanmadığı. Savaşa resmi rakamlara göre 934 ile 978 milyar dolar harcandığı ifade edildi ancak buna CIA operasyonları ve Savaş Malulleri Yönetiminin harcamaları gibi yan harcamaların dâhil olmadığı belirtildi. Pentagon verilerine göre, 2001'den bu yana 775 bin Amerikan askeri Afganistan'da görev yaptı. Bunlardan 2 bin 300'ü öldü, 20 bin 589'u yaralandı. https://www.washingtonpost.com/graphics/2019/investigations/afghanistan-papers/afghanistan-war-confidential-documents/