Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Bölgemizde Krizler ve Aktörler

Mithat IŞIK
14 Ağustos 2021 10:36
A-
A+

Dünyada yaşanan küresel değişimlere paralel olarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde de ciddi dönüşümler yaşanmaktadır. Buna paralel olarak da yakın bölgemizde dönüşüm sancıları halen varlığını devam ettirmektedir. Arap Baharı Ortadoğu gündemini ve dinamiklerini daha karmaşık bir hale getirmiştir.

Filistin Krizi: Şeyh Cerrah mahallesi olayları sonrası tekrar ortaya çıkan Filistin Krizi bölgede her an yeni yeni gelişmelerin yaşanabileceğine ve dengelerin değişebileceğine açık bir örnek teşkil etmektedir. Filistin sorununda tamamen İsrail’in haksız ve hukuksuz taleplerini onaylayarak normalleşen ülkeler Filistinlilerin gösterdikleri topyekûn direniş nedeniyle zor durumda kalmışlar ve İsrail ile olan normalleşme sürecini sorgulamak durumunda kalmışlardır.  İsrail’in işgal ettiği toprak çekilmeden, Filistin sorunu çözülmeden bölgede barışın sağlanamayacağının bilinmesi gereklidir ve şarttır.

Ortadoğu’nun kanayan yarası haline gelen ve on yıldır devam eden bir diğer sorun da Suriye meselesidir.  Suriye’de yaşanan çatışmalar nedeniyle binlerce insan topraklarını terk ederek göçebe durumuna düşmüştür. Suriye’de çatışmalar halen devam etmektedir. Suriye’de küresel ve bölgesel aktörler arasında sorunun çözülmesine yönelik çalışmalarda herhangi bir netice alınamamıştır. Ülkede akan kan ve gözyaşı dinmemiştir. Durum böyle iken Beşar Esad formaliteden yapay bir seçim yaparak kendisini devlet başkanı seçtirmiştir. ABD ise PKK/YPG terör örgütlerine eğitim, silah, mühimmat, teçhizat desteği vermeye devam etmektedir. ABD bölgede devletimsi bir terörist yapıyı oluşturma heves ve arzusundan vazgeçmemiştir. PKK/YPG terör örgütü ABD’den aldığı silahlarla hedef gözetmeksizin eylemlerine devam etmekte ve hastaneleri, okulları, alışveriş merkezlerini roket, havan, top atışları ile vurmaya devam etmektedir. ABD, Irak ve Suriye’de İran yanlısı milisleri roketler, füzeler ve uçaklarla vursa da bu milis güçleri ortadan kaldıracak operasyonları yapmaktan uzak durmaktadır. Aynı taktiksel saldırıları Suriye’de İsrail de yapmaktadır.

Suriye’de siyasi çözüm sürecinin ana zemini olan Cenevre Görüşmeleri Esad ve destekçisi yerel ve bölgesel aktörlerin mesafeli yaklaşımı nedeniyle engelleniyor.  Bu durumu daha vahim hale getiren ise ABD ve Rusya’nın görüşmelerin başlaması yönünde hiçbir baskı ve teşvik politikası uygulamamalarıdır.  ABD ve Rusya Suriye’de kendi çıkar ve menfaatlerine uygun olarak faaliyetlerine açık ve örtülü olarak devam ediyorlar.  İki ülkenin de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve göçmenler gibi bir sorunları yoktur.

Irak ise ABD ve İran çatışmasının mücadele alanına dönmüş durumdadır. Irak’ta da siyasi ve sosyal belirsizlikler devam etmektedir.  2003 yılında George W. Bush’un Irak işgali başarısız olmuş ve ülke bir kaos ortamına sürüklenmiştir. Barack Obama yönetiminin Irak’tan plansız olarak çekilmesiyle de bu kaos ortamı daha da artmıştır.  Bu durum Irak’ta İran destekli siyasi parti ve milis güçlerin etkin konuma gelmesine sebep olmuştur.  2013-2014 yıllarında Irak’ta etkin olan IŞİD ile mücadele için oluşturulan Haşdi Şabi milislerinin askeri, siyasi, ekonomik etkinliği de eklenince Irak büyük ölçüde İran’ın etkili olduğu bir ülke haline geldi. Haşdi Şabi milislerinin etkinliğinin artması güçlü bir Irak ordusunun kurulmasında engel teşkil etmiştir. Bu dönemde ABD güçlü ve eğitimli bir Irak ordusunun oluşmasında pek de istekli olmamıştır.  ABD, merkezi hükümetinin ülkenin tamamını kontrol etmesini hiçbir zaman istememiştir. Güçlü bir Irak’ın güçlü bir ordusu ile kuzeye hakim olması, Türkiye sınırını Türkiye ile birlikte kontrol altına alması, sınırını Türkiye ile birlikte kontrol etmesi ABD’nin politikaları ile örtüşmemektedir. Haşdi Şabi’nin güçlenmesi ABD politikaları ile bir şekilde örtüşüyordu.  İran’ın Ortadoğu operasyonlarının sorumlusu Kasım Süleymani ile Haşdi Şabi milislerinin başkan yardımcısı Ebu Mehdi el Mühendis arasındaki sıkı ilişkide Irak’ta mezhepsel ayrışmalara neden olmuştur.  Her ikisinin de ABD’nin yaptığı bir operasyonla öldürülmesi başlangıçta çok etki yaratsa da, Trump’ın İran üzerindeki baskıyı askeri olarak değil de ekonomik ve diplomatik alanda tutması İran’ın Irak ve Suriye’deki etki alanını sınırlamıştır. Haşdi Şabi milislerinin Irak ev Suriye’deki etkinliği devam etmiştir. Irak’taki en önemli sorunlardan biri de İran- ABD çekişmesi nedeniyle ülkenin yönetilmez duruma gelmesidir. Irak’ta yüksek oranda artan işsizlik, sağlık ve eğitim sorunları, alt yapı eksiklikleri nedeniyle aksayan belediye hizmetleri, elektrik kesintileri gibi sorunlar artmış, 2019 yılında özellikle gençlerin protestoları hükümetin düşmesine neden olmuştur.  Irak’a ekonomik, siyasi ve güvenlik alanında müdahalelerde bulunan İran’a karşı da büyük bir tepki oluşmuştur. Irak’ta İran karşıtı gösteriler özellikle Şii nüfusunun yoğun olduğu güney vilayetlerde ve Bağdat’ta olmuştur. Irak’ta yapılan sokak gösterileri Covid-19 nedeniyle bir süre ertelenmiş olsa da sonradan tekrar devam etmiştir. Bu dönemde petrol fiyatlarının düşmesi Irak’ta ekonomik durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bütün bu sorunlar nedeniyle Ekim 2021’de seçim yapılsa da kurulacak olan hükümetin sorunları çözmesi çok zor görülmektedir. Kuzey Irak ise yapılan başarısız referandumdan sonra normale dönememiştir. Merkezi hükümetten gelen bütçe ödeneklerinin gecikmesi nedeniyle memur maaşları dahi ödenemez duruma gelmiştir. Bu durum Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’ni oluşturan Süleymaniye merkezli KYB ile Erbil merkezli KDP arasında görüş ayrılıklarına neden olmuş, KYB merkezi hükümet ile işbirliği içine gireceğini açıklamıştır. IKBY içerisindeki görüş ayrılıkları devam etmektedir. Süleymaniye’deki grupların PKK ile mücadelede isteksiz davranması Türkiye’nin Erbil yönetimi ile işbirliğini geliştirmesine neden olmuştur. Türkiye PKK terör örgütünün Irak’ın kuzeyinde yerleşmesini önlemek, teröristleri bulundukları yerlerde etkisiz hale getirmek ve sınırlarını güvenliğini sağlamak amacıyla Irak’ın kuzeyine Pençe- 1 operasyonunu icra etmiş, Sidakan- Bradost- Hakurk bölgelerinde kalıcı üsler teşkil ederek, buralara yerleşmiş ve bu üs bölgelerinden etkili operasyonlar yapmaya başlamıştır. 2021 yılında Pençe-Kaplan operasyonunu icra ederek Sinat-Haftanin bölgelerini içerisine alacak şekilde Zaho-Batufa-Begova-Kanimasi hattında kalıcı üsler teşkil etmiş ve bu bölgelere yerleşmiştir. Türkiye Mayıs 2021’de Pençe-Şimşek, Pençe-Yıldırım operasyonlarını icra etmiş, Zaho-Amediya-Metina Dağı- Zap bölgesini terörden temizlemiş, Metine Dağı başta olmak üzere bölgede kalıcı üsler teşkil etmiştir.

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde yaptığı operasyonlar ile bölgeyi terörden temizlemiş, IKBY’ye bağlı yaklaşık 300 köy ve mezrada halkın güvenliğini sağlamıştır. Pençe operasyonları sayesinde Duhok-Amedya-Şila Diza-Suri yolu güven altına alınmış, bu bölgelerde yaşayan insanlar rahatlıkla Duhok ve Zaho’ya gitmeye başlamışlardır. Güvenliği sağlanan bölgelere Erbil’e bağlı peşmergeler yerleşerek üs ve karakollar teşkil etmeye başlamışlardır. Bu bölgelerde peşmerge güçleri ile PKK terör örgütü militanları arasında zaman zaman çatışmalar yaşanmaktadır.

Diğer sorunlu bir bölge olan Yemen’de çatışmalar ve iç karışıklıklar devam etmektedir. Arap Baharı süreci ile başlayan çatışmalar nedeniyle ülke bölünmenin eşiğine gelmiştir. Kuzeyde Husi merkezli çatışmalar ve protestolar ve güneydeki diğer gelişmeler de devam etmektedir. İran’ın desteklediği Husiler başkent Sana dahil ülkenin önemli bir kısmını kontrol etmektedirler.  Husilerin gücünü kırmak ve ortadan kaldırmak amacıyla bölgeye müdahil olan Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Abdulrabbu Monsurel Hadi hükümetine destek verseler de başarılı olamamışlardır. Diğer taraftan ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi (GGK) ile BAE  Yemen’i bölerek güney sahillerine hakim olmaya çalışmaktadırlar. BAE’nin amacı deniz ticareti için kritik olan bu kıyılardaki liman ve adaları işgal etmektir. Yemen meşru hükümetinden yetkililer Babülmendep geçidinde stratejik konumda olan Maun adasında BAE’nin havaalanı ve askeri üs kurmaları suçlamalarına günlerce sessiz kalmışlardır. Daha sonra Riyad liderliğindeki Arap koalisyonu Maun adasında askeri ekipmanların olduğunu açıklamıştır. BAE destekli ulusal direniş kuvvetleri komutanı Tarık Salih, adaya asker konuşlandırdıklarını açıklamıştır. Uluslararası alanda deniz ambargosu uygulayan Arabistan koalisyonu ve sivil hava alanlarının bombalanması bölgede yoksulluğun artmasına neden olmuştur. İran ise bölgedeki Husileri desteklemeye devam edecek ABD ile yapılacak pazarlıkta ve diğer bölgesel meselelerde elini güçlü tutmak istiyor.

Suudi Arabistan rejim güvenliğine tehdit olarak gördüğü Arap Baharı’nı engellemeye çalışsa da kendini çok boyutlu sorunlar içerisinde bulmuştur. Riyad yönetimi Mısır’da el-Sisi darbesine destek vermiş, Yemen’de Husileri mağlup etmek amacıyla yüksek miktarda ekonomik kaynak ayırmıştır. Riyad, Muhammed bin Selman’ın iktidara yürüyüşünü garanti altına almak için ABD milyarlarca dolar ödeyerek uçak, silah, askeri ekipmanlar almış, İsrail ile normalleşme sürecine destek olmuş, resmi diplomatik ilişkiler kurmasa da normalleşme çabalarının arkasında durmuştur. Hem Cemal Kaşıkçı cinayeti hem de insan hakları ihlalleri nedeniyle batı başkentlerinde oluşan olumsuz havayı engelleyememiştir.

BAE, batı çıkarlarının Körfez’deki savunucusu ve temsilcisi olmuş, Türkiye karşıtı politikalar izlemiştir. Halende izlemeye devam etmektedir. Libya’da darbeci General Halife Hafter’i destekleyerek bölgede istikrarsızlık oluşturmaya devam etmektedir.  Yemen’de ise Güney Geçiş Konseyi’ni (GGK) destekleyerek bölünmeye, iç çatışmalara yol açmaktadır. BAE ise Sudan’da istikrarsızlığın artması ve seçimlerin ertelenmesi yönünde çalışmalar yürütmektedir. BAE bütün Ortadoğu üzerinde daha çok kaos ve yıkıma yol açacak bölge halklarının refah, huzur ve istikrara kavuşmasına engel olacak şekilde hareket etmektedir.

Bölgedeki son dönemlerin etkili aktörlerinden birisi de Katar’dır. Katar, ekonomik gücü ve arabulucu politikalar izlemesi ile öne çıkmıştır. 2017 yılından itibaren maruz kaldığı ekonomik ambargolardan en az etkilenerek hatta güçlenerek çıkmıştır. Mısır, BAE, Suudi Arabistan gibi ülkelerle normalleşme sürecine giren Katar yönetimi aynı zamanda ABD-Taliban görüşmelerine ev sahipliği yapmış, Filistin-İsrail krizinde önemli rol oynayarak imajını ve görünümünü güçlendirmiştir. Bölge istikrarına katkı sağlamaya çalışan Katar, birçok ülkede yaptığı yatırımlarla etkinliğini ve saygınlığı arttırmaya devam etmektedir. Filistin gibi ekonomik sıkıntı çeken ülkelere ekonomik destek vererek diplomasinin insani boyutuna da dış politikada yer vermektedir. Körfez İşbirliği ülkelerinden Kuveyt, Umman, Bahreyn gibi ülkeler bölgesel gelişmelerde etkisiz gibi görünüm sergileseler de özellikle Kuveyt yönetimi Filistin- İsrail krizinde ciddi bir etkinlik göstermiştir.

Ortadoğu’nun merkez ülkelerinden Mısır’da da son yıllarda ciddi gelişmeler yaşanmıştır. Türkiye ile ilişkileri gerginleşen Mısır, Libya krizinde Halife Hafter’e destek vermiş, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ile ikili ilişkilerini geliştirmiş, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ile Akdeniz’de ortak askeri tatbikatlar yapmıştır. Son dönemde ise Mısır- Türkiye ilişkilerinde olumlu gelişmeler yaşanmaya başlamıştır.

Mısır ile Etiyopya arasında Rönesans Barajı’nda ikinci dolum aşamasına geçilmesi ile iki ülke arasında gerginlik yaşanmaya başlamıştır. Mısır ile Etiyopya arasında su sorunu henüz çözüme kavuşturulamamış ve kritik bir aşamadadır. Bu nedenle Mısır, Sudan ile ilişkilerini geliştirerek yanına almaya çalışmakta ve Etiyopya üzerindeki baskıyı artırmak istemektedir.  Mısır son Filistin meselesinde de tarafsız kalmamış ve böylece Arap kamuoyundaki olumsuz havayı bir derece sınırlandırmaya çalışmıştır.

Sonuç olarak bölgedeki gelişmeler her ülkenin iç ve dış politikalarını etkilemeye devam etmektedir. Bölge ülkeleri izledikleri politikalarında zaman zaman değişik tercihler yapabilmektedir.