Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Batı’nın Kuşatma ve Saldırılarına Karşı Kendimizi Nasıl Savunacağız?

Alper TAN
30 Mayıs 2019 12:23

Küresel dengelerin Batı aleyhine değişmeye başladığı tarihi bir kırılma noktasındayız. Uluslararası denklemde Batı’nın ağırlığı azalırken Doğu’nun ağırlığı hızla artıyor. Harbin galiplerince İkinci Dünya Savaşı ertesinde oluşturulmuş olan ve galiplerin çıkarlarını koruma üzerine kurulu modern uluslararası sistem parçalandı artık.

Osmanlı'nın yıkılmasıyla son bir asırdır siyaseti ve iradesi hatta idaresi Batılılarca esir alınmış, umutları söndürülmüş İslam dünyası hızla uyanıyor. 20. yüzyılın başlarından bu yana elde ettiği başarılarla(!) sarhoş olmuş Batı ise Doğu'nun yükselişini önce küçümsedi sonra engellemeye yöneldi.

Müslümanlar artık düşmanının silahıyla silahlanıp savaşmaya ve düşmanın anladığı dilden konuşmaya başladı. Bazı istisnalar dışında düşmanın fitnelerine itibar etmiyor, tuzaklarına düşmüyor..

Batı’nın, sistematik olarak İslam dünyasını birbirine düşürme, Müslüman ülkeleri kendi içinde ve komşularıyla çatıştırma senaryoları da eskisi kadar kolay tutmuyor artık.

Son yıllara bakacak olursak düşmanlarımız, Pakistan'ı, komşusu Afganistan'la, savaştırmak istedi. Bu ülkeleri kendi içlerinde kaosa sürüklemek için oyunlar oynadılar. Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan gibi ülkelerde boyalı devrimlerle Amerikancı bir kuşak oluşturmak istediler. İran'a nükleer programı bahane ederek ambargo ile diz çöktürmek istediler. Ülkede etnik çatışma zemini oluşturdular.

Irak'ta mezhebi nüansları kaşıyıp kardeşkanı dökülmesini teşvik ettiler. Şii İslam’ın en önemli ülkesi İran ile Sünni İslam’ın en önemli ülkesi Türkiye'yi karşı karşıya getirmek istediler.

Sünni ülkeleri de kendi aralarında ayrıca çatıştırmak için Katar "ambargosunu" körüklediler. Tuzak kurdular. Müslüman ülkelerden bu komplolara destek olan taraftarlar da buldular. Ama kurdukları tuzaklara kendileri düştüler.

Türkiye'ye karşı akla hayale gelmeyecek senaryolarla saldırdılar. Tutmadı. Tutturamadılar.

Türk-Arap, Türk-Kürt, Arap-Kürt savaşı hedefleyenler oldu. Tutturamadılar. Irak Kürdistanı’nı teşvik ederek 2017 Eylül’ünde “Bağımsızlık” referandumu ile bölgede kaos ve çatışma çıkarmak istediler. Batılı düşmanlar ve İsrail’in maksadı, Kürtlerin bağımsızlık elde etmeleri değildi. Bağımsızlık hayalinde olan Kürtlerin duygularını istismar ederek bunun üzerinden Türkiye, İran, Irak'ı istikrarsızlaştırmak, bu üç ülkeyi Suriyeleştirmek, Kürtleri bölgede yalnızlaştırarak kendileri için kullanışlı bir piyona dönüştürmek, Ortadoğu’da Türk-Kürt, Fars-Kürt ve Arap-Kürt çatışmasını körüklemekti..

Ama bu konuda adı geçen ülkelerin kanlı tecrübelerle elde ettikleri birikim, onların bu tuzağı fark etmelerini sağladı ve hain plan çöktü.

İslam dünyası hızla uyanıyor ve kurulan tuzakları bozuyor. İslam ümmetinin birliği ve ittifakı anlamında Türkiye-İran yakınlaşması son derece önemlidir. Bu diyalog ve ittifak Suriye’de meyvelerini vermeye başladığı gibi Körfez, Yemen, Lübnan ve Filistin konularında da çok olumlu neticeler verebilir. Ayrıca İslam dünyasını yeniden kuşatmaya kalkışan Haçlı-Siyonist ittifakına karşı çok mühim bir blok oluşturarak Batı merkezli planları rahatlıkla akim bırakabilir/bırakır.

Bunun için Suriye konusunda kurulan masanın başarılı olması çok önemli. Kutsal Kitabımızda Hucurat Suresi 10. Ayette Müslümanlara şöyle emrediliyor: "Bütün mü'minler kesinlikle kardeştirler. Öyleyse kardeşleriniz arasında sulhu, barışı sağlayın, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin. Allah'a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Ola ki, ilâhî merhamete mazhar olursunuz."

Kur'an, bu ümmete, fal bakmak, sadece mezarlıkta okunmak ya da duvara asmak için gönderilmediğine göre yapılacak olan bellidir..

Doğu-Batı denkleminde Batı merkezli üstünlük algısı hızla değişmeye başladı. Böyle devam ederse kısa zaman sonra muhtemelen önce bir dengelenme sonra da Doğu ağırlıklı bir denklem doğacak.

Dünyadaki değişiklikler çerçevesinde, yükselenleri ve inenleri takip edenler bunu rahatlıkla görebilirler. ABD ve Avrupa'nın karizması çizildi artık. Bundan sonra Batı ülkelerinin yeniden toparlanmaları ve eski günlere dönebilmeleri kısa ve orta vadede kolay değil. Batı şimdilerde uzatmaları oynuyor.

İslam dünyası başta olmak üzere Kader, Doğu’nun önüne yeniden büyük imkânlar sunuyor. Fakat handikab şu ki, Doğu’nun halkları bunu büyük ölçüde anlamış olmasına rağmen elit veya aydın/entelektüel sayılan kesimler hala Batı merkezli düşünce kalıplarını kıramadılar. İstisnalar hariç olmakla birlikte Doğu’daki tahsilliler ne yazık ki genel manada tahsil süreleri oranında Batı’ya daha bağımlı düşünüyorlar. Ve "Batı’nın üstünlüğü" afyonundan daha çok etkileniyorlar. Doğu’da tahsil düştükçe Batı’nın bu etkisi de azalıyor.

Bu durumu "cahil cesareti" olarak görenler olabilir. Bunun cahil cesaretiyle alakası yok. Batı merkezli eğitim sistemlerinin sinsi ve sistematik olarak zihinlerimizi ve kalbimizi esir almasıyla alakası var. Fertlerin ve toplumun ezberci ve ideolojik değil de analitik düşünme kabiliyetinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu da eğitim sisteminden başlıyor.

Akıllar, zihinler, gönüller Batı’nın işgali veya gönüllü esareti altında ve tarihe bakış da şaşı olunca, adaleti, bilimi, terakkiyi, insanlığı ve istikbali Batı’nın dışında bir yerde aramak "ahmaklık"la eşanlamlı görülüyor. Bu marazi bir durum.

Kafalar böyle olunca, Haçlı/Siyonist ittifakının İslam'la veya Müslümanlarla savaşını ABD'nin İngiltere ile rekabeti olarak görüyorsunuz. Hollanda'nın Türkiye'ye saldırılarını Başbakan Mark Rutte'nin seçim kampanyası, Almanya'nın Türkiye'yi aşağılamasını Angela Merkel'in seçim yatırımı, Fransa'nınkini Ermeni diasporasının yönlendirmesi sayıyorsunuz. ABD'nin bize karşı düzenli/sistematik olarak terör örgütlerini desteklemesini ise “ABD-Türkiye dostluğunu anlamamış olan” Barack Obama veya Donald Trump'ın hataları olarak telakki ediyorsunuz. Böyle olunca ABD ve Avrupa bizim yakın dostlarımız ve müttefiklerimiz olarak anlatılmaya devam ediliyor.

Bütün bunlar gerçeklere gözlerimizi kapatmaktan başka bir şey değil. Haçlı-Siyonist Âlemi sinsice yürüttüğü Müslüman düşmanlığını hiçbir zaman terk etmedi. Daha önce biraz daha kapalı yürüttüğü düşmanlığı son zamanlarda gizleyemez oldu veya artık gizleme gereği duymuyor. Fark sadece bundan ibaret. Bunun bu kadar fark edilir olmasının önemli bir sebebi de Müslüman dünyadaki uyanıştan kaynaklı.

Batı’ya meftun Müslümanların şu kolay soruya cevap vermeleri gerekir. Yeryüzünde var olan ve devam eden ve hatta başlama potansiyeli olan savaşların hepsi neden Müslüman coğrafyalarda oluyor? Bunlar, Müslümanların cehaletinden mi kaynaklanıyor.

Trump kötü de ABD iyi mi? Merkel kötü de Almanya iyi mi? Rutte kötü de Hollanda iyi mi? Bu İslam düşmanı siyasi liderlerin hepsini o ülkelerin siyasi ve toplumsal dinamikleri getirmiyor mu?

İsrail'de küçük bir şey olduğunda seferber olan Batı, Arakan'da yüzbinler katledilirken neden kör ve sağır. Terör Fransa'da, İngiltere'de, Belçika'da olunca kötü de Suriye'de, Irak'ta, Türkiye'de olunca neden iyi?! Batı açısından bunun sebepleri çok açık değil mi?

ABD yönetimleri Suriye’de onbinlerce TIR silahı terör örgütlerine hangi maksatla veriyor? IŞİD’le mücadele için öyle mi? ABD ve Avrupa için “IŞİD’le mücadele” devasa bir yalan ve büyük bir paravandır. Amaç başkadır ve bellidir.

Türkiye, Saddam bahanesiyle Irak tarafından, IŞID bahanesiyle Suriye’den/güney sınırımızdan, Enerji veya başka gerekçelerle Akdeniz’den, farklı başka gerekçelerle Balkanlar’dan kuşatılmaya çalışılıyor. Bu kuşatmaları yarmak zorundayız. Bunun için de çok kuvvetli bir savunma sistemine acil ihtiyaç var. O sebeple S-400 Füze Savunma Sistemi’nin temini ve kurulması caydırıcılık ve savunma açısından bir beka meselesine dönüşmüştür.

İslam coğrafyası, İslam düşmanlarının işgali ve kuşatması altındadır. Topraklarımızı bu işgalden kurtarmalıyız. Ama topraklarımızı işgalden kurtarabilmek için önce kafalarımızı ve kalplerimizi bunların işgalinden kurtarmak zorundayız. Bu konuda büyük bir seferberliğe ihtiyaç var.

Alper TAN

30 Mayıs 2019