Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

2019’a girerken Türkiye Ekonomisi

Merve KARACAER ULUSOY
06 Ocak 2019 12:12

Türkiye ekonomisini değerlendirirken sadece Türkiye’ye bakmak hiçbir zaman yeterli ve doğru bir analiz olmayacaktır. Çünkü Türkiye büyümekte ve gelişmekte olan; ama aynı zamanda hem iç hem de dış faktörlerden kaynaklı olarak belli kırılganlıkları olan bir ekonomidir. Önemli alanlardaki dışa bağımlılığı nedeni ile de dış faktörlerin etkisi ülke ekonomimizde iç faktörler kadar önem arz etmektedir.

2018 yılını geride bıraktığımızda dış finansmana ihtiyaç duyan gelişmekte olan ülkeleri en çok zorlayan durumun büyük ekonomilerin uygulamaya başladığı parasal sıkılaşma politikaları olduğunu söyleyebiliriz. Parasal sıkılaşmayı kısaca tanımlayacak olursak, özellikle enflasyonist baskıların çok olduğu dönemlerde merkez bankaları kullandığı araçlarla piyasadaki para arzı miktarını kısıtlayarak enflasyona sebep olan talep artışını frenlemeleri. Çünkü talep artışı önce enflasyonu artırır, ardından merkez bankaları faiz artırmak zorunda kalır. Bu da borçlanmanın maliyetini artırır ve Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ve kırılgan olan ekonomileri olumsuz yönde etkiler.

Dünya ekonomisine geniş açıdan baktığımızda ise aslında halen 2008 yılındaki krizden çıkış aşamasında uygulanan politikaların etkisini hissediyoruz. Evet, küresel anlamda bir kriz yaşandı ve uygulamaya sokulan parasal genişleme politikaları ile merkez bankaları banka ve kurumların elinde bulunan tahvilleri satın alarak piyasayı besledi. Kısacası likiditenin bol, faizlerin düşük olduğu bir ortam yaratılarak talep canlandırılmaya çalışıldı. Başarılı oldu mu derseniz oldu da. İktisattın temel mantığı olan “az olan değerlidir” olgusu yerini “çok para yok para” ya bıraktı. Tabii bunun bir de sonrası olacaktı. Çünkü talep artışı önce enflasyonu artırır, ardından merkez bankaları faiz artırmak zorunda kalır, bu da borçlanmanın maliyetini artırır. 2018 yılını geride bıraktığımızda dış finansmana ihtiyaç duyan gelişmekte olan ülkeleri en çok zorlayan durumun büyük ekonomilerin uygulamaya başladığı, parasal genişlemenin tam tersi olan parasal sıkılaşma politikaları olduğunu söyleyebiliriz. Parasal sıkılaşmayı kısaca tanımlayacak olursak, özellikle enflasyonist baskıların çok olduğu dönemlerde merkez bankaları kullandığı araçlarla piyasadaki para arzı miktarını kısıtlayarak ve faizleri artırarak enflasyona sebep olan talep artışını frenlemeleridir. Dolayısı ile parasal sıkılaştırma sürecinde Türkiye’nin de dahil olduğu kırılgan ekonomiler finansman sağlayamama ve artan borçlanma maliyeti gibi nedenlerle ekonomik anlamda sıkıntıya düşer.

Türkiye ekonomisi 2018 yılında ciddi çalkantılar yaşadı. Özellikle kurdaki hızlı ve beklenmedik yükseliş dövizle hiç işi olmayan sokaktaki vatandaşın bile korkulu rüyası haline geldi. Sene başında 3,80 seviyesinde olan dolar/TL kuru, ağustos ayında 7,25 seviyesini test ederek tarihi bir rekora imza attı. Kurdaki yükselişin tek nedeni iç piyasalar mıydı, hayır değildi elbette. 2018 yılına damgasını vuran ticaret savaşları, Rahip Brunson davası üzerinden Türkiye’ye yönelik tehditler, Türkiye’nin ABD’ye ihraç ettiği çelik ve alüminyuma uygulanan vergilerdeki artış TL’deki değer kaybının en önemli tetikleyicileriydi. Üzerine iç piyasadaki ekonomik verilerin bozulması, işsizlik rakamları ve enflasyon oranındaki hızlı artış, çok sayıda şirketin iflas açıklaması ve konkordato talepleri gibi nedenler eklenince Türkiye ekonomisi olumsuz bir sürece girdi. Bu sürecin ardından Merkez Bankasının faiz artırımı kararı, petrol fiyatlarındaki düşüşün cari açığa olumlu etkileri, kurdaki toparlanma ile birlikte ihracatımızdaki hızlı yükseliş, Rahip Brunson’ın serbest bırakılmasıyla ABD ile ilişkilerin hızlı bir şekilde toparlanması, imar barışı ve vergi affı gibi ekonomiyi canlandırmaya yönelik çeşitli adımlar sayesinde Türkiye ekonomisi 2018 yılına veda ederken bir nebze de olsa rahat bir nefes almış oldu.

Gelelim 2019 yılında Türkiye ekonomisini nelerin beklediğine…Öncelikle piyasalarda 2019 yılı için (hatta buna 2020’yi de dahil edebiliriz) yavaşlayan bir global ekonomi beklentisi hâkim. Çünkü FED’in ardından Avrupa, Japonya ve İngiltere Merkez Bankaları da para arzını kısacak ve piyasalarda parasal sıkılaşma dönemi devam edecek. Bu da TL üzerindeki baskının devam edebileceği anlamına geliyor.  Diğer yandan küresel petrol fiyatlarında hızlı bir düşüş görüyoruz. Bunun bir sebebi küresel resesyon kaygılarının devam etmesi ve FED’in faiz artırımı kararının büyüme endişelerini artırması olsa da bir diğer nedeni ile ABD’nin petrol üretimini artırarak uyguladığı stratejidir. Tabii bu durum sadece ABD’nin değil Türkiye gibi petrol ithalatçısı ülkelerin de oldukça işine yarayacaktır. Bunların dışında 2019 yılında iç piyasada karşılaşacağımız veriler de oldukça önemli. Uygulamaya konulan sıkı para ve maliye politikalarının devam ettirilmesi, TL’deki stabilizasyonun sürdürülmesi, enflasyondaki geri çekilmelerin devam etmesi, büyüme rakamlarının toparlanması gibi etkenlerle 2019’un ikinci yarısında Türkiye ekonomisi gelişmekte olan ülkelerden pozitif ayrışacaktır.