Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Merkezin Dengelemesinde IMF’nin Stresinde Yeni Ekonomi

Levent AYDIN
06 Ocak 2020 10:51
A-
A+

Son günlerde Türkiye’nin yeni ekonomisinin yazılı ve görsel değerlendirme ve analizinde iki kavram öne çıkmakta: Ekonomik dengelenme ve ivme. Ekonomik büyümenin ivmelenmeye başladığı bu günlerde dengelenmenin sağlam olması gerekiyor. Zira ekonomik büyümedeki artış ya da ivmelenme bu dengelenme zemini üzerinde kalkış yapacaktır. Ancak ivmelenmenin şiddeti kadar yönünü de hesaba katmak gerekir. Kelime anlamı olarak ivme, aslında hız artışına karşılık gelse de hızdaki yavaşlamayı da ifade eder. Bu nedenle yavaşlamamak için ekonomide denge ya da dengelenmeyi iyi ayarlamak gerekir. Bu ayarı veren ise elbette ekonomi yönetimidir. Ekonomi yönetimin en zor zamanları para ve maliye politika araçları ile durgun ekonomiyi harekete geçirme sürecinde yaşanır. Tıpkı bir pilotun uçağı kaldırırken harcanan enerji, dikkat ve kabiliyetin azami düzeyde olması gibi. Bu nedenle bugünlerde ekonomide alınan para politikası kararları Türkiye ekonomisinin geleceği için büyük bir önem arz etmektedir.  

İşte bu politika kararlarından birini bu günlerde Merkez bankası yabancı para mevduat/katılım fonlarına uygulanan zorunlu karşılık oranlarını tüm vade dilimlerinde 200 baz puan artırarak duyurdu. Yine 10 Ocak 2020 tarihinden itibaren de yabancı para zorunlu karşılıklarına dolar hesaplar için yüzde 2,5, dolar dışı dövizler için ise binde 2,5 komisyon uygulayacağını kamuoyuna açıkladı.

Merkez bankası para piyasası kurulunun son dört toplantısında politika faizlerini yüzde 24’lerden alıp yüzde 12’lere hızlı ve kısa bir sürede düşürmesinin kur ve enflasyon üzerindeki olası olumsuz etkisini azaltmaya yönelik yaptığı etkili ancak bir o kadar da tehlikeli bu adımının olası fayda ve zararları neler olabilir. Aslında yapılan bu uygulama yabancı paraya daha ziyade doları doğrudan kontrol etmek yerine, dolaylı olarak döviz mevduat/katılım fonlarının maliyetini artırarak dolara olan talebi düşürmek içindir. Bu, kur artışını önlemek için etkili olabilir ancak eğer ayarı kaçarsa bankalarda tutulan yabancı paralar dolayısı ile dolar yurtdışına kaçar ki bu da söz konusu politikanın olumsuz sonuçlar doğurmasına neden olabilir.

Ekonomi politikaları tıpkı doktorun kendisine iyileşmek için gelen bir hastaya yazdığı reçetedeki ilaçlar gibidir. Eğer doktor hastasına doğru teşhis koymuş ve ilacın dozunu iyi ayarlamış ise hasta da doktorun tavsiyeleri doğrultusunda ilacı doğru kullanmış ise hastanın iyileşmesi kısa süreli ve kolay olacaktır. Ancak derde deva olarak aldığımız bu ilaçlar hiç de o kadar masum olmayabilir. Bir yandan bünyedeki rahatsızlığı veya eksikliği giderirken diğer yandan bünyenin diğer bölgelerinde yan etkiler bırakarak başka arızalara veya sıkıntılara neden olmaktadır. Burada doktorun teşhisi, yazdığı ilaç, ilacın dozu ve hastanın ilacı doğru anlaması ve kullanması iyileşme süreci için ne kadar önemliyse ekonomiyi yönetenlerin de aldıkları para ve maliye politika kararları ve bu kararları uygulayan banka, yatırımcı kuruluşlar gibi şirketler ve hane halkı üzerinde o kadar önemlidir. Kısaca ilacın yanlış dozu ve yanlış kullanımı iyileşme sürecini uzatabilir veya daha da kötü olmasına sebebiyet verebilir.

Yabancı zorunlu karşılık oranlarını artıran Merkez Bankası reçetesinde ayrıca reel kredi büyüme koşullarını sağlayan bankaların kayrılarak oranların bu bankalar için 200 baz puan daha düşük uygulanması bulunmaktadır. Bununla Merkez bankası ekonomide birikimlerin doğrudan yatırımlara kanalize edilmesini arzu etmektedir. Yine bu politika ile yabancı para zorunlu karşılık oranlarını artırarak azalan rezervlerini artırmak istemektedir. Kısaca bu politika ile bir taşla üç kuşu vurmaya çalışmış ama iyi hesaplayıp iyi nişan almış ise, aksi halde vatandaşların evinde besledikleri bu yabancı kuşları kaçırmış olacak.

Temennimiz o dur ki bu yabancı kuşlar kaçmaz düşük faiz politikası kurda ve enflasyonda önemli sorunlar yaşatmadan ekonomik büyümeye devam ederiz de IMF’in Türkiye raporunu yazanlar keçileri kaçırır. IMF’in 4. Madde Konsültasyon Raporunda Türkiye için bazı tutarlı ve tutarsız  değerlendirmeler içermekle birlikte,  2020 yılı için ekonominin yüzde 3 büyüyebileceğini kabul buyurmuşlar ve bunun için beş yıl önceki raporda kırılgan beşli grubu içinde yer alan Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya gibi yatırım yapılabilir ülke statüsüne sahip olan Türkiye’yi, bu raporda Arjantin, İran, Libya ve Sudan grubuna yani stresli ekonomi statüsüne uygun görmüş. Diyeceksiniz ki uygun görse ne olur ki? Artık IMF stand-by’larına ihtiyacımız yok ki?  Öyle ama Türkiye’ye gelen ve gelecek olan yatırım ve sermayeye takoz oluyor.  Uzun lafın kısası gölge etmesin başka ihsan istemez.

Yarım yüzyılı aşan bir sürede iyileşmek isteyen gelişmekte olan ülke ekonomilerinin hekimliğinde yazdığı reçetelerin: İlacın da Merhemin de Faydası (IMF) olmadı maalesef.