Emel SARAÇ

Emel SARAÇ

Tüm Yazıları

Petro-Devletin Dönüşümü: Venezuela’nın Tarım Toplumundan Donroe Doktrini’ne Uzanan Hikâyesi

24 Ocak 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

1900'lerin başında Venezuela, geçimini kahve ve kakao satarak sağlayan, halkı oldukça fakir bir tarım ülkesiydi. 1904 yılında çıkarılan yeni maden kanunu, yeraltı kaynaklarının işletilmesi konusunda devletin yetkilerini artırarak yabancı yatırımcıların ülkeye gelmesinin önünü açtı. Bu dönemde yapılan araştırmalar sonucunda, 1914 yılında ilk ticari petrol kuyusu üretime başladı. Ancak asıl büyük değişim, 1922 yılında Maracaibo Gölü yakınlarında bulunan devasa petrolün fışkırmasıyla gerçekleşti. Bu keşif, Venezuela’yı bir anda dünyanın en önemli petrol merkezlerinden biri haline getirdi.

1928 yılına gelindiğinde ülke, dünyanın en büyük petrol ihracatçısı konumuna yükselmişti. Bu hızlı zenginleşme, ekonominin yapısını tamamen değiştirdi. Tarımla uğraşan insanlar tarlalarını bırakıp daha yüksek maaş veren petrol sektöründe çalışmak için şehirlere göç etti. Bu durum, ülkenin kendi gıdasını üretemez hale gelmesine ve dışarıdan yiyecek ithal etmesine yol açtı.

Dönemin aydınları, petrol gelirlerinin geçici olduğunu fark ederek bu paranın tarım ve sanayiye yatırılması gerektiğini savunan "petrolü ekme" fikrini ortaya attılar. Fakat ülke ekonomisi petrole o kadar bağımlı hale geldi ki, petrol fiyatları düştüğünde ekonomi sarsılmaya, çıktığında ise aşırı harcamalarla dengesi bozulmaya başladı. Kısacası, 1904 sonrası başlayan bu süreç Venezuela'yı çok zengin bir ülkeye dönüştürse de ekonomiyi tek bir kaynağa bağlayarak gelecekteki krizlerin temelini atmıştır.

Venezuela’nın bugün yaşadığı ekonomik sıkıntıların kaynağı petrol temelli rant ekonomisidir. Bu rant ekonomisi, devletin gelir elde etmek için üretimi çeşitlendirmek yerine, sahip olduğu doğal kaynağı (petrolü) dış dünyaya satarak “hazır para" elde etme ve paylaşımına dayanmaktadır.

Venezuela’nın son temel ekonomik göstergeleri ülkenin içinde bulunduğu çıkmazı açıkça gözler önüne sermektedir.

Venezuela’nın Ticari ve Ekonomik Görünümü

Toplam yüzölçümü yaklaşık 912.050 kilometrekare olan Venezuela, Güney Amerika'nın en büyük ülkelerinden birisidir. 2026 yılı başı itibarıyla ülkenin nüfusunun yaklaşık 28,5 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Normal şartlarda nüfusun çok daha yüksek olması gerekiyordu; ancak 2015 yılından bu yana ekonomik zorluklar nedeniyle yaklaşık 7 milyon Venezuelalının başka ülkelere göç etmiş olması, nüfusun artış hızını oldukça yavaşlatmış ve toplam sayıyı aşağı çekmiştir.

Venezuela'nın 2025 yılı toplam ekonomik büyüklüğü(GSYH) yaklaşık 82,8 milyar dolar olarak tahmin edilmektedir. Bu rakam, ülkenin geçmişteki 300 milyar doların üzerindeki zirve dönemlerine kıyasla oldukça geridedir. Ülkede kişi başına düşen gelir 2025 yılı için yaklaşık 3.103 dolar seviyesindedir. Halbuki 2012 yılında bu rakam 12.000 doların üzerindeydi. Yani halkın ortalama geliri, uygulanan ABD ambargosu, ekonomik kriz ve petrol üretimindeki sorunlar nedeniyle son 10-12 yılda büyük bir kayba uğramış durumdadır. Petrol endüstrisindeki düşüş, kişi başına düşen gelirde önemli bir azalmaya ve dramatik ekonomik ve sosyal sonuçlara yol açarak benzeri görülmemiş bir göç dalgasına neden olmuştur.

Venezuela’nın dışarıya sattığı ürünlerin neredeyse tamamı yer altı kaynaklarına dayanmakta olup ihracatının yaklaşık %85-90’ını petrol ve petrol ürünleri oluşturmaktadır.  İhracatta en büyük alıcıları; Amerika Birleşik Devletleri (yaptırımların esnemesiyle tekrar ilk sıraya yerleşti), Çin, Hindistan ve Avrupa'da İspanya’dır.

İthalatta gelince, en büyük alıcı Çin’dir. Çin’i sırasıyla ABD, Brezilya, Kolombiya ve Türkiye takip etmektedir. Çin'in Venezuela petrollerine yönelik stratejisi sadece bir ticaret değil, aynı zamanda devasa bir borç ve enerji güvenliği meselesidir. Çin’in Venezuela’daki asıl amacı Borç-Petrol Takası yöntemiyle, yıllardır verdiği milyarlarca dolarlık borcu petrol yoluyla geri alabilmek ve kendi ihtiyacı için ucuz enerji kaynağını garantiye almaktır. Çin, geçmişte Venezuela’ya yaklaşık 60 milyar dolar borç vermiştir ve halen 10 milyar dolardan fazla alacağı henüz tahsil edilmemiştir. Ancak 2026 yılı başında Venezuela’da yaşanan siyasi karışıklıklar ve ABD’nin bölgedeki gücünü artırması, Çin’in bu planlarını zora sokmuş görünmektedir.

Venezuela için hem nimet hem de külfet kaynağı petrol

Venezuela, yaklaşık 303 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervi ile yer altındaki petrol zenginliği bakımından dünyada hiçbir ülkenin sahip olmadığı bir hazineye sahiptir. Dünyadaki toplam petrolün neredeyse altıda biri tek başına bu ülke topraklarının altındadır.

Venezuela, dünyanın en büyük petrol deposu olmasına rağmen bu petrolü çıkarmakta ve satmakta zorlanmaktadır. Bunun iki temel sebebi bulunuyor: Birincisi, Venezuela petrolünün büyük bir kısmı "ağır petrol" denilen, yani akışkanlığı az ve işlenmesi zor olan bir tür olmasıdır. Bu petrolü yer altından çıkarıp kullanılabilir hale getirmek için çok ileri teknoloji ve çok büyük harcama yapılması gerekiyor. İkincisi ise, ülkedeki tesislerin bakımsız kalması ve uluslararası yaptırımlar nedeniyle petrol üretim kapasitesinin yıllar içinde düşmesidir.

Venezuela'nın petrol rezervlerinin büyük bir kısmı, ülkenin içinden geçen Orinoco Nehri boyunca uzanan devasa bir alanda bulunur. Burası "Orinoco Petrol Kuşağı" olarak adlandırılır. Ancak buradaki petrol, Suudi Arabistan'da görmeye alışık olduğumuz, yerin altından fışkıran ince ve akışkan petrole hiç benzememektedir. Venezuela petrolü, bilimsel olarak "ekstra ağır" sınıfına giren, kıvamı zift gibi yoğun, boru hatlarından akması çok zor bir türdür. Bu petrolü yerin altından çıkarmak için toprağın altına sıcak buhar basılması veya petrolün seyreltilmesi için özel kimyasalların kullanılması gerekmektedir. Yani bu petrolü sadece çıkarmak bile başlı başına pahalı ve zor bir mühendislik işidir. Üstelik bu ağır petrol, içinde bol miktarda kükürt ve metal barındırır. Bu da petrolün "kirli" olduğu anlamına gelir. Bu petrolü benzin veya mazot haline getirmek için normal rafineriler yetersiz kalır; "yükseltici" denilen çok karmaşık ve pahalı fabrikalara ihtiyaç duyulur. Suudi Arabistan petrolü bir meyve suyu gibi kolayca işlenirken, Venezuela petrolü işlenmesi gereken ham bir maden gibidir.

Venezuela'nın asıl trajedisi bahsettiğimiz yoğun işleme gereken petrol yapısından kaynaklanmaktadır: Ülke ekonomisi kötüye gidip bakımsızlık artınca, bu zor petrolü çıkaracak teknolojik tesisler bozuldu veya durdu. Tamir, bakım ve yenilemeler yapılamadı. Bu durum, ülkenin son yıllarda yaşadığı ekonomik krizin ve benzin kuyruklarının da en temel teknik sebebidir.

Venezuela’nın petrolünü çıkarıp işlemede yaşadığı güçlükleri ve bugün başına gelenleri anlamak bakımından 1904 sonrası petrol serüvenini temel hatlarıyla bilmekte fayda vardır.

1976 Venezuela Petrollerinin Millileştirmesi

Venezuela devleti, 1922 tarihli ilk Venezuela Petrol Yasası'nda açıkça belirtildiği üzere, petrol rezervlerinin sahibidir. Çıkarılması ve işletilmesi yabancı özel şirketlere verilmiştir. Ancak, 1 Ocak 1976’da, dönemin devlet başkanı Carlos Andrés Pérez tarafından petrol şirketlerinin millileştirilmesi politikası uygulanarak Exxon ve Mobil gibi yabancı dev şirketlerin elindeki petrol sahaları devralındı. Devlet millileştirme yaparken şirketlere tazminatlarını ödedi ve onlarla teknik iş birliğini sürdürdü. İşte bu dönemde, bugün hala ülkenin en önemli kurumu olan devlet petrol şirketi PDVSA kuruldu.

2007 Hugo Chávez Dönemi

Petrol kontrolünü eline alan PDVSA, yabancı firmalarla ortak girişimler kurarak yeni yatırımların önünün açtı. Ham petrol üretimi 1985'ten 1990'ların sonlarına kadar neredeyse iki katına çıkarak 1998'de 3447 kb/d'ye (bin varil/gün) ulaştı. Bununla birlikte, 1999'da Hugo Chavez'in göreve gelmesiyle işler tersine dönmeye başladı ve petrol gelirlerinin tamamını devlet kontrolüne almasıyla yeni hükümet ile PDVSA arasında gerilimler arttı. Binlerce deneyimli ve vasıflı işçi siyasi sebeplerle işten çıkarıldı. Petrol üretimi 1999'da azaldı, 2005'e kadar dalgalanma gösterdi ve 2006'dan itibaren sürekli olarak düşmeye başladı.  2007 yılında çıkarılan bir kararnameyle, yabancı şirketlerin petrol projelerindeki hisselerinin en az %60’ının devlete (PDVSA) devredilmesi zorunlu kılındı.

Exxon-Mobil ve ConocoPhillips gibi yatırımcı petrol devleri bu şartları kabul etmeyerek ülkeyi terk ettiler ve Venezuela’ya milyarlarca dolarlık tazminat davaları açtılar.

 

Şekil 1. Venezuela'nın ham petrol üretimi. 1980–2021.

 

1980 yılında Venezuela, toplam OPEC üretiminin %8,7'sini oluştururken, 2021 yılında bu oran sadece %2,4'e düştü.

Chavez sonrası 1999-2021 döneminin tamamında ham petrol üretimi ortalama olarak günde yaklaşık 1 milyon varil düşmüş, yani 1998 yılındaki ham petrol üretimine göre her yıl yaklaşık %30 daha azalmıştır.

Şekil 2. 1999-2021 döneminin tamamında ham petrol üretimi

 

Donroe Doktrini

2000’lerin başında petrol şirketlerine el konulması, sadece ekonomik bir mesele değildi. Devlet başkanı Hugo Chávez, petrol gelirlerini ABD’nin bölgedeki etkisini kırmak için kullanmaya başladı. Bu durum, ABD tarafından hem ekonomik bir kayıp hem de bir güvenlik tehdidi olarak görüldü. O günden bu yana iki ülke arasındaki ilişkiler hiç düzelmedi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin 2026 yılı başında ilan ettiği "Donroe Doktrini" (veya Trump Doktrini) ile Venezuela ile ilişkileri tam müdahaleci bir yapıya büründü. Bu doktrin özetle,  "Amerika kıtası sadece Amerikalılara aittir ve burada ABD'nin istemediği hiçbir yabancı güç (Rusya, Çin, İran) iş yapamaz." anlayışına dayalı olup 19. yüzyıldaki Avrupa devletlerini kıtadan uzak tutmayı hedefleyen Monroe Doktrini’nden farklı olarak bu yeni sürüm, özellikle Çin ve Rusya’nın Latin Amerika’daki ekonomik ve askeri etkisini tamamen silmeyi amaçlamakta ve bölgedeki tüm doğal kaynakların kontrolünü ele almayı hedeflemektedir.

Bu yeni dönemde ABD, kendi güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını korumak için gerekirse başka ülkelerin iç işlerine doğrudan askeri müdahale yapabileceğini açıkça ilan etmiştir. Nitekim, 3 Ocak 2026 gecesi ABD askerlerinin düzenlediği bir operasyonla, uluslararası hukuka aykırı olarak, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini konutundan Amerika’ya kaçırarak burada yargılamaya başlaması bu doktrinin ilk büyük uygulaması oldu. ABD, bu hamleyle bölgedeki diğer liderlere de "eğer bizimle çalışmazsanız sonunuz aynı olur" mesajını vererek tam bir hâkimiyet kurmaya yöneldi.

Yargılama gerekçesi ne olursa olsun operasyonun asıl hedefi petroldür. ABD, Venezuela’nın devasa petrol rezervlerini Amerikan şirketleri aracılığıyla yeniden işletmeyi ve bu sayede dünya petrol fiyatlarını kontrol etmeyi planlıyor. Hatta Başkan Trump, petrolden gelecek paranın doğrudan ABD denetiminde olacağını ve bu paranın öncelikle Amerikan ürünlerini satın almak için kullanılacağını açıklamıştır. El konulan Venezuela petrol kaynakları ile hem ucuz enerji sağlanması hem de Venezuela’nın ABD için dev bir pazar haline getirilmesi hedefleniyor.

Özetle Donroe Doktrini; askeri gücü, enerjiyi ve ticareti birleştirerek Latin Amerika’yı tekrar ABD’nin mutlak nüfuz alanı haline getirme projesi olarak uygulamaya sokulmuştur.

Trump Yönetiminin, Amerikan Petrol Şirketleriyle Venezuela Konusunda Görüşmeleri

Ocak 2026'nın başlarında Başkan Trump, aralarında Chevron, Exxon-Mobil ve ConocoPhillips gibi devlerin de bulunduğu yaklaşık 14 petrol şirketinin yöneticisini Beyaz Saray'a çağırarak bu şirketlere Venezuela’nın "çürümüş" petrol altyapısını onarmaları için milyarlarca dolar yatırım yapmaları çağrısında bulundu. Ancak şirketlerden temkinli cevaplar aldı. Exxon CEO'su Darren Woods, "Varlıklarımıza orada iki kez el konuldu, bu yüzden üçüncü kez yeniden girmek, geçmişte gördüklerimize ve mevcut duruma göre oldukça önemli değişiklikler gerektireceğini tahmin edebilirsiniz" sözleri Trump’ı kızdırdı. Altyapının (borular, rafineriler) çok eski ve bakımsız olması nedeniyle üretimi artırmanın 100 milyar dolardan fazla yatırım ve yıllarca sürecek çalışma gerektirdiğini savunan şirketler Trump sonrasında aynı politikaların sürdürüleceğinden kuşkulular ve risk almak istemiyorlar.

Trump yönetiminin Amerikan petrol şirketleriyle yaptığı görüşmelerin arka planında yatan en kritik mesele, bu petrolün ne kadara mal olacağı ve ne kadar sürede piyasaya gireceğidir. Venezuela petrolü, Amerika’da çıkarılan petrole göre çok daha pahalı ve zahmetli bir süreç gerektiriyor. Şu anki tahminlere göre, Venezuela'da bir varil petrolü çıkarıp işlemenin maliyeti yaklaşık 80 dolar civarındayken, ABD’de bu maliyet 60 dolar seviyelerinde gerçekleşiyor. Bunun en büyük sebebi, daha önce bahsettiğimiz o "zift" gibi ağır petrolün işlenmesi için gereken özel ve pahalı tesislerin şu an harabeye dönmüş olmasıdır.

Amerikalı şirketlerin önündeki en büyük engel ise "zaman ve devasa yatırımlar." Uzmanlar, ülkedeki üretimi eski parlak günlerine (günlük 3 milyon varil) döndürmek için 2040 yılına kadar yaklaşık 183 milyar dolarlık bir yatırım gerektiğini belirtiyor. Hatta sadece mevcut üretimi korumak için bile her yıl 5-8 milyar dolar harcanması şart. Şirketler için asıl sorun şu: Petrolün kârlı olabilmesi için dünya piyasasında fiyatların 80 doların üzerinde kalması gerekiyor; ancak Trump’ın hedefi ise fiyatları 50 dolara çekmek. Bu durum, şirketlerin kâr edememe riskini doğuruyor. Süre konusunda ise mucizeler beklenmiyor. Altyapı o kadar çökmüş durumda ki, milyarlarca dolar hemen yarın yatırılsa bile üretimin ciddi şekilde artması 2 ila 3 yıl sürecek. Kısa vadede (birkaç ay içinde) piyasaya sürülebilecek miktar ise sadece 300-350 bin varil civarında sınırlı kalıyor. Yani Venezuela'nın "petrol musluklarını" hemen açıp dünyayı ucuz petrole boğmak, teknik olarak pek mümkün görünmüyor.

Sonuç

Venezuela için en büyük sonuç, ülkenin siyasi bağımsızlığından büyük ölçüde feragat ederek ekonomik bir hayata tutunma sürecine girmesidir. Ülke, artık kendi petrolünü istediği gibi değil, ABD’nin çizdiği sınırlar içinde satmak zorunda kalacaktır.

Çin bu süreçte Donroe Doktrini dolayısıyla Venezuela ile ilişkilerinde en fazla zarar gören ülke haline gelecektir. Petrol ithalatının ABD onayına bağlı olması Venezuela’dan olan milyarlarca dolar alacağının petrol takası ile tahsili imkânını zora sokacaktır.

Öte yandan, ABD başkanı Donald Trump’ın Venezuela’ya askeri operasyon düzenlemesi sonrası, kontrol altına alacağı devasa petrol kaynakları sebebiyle dünya petrol fiyatlarını belirleyecek konum elde edeceği ve OPEC ülkeleri üzerinde baskı kuracağı iddiası kısa vadede mümkün görünmemektedir.

Amerika kısa vadede Latin Amerika üzerinde etkisini genişletmiş görünebilir. Ancak, Donroe Doktrini’nin ne kadar süre uygulanabileceği daha çok ABD iç siyasetindeki gelişmelere, ülke içi reaksiyonlara ve işgal tehdidi altındaki dünyanın geri kalanlarının vereceği tepkiye bağlı olacaktır. Trump’ın seçimleri kaybetmesi halinde Demokratların bu doktrini uygulayacağı beklenmemektedir. Ayrıca, sert göçmen karşıtı politikalar gerek ABD içindeki gerekse kıtada yaşayan bütün Latin Amerikan halklarını ABD karşıtlığında birleştirebilecektir.

1904'te topraklarından petrol fışkıran Venezuela ne yazık ki 122 yıl sonra tekrar büyük güçlerin açık kapışma alanı haline gelmiş, ABD ve Çin arasında ki güç savaşında masadaki ana yemek olmuştur. Dileriz, yeni kurulacak çok kutuplu dünya düzeninde yeraltı zenginlikleri ülkelerin sömürülme ve işgale uğrama gerekçesi olmasın, halklar kendi tabii zenginliklerinin sahibi ve koruyucusu olsun.

 

 

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA