Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Ters C’ye Benzeyen Doğu Akdeniz’in Ters Giden Jeopolitiğine Doğal Gazı Bağlamak

Levent AYDIN
23 Kasım 2020 17:32
A-
A+

Gökyüzünde Ay’ın, Dünya ve kendi etrafında dönerken aldığı şekillerden biri de ters C şeklidir. Bu şeklin yeryüzünde bir benzerini harita üzerinde Doğu Akdeniz’e batığımızda  görebiliriz.  Ters C şeklinde olan bu bölgenin tarihinde çok büyük medeniyetler doğmuş ve yaşamış olmasına rağmen son yarım yüzyıldır bu medeniyetlerin üstünde kültürel, siyasi ve ekonomik işler ve ilişkiler tersine gidiyor. Bölge yarım yüzyılı aşkın bir süredir dünyanın çözülemeyen iki büyük sorunu adeta bağrına basarak beslemeye ve büyütmeye çalışıyor. Bunlardan biri İsrail-Filistin sorunu. Neredeyse hiçbir gün yoktur ki İsrail’in Filistin topraklarına istilası olmasın. İkincisi ise Kıbrıs sorunu. İki taraf anlaşabilmek için defalarca masaya oturdu, BM’nin Annan planı hazırlanarak oylandı ama sonuçta GKRY ile Yunanistan’ın oyalaması ve arkasında duran güçlere (AB’ye) güvenerek Türk tarafını yıpratmak ve yıldırmak suretiyle haklarını gasp etmeye çalışmasıyla sonuçlandı. Bu iki soruna ek olarak diğerleri kadar eskiye dayanmazsa da Suriye’nin Esad’ı Akdeniz’in çözülemeyen üçüncü sorunu olmaya namzet gibi görünmekte.

Doğu Akdeniz’de Tunus’tan İtalya’nın Sicilya adasının doğusuna kadar uzanan ülkelerin ters C üzerinde iç içe ve sımsıkı bağlı olduklarını görebiliriz.  Ama gelin görün ki burada hiçbir şey haritada göründüğü gibi değil. Ayrıca ters C’nin içi de boş değil. Kıbrıs, Rodos, Malta ve Girit gibi büyük adaları ve etrafındaki diğer küçük adaları da görebiliriz.  

Doğu Akdeniz’in bu kısa coğrafyasının ardından biraz da ters C şeklini siyasi olarak okumaya ve dolaysıyla bölgenin jeopolitiğini anlamaya çalışalım. Basit gibi görünen bu ters C üç kıtayı birbirine bağlayan bir zincir veya halka gibi de algılanabilir. Jeoekonomik ve jeopolitik açıdan bakıldığında Ters C’nin üst kısmında (içi dahil) Avrupa kıtasındaki bazı Slovenya,  Hırvatistan, Bosna Hersek, Yunanistan ve Türkiye gibi bazı Balkan ülkeleri ve Kıbrıs bulunmaktadır. Ortasında Asya kıtasının Suriye, Lübnan, Filistin ve İsrail gibi Ortadoğu ülkeleri ve alt kısmında ise Mısır, Tunus, Libya gibi Kuzey Afrika ülkelerinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Hatta haritaya biraz romantik baktığımızda söz konusu bu ülkelerin sanki el ele tutuşmuş halay çekiyorlarmış gibi olduğunu da görebiliriz. Ama gelin görün ki jeoekonomik ve jeopolitik olaylar bırakın halay çekmeyi hiç çekinmeden ve bıkmadan birbirine silah çekiyor veya her an çekecekmiş gibi duruyorlar. Sadece birbiriyle yetmiyor bazen kendi içlerinde de özellikle ters C’nin orta ve alt bölgesinde iç kargaşayla çalkanıyorlar. Son on yılda Arap Bahar’ıyla yaşanan iç savaş ya da kargaşa buna en iyi örnek. Bu ülkelerde yaşayan halk daha fazla özgürlük ve iyi bir yaşam şartlarında baharı yaşamak isterken çoğu aç ve açık ya da yerinden olup göç etmek zorunda kaldı. Doğu Akdeniz’de yer almayan Orta doğu ülkelerinden bazıları petrol ve gazdan kazandıkları parayı halka dağıtarak (Arabistan’da olduğu gibi) halkın bu taleplerini şimdilik bastırmış gibi olduklarını unutmamak gerekir. Kısaca İsrail-Filistin ve Kıbrıs sorunu, Arap Baharı, Suriye krizi gibi meseleler Doğu Akdeniz’de jeopolitik avantajları sunmak yerine büyük siyasi istikrarsızlıklara neden olmaktadır.  

Siyasi açıdan istikrarsız olan Doğu Akdeniz ülkeleri bunun bir sonucu olarak jeoekonomik açıdan da başarısızlığa mahkûm bir şekilde zayıf ve istikrarsız ekonomilerle yoluna devam etmek zorundalar.  Bölgenin üst kısmındaki bazı Balkan ülkeleri ve Kıbrıs gibi ülkeler entegrasyon ya da işbirliği nedeniyle diğer bölge ülkelerine nazaran iyi konumdalar. Ancak orta ve alt bölgedeki ülkeler aralarında doğru işleyen bir ekonomik entegrasyonları olmadığı gibi aralarındaki ticari işbirlikleri de oldukça sınırlı. Ekonomik altyapı ve teknolojik gelişme yönünden İsrail bölge ülkelerinden oldukça farklı bir konumda duruyor. Bölgede yalnız gibi ama güçlü. Mısır ve Libya petrol ve doğal gaz zengini ülkeler olduğundan ekonomileri neredeyse tamamen bu kaynaklara bağlı. Suriye ve Filistin ekonomileri savaş nedeniyle ayakta durmaya çalışıyor. Lübnan ekonomisi ise tamamen dış borçlara bağlı petrolsüz ve doğal gazsız bir ülke. Ekonomik açıdan bölgenin en zayıf kalan ülkesi.  Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise 2008 krizinden bu yana hala kendine gelmiş değiller. Borçlanmak isteseler bile borçlanamıyorlar. Dolaysıyla büyük enerji yatırımlarını yapabilecek ekonomik güçleri yok. Başka ülkeleri ve yabancı firmaları yanına alarak doğal gaz işine kalkıştılar. AB’nin içinde olmaları derin ekonomik bir krize girmemelerini sağlıyor. Bu durum muvacehesinde bölgenin ekonomik yönden güçlü ülkesi olarak bazı kırılganlıklarına rağmen Türkiye ekonomisi görülmektedir. Özellikle bölge ülkeleriyle dış ticaretini artırmaya yönelmesi Doğu Akdeniz’in jeoekonomisi için bir umut olarak görülebilir.

Böylesine zayıf bir jeopolitik ve jeoekonomik yapıya sahip Doğu Akdeniz’de özellikle son on yılda keşfedilen doğal gaz ve petrol kaynaklarının eğer ülkeler hakça ve rasyonel politikalar sergilerse olumsuz yapının iyileşmesine önemli bir katkı sağlayacağı kuşkusuzdur.  Aşağıdaki tabloda verilen doğal gaz rezervlerine bakarak bu konuda çok büyük bir fırsat ve potansiyelin olduğunu görebiliriz. Tek tek ülke analizini yapmadan önce bu bölgede keşfedilen doğal gaz rezervinin 5-6 trilyon metre küp olduğu tahmin edilmekte ve dünyada şu an ispatlanmış rezervlerin yaklaşık 200 trilyon metre küp olduğu dikkate alındığında dünya rezervlerinin yüzde 3’üne tekabül ettiğini söylemek gerekir. Ancak bu rezervlerin sadece keşif olduklarını ve henüz ispatlanmadıklarını da eklemek gerek. Tıpkı Karadeniz’de yaklaşık 400 milyar metre küp doğal gaz keşfini tahmin ettiğimiz gibi. Yeri değil ama söylemek gerekir bu rezerv de ispatlanmayı bekliyor.

Tabloda keşif sahası olan ülkeler ile Doğu Akdeniz Münhasır Ekonomik Bölge veya Kıta Sahanlığı gibi deniz yetki sınırlamaları nedeniyle Türkiye, KKTC, Suriye ve Lübnan gibi hak sahibi ülkeler enerji kaynaklarının kullanılması tartışması içinde yer almaktadır. Bu yüzden Yunanistan’ın deniz yetki sınırlamalarına göre yapılan keşiflerden herhangi bir hakkı ve sözünün olmaması gerekir. Ama GKRY aldığı kararları Yunanistan üzerinden geçirdiği için dolaylı olarak enerji kaynakları üzerinden hak sahibiymiş gibi duruyor. Bu nedenle uzlaşma masalarında ya erken kalkıyor ya da bugünlerde olduğu gibi masaya gelmek istemiyor.

Bölgede doğal gaz rezervleri ve üretimi çok eskiden beri Mısırda ve son on yılda İsrail’de devam etmektedir. Bilindiği üzere Mısır zaten çok eski bir doğal gaz üreticisi ve satıcısıdır. Son zamanlara kadar İsrail gazını Mısır’da alıyordu. Suriye’nin kendine yeten petrol ve gazı var ve hatta dışarı satacak kadar gaz rezervi de var ama onun da savaşı devam diyor. İç savaş nedeniyle Akdeniz’deki Münhasır ekonomik bölgesiyle ilgilenemiyor. Lübnan’da ise hiç rezerv ve üretim yok ama doğu Akdeniz’de keşfedilecek doğal gazda hak sahibi konumunda.

Bütün bu ekonomik ve politik sorunların ötesinde veya ortasında Kıbrıs adasının iki devlet olma sorunu var; güneyinde Rum yönetimi kuzeyinde KKTC bulunmaktadır. Burada birbirini tanıma ve ayrı devlet olarak görememe sorunu yaşanırken şimdi bir de güneyindeki Afrodit sahasında 127, Calypso’da  169 ve Glaucus-1’de  142 milyar metre küp gaz keşiflerinin  üretime geçebilme sorunu ortaya çıkmaya başladı. Rum tarafının her iki Türk Cumhuriyetini görmezden gelerek tek başına gazı ve petrolü üretme isteği kriz aşamasında bekliyor. GKRY yönetimi enerjide günümüzde en pahalı yöntem olan petrol ürünlerini ithal ederek elektrik üretebiliyor. Krizden bir türlü çıkamayan Yunan ekonomisi enerjide yüzde 67 oranında dışa bağımlı olarak yaşıyor. Gerçi üretilecek gazdan hak sahibi değil ama Rum yönetimi üzerinden bu kaynağı kullanacaktır. Keşfedilen gaz adada kıyısı bulunan KKTC ve karşı kıyısında bulunan Türkiye ile hakça bölüşmesi halinde Rum ve Yunan ekonomisi enerjide bolluk yaşayarak sorunlarını çözmüş olarak yaşayacak aksi halde yapılan gaz keşifleri krizi alevlendirerek savaşa kadar sürükleyebilecek. Çünkü Türkiye’nin uzun yıllardır Kıbrıs konusundaki tavrı gayet açık ve net. Bu arada enerji arz güvenliği yönünden Türkiye, artık doğal gaz da elini rahatlattı ve daha da rahatlatacak gibi. 

Denizin dibinde bekleyen keşfedilmiş doğal gaz yataklarından gazın çıkarılması ile hem kendi ihtiyaçları hem de tüketici ülkelere ihracı için taşınması, belki Mısır için değilse bile İsrail, GKRY, KKTC, Türkiye, Filistin ve Lübnan için çok büyük bir enerji sorunu gibi durmaktadır. Ancak bu enerji sorunu bölgenin jeopolitik ve jeoekonomik meselelerinin çözümüne katkı mı sunacağı ya da daha fazla alevlendirerek büyük bir krize ve savaşa mı sürükleyeceği tamamen Yunanistan ve İsrail’in alacakları tavra bağlı.  Yunanistan ve GKRY ekonomik bakımdan çok zorda olsalar da birçok Total, ENI, Nobel, Kogas, BP gibi uluslararası petrol ve gaz şirketlerine keşif için ruhsatlar vererek Türkiye’ye karşı bir tavır sergilediler. Ancak Türkiye’nin karşı hamlelerini görünce geri adım atarak bekliyorlar. Bugünlerde bu kez İsrail, Mısır ve bazı AB ülkeleri ve ABD’nin yeni seçilen başkanını da yanına alma gayretiyle yeni hamleler yapmak peşindeler. Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destek ve Rusya’nın da bu desteği desteklemesi,  KKTC’yi Azerbaycan’ı tanıması, Libya ile MEB anlaşmasına karşın Yunan ve Rum tarafının endişesi büyük. Çünkü Doğu Akdeniz’in doğusunda hem jeopolitik hem de jeoekonomik bir üstünlük hevesindeler. Ancak karşılarında işgale ve haksızlıklara direnen bir Atatürk Türkiye’si olduğunu yine 1915’de olduğu gibi unutmamalılar.

Özetle, Doğu Akdeniz’in doğusunda yaşanan bu sorunlara doğal gazı bağlamak ya bu sorunları pişirip güzel bir deniz ürünü yemeğine dönüştürüp tüm ülkelerin afiyetle yemesine neden olabilir ya da bölgenin jeopolitiğe bağlantı da olası bir gaz kaçağı ile tüm sorunları patlatabilir.