Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Merkez Kur ve Enflasyonda Frene Bastı

Merve KARACAER ULUSOY
25 Eylül 2020 15:02
A-
A+

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bu hafta gerçekleştirdiği para politikası toplantısında beklentilerin aksine politika faizini 200 baz puan artırarak %8,25’ten %10,25’e yükseltti. Böylece politika faizi Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetine (AOFM) yaklaşmış oldu (aşağıda daha detaylı bulabilirsiniz) ve Merkez aslında öncelikli hedefinin enflasyon olduğunu gösterdi.

Gelişmelere bakarsak aslında bir süredir mevduat ve kredi faizleri yukarı yönde seyrediyordu. Bu da otomotiv ve konuttaki talebi olumsuz etkilemişti. Özellikle ÖTV artışının otomotiv piyasasındaki talebi önümüzdeki süreçte olumsuz yönde etkileyeceği aşikâr gözüküyor. Dolayısıyla faiz kararı öncesinde para politikasında hali hazırda bir sıkılaştırma zaten var idi. 

Finans tarafına baktığımızda ise enflasyon ve döviz kuru tarafında yukarı yönlü beklentiler oluştuğunu görmekteyiz. Geçtiğimiz Cuma günü yayımlanan TCMB Eylül ayı beklenti anketine göre, yılsonu tüketici enflasyonu beklentisi bir önceki anket dönemine göre 64 baz puan yükselerek % 11,46 olurken yılsonu dolar kuru beklentisi de 26 baz puan artarak 7,60 TL olarak gerçekleşti. Pandemi ile birlikte Türkiye negatif reel faize geçmiş bu da dolarizasyonun devam etmesine neden olmuştu.  Merkez’in faiz kararı aslında reel piyasalardan ziyade finans piyasalarına ağırlık verdiğini gösterdi.

Ancak bu kararın TL üzerindeki etkisi şimdilik sınırlı olacaktır. Çünkü piyasanın canlanması için beklenen enflasyon üzerinde bir faiz yeterli değil gözüküyor. Örneğin “stopaj” sonrası 2 puanlık bir reel getiri piyasalara çok daha olumlu yansıyacaktır ancak bu durum şuan için ihtimaller dahilinde elbette ki değil, çünkü henüz pandemi atlatılmadı ve giderek vaka sayıları artıyor.

Özellikle Pandeminin artarak devam etmesi ise piyasalarda belirsizlik yaratıyor. Yeni kapanmalar olacak mı bilinmiyor. Talebin salgından dolayı düşük kalmaya devam edeceğine dair endişeler ise her geçen gün artıyor. Bu nedenle Merkezin etki yaratıcı bir faiz artırımına gitmesi büyüme ve istihdam tarafını olumsuz etkiler. Evet, işten çıkarma yasakları hali hazırda devam ediyor, uzatıldı. İstihdam tarafı bu şekilde desteklenmeye çalışılıyor; ancak bu yasaklar bittiğinde piyasanın biraz rahatlamış olması gerekiyor ki kötü bir tablo ile karşılaşmayalım.

Belirtmekte fayda var, Merkez örtülü bir şekilde faizi zaten bir aydır giderek artırıyordu. Nasıl mı? Merkezin bankaları fonlarken uyguladığı üç tür faiz var:

  • Politika Faizi ya da haftalık repo faizi (toplantı öncesi %8,25, toplantı sonrası %1,25 oldu)
  • Gecelik Fonlama Faizi (%9,75)
  • Geç Likidite Penceresi, bankaları saat 16:00 ile 17:00 arası fonladığı faiz (%11,25).

Bu üçünü borç verilen miktarlarla ağırlıklandırılarak kullanılan bir de Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti (AOFM) var. İşte bu oran toplantı öncesinde 10,61’e kadar yükseldi. Yani Merkez faizi aslında artırdı ancak piyasa istenilen sonucu bir türlü vermedi. Çünkü piyasada gözüken faiz %8,25 iken gerçekte uygulanan %10,61 idi. Aslında bir şeyler yapılıyor ama yapılmıyormuş gibi gözüküyordu. Bu da piyasaya etki etmiyordu. Merkezin döviz kurunu faiz yerine rezervler üzerinden kontrol etmeye çalışması ise ne yazık ki ülke risk primimizi hak ettiğimiz seviyenin üzerine çıkarttı. Ardından Uluslararası derecelendirme kuruluşlarından Moody’s notumuzu düşürdü ve TL’deki kayıp devam etti. Burada belirtmekte fayda var. Gelişmiş ülkelerde pandemi nedeni ile düşük faiz uygulanırken, ekonomiler küçülüp, yatırımcı ve tüketiciler endişe içerisinde yatırım ve tüketim kararlarını ertelerken TCMB’nin piyasayı ucuz faiz ile “beslememesi” kaçınılmaz bir durum olurdu.

Nitekim TL üzerinde oluşan baskı ile beklenen enflasyondaki artış Merkezi politika faizini artırmaya yöneltti. Bu artışı olağanüstü karşılamamak lazım. Kısa vadede döviz kurlarındaki artışı frenleyecektir. Ancak elbette ki tek başına TL’yi hak ettiği seviyelere taşımak için yeterli değil. Bunun için hem pandeminin bir an önce atlatılması hem de içeride yapısal reformların ivedilikle hayata geçirilmesi lazım. Bunun için de içeride üretimin desteklenerek yurtdışı pazarlarda markalaşma sürecine hızlıca geçmemiz gerekiyor. Kısacası üretim, üretim ve üretim ile yola devam…