Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

TL’nin Değerinden Sarraflar Anlar…

Merve KARACAER ULUSOY
25 Haziran 2019 09:30

Son dönemde en çok tartışılan konulardan birisi de uluslararası sistemde bir numaralı para birimi konumunda olan dolar yerine altınla ticaret yapmak. Altın aslında geçmişten bugüne toplumların zenginlik ve güç göstergesi olmuştur. Kimyasal olarak baktığımızda herhangi bir ilgili çekici özelliği bulunmayan altın, periyodik tablodaki 118 element arasından para birimi olarak kullanılan tek element. Ekonomist Norm Franz’a gore “altın kralların, gümüş centilmenlerin, takas köylülerin, kâğıt para ise kölelerin parasıdır” demiştir. Peki altın nasıl para birimi olarak kullanılmaya başlandı kısaca hikayesine bakalım.

1944 yılında ABD’nin Bretton Woods kasabasında Birleşmiş Milletler Para ve Maliye Konferansı bünyesinde 44 ülke temsilcisi bir araya gelerek 2. Dünya Savaşı sonrası uluslararası sistemde mali ve parasal düzenin sağlanması amacı ile Bretton Woods Anlaşması imzalanır ve para birimleri altına endekslenir. Böylece ABD doları altına endeksli bir rezerv para birimi olarak piyasadaki yerini alır (1 ons altın= 35 dolar). Doların tüm dünyada rezerv para olması dünya ekonomisinde Amerikan egemenliğinin başladığı an olarak kabul edilir. Bu yeni düzende, tüm küresel bankacılık sistemi ABD merkezli olarak tasarlandı. Hatta IMF, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler de bu amaca hizmet etmek için kuruldu. Nitekim 1940’ların sonuna gelindiğinde dünya merkez bankalarının altın rezervlerinin yüzde 75’i artık ABD’nin elindeydi. ABD bu dönemde diğer ülkeler ile yardım anlaşmaları düzenlemiş, bu bağlamda da birçok ülkeye kredi kullandırmıştır. Bu kredileri kullandırırken kendi ürünlerini almayı şart koştuğu için de ABD mallarına olan bağımlılık artmıştır. Sistem böyle iken Avrupa ve Japonya tarafında ekonominin güçlenmesi ile birlikte diğer ülkelerin ABD mallarına olan talebi yavaşlamış bu da ABD’nin dış ticaret açığını büyütürken diğer ülkelerin ekonomik bağımsızlık kazanmasını sağlamıştır. Dış ticaret fazlası veren bu ülkeler ellerindeki fazla doları altınla değiştirmeyi talep etmiş; ancak ABD bir süre sonra bu talebe karşılık verememeye başlamıştır. Ardından Fed ABD’deki işsizliği azaltmak amacıyla faiz oranlarını düşürmüş bu da ülkeden sermaye çıkışlarına yol açmıştır. Tüm bu gelişmeler dolara olan güven azaltırken, doların altın karşısında değer kaybetmesine yol açmıştır. Üzerine 1951-1971 yılları arasında yaşanan Kore ve Vietnam savaşları ABD’nin asgari harcamaları nedeni ile kamu bütçe ve ödemeler dengesini zayıflatmış, bu da altın karşılığı dolar sisteminin yavaş yavaş çökmesine neden olmuştur. Nitekim 1971 yılına gelindiğinde dönemin ABD Başkanı Richard Nixon ABD’deki altın stoklarının erimeye başlaması ile birlikte dolar ile altın arasındaki bağı koparmış, o tarihten itibaren de tüm para birimleri dolar üzerinden değerlendirilmiştir. Doların rezerv para olmasıyla birlikte ABD hükümeti istediği kadar tahvil ve dolar basıp diğer merkez bankalarına bunları satmaya başlamıştır.

Aslında doların rezerv para olarak kabul edildiği bu dönemde herhangi bir sıkıntı yoktu, lakin 2008 yılında ABD’de patlak veren mortgage kriziyle birlikte Rusya ile dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin daha önce boyun eğdikleri ve ABD’nin tekelinde olan bu sisteme başkaldırdı. 2018 yılında Rusya elindeki toplam 96 milyar dolarlık ABD tahvilinin yarısını elden çıkartırken elindeki altın rezervlerine ekleme yaparak rezervlerini 1850 tonun üzerine çıkarttı. Çin ise ticaret savaşlarının neticesinde toplamda 7 milyar dolarlık tahvil satmasının yanı sıra 50 milyar dolarlık ABD ithalatına vergi getirdi. Çin ayrıca ham petrol alım satımlarında dolar yerine yuan kullanımı için çalışmalar başlattı. Bu kervana ABD ile arası açılan İran da katıldı ve altın karşılığı petrol rezervlerini gün ve gün artırmaya başladı.

Aslında baktığımızda geçmişten bugüne altın yatırımcıların sıklıkla kullandığı bir yatırım aracı. Herhangi bir milliyeti olmadığı için de ABD ve AB gibi güçlü ekonomilerde meydana gelen duraklamalardan diğer para birimleri kadar etkilenmiyor. Hal böyle olunca da ülkelerin altın rezervlerinin güçlü olması ekonomik bağımsızlık açısından oldukça önemli.

Özellikle de 2010 yılından itibaren büyük merkez bankalarının altın satışı yapmadıkları, bilakis düzenli ve yüksek miktarlarda altın aldıkları bilinmekte. İstatistiklere göre 2016 yılının son çeyreğinde ülkelerin altın miktar ve rezervleri bakımından ilk 100 ülke incelendiğinde ABD 1. sırada yer alırken onu sırasıyla Almanya ve IMF izliyordu. Türkiye ise listede 13’üncü sırada yer alıyordu. TCMB da 2017 yılında yayınladığı Para ve Kur Politikası metninde altın rezervlerinin artırılacağını duyurdu. 2018 yılına gelindiğinde ise Türkiye 564,8 tonla rezerv bakımından 10.cu sıraya yerleşti.

Peki Türk yatırımcı açısından altın ne anlam ifade ediyor diye bakarsak, yatırımcı altını güvenilir liman olarak görüyor. Çünkü altın uluslararası piyasada üzerinden fiyatlanıyor. Dolayısı ile altının değerindeki herhangi bir artış TL/Gram fiyatını etkilerken dolardaki artış da TL/Gram fiyatını etkiliyor. Buradaki önemli nokta şu altın düşüp dolar artarsa veya dolar düşüp altın artarsa TL’deki kayıp önlenmiş oluyor. İkisi birden arttığında ise yatırımcı kazanç sağlıyor. Tabii bu Türk yatırımcı için geçerli, ABD’li yatırımcı yalnızca altın arttığında kazanç sağlayabiliyor. Tabii ülke olarak yalnızca altın rezervlerini artırmak yeterli bir süreç değil. Çünkü Türkiye ürettiği altından çok daha fazlasını dolarla ithal eden ülke konumunda. Dolayısı ile dolar biriktirmekle dolarla ithal edilmiş altın biriktirmek arasında herhangi bir fark yok.

Ancak vatandaş altını anaparanın değerini koruduğu için güvenilir liman olarak gördüğünden altın biriktirip yastık altı yapıyor. Yastık altında kalan bu altınların da ne yazık ki ülke ekonomisine herhangi bir katkısı yok. Bu noktada TL ile alışveriş yapmak çok daha sağlıklı gözüküyor çünkü TL’yi ithal etmiyoruz, biz üretiyoruz. Dolayısı ile altınla ticaret yapmak yerine TL’yi güçlü hale getirmek ülke ekonomisine çok daha katkı sağlayacaktır. Evet, TL dış etkenlerden oldukça etkilenen bir para birimi; ancak TL’nin iç piyasadaki değerini kuvvetlendirmek tamamen bize bağlı. 

Bu noktada Hz. Mevlana’nın sözünü iyi yorumlamak lazım:

“Bil ki domuzların önüne inciler serilmez. Mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası bilmez. Ne fark eder ki gözü körleşmiş insan için, elmas da bir cam da. Sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma..”

Dolayısı ile elimizdekinin (Türk Lirası) kıymetini bilmeli, onu değerli hale getirmek için elimizden geleni yapmalıyız. Ne de olsa bizim bizden başka dostumuz yok.