Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Küresel İslami Direniş Yıkıldı mı?

Mithat IŞIK
06 Nisan 2020 10:05
A-
A+

Irak El Kaidesinin ortadan kaldırılmasa bile içinin boşaltılması cihatçıların 11 Eylül'den sonra uğradığı yenilgilerden sadece biriydi. Bunların en ciddisi Usame Bin Ladin’in 2 Mayıs 2011de Pakistan’da gizlendiği bir evde öldürülmesiydi. ABD Özel Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği operasyonun emrini bazı danışmanlarının itirazlarına rağmen Başkan Obama vermiştir.

2011’de meydana gelen ayaklanmalar El Kaide’nin başaramadığı bir şekilde Libya’dan Suriye’ye birçok ülkede rejimleri sarstı.

Bin Ladin’e güvendiğini ifade edenlerin sayısı 2003 ile 2010 arasında sert bir düşüş yaşadı. Oranlar Pakistan’da yüzde 46’dan yüzde 18’e, Endonezya’da yüzde 59’dan yüzde 25’e, Ürdün’de yüzde 56’dan yüzde 14’e düştü.

Yine de küçük bir azınlık El Kaide’nin yeniden toparlanması konusunda etkileyici bir kapasite gösterdi. Üyeleri Ortadoğu’dan Güneydoğu Asya’ya kadar faaliyetlerine devam ettiler. Özellikle EL Kaide merkezi ile onun markasını taşıyan türevleri, Arabistan yarımadası El Kaidesi (Suudi Arabistan-Yemen) ile İslami mağrip El Kaidesi( Kuzey Afrika) arasında yakın ilişki vardı. Bu arada Leşkeri Tayyibe, Tehriki Taliban (Pakistan Talibanı) Afgan Talibanı, Hakkani Şebekesi gibi El Kaide’ye sempati duyan ancak resmi olarak onunla bağı bulunmayan diğer gruplar Afganistan ve Pakistan’da dikkat çekici güç olmaya devam ettiler.

Bu arada Hamas Gazze’yi kontrol ederken İsrail’e karşı mücadele veriyordu. Hizbullah Lübnan’da Şebab Somali’de iktidarı zorluyordu. 2011 Arap Baharı sırasında Ortadoğu’ya egemen olan kargaşa, El Kaide’ye sempati duyan aşırı İslamcıların iktidarı ele geçirmesi için yeni fırsatlar sundu.

2012 yılı itibarı ile İslamcı gruplar iktidarı ele geçirme konusunda ciddi ölçüde başarılı olmakla birlikte 19. Yy’daki liberal milliyetçiler veya 20. yy’daki komünistler kadar başarılı olamadılar.

Usame Bin Ladin’in bütün Müslümanlar için “dini görev “ dediği nükleer, kimyasal veya biyolojik silahların ele geçirilmesi en iyi eylem biçimi olarak öne çıkıyordu.

Terör grupları böyle bir silaha sahip olmasalar bile El Kaide’nin 11 Eylül saldırısının Amerika’yı Afganistan işgaline sevk etmesi gibi ulus devletleri yeni savaşlara sürükleme kapasitesine sahiptir.

Pakistan’da üslenen cihatçı gruplar Hindistan topraklarına çeşitli saldırılar yaparak Hindistan ve Pakistan’ı savaşın eşiğine getirdiler.

Birinci Dünya Savaşı2na bir terör eyleminin yol açtığı göz önüne alındığında teröristlerin nükleer silahlarla sahip devletler arasında savaş başlatması hiç de uzak bir ihtimal değildir.

ABD ve müttefikleri kendilerini bu tür tehlikeli olasılıklara karşı korumak amacıyla çeşitli savunma tedbirlerini kurmanın yollarını aradılar.

Bu konuda en büyükl pay güvenlik, polisiye faaliyetler, istihbaratın geliştirilmesinde yaşandı.

Orduda önemli rol oynadı ama yönetimleri, ABD işgali tarafından devrilen Irak ve Afganistan gibi ülkelerde oynadığı merkezi rol kadar yoğun değildi. Hükümetleri tam yarım işleve sahip ülkelerde ABD’nin rolü eğitim, silah, istihbarat ve diğer lojistik desteği sağlamakla sınırlı idi.

Bu tarz yaklaşımın örneği 2002’de cihatçı Ebu Seyyaf grubunu etkisiz hale getirmek için Filipinlere gönderilen ABD Birleşik Özel Harekât görev kuvveti idi.  600’den az ABD personelini içeren bu kuvvet doğrudan çatışmalara girmedi. Filipin silahlı kuvvetlerine eğitim desteği verdi. Tıbbi klinikler ve okullar inşa etmek gibi sivil yardım projeleri yürüttü.

Barack Obama göreve gelirken Bush yönetimini terörle mücadele savaş yöntemini tenkit etti. Ancak Obama kongre muhalefeti yüzünden Bush’un uygulamalarını kabullenmek zorunda kaldı.

Bunlar tutukluların belirsiz bir süre Guantanamo’da kalması, askeri mahkemelerde yargılanması gibi uygulamalardı. Sorgulamada stres yönteminin uygulanması zaten Bush yönetimi tarafından kaldırılmıştı. Obama Pakistan’da İHA’ların saldırılarını Bush yönetimine göre daha da artırılmasına izin verdi. Risk potansiyeli içeren özel kuvvet ve komando görevlerini emretmede Bush yönetimine göre daha istekli davrandı. Usame Bin Ladin’in öldürülmesinin emrini verdiği gibi.

Obama’nın bu politikaları birçok liberal ve muhafazakâr kesimde hayal kırıklığı yarattı. ABD’lilerin çoğu kongrede iki partinin de desteğini alan ve kendilerini 11 Eylül’den sonra güvenli kılan atılgan kontrterörizm yaklaşımından dolayı memnundu. 

Bununla birlikte bu kontrterörist başarısının devam edeceğinin garantisi yoktu. Uçaklara yapılan eylemlerin de gösterdiği gibi görünmez bir orduya karşı alınan bu şok yenilgi uzak bir cephede değil bizzat kendi evinde ortaya çıkabildiği durum önceki yüzyıllarda İslamcı direnişçilerle savaşan Britanya Fransa, Rusya ve diğer batılı güçlerin mücadele etmek zorunda kaldığı bir tehdit değildi. 19. Yüzyılda Çeçenler Moskova’ya Peştular Londra’ya veya Faslılar Paris’e saldırmamıştı fakat 21. Yüzyılın küreselleşen dünyasında savaşın kaçınılmaz bir gerçeği haline gelmişti.

Cihatçılar 11e yüzden sonra daha küçük ölçekte ama yine dehşet verici saldırılar yapmaya devam ettiler. Bunların başta gelenleri arasında 2002’te Bali’de bir gece kulübünün bombalanması 202 ölü 2004’te Madrid’de trenlerin bombalanması 191 ölü, 2005’te Londra metrosunun bombalanması 52 ölü, 2008’de Bombay’daki otel baskını 163 ölü.

Bu saldırılar El kaidenin ve bağlantılı gruplarının gündemini ilerletme konusunda hiç işe yaramadı. Hatta tam tersine içlerinde Müslümanlarında olduğu binlerce masum insanın katledilmesi Müslüman kamu oyununda aleyhlerine dönmesine neden oldu ve küresel çapta sert tedbirlerin alınmasını tetikledi. İslamcılara karşı mücadelede kayıtsız kalan Sudi Arabistan bile Riyad’daki bombalama olayında 35 kişinin ölmesi üzerine sertleşti.

El kaide artık sayısı giderek artan ülke tarafından ABD etkin bir koalisyonu bir araya getirme olanağı buldu. Uluslararası işbirliği sayesinde birçok eylem planı açığa çıkarıldı.

11 Eylül’den önce teröristler genellikle küresel ölümlere yol açan eylemlerden kaçınıyorlardı. Çünkü bu tarz eylemler ters tepeceğini kavramışlardı. Oysaki terörizm bir tiyatrodur teröristler bir sürü insanın ölmesini değil seyretmesini isterler El kaide ve diğer İslamcı örgütler destek kaybıyla ödediler.

Çeçen isyancılar 2002de Moskova’da bir tiyatroda bulunanları rehin aldıklarında 169 kişi öldü 2004’te Kuzey Osetya’daki Beslen kasabasında bir okulda bulunanları rehin aldıklarında çoğunluğu çocuk olmak üzere 131 kişi öldü. Bu olayların ardından direnişçilerin sahip oldukları bütün sempatiği kaybettiler.

Küresel İslami direnişin başarı ve başarısızlıkları olsa da yıkıldığını söyleyemeyiz. Mücadelenin yine silahlı devam edileceğini değerlendiriyorum. Ancak bazı ülkelerde partileşmeye gidilebileceğini de düşünebiliriz.