Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Osmanlı’dan Günümüze Bir Sivil Toplum Kuruluşu Olarak Vakıflar

Alper TAN
20 Ocak 2021 22:50
A-
A+

Covid-19 salgını sebebiyle çok sayıda kurum ve kuruluş faaliyetlerine ara verirken veya çalışmaları yavaşlatmışken SDE, tedbire azami ölçüde riayet etmekle beraber faaliyetlerini hiç durdurmadı. Çünkü düşünceye/düşünmeye engel yoktur.

2020’nin Ekim ayında lisans son sınıf, yüksek lisans ve doktora öğrencileri için çok farklı formatta bir staj programı başlattık. Stajyer arkadaşlarımızla beraber “değerlerimiz” konusunu ele aldık ve araştırdık. Onların çalışmalarına SDE hocaları rehberlik ettiler. Yazıları gözden geçirdiler.

“Değerlerimiz” alanında yapılan çalışmalardan biri de “vakıf” konusuydu. Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nden Serhat Şabap arkadaşımız bizim gözetimimizde bir değer olarak “vakıflar”ı araştırdı ve yazdı. Serhat Şabap’ın yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Vakıf ve Medeniyet

‘Yerli’ ve ‘yabancı’ birçok düşünür, tarihçi ve devlet insanı Osmanlı’nın bir medeniyet tasavvuru ile inşa edildiğini ve uçsuz bucaksız topraklarda adaleti tesis ettiğini söyler. Peki Osmanlı, ‘kılıç-kalkan’ ile mi bu medeniyeti inşa etti? Hayır. Bu sorunun cevabını Osmanlı’nın ‘ruhu’ olarak da tarif edebileceğimiz Vakıfların içerisinde yanıtlamaya çalışacağız. Vakıf kültürünün Osmanlı’daki seyrini değerlendirdikten sonra, Cumhuriyetten günümüze bir sivil toplum kuruluşu olarak Vakıfların ‘ilerleyişini’ ve mevcut zeminini değerlendireceğiz.

Vakıfın Tanımı

Arapça kökenli olan vakıf kelimesi “vakf” kökünden gelmektedir. Arapça’ da vakıf kelimesinin anlamı durmak, hareketsiz kalmak, malı ve mülkü hayır işine adamak ve mülkü bağlamak olarak verilmiştir. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre vakıf kelimesinin anlamı; bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmi bir yolla ayrılarak bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk, para anlamına gelmektedir. Sözlük anlamı itibariyle sınırlandırılamayacak kadar geniş bir muhtevaya sahip olan vakıfı, özetle şöyle de tanımlayabiliriz: ‘sosyal refahın’, ‘sosyal adaletin’, ve ‘sosyal güvenliğin’ tesisini sağlayarak birey ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen ve güvence altına alan bir ‘anahtardır’.

Kaynak: Alıntıdır https://www.ilimvemedeniyet.com/osmanli-devletinde-vakif-sistemi.html

Osmanlı’da Vakıf

“İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana toplumların, kendi yapıları içinde, o topluma mensup kişilerin sosyal yardım, sosyal dayanışma, sosyal güvenlik ihtiyaçlarını giderecek müesseseler inşa ettikleri görülmektedir( Ertem, 2011, s.26).” İlk vakıf müessesinin nerede inşa edildiğiyle ilgili farklı grupların söylemleri olsa dahi bir netlik yoktur. Coğrafyamızdaki farklı dinlerin ve milletlerin de kendi inanç ve kültürleri doğrultusunda harmanladıkları ‘vakıfların’ olduğunu ifade edebiliriz. Anadolu’nun İslam ile tanışmasıyla birlikte geniş bir yelpazede şekillenen Vakıflar, Selçuklu dönemiyle de önemli bir zemin kazanmıştır. Selçuklular’dan sonra Osmanlı’nın Anadolu’da kurduğu hâkimiyet genişledikçe de vakıflar daha geniş bir sahaya yerleşmiştir. Osmanlı’da kurulan ilk vakıf Orhan Bey’in Bursa’yı almasıyla burada kurduğu vakıf olarak bilinmektedir( Tuş, 1999, s.191). Vakıfların neden Osmanlı ile birlikte ihya olduğuyla alakalı belirsizlikler bulunabilir veya Osmanlı’dan öncede İslam’ın anlayış gereğince zaten vakıfların yaygınlık kazanması gerekmez miydi? Diye bir soru da sorulabilir. Bunun temel sebebi, Osmanlı ile birlikte ‘Vakıf’ sistemine getirilen yeni bakış açısıdır. Osmanlı Devleti kurulana dek, İslam devletlerinde veraset hukukuna bir esenlik getirmek amacıyla kurulan vakıflar, Osmanlı ile birlikte kullanım hakkının sürekliliğini sağlayan bir mekanizmaya dönüştürülmüştür(Kılıçbay,1980, s.147). Osmanlı ile birlikte vakıfların işleyiş itibariyle sürdürülebilir bir yapıya dönüşmesi ve toplumda geniş bir karşılık bulmasında hem insanın fıtrat gereği yardımlaşmaya ve birlikteliğe ihtiyaç duyması hem de İslam’ın toplumsal dayanışma ve yardımlaşmaya yönelik sahip olduğu özel ilgiden kaynaklanmaktadır. Komşusu açken tok yatan bizden değildir (Hâkim, II;15; Heysemî,VIII,167) hadisi de İslam’ın bu noktadaki yaklaşımını göstermektedir. Özetle gerek insani hassasiyetlerin bir gereği olarak gerek İslam’ın yardımlaşma hususundaki yaklaşımlarını ele aldığımızda Osmanlı’da Vakıfların büyük bir yaygınlık kazanmasında ve yönetim sistemin işleyişindeki en ücra noktalara kadar tesir etmesinde etkili motivasyonlar olarak şekillendiğini ifade edebiliriz. Şimdi Vakıfların Osmanlı’daki yaygınlık durumunu ve kazanımlarını açmaya çalışalım.

Osmanlı’da Vakıfların Yaygınlığı ve Kazanımları

Çalışmamızın giriş kısmında ‘bir vakıf medeniyeti olarak Osmanlı’ yaklaşımını ifade etmiştik. Osmanlı’da devlet sistem işleyişinden vakıfları çıkardığımız takdirde sistemin çarklarının işlemeyeceğini söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra toplum nezdindeki yeri ve önemine istinaden dönemin araştırmacıları, şu şekilde işaret edilmektedir: “Bir kişi vakıf bir evde doğar, vakıf bir beşikte uyur, vakıf mallarından yer ve içer, vakıf kitaplarından okur, bir vakıf mektebinde hocalık yapar, maaşını vakıf idaresinden alır ve öldüğü zaman vakıf bir tabuta konulup, vakıf bir mezarlığa gömülürdü”(Akgündüz, 1988, s.2). Bu yaklaşımdan da yola çıktığımızda vakıfların Osmanlı’daki ekonomik-sosyal ve kültürel etkisinin ne denli geniş olduğunu görebilmekteyiz. Vakıfların Osmanlı’daki yaygınlığını biraz daha açmak gerekirse: cami, tekke, zaviye, kalenderhane, türbe, kabristan, namazgah medrese, imaret, kervansaray, tabhane, misafir evi, dur evi, gölgelik, sığınak, hastane, tıp medresesi, ayakta tedavi yeri, hamam, kuyu, su yolları, çeşme, aşevi, kaldırım, köprü gibi vakıfların yanı sıra öksüz kadınlara çeyiz verilmesi, borcu olduğundan dolayı hapiste bulunanların borçlarının ödenmesi, köy ahalisinin yaşlılarına elbise verilmesi, kale ve istihkâmlara veya donanmaya yardım edilmesi, askerin donanımı, deniz feneri inşası, yetimlere, dul kadınlara ve muhtaçlara yardım edilmesi, çocukların baharda açık havada gezdirilmesi, okul çocuklarına gıda, elbise, okul araç-gereçlerinin temin edilmesi, fakirlerin ve kimsesizlerin cenazelerinin kaldırılması, bayramlarda fakir ve kimsesizlerin sevindirilmesi, açık hava mektepleri, kuşlara pirinç ve hayvanlara gıda ve su verilmesi gibi toplumun ihtiyaç duyacağı her türlü hizmet yürütülmekteydi (Kunter, 1938, s.107). Bu geniş kapsamda bir kez daha değerlendirdiğimizde Vakıfların geniş zeminin ve işlevini daha iyi anlayabiliriz. Modern devlet anlayışında, kamunun görevleri içerisinde sayılan eğitim, sağlık, bayındırlık ve sosyal yardım gibi hizmetler, Osmanlı’da kişilerin teşebbüsleri sonucunda kurulan Vakıflar tarafından yürütülüyordu. Bu sayede Osmanlı’nın mali anlamda yükü hafiflemekle birlikte toplumda dayanışma ruhunun inşasını ve özel teşebbüs konusundaki iradeyi dinç kılıyordu. En temel sosyal ihtiyaçlardan büyük kamusal hizmetlere kadar bu geniş yelpazenin en nihayetinde toplumun teşebbüsleri aracılığıyla gideriliyor olması devlete olan bağımlılığı büyük oranda azaltmakta ve girişimcilik ruhunun zeminini oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra günümüzdeki en temel problemlerden bir olan resmi ideoloji dayatmalı eğitim sisteminden sıyırılabilen bir eğitim/öğretim modeli inşa edilebilmiş, bilimin ve özgür düşüncenin tohumlarının filizlenmesi için gerekli uygun zemini sağlamıştır. Eğitim serbestliğinin yanı sıra vakıfların saymakla bitiremeyeceğimiz birçok kazanımı daha olmuştur.  Vakıfların yardıma muhtaç kimseleri gözetmesi, istihdam sağlaması, borçluların borçlarının ödenmesi(bu durum bugün Anadolu’da oldukça yaygın olan tefeciliğin büyük oranda önünü kesmiştir) ve daha birçok faaliyeti Osmanlı toplumundaki dayanışmayı arttırmış, toplum arasındaki ekonomi eksenli makasın daralmasını sağlamıştır. Vakıfların bu noktadaki kazanımı, sosyal refahın inşası açısından önemli olmakla birlikte buradaki bir diğer önemli husus, yardıma ihtiyaç duyan bir ferdin muhakkak çalınacak bir kapı olduğunun bilincinde olması, burada duyulan ‘güven duygusu’ toplumsal dayanışmayı sağlayan en önemli etmenlerden biri olmuştur. İmparatorluğun önemli bir süre boyunca sınıf çatışmaları ile karşılaşmamış olmasını da bu noktada sistemin işleyişindeki kazanımların, önemli göstergelerinden biri olarak kabul edebiliriz. Vakıf temelli kazanımlardan, bu vakıfların sürdürülebilir ve işlevsel olmasından bahsederken bunun sadece Müslümanlar temelinde ilerlediğini söylemek eksik hatta yanlış bir değerlendirme olacaktır. Çünkü Osmanlı’da birçok alanda gayrimüslimlerin yönetiminde olduğu vakıflar da faaliyet göstermiş ve aynı motivasyonla, toplum yararına faaliyetler gerçekleştirmişlerdir. Zaten toplumsal dayanışma ve bütünleşmeden bahsederken toplumda baskın olmayan grupların faaliyet gösteremiyor olması durumunda, bu tespitlerin sahici olmayacağı ortadadır. Gayrimüslimlerin, yönetimindeki vakıfların da özgürlükleri içerisinde faaliyet gösterebiliyor olması, toplumun bütünlüğüne katkı sunan en önemli unsurlardandır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde Günümüzde Vakıfları Sivil toplum özelinde değerlendirirken, mevcut yapıların eksikliğinin sebeplerinden biri olarak toplumda ‘öteki’ olarak tarif edilen grupların faaliyetlerinin meşruiyetinin sürekli sorgulanıyor olmasını biraz daha detaylı olarak değinmeye çalışacağız.

Kaynak: Alıntıdır https://www.fikriyat.com/tarih/2018/09/03/osmanlinin-hayat-suyu-vakiflar

Osmanlı’da Vakıf Sisteminde Meydana Gelen Bozulmalar

 Çalışmamızın önceki bölümlerinde sıkça vurguladığımız üzere, Osmanlı Devleti için vakıf müessesi büyük önem taşımaktadır. Zamanla bu önem vakıf müesseslerinin sayılarının ve iktisadi kaynakların artışına sebep olmuştur. Yaşanan artışlar vakıfların kontrol ve denetimini güç haline getirmiştir( Alkan, 2007, s.67). Vakıf müesseslerinde yaşanan aksaklıkları yalnızca kontrolsüz büyüme ile değerlendirmek de yeterli değildir, bunun yanı sıra vakıf yöneticilerinin zaman içerisinde vakıf kültürüne dair bazı değerleri suiistimal emiş olmalarında söyleyebiliriz. Nitekim Osmanlı’da eğitim sisteminin bozulması, mekteplerde babadan oğula devirlerin gerçekleşmesi, ordunun asayişinin bozulması, liyakatsiz kadrolaşmanın ve ahbap çavuş ilişkisinin devlet yönetimin ve yerel yönetimlerde hakimiyet kazanması, vergi denetimlerinde yaşanan aksamalar ve buna bağlı olarak artan yolsuzluklar bu hususların yanı sıra yerel yöneticilerden bazılarının halka kontrol dışı vergilendirmeyi dayatmasına gibi birçok problem içe içe şekillenmiştir. “Bu problemlerden hiçbirini bir diğerinden ayrı değerlendirmemiz mümkün değildir. Ama pratikte vakıf sisteminde yaşanan aksaklıkların temel sebeplerini şöyle sıralayabiliriz”(Alkan, 2007, s.70-71).

  • Tımar/miri arazilerin vakıf haline getirilmesi
  • Vakıfların inşa, bakım ve tasfiyesi
  • Vakıfların “gayrimenkul” olma şartının kaldırılması
  • Evlatlık/zürri vakıfların yaygınlaşması
  • Mukataa, icâreteyn ve gedik sistemlerinin suiistimali

Tımar sistemi, bir kısım asker ve memura tahsis edilmiş geçimlerini ve masraflarını karşılamak üzere verilen askeri dirlikler esasına dayanmaktadır(Şahin, 1979, s.905). Bu sistem Osmanlı Devleti’nde hem devletin gelirlerinin toplanmasına hem de devlete yük olmadan asker ve memurların maaşlarının ödenmesine neden olmuştur. Ancak miri toprakların vakıflaştırılması, tımar sisteminde ve vakıf müessesesinin işleyişinde bozulmalar meydana getirmiştir. Önceleri araziler devletin en sağlam süvari kuvvetlerine ve zirai hayatında temeli niteliğindeki bir zümreye tahsis edilmekteydi. Ancak miri arazilerin vakıflaştırılması ile birlikte saray adamlarına tahsis edilmesi memleket için büyük bir zayıflama sebebi olmuştur (Köprülü,1983, s.394). Bu durum vakıf sisteminin işleyişindeki bozulmaya sebebiyet vermiştir.

Vakıf binaları 19. yüzyıla gelindiğinde oldukça eski yapılar haline gelmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin savaşlardan yenilgi ile ayrılması, vakıflara ayrılan gelirin azalmasına ve vakıf binaların harap olmasına neden olmuştur. Bu binaların onarılması gerekli görülse de, vakıf gelirlerinin Evkaf Nezareti denetimine bırakılması onarım ihtiyaçlarının karşılanmasını engellemiştir(Kaya ve Koca, 2020, S.154).

Evlatlık (zürri) vakıflar, vakfedilen malın tamamını veya bir kısmını evladına ve ailesinden birine vakfetmesini nitelemektedir. Devlete ait olan vakıfların vergi dışı bırakılması gibi söz konusu imtiyazlardan faydalanılarak ailesinin sefalete düşmesini önlemek dolaylı olarak vakıf sisteminin işleyişini engellemektedir. Sayıları giderek artan evlatlık (zürri) vakıflar, vakıf kurumunun işleyişinin bozulmasına neden olmuştur. (Kaya ve Koca, 2020)

Bu üç sistem (mukataa, icâreteyn ve gedik) harap olmuş vakıfların maliyetlerini karşılamak için geliştirilmiş olsa da zaman içerisinde suiistimale uğrayarak vakıf ve miri arazilerin işgal edilmesine sebep olmuştur (Alkan,2007, s.78).

Özetle problemlerin hepsini bir bütünlük içerisinde incelemek önem arz etmekle birlikte vakıflar özelindeki ‘pratik’ bozulmaların başlıca sebepleri bu kapsamda değerlendirebiliriz.

Cumhuriyet Döneminde Vakıfların Seyri

 Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Anadolu’da devletçi yani merkeziyetçi anlayış ağırlık kazanmıştır. Cumhuriyetten önce de Anadolu’da bu anlayışın hakim olduğunu ifade etmek mümkün ama özellikle Osmanlı’nın gerileme dönemi itibariyle bu husus daha da ağırlık kazanmıştır. Cumhuriyet ile birlikte bu sürecin ivme kazanmasının sebebi ise Devlet merkezli ekonomik büyüme modelleridir. Halkın kalkınması ve sermayenin oluşmasını devletçi politikalar inşa etmiştir. Bunun yanı sıra ‘sosyal yardımlar’, ‘sosyal devlet’ perspektifinde şekillenmiş ve Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren gittikçe azalan ferdi teşebbüs kültürünü tam anlamıyla ortadan kaldırmıştır. Yaşanan bu gelişmeler Vakıflara yüklenen anlamı ve bu vakıfların sağladığı kazanımlarda dönüşüme sebebiyet vermiştir. Burada vurgulamak istediğim temel mesele ‘anlayış’ değişikliğidir. Yoksa bu anlayış değişikliğine sebep olan ‘teknik’ süreçlerde Cumhuriyet ile birlikte vakıf kültürünün seyrinden önemli bir değişim oluşturmuştur.

Cumhuriyet döneminde 1926-1967 yılları arasında başta vakıf ismi değiştirilerek yerine tesis adı verilmiştir. Bu dönemde vakıfların yönetimi devletin eline geçerek, 202 adet tesis kurulmuştur. Kurulan tesislerin 109’u dini, 45’i sosyal, 21’i eğitim, 16’sı karma dini, 6’sı sağlık ve 3’ü de eğitim ve sağlık amaçlıdır. Cumhuriyet tarihinde toplam 4,706 vakıf kurulmuştur. Bu vakıfların 3,677’si kişi vakıfları, 928’si SYDV’ dır. 76 adet Çevre Vakfı, 24 adet Sosyal Güvenlik Vakfı bulunmaktadır. 1967 yılında 903 sayılı yasa Medeni Kanun’da bazı değişiklikler getirmiş ve vakıfların sayısı hızla artmıştır (Şenel ve Tuyan, 2009).Toplumsal bellek veya toplumsal hafıza olarak da adlandırabileceğim, toplumun yüz yıllar içerisinde edindiği kavramlar/hissiyatlar/davranışlardır. Yüz yıllardır ‘vakıf’ olarak adlandırılan bir yapının ‘tesis’ olarak adlandırılmaya başlanmış olması da bu olumsuz dönüşümü etkileyen faktörlerden biri olmuştur.

Cumhuriyet ile birlikte Şer’iyye ve Evkaf Vekaletinin kurumsal bir kopukluğun yaşamış olması Vakıfların işleyişinde ve algılanış şeklinde bir takım problemlere sebebiyet vermiştir. Diğer vakıfların hizmet alanları ve mal varlıkları devlet kurumlarına dağıtılarak vakıf medeniyetinin toplumsal bir kurum olma vasfı giderek azaltılmıştır.(Ertem,2011, s.54).

 Yaşanan bu zihniyet değişimi Anadolu’da kişisel teşebbüs hissiyatını azaltmış ve devlet beklentisini şekillendirmiştir. Bu dönüşüm bir nokta da bugün hala bu topraklarda demokrasi kültürünün oluşamamasının da bir sebebi olarak gösterilebilir. Cumhuriyetten bu yana vakıfları, bir sivil toplum kuruluşu yelpazesinden değerlendirmek gerekirse, 100 yıllık deneyimimizin sonucunda sivil toplumun filizlenmediğini görmekteyiz. Burada hata neredeydi diye sorabiliriz. Toprak mı müsait değil? Gerekli hava koşulları mı sağlanamıyor? Yoksa doğru sulamadan mı mahrumuz? Belki her birinin bir karşılığı vardır aradığımız yanıtlarda. 

Bir Sivil Toplum Kuruluşu Olarak Vakıfların Günümüzdeki Konumu Üzerine Bir Değerlendirme

 Tarihi çok eskilere dayanan vakıflar ve modern sistemin bir unsuru veya eskiye dair olguların yeni bir adlandırması olarak da kabul edebileceğimiz Sivil Toplum, nitelendirmede farklılıklar taşısa dahi amaçlar ve yönetimleri açısında bir bütünlük içerisinde değerlendirilebilir. Sivil Toplum, “toplumsal sorunlara etkili ve uzun-dönemli çözüm bulma sürecine aktif olarak katılan ve bu temelde de siyasi aktörleri bu çözümleri yaşama geçirecek politikalar üretmeye yönlendirmek için çalışan farklı gönüllü örgütlerin devlet denetimi dışında kurduğu ortak alan” olarak tanımlanır. Bu kapsamda bu iki ‘farklı’ yapının da temelde ki ortak yönleri ‘ferdi teşebbüs’ ile gerçekleşmesi ve esas itibariyle ‘toplum yararı gözetmesidir’. Kavramlar arasındaki muğlaklığı bir kenara koyacak olursak, kazanımları ve mevcut zeminleri üzerinden bir değerlendirme yapabiliriz.

 Çalışmamızın önceki bölümlerinde Osmanlı özelinde incelediğimiz Vakıfların temel kazanımlarından ve bu kazanımları ortaya çıkaran motivasyonlardan bahsetmiştik. Bugün, Türkiye’deki vakıf yapılanmaları üzerindeki incelemeyi ‘dünkü’ kazanımlarımız itibariyle bir mukayese içerisinde incelemeye çalışacağız. Vakıflar, insani yardımlaşma duyguları ve toplumsal bütünleşme motivasyonu ile ‘ferdi teşebbüsler’ neticesinde varlık gösteren kuruluşlardır. Dünden bugüne yapılacak mukayesedeki asıl nokta ise bugün toplumsal hafızamızda yeşermeyen ‘ferdi teşebbüs’ olgusudur. Hukuki anlamda kişisel başvurular neticesinde zemin kazanan vakıfların maddi kaynak bulması yani fonlanması ise dünkü gibi özel gayretler ve toplumsal çaba ile oluşmamaktadır. Bugün birçok STK veya vakfın gelir tablosunda ‘devlet’ kaynaklarının ağırlığını rahatlıkla görebiliriz. Nitekim bunun ‘meşru’ olduğuyla alakalı yaygın bir kanaatin varlığından da bahsedebiliriz. Çalışmamızdan alacağımız en önemli çıktı ise dünden bugüne yaşanan zihniyet dönüşümüdür. Bunun yanı sıra bugün Türkiye’de birçok vakfın ‘tabela’ mahiyetiyle sınırlı kalması, vakıf yöneticilerinin bu yapılanmaları siyasal veya sosyal bir zeminde birer basamak olarak görmesi ise dünden bugüne değişim gösteren bir diğer husustur. Türkiye’deki siyasal tartışmaları incelediğimizde ‘x’ vakfına kamu kaynaklarından yardım yapıldığı tartışılır. Bu tartışmanın varlığı ve şekli makul gözükmekle birlikte, tartışmanın asıl argümanı ise aynı kamu kaynaklarının ‘x’ vakfına değil de ‘y’ vakfına yapılmamasıdır. Bu yüzden bizlerin vakıfları ve STK’lar özelindeki zihni yaklaşımımızı değiştirmemiz ve gayretlerimizi ona göre şekillendirmemiz gerekmektedir. Bu değişimi gerçekleştiremediğimiz müddetçe Türkiye’de kaç tane yeni vakfın kurulduğu, bunların kaç tanesinin eğitim/öğretim, sağlık, ibadet vs olarak faaliyet gösterdiğini analiz etmek ve bu vakıfların sağladığı yararları değerlendirmek anlamsız kalacaktır. Türkiye’de sermaye sahibi grupların dar bir çerçevede şekillenmiş olması alternatif zeminin oluşmasını engelliyor olduğunu da göz önüne almak gerekiyor. Ama buradaki temel dinamonun topyekûn hareket edebilmemizin olduğunu da gözden kaçırmamak lazım. Bu noktada atasözlerimizin ışığında ilerlemek faydalı olacaktır: “Bir elin nesi var iki elin sesi var”, “Damlaya damlaya göl olur” gibi tarihimizde ve kültürümüzde birçok esinti mevcuttur. Unutulmaması gereken bir diğer husus ise devlet merkezli şekillenecek oluşmaların devletin müsaade ettikçe varlığını devam ettirebileceğidir. Burada Platon’un şu veciz ifadeleri ile devam edelim: "Konuşmak için para almadım, para almadığım için de susmadım."

 Özetle tarihimizde var olan kazanımları doğru tespit etmeli ve bu kazanımların sürdürülebilir olması için yitirdiğimiz değerleri yeniden ihya etmeliyiz. İnsan onuruna yaraşır bir hayatın varlığı ‘sosyal refahtan’, ‘sosyal adaletten’, toplumsal dayanışmadan geçer. Bu değerler için ise vakıf kültürünün yeniden kazanılması ve güçlü bir sivil toplum olarak şekillenmesi gerekmektedir.

 

____________________________________________________________________________________________________________

KAYNAKÇA

Akgündüz, Ahmet (1988),  “İslâm Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi“, Türk Tarih Kurumu Yay, Aktaran Bayartan, Mehmet(2008)

Akyıldız, Yasin ve Abay, Ali Rıza (2017),  “Vakıf Müessesesinin Gelişimi Ve Mahiyeti Tarihsel Bir Değerlendirme “, Vakıflar Dergisi

Alkan, Mustafa (2007), “Osmanlı Vakıf Sisteminde Bozulma Üzerine Bazı Düşünceler”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Aktaran Kaya, Perihan Hazel ve Koca, Mevlüt (2020)

Bayartan, Mehmet(2008),  “Osmanlı Şehirlerinde Vakıflar Ve Vakıf Sisteminin Şehre Kattığı Değerler “, Osmanlı Bilimi Araştırmaları Dergisi

Ertem, Adnan (2011), “Osmanlıdan Günümüze Vakıflar”, Vakıflar Dergisi, Aktaran Kaya, Perihan Hazel ve Koca, Mevlüt (2020)

Kaya, Perihan Hazel ve Koca, Mevlüt (2020),  “Osmanlı’dan Günümüze Vakıf Sisteminin Gelişimi “, Al Farabi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi

Kılıçbay, M.Ali(1980), “Osmanlıda Vakıf”, Ekonomik Yaklaşım Dergisi, Aktaran Kaya, Perihan Hazel ve Koca, Mevlüt (2020)

Köprülü, M.Fuat (1983), Vakıf Müessesesinin Hukukî Mahiyeti Ve Tarihî Tekâmülü, İslâm Ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları Ve Vakıf Müessesesi, Aktaran Kaya, Perihan Hazel ve Koca, Mevlüt (2020)

Kunter, Halim Baki Kunter(1938), “Türk Vakıfları ve Vakfiyeleri Üzerine Mücmel Bir Etüd”, Vakıflar Dergisi, Aktaran Bayartan, Mehmet(2008)

Şahin, İlhan (1979), “Tımar Sistemi Hakkında Bir Risale” Tarih Dergisi, Aktaran Akyıldız, Yasin ve Abay, Ali Rıza (2017)

Şenel, Ş., & Tuyan, Z. (2009). 1926-1967 Yılları Arasında Türkiye Cumhuriyeti'nde Kurulan Tesisler(Vakıflar). Akademik Bakış Uluslararası Sosyal Bilimler E-dergi, Aktaran Akyıldız, Yasin ve Abay, Ali Rıza (2017)

Tuş, Muhiddin(1999), Osmanlılarda Özel Toprak Mülkiyeti Ve Vakıf Münasebeti, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Aktaran Kaya, Perihan Hazel ve Koca, Mevlüt (2020)