Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

IMF 4. Madde Konsültasyon Raporu: Türkiye

Merve KARACAER ULUSOY
06 Ocak 2020 10:53
A-
A+

Kurumdan yapılan yazılı açıklamada kurulun Türkiye’ye ilişkin 4. Madde Konsültasyon raporunu tamamladığı bildirildi. Raporun ilk kısmında 2018 yılı sonunda TL’deki sert değer kaybının ve buna bağlı olarak baş gösteren durgunluğun ardından, uygulanan politikalar ve elverişli piyasa koşulları sayesinde büyümenin iyileştiği belirtilirken, TL’nin toparlandığı ve cari işlemler hesabında dikkate değer bir düzeltmenin görüldüğü vurgulanmış. Bununla birlikte, Türkiye’nin iç ve dış risklere karşı duyarlı olduğu dolayısıyla güvenlik açıklarını giderici, politika güvenilirliğini güçlendiren ve verimliliği artırıcı reformlar olmadan orta vadede güçlü ve sürdürülebilir büyümeye ulaşmanın zor olduğu ifade edilmiş.

IMF’ye göre; Türkiye kapsamlı bir reform paketi ile kısa vadeli büyüme odağını daha yüksek ve daha esnek orta vadeli büyümeye taşımalıdır. Bunu için; öncelikle Merkez Bankası'nın güvenilirliğinin artıracak, TL’yi destekleyecek, enflasyonun kalıcı olarak düşürecek ve rezervleri güçlendirecek sıkı para politikasına, ikinci olarak kısa vadede tarafsız maliye politikası ve orta vadede mali pozisyonun güçlendirilmesine yönelik adımlar; bankalara olan güveni daha da artırmak için banka varlıklarının, yeni stres testlerinin ve takip tedbirlerinin kapsamlı bir üçüncü taraf değerlendirmesinden geçirilmesine ve verimlilik artışını desteklemek için yapısal reformlara ihtiyaç olduğu belirtilmiş.

Raporda küresel mali krizin ardından, Türkiye'deki büyümenin giderek dış kaynaklı kredi ve talep teşvikine bağımlı hale geldiği ve bunun sonucunda Türkiye ekonomisinin büyük bir cari açık ve yüksek enflasyon ile potansiyelin üzerinde işleyeme başladığı belirtilirken bu dengesizliklerin ekonomiyi piyasa duyarlılığına açık hale getirdiği ve sonuç olarak 2018 sonlarında Türk Lirasında önemli bir değer kaybını tetiklediği vurgulanıyor.

Raporun devam eden kısmında ise ekonomik büyümenin yeniden başladığı, genişlemeci maliye politikasının kamu bankaları tarafından hızlı kredi sağlanması ve daha uygun dış finansman koşulları ile desteklendiği belirtilmiş. IMF ayrıca piyasa baskısı azaldıkça TL’nin toparlandığına işaret ederken ithalat baskısının ve güçlü turizm sezonunun cari işlemler hesabının düzelmesine dikkate değer ölçüde katkıda bulunduğunu açıklamış.

Öte yandan raporda en dikkat çeken kısım ise beş yıl önceki raporda kırılgan beşli grubu içinde (Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya) yatırım yapılabilir statüsüne sahip olan Türkiye’nin, bu raporda Arjantin, İran, Libya ve Sudan grubuna dahil edilmiş olması ve “stresli ekonomi” statüsüne gerilemesidir.

IMF, Türkiye'nin bu yıl %0,2 2020 yılında ise %3 oranında büyüyeceğine ilişkin tahminini ise korumuş.

Kuruluş; üretkenlik odaklı bir büyüme modeline geçiş için dikkatlice seçilmiş yapısal reformlar gerektiğini; ürün pazarı verimliliğine, işgücü piyasası esnekliğine, beşerî sermayenin kalitesine ve kadınların işgücüne katılımına yönelik atılacak adımların kaynakların üretken sektörlere yeniden tahsis edilmesini kolaylaştıracağını açıklamış. İş ve düzenleyici ortamın ve ürün pazarı verimliliğinin artırılması için rekabete sınırlandırmalar getiren idari ve düzenleyici engellerin ele alınarak firmaların piyasaya giriş ve çıkışlarının daha basit hale getirilmesi gerektiği vurgulanırken iş gücü piyasası esnekliğinin geliştirilmesi için geriye dönük kamu ücret endekslemesinin ortadan kaldırılması ve asgari ücret artışlarının beklenen enflasyon ve üretkenlik ile uyumlu hale getirilmesi gerektiği belirtilmiş. Beşerî sermayenin kalitesinin ise eğitim seviyesinin ve iş hayatındaki eğitimlerin artırılmasıyla iyileştirilebileceğini vurgulayan IMF kadınların iş gücüne katılımının G20 ülkelerine kıyasla düşük kalsa da yıllar içerisinde kademeli olarak artmaya devam ettiğini belirtmiştir.

Raporda; gelişmekte olan piyasa ekonomilerine yönelik duyarlılığın bozulmasının ve bir takım olumsuz jeopolitik gelişmelerin 2018'in ikinci yarısında Türkiye ekonomisi ve finansal piyasalar açısından büyük bir stres yarattığı, Türk varlıklarından kaçış sebebiyle TL’nin hızlıca değer kaybettiği, piyasalardaki bu olumsuz gelişmelerin ise hem geçici de olsa enflasyonda artışa hem de tüketim ve yatırım algısının bozulmasına yol açtığı aktarılmıştır. Oluşan bu şoklara karşı otoritelerin (i) mali ve finansal istikrarı eski durumuna getirmek, (ii) ekonominin yeniden dengelenmesini kolaylaştırmak ve (iii) ekonomik faaliyetlerde keskin ve uzun süreli ekonomik gerilemeden kaçınmak amacıyla TCMB tarafından ciddi bir parasal sıkılaştırma, hedeflenen teşvikleri hayata geçirmek için maliye politikasının makul bir şekilde kullanılması ile Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi’nin daha güçlü bir görevle yeniden yapılandırılması gibi bir takım önlemler aldığının altı çizilmiştir.

Yetkililerin destekleyici politikalarının yanı sıra daha elverişli bir dış ortama sahip olan Türkiye ekonomisi, 2019’un birinci çeyreğinden itibaren bir toparlanma yoluna girdiği ve üç çeyrek boyunca negatif oranlar kaydettikten sonra yıllık büyüme 2019 yılı üçüncü çeyrek itibariyle pozitife geri döndüğü belirtilmiştir.

IMF’ye göre TL, daha uygun piyasa koşullarının yanı sıra güven göstergelerinde kademeli bir iyileşme ile birlikte güçlenmiştir. Enflasyon, Ekim 2018'de zirveye (yüzde 25,2) ulaştıktan sonra, sıkı para politikası duruşunu, destekleyici talep koşullarını, elverişli baz etkilerini ve daha güçlü bir lirayı yansıtan yüzde 10,56'ya (y-o-y, Kasım 2019 sonu) gerilemiştir. Cari işlemler hesabı, yıllar sonra fazla vererek göze çarpan bir düzeltme kaydetmiştir. Bu düzeltme; esnek ihracat, azalan ithalat talebi ve güçlü bir turizm performansıyla gerçekleşmiştir.

Öte yandan, işsizlik %14'e yükselerek ekonomik faaliyetteki geniş tabanlı yavaşlamanın yanı sıra, özellikle inşaat sektörünü etkileyen sektörel yeniden dengelemenin devam ettiğini göstermektedir.

Eylül 2019’da yayımlanan Yeni Ekonomi Programı 2020-2022 denge, disiplin ve dönüşümün ana temaları doğrultusunda hazırlanmış ve fiyat ve finansal istikrarı artırırken dış dengelerdeki kazançları sağlamlaştırarak ekonomik büyümeyi tarihsel ortalamalarına yükseltmeyi hedeflemektedir.

Yeni Ekonomi Program yılsonu merkezi yönetim bütçe açığı hedefini GSYH’nin %2,9'u olarak belirlemiştir. Bu durum 2018 yılına göre mali açıkta 0,9 puanlık genişleme anlamına gelmektedir. AB tanımlı genel yönetim borç stokunun 2019 sonu itibarıyla GSYH’nin yüzde 32,8'i olduğu tahmin edilmektedir.

2018 ve 2019 yıllarındaki zayıf performansın ardından yetkililer, ekonomideki durgunluğun, fiyat istikrarını ve dış denge hedeflerini tehlikeye atmadan, ılımlı bir büyüme ivmesi altında ekonomik faaliyetin uzun vadeli eğilimine yakınlaşmasını sağlayacağına inanıyor.

Yetkililer, %5 reel büyüme bekledikleri için büyüme görünümünde daha iyimserler. 2018 ve 2019'daki zayıf performansın ardından yetkililer, ekonomideki gevşekliğin, fiyat istikrarını ve dış denge hedeflerini tehlikeye atmadan, ılımlı bir büyüme ivmesi altında ekonomik faaliyetin uzun vadeli eğilimine yakınlaşacağına inanıyor.

IMF, gelişmekte olan piyasa ekonomileri için bu "U-dönüşlü" toparlanmanın, finansal koşullarda sürekli iyileşme sağlayacak iyi huylu bir dış ortam varsayımına dayandığını belirtirken politikaların ticarete konu olan sektörlerin desteklenmesi, Ar-Ge harcamalarının artırılması, enerji ve lojistik altyapılarının iyileştirilmesi ve beşeri sermayeninn yükseltilmesine yönelik olmaya devam edeceğini vurgulamıştır Öte yandan istihdamdaki sektörel düşüşlerin kademeli olarak dağıtılmasıyla (yani çoğunlukla inşaat sektöründen), istihdam yaratmanın hızlanacağı ve işsizlik oranının 2022 yılı sonunda %9,8'e düşmesinin hedeflendiği ifade aktarılmıştır.

Enflasyonun tek haneli seviyelere gerilemesi öngörülmektedir. TCMB, orta vadeli enflasyon hedefini %5 seviyesinde tutarken, kısa vadede beklentilerin iyileşmesi için geçici hedefler belirlemiştir. Bu kapsamda, 2019 sonu itibariyle %12 olması beklenen TÜFE'nin 2020'de kademeli olarak %8,2'ye, 2021'de %5,4'e gerilemesi ve 2022 yılına kadar hedefin etrafında istikrar kazanması beklenmektedir.

Türk yetkililer mevcut para politikası duruşunu öngörülen enflasyondaki düşüş yolu ile uyumlu bulmaktadır. TCMB, enflasyondaki görünümün, arz yönlü faktörlerin iyileşmesine ve uygun ithalat fiyatlarına bağlı olarak Temmuz 2019'dan bu yana toplamda 1200 baz puanlık faiz indirimi yapmıştır. Ayrıca, yetkililer karar süreçlerinde de küresel para koşullarını göz önünde bulundurmaktadır.

TCMB'nin son dönemdeki faiz indirimleri, tahvil ve swap piyasalarının getiri eğrilerinde aşağı yönlü bir kaymaya yol açarak enflasyonun daha ılımlı görünmesini, beklentilerin iyileşmesini ve risk priminin düşmesini teyit etmiştir.

Raporda ayrıca Türkiye’nin son dönemde yaşadığı ekonomik zorluklara rağmen, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini desteklemek amacıyla küresel insani yardımını genişletmeye devam ettiği belirtilirken, toplam kalkınma yardımının 2017 yılında 9,3 milyar ABD dolarına ulaşarak, dünyanın en cömert ülkelerinden biri olarak yerini koruduğu ifade edilmiştir. IMF’ye göre 4 milyondan fazla mülteciyle Türkiye dünya çapında en büyük yerinden edilmiş nüfusa ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. Bu insanlar için eğitim ve sağlık da dahil olmak üzere temel kamu hizmetlerini sağlamak için önemli çabalar ve finansman sarf edilmektedir. Türk yetkililer mültecileri Türkiye'deki sosyal ve ekonomik yaşama entegre etmek için çeşitli önlemler almaya devam ederken, aynı zamanda bu insanların kendi ülkelerine güvenli ve gönüllü bir şekilde geri dönüşü için uluslararası çabalara da öncülük etmektedirler.