Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

ABD Emperyalizmine Karşı Bolivar-Chavez Ruhu

Sinan TAVUKCU
30 Ocak 2019 15:44

Venezuela'nın Ankara Büyükelçisi Jose Bracho Reyes, ülkesinde yaşanan darbe teşebbüsünün hemen ertesi günü 26 Ocak’ta Stratejik Düşünce Enstitüsü’nde gerçekleştirdiği basın konferansında, "Yaşananlar, Venezuela'daki Bolivarcı hükümet sistemine karşı bir savaş ilanıdır" açıklamasında bulundu.

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama'nın, 2015'te Washington'ın çıkarları açısından Venezuela'yı ulusal güvenlik tehdidi ilan eden bir başkanlık kararnamesi yayımlandığını hatırlatan büyükelçi, Obama'nın bir açıklamasında "Bizim ekonomik çıkarlarımıza ters düşen herkesin kolunu bükmek boynumuzun borcudur" dediğini ifade ederek Venezuela’da yaşananın bu kol bükme hadisesinden başka bir şey olmadığını söyledi.

ABD'nin ülkesinde "paralel bir devlet başkanı tanınması, vekalet savaşları" gibi adımları içeren yapıcı kaos planını devreye soktuğunu ileri süren Büyükelçi Reyes, "Bunlar askeri anlamda ne ifade ediyor? 'Özel Güçler ve Geleneksel Olmayan Savaş' kitabında yazıyor. Bu bahsettiğim el kitabı farklı aşamalardan oluşuyor. 6'ncı aşamanın en sonuncusu; Paralel bir devletin hükümet başkanını tanımaması. Bu size de tanıdık geliyordur. Bu tamamen kaos ortamını yaratacak ve bir ülkede çatışmalara yol açacak bir durum" sözleriyle uygulanan stratejiyi deşifre etti.

Büyükelçi, "Ne utanç verici ki, kendilerini demokratik olarak lanse eden birçok ülke, kendini devlet başkanı ilan eden bir kişiyi devlet başkanı olarak tanımıştır" sözleriyle uluslararası sistemin iktidarda tuttuğu yardakçı yönetimleri eleştirdi ve bütün Latin Amerika halkları arasında dolaşan Bolivar-Chavez ruhunun bu emperyalist stratejiye direneceğini, ABD’nin Monroe doktrininin karşısına Bolivar Doktrininin dikileceğini söyledi. 

Monroe Doktrini ve Roosvelt’in Sopası

Büyükelçinin, ABD’nin Latin Amerika üzerindeki emperyalist politikalarının dayanağı olarak bahsettiği Monroe Doktrini, 1823’de ABD başkanı James Monroe’nin Avrupalı güçleri Amerika ana-karasından uzak tutmak için ortaya attığı doktrinin adıydı. Monroe Doktrini başkanın kendisi tarafından “ABD'nin, Avrupa devletlerinin sorunları ile hiçbir ilgisi yoktur ve bu sorunlara karışmayacaktır. Fakat buna karşılık, Avrupa devletleri de Amerika Kıtalarının sorunlarına karışamaz. Avrupa devletlerinin kendi sistemlerini Amerikan yarımküresine sokmak için yapacakları her teşebbüsü ABD kendi barış ve güvenliğine yöneltilmiş hareket sayacaktır." sözleriyle ifade edilmişti.

Eski Avrupalı sömürgecileri kıtadan uzak tutan bu doktrin, zamanla Kuzey’in Güney’e tasallutuna hizmet etti. Latin Amerika halkları açısından değişen bir şey olmamıştı. Sadece sömürgeci değişmiş, eski Avrupalı sömürgecilerin yerini bu defa ABD emperyalizmi almıştı. Latin Amerika’yı “arka bahçesi” gören ABD, kıtanın kontrolünden çıkmaması için ne gerekiyorsa yaptı. Monroe doktrini, Franklin D. Roosevelt tarafından “Orta ve Güney Amerika’da bir devlet A.B.D.’nin güvenini kazanmazsa A.B.D. müdahale edecektir” şeklinde genişletildi. “Roosevelt Corollary” olarak adlandırılan politika, “Yumuşak konuş ama büyük bir sopa taşı” atasözü ile ifade edilen halkları sopa ile hizaya sokma modeli (Big stick) olarak Latin Amerika’da hayata geçirildi ve bir asırdan fazladır uygulamaya devam ediyor. Bugün Venezuela’da yaşanmakta olan, Bolivarcı Venezuela yönetimini kalın bir sopa ile ABD tarafından köteklenme hadisesidir.

 

Bolivar Doktrini-Chavez Pratiği

Sömürgeci İspanyol ordusunun yenilgiye uğratılarak 1811’de Venezuela’nın bağımsızlığının ilan edilmesinden sonra, 'El Libertador' (Kurtarıcı) lakaplı Simon Bolivar 1821’de sömürgecilikten kurtardığı Kolombiya, Ekvador, Panama ve Peru’nun da dahil olduğu Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’ni kurdu. Bolivar’ın en büyük ideali, bütün Latin Amerika ülkelerini “Birleşik Latin Amerika Devleti” altında birleştirmekti. Ne var ki, Büyük Kolombiya Cumhuriyeti iç çatışmalar nedeniyle, Bolivar’ın ölümünden sonra (1830) bütünlüğünü koruyamadı ve dağıldı. Venezuela 13 Ocak 1830 tarihinde birlikten ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.

Bağımsızlığını ilan ettikten sonra sürekli darbe ve askeri yönetimlerle 1958’e kadar gelen Venezuela, bu tarihten itibaren demokratik bir yönetime geçti ve ABD’nin önemli müttefiki oldu. 70’li yıllar boyunca, ABD’nin yönettiği paramiliter güçler ve askerler, Şili’den başlayarak birçok Güney Amerika ülkesinde darbeler gerçekleştirdiler. 1964’te Brezilya’da, 1971’de Bolivya’da, 1973’te Uruguay’da, 1976’da Arjantin’de ABD destekli askeri diktatörlükler kuruldu, itiraz eden binlerce kişi işkence ve katliama uğradı.

1990’lı yıllarda emperyalizm, Latin Amerika’da dolar üzerinden hakimiyetini sürdürme yolunu seçti. ABD tarafından refaha ulaşmanın tek yolu olarak sunulan ve Latin Amerika yönetimleri tarafından hüsnü kabul gören küreselleşme ideolojisi ve uygulanan neo-liberalist politikalar bütün Latin Amerika ülkelerinin kaynaklarının büyük şirketlere peşkeş çekilmesi ve yoksulluğun daha da artması ile sonuçlandı. 10 yıllık süreçte finansal olarak dışa açılan Latin Amerikan ekonomileri ciddi borç batağına sürüklendiler. Brezilya ve Meksika, geleceğin yükselen ekonomileri olacak diye beklenirken, uygulanan politikalar sonucu Meksika, Brezilya, Peru, Bolivya, Arjantin büyük ekonomik krizlere yuvarlandı. 2000’li yıllarda sınıflar arası makas korkunç derecede açıldı, Latin Amerika’da yaşanan ekonomik krizin sorumlusu olarak görülen ABD’ye karşı anti emperyalist dalga yükseldi.

Yaşananlara tepki olarak,1990’lı yılların sonuna doğru Bolivarizm Latin Amerika’da sığınılan ideoloji haline geldi ve kurtarıcı bir çare olarak halkları etkiledi. 1998 yılında Venezuela devlet başkanı olan Hugo Chavez Frias, anti-emperyalist mücadelenin simgesi olan Bolivarizm’i yeniden diriltti. Chavez, adını “Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti” koyduğu devleti 1999 yılından öldüğü 2013 yılına kadar yönetti. Bu çizgiye yakın siyasetçiler Brezilya’da Lula da Silva, Arjantin’de Nestor Kirchner, Uruguay’da Franko Amplio, Bolivya’da Eva Morales, Ekvador’da Rafael Correa iktidara geldiler.

Hugo Chavez iktidarı döneminde Venezuela’da petrolü millileştirildi, toprak reformu başlattı, o sırada yüksek seyreden petrol fiyatlarının sağladığı avantajla yoksullara eğitim ve sağlık hizmeti götürdü, yoksulların büyük desteğini kazandı, güçlenen yoksul kesimler iktidarının en büyük destekçisi haline geldi. ABD’nin ideolojik hakimiyetine karşı bütün Latin Amerika’ya yönelik yayın yapan TV Kanalı Telesur’u, Latin Amerika ortak radyosu Radiosur ‘u yayına soktu. Güney Amerika Bankası Bankosur ‘u kurdu, Latin Amerikan Bölgesel Paktı Mercosur (Güney Ortak Pazarı)’a katıldı. Ülkenin zengin petrol kaynaklarını lehlerine seferber ederek Latin Amerika ülkeleri ile dayanışmasını pekiştirdi. ABD’nin dâhil olduğu Latin Amerika ile ilgili anlaşmalardan ve kuruluşlardan çekildi.

Ülke içinde yoksulları koruyan ve güçlendiren bir politika izleyen Hugo Chavez, ABD’nin Latin Amerika üzerinde ki hegemonyasına karşı çıkması, anti emperyalist söylemleri, neoliberalist ekonomi eleştirileri, İsrail zulmüne karşı Filistin halkının savunuculuğunu yapması, OPEC’in petrol politikalarında etkinliğini artırmaya yönelik çabaları, İslam ülkeleri, Rusya ve Çin ile iyi ilişkiler kurması ile, Amerikan kıtası dışında da sempati ve destek kazandı. Halk desteği ile ABD tarafından kendisine yönelik darbe teşebbüslerine karşı koymayı başardı.

Latin Amerika Birliği için bir adım: ALBA

2004’te Fidel Castro ve Hugo Chavez tarafında temeli atılan ALBA (Latin Amerika İçin Bolivarcı İttifak), Latin Amerika ve Karayip’lerde hızla taraftar buldu. ALBA, bütün bir Amerikan kıtasının tek hâkimi olmayı hedefleyen Pan-Amerikan düzeninin aracı olarak ABD tarafından oluşturulan Amerikan Devletleri Örgütü (OAS), Amerikalar Arası Savunma Kurulu (Inter-American Defense Board), Amerikalar Arası Savunma Zirvesi (the Summit of the Americas Process), Amerikalar Serbest Ticaret Bölgesi (FTAA) gibi örgütlere tepki ve alternatif olarak kuruldu. Küba, Venezuela, Bolivya, Nikaragua, Dominik, Honduras ve Ekvador’un katıldığı ALBA ittifakı halklar arasında heyecan uyandırdı. 2004’te Küba ve Venezuela hükümetleri ALBA’yı yönlendirecek temel prensipleri belirleyen on iki maddelik bir ortak bildiri yayınladı.

ALBA, bir işbirliği örgütü olarak, Latin Amerika ve Karayip ülkelerinin toplumsal, siyasal ve ekonomik bütünleşmesi düşüncesine dayanmaktaydı. Serbest ticaret anlaşmalarının öngördüğü ticaretin liberalizasyonunu değil toplumsal refah, mübadele ve karşılıklı ekonomik yardımlaşmayı esas alıyordu. (Blok şu anda Venezuela, Küba, Bolivya, Nikaragua, Dominik, Ekvador, Antigua ve Barbuda, Grenada, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler’den oluşuyor).

Güney Amerika Ulusları Birliği için bir başka oluşum: UNASUR

Hugo Chavez'in teşvikiyle 8 Aralık 2004 tarihinde bir araya gelen Arjantin, Bolivya, Brezilya, Ekvador, Guyana, Kolombiya, Paraguay, Peru, Surinam, Şili, Uruguay ve Venezuela tarafından imzalanan Cusco Bildirisi’yle Güney Amerika Uluslar Topluluğu kurulması kararlaştırıldı. 2008’de Güney Amerika Ulusları Birliği (UNASUR) kuruldu. Bu örgütte kurulduğu yıllarda, Bolivarcı ideolojinin etkisinde olan devletler tarafından ABD hegemonyasına karşı işbirliği ve dayanışma sağlamak üzere kurulmuştu.

Daha kapsamlı bir işbirliği örgütü: CELAC

23 Şubat 2010’da kurulan Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC), Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada hariç kıtadaki tüm devletleri çatısı altında topladı. Üyeleri; Arjantin, Bolivya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Küba, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, El Salvador, Guatemala, Honduras, Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Uruguay, Venezuela, Brezilya, Haiti, Antigua ve Barbuda, Bahamalar, Barbados, Belize, Dominika, Grenada, Guyana, Jamaika, Saint Lucia, Saint Kitts ve Nevis, Saint Vincent ve Grenadinler, Trinidad ve Tobago, Surinam’dan oluştu.

33 ülke, 550 milyon nüfus, 20 milyon kilometrekarenin üzerinde yüz ölçümü ile CELAC, Kuzey Amerikan hegemonyasına karşı Latin Amerika ve Karayib ülkeleri bütünleşmesinin güçlü bir simgesi oldu.

Hugo Chavez’in ölümü, ABD’nin intikamı

Hugo Chavez'in 5 Mart 2013'te hayatını kaybetmesinden sonra yardımcısı Nicolas Maduro yemin ederek, devlet başkanı oldu. Mayıs ayında, muhalefetin büyük ölçüde boykot ettiği başkanlık seçimlerini kazandı.

2015 Aralık ayında yapılan milletvekili seçimlerinde, yirmi partinin bileşiminden oluşan sağ cephe Demokratik Birlik Masası MUD (Mesa de la Unidad Democratica) 1999’dan beri ilk defa ulusal mecliste çoğunluğu kazandı. Oyların %56’sını MUD, %41’ini Bolivarcı cephe almasına rağmen MUD meclisteki koltuk sayısının %68’ine (167 sandalyenin olduğu parlamentoda 112’sine) sahip oldu.

Muhalefetin ele geçirdiği Meclis, Nicolas Maduro’nun Devlet Başkanlığı yetkilerinin elinden alınmasına karar verdi. Ancak, anayasaya göre meclisin böyle bir yetkisi olmadığından karar geçerlik kazanamadı. Bu defa, başkanlık seçimlerinin yenilenmesi için imza kampanyası düzenlediler. Bu da başarılı olmayınca, muhalefet 26 Ekim 2016 tarihinde meclisten halka açık ayaklanma çağrısında bulundu. Muhalefet, Başkan Maduro’nun darbeyle koltuğunu işgal ettiğini, Yüksek Seçim Kurulu ve Anayasa Mahkemesinin yetkisiz olduğunu iddia ediyordu.

2017 yılında muhalefetin elinde bulunan Ulusal Meclis'in yetkileri elinden alındı ve yeni bir anayasanın yazımı için Kurucu Meclis'in oluşturulması amacıyla seçimlere gidildi. 30 Temmuz’da, muhalefetin boykotu, büyük ve kanlı protestolar eşliğinde Kurucu Meclis seçimi yapıldı. Meclis’in 364 üyesi, kayıtlı seçmenlerin kullanacakları oylara göre belirlendi. Kalan 181 üyesi ise emekliler, yerliler, iş dünyası, köylüler ve öğrenciler gibi grupların oluşturduğu yedi sosyal kesimin üyeleri tarafından seçildi. Kurucu Meclis, Ulusal Meclisin yetkilerini üstlendi.

Kurucu Meclis seçiminden sonra Nicolas Maduro’yu diktatör olmakla suçlayan ABD başkanı Donald Trump, Venezuela’ya yaptırım kararı aldırdı. ABD vatandaşlarının ve ABD’li şirketlerin Maduro’yla ticari ilişki kurması, Venezuela’ya para ve kredi transferleri yasaklandı. Yaptırıma AB ve Kanada’da katıldı.

Gelirinin yüzde 96’sını petrol geliri teşkil eden Venezuela’da, petrol fiyatlarının 140 dolardan 30 dolara kadar gerilemesi sebebiyle Venezuela ekonomisi kötü bir duruma düştü.  Uzunca bir süredir devam eden gıda sıkıntısı ve hiperenflasyon, beraberinde şiddet ve yağmalama olaylarını getirdi. Fiyat kontrolü için karne sistemine geçildi. Bankalar çöktü. Uluslararası bankalar Venezuela’nın hesaplarına el koydu ve iş yapamaz hale getirdi. Bütün ödemelere aracılık yapan City Bank’ın Venezuela ile yaptığı işlemleri durdurması ilaç ve gıda gibi en temel ürünleri ithal etmesine engel oldu.

ABD tetikçisi LİMA Grubu

Maduro’yu devlet başkanlığından uzaklaştıracak bir plan çerçevesinde, ABD’nin yönlendirmesiyle Arjantin, Brezilya, Kanada, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Guatemala, Guyana, Honduras, Meksika, Panama, Paraguay, Peru ve Saint Lucia’nın içinde yer aldığı Lima Grubu oluşturuldu. Venezuela’daki politik krizi izlemek ve çözüm üretmek gerekçesiyle oluşturulan grup, 8 Ağustos 2017’de Maduro karşıtı bir deklarasyon yayınladı. Deklarasyonda, Bolivarcı Kurucu Meclis’i tanımadıklarını, (ilerleyen zamanda başkanı Juan Guaido’yu devlet başkanı ilan edecekleri) Ulusal Meclis’in arkasında olduklarını ilan ettiler.

Peru’nun başkenti Lima’da 13-14 Nisan 2018’de sekizincisi gerçekleşen Amerika Kıtası Ülkeleri zirvesine üye Venezuela devlet başkanı Maduro davet edilmeyerek dışlandı.

Maduro hükümeti ve muhalefeti uzlaştırmak için toplantılar yapan Lima Grubu’nun asıl amacının bir uzlaşma sağlamak değil, muhalefetin seçime girmemesine destek vererek devlet başkanı seçilmesi muhtemel Nicolas Maduro’nun meşruiyetini tartışmalı hale getirmek olduğu anlaşıldı. Muhalefetin iştirak etmediği, 20 Mayıs 2018 günü gerçekleşen seçimlere katılım yüzde 46 oldu. Mevcut Devlet Başkanı Nicolas Maduro oyların yüzde 68’ini alarak devlet başkanı seçildi. ALBA grubu Maduro’yu kutladı. Seçim ertesinde, ABD ve paralelinde hareket eden Lima Grubu seçim sonuçlarını tanımayacaklarını açıkladılar. Seçimlerin tekrarını istediler. Kolombiya ise daha sert bir tutum izleyerek, Venezuela sınırına asker yığmasına ilaveten, diplomatik ilişkileri kesti ve elçisini geri çekti.

2016 başkanlık seçimlerine Rusların müdahale ettiği iddialarına karşı pek hassas olan Amerikalılar, Venezuela seçimlerine Lima Grubu eliyle müdahale ederken oldukça pişkindiler. İşin trajik komik yanı, 2018 seçimlerinde halkın yüzde 53’ünün katıldığı seçimde, oyların yüzde 54’ünü alarak seçilen Kolombiya devlet başkanı Ivan Duque’nin, halkın yüzde 46’sının katıldığı seçimde oyların yüzde 68’ini alan Maduro’yu aldığı oy sebebiyle meşru kabul etmemesiydi. Olsun, önemli olan ABD’nin kimi başkan tanıdığıydı..

5 Ocak’ta Lima Grubu'nun Meksika dışındaki üyeleri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun 10 Ocak'ta başlayacak yeni görevini tanımayacaklarını duyurdular. Maduro, "ABD hükümetinin emriyle kurulduğunu" öne sürdüğü Lima Grubu için "yasa dışı" ve "mafya karteli" diye cevap verdi.

Venezuela’da İktidarın Gaspı

2016’da milletvekili olan 35 yaşındaki Juan Guaido, Aralık 2018’te Ulusal Meclis Başkanlığı’na seçildi, 5 Ocak 2019’da yemin etti. 20 Mayıs 2018’de yeniden devlet başkanı seçilen Maduro’nun 10 Ocak 2019’da yemin ederek göreve devam etmesinin ardından Guaidó bunun ‘gayrimeşru’ olduğunu iddia etti. 

Juan Guaido, muhaliflerce başkent Caracas'ta 23 Ocak'ta düzenlenen mitingde kendisini ‘Geçici Devlet Başkanı’ ilan etti ve yemin etti. Derhal ABD Başkanı Donald Trump ve Yardımcısı Mike Pence tarafından tanındı. Trump yönetimi Maduro’ya ‘Venezüella halkının iradesini yansıtan meşru lider karşısında çekilme’ çağrısı yaptı. ABD’nin yanı sıra Kanada, Arjantin, Şili, Kolombiya, Brezilya, Kosta Rika, Honduras, Panama, Paraguay, Guatemala ve Peru Guaido’yu geçici devlet başkanı olarak tanıdı. İşin garibi, bunca ülke Guaido’yu başkan tanırken Venezuela halkı bu genç milletvekilini pek tanımıyordu.

Bu gelişmeler üzerine, üst düzey komutanlarla birlikte bir basın toplantısı düzenleyen Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez, devlet başkanı Nicolas Maduro’nun arkasında olduklarını ve Guaido'nun ülkeyi bölmesine ordunun izin vermeyeceğini ilan etti. Venezuela halkı sokaklarda meşru iktidarın gaspına karşı Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro lehine gösteri yaparken Meksika, Küba, Bolivya, Türkiye, İran, Rusya, Çin, Güney Amerika gibi birçok ülke de Maduro'ya destek verdi.

29 Ocak’ta, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin Beyaz Saray'da bir basın toplantısı düzenlediler. Basın toplantısında Bolton, Maduro'nun kendileri nezdinde artık meşruiyetinin kalmadığını ve "geçici devlet başkanı" olarak Juan Guaido'yu tanıdıklarını açıkladı. Washington'un Venezuela'da devlete ait petrol şirketi PDVSA'ya (Petroleos de Venezuela) yaptırım uygulamaya başladığını duyurdu. ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin de Venezuela petrolü satışlarından elde edilen kazancın Nicolas Maduro hükümetinin elinden alınacağını, PDVSA'nın sahip olduğu ABD merkezli Citgo'nun ise gelirleri ABD'de bir banka hesabında bloke edilmesi durumunda faaliyetlerine devam edebileceğini söyledi.

Bolivarcı Latin Amerika Birliği’ne karşı ABD yanlısı PROSUR

ABD’nin, Lima Grubu üyeleri ve içeriden devşirdiği siyasetçiler eliyle Bolivar Venezuelası’nı yok etme ve Hugo Chavez’in ruhundan intikam alma kararlılığında olduğu artık anlaşılmıştı. İş bununla da kalmıyordu, ABD Chavez’in diğer Latin Amerika devletleri ile birlikte kurduğu kurumların da tasfiyesini istiyordu.

Bölgesel entegrasyonu desteklemek ve ABD’nin Latin Amerika’da ki etkisini azaltmak için kurulan UNASUR’a bağlı 12 ülkeden Kolombiya, Arjantin, Şili, Brezilya, Paraguay ve Peru ABD’nin yönlendirmesi ile 2018 yılında üyeliklerini askıya aldılar.

Kolombiya Cumhurbaşkanı Ivan Duque, 14 Ocak’ta yaptığı açıklamada, “UNASUR’un bitişi ve PROSUR’un kurulması konusunda hayli yol aldık. PROSUR toplum politikalarının koordinasyonu, demokrasinin savunulması, bağımsız kuruluşlar ve serbest pazar ekonomisi için Güney Amerika’da bir platform görevi üstlenecek, UNASUR gibi Venezuela’daki diktatörlüğün savunucusu olan bir kuruluşun kapatılması çok önemli” açıklamasında bulundu.

Venezuela darbesinin amacının Nicolas Maduro’yu devlet başkanlığından uzaklaştırmaktan ibaret olmadığı, ABD’nin Latin Amerika Birliği için kurulan Bolivarcı kuruluşları tasfiye edip, Güney Amerika’nın Kuzey’in hegemonyasına hizmet edeceği yeni kurumları, işbirlikçi yönetimler eliyle tesis etme stratejisini hayata geçirdiğini göstermektedir.

Sonuç

32 milyon nüfuslu Venezuela, 300 milyar varille petrol rezervi açısından dünyada birinci ve 5.7 trilyon metreküplük doğalgaz rezerviyle de sekizinci sırada olmasına, dünyanın en zengin altın kaynaklarına sahip olmasına karşın bugün ekonomik kriz ve yoksullukla boğuşmaktadır. Hiçbir başarısız yönetim, bunca zenginliğine rağmen halkını yoksulluğun pençesine atmayı beceremez. Bu durum, başta ABD olmak üzere küresel aktörler, uluslararası finans kuruluşları ve kredi derecelendirme şirketlerinin birlikte yönettikleri Bolivarcı Venezuela’yı çökertme planın bir sonucudur. Yoksul halkın desteğini kazanmış olan yönetim, ancak halk yoksullaştırılarak destekten yoksun bırakılabilir.

Öte yandan, ABD oluşturduğu Lima Grubu ülkeler ile, vekalet savaşının bir başka türünü sahneye koymuştur. Venezuela, ABD işbirlikçisi komşuları tarafından kuşatılmış olup, savaş ve işgal tehdidi altında tutulmaktadır. Venezuela’nın zengin kaynakları komşularının iştahını kabartmaktadır.

Ancak, bu geçici bir durumdur. Zulüm üretmeye devam eden, hegemonik güçlerin menfaatini korumak üzere dizayn edilmiş uluslararası sistemi devam ettirme imkanı yoktur. Bugün ABD’nin emriyle hareket eden Lima Grubu’nda yer alan devletlerin birçoğu birkaç yıl önce Bolivarcı çizgide Latin Amerika Birliği için çalışan devletlerdi. Latin Amerika halkları arasında yaygın Amerikan nefreti ve yüzyıllara dayanan direniş ruhu, halkı kendi yöneticilerini sorgulamaya yöneltecektir. Yarın aynı ülkeler, konjonktürün dolayısıyla iktidarların değişmesi ile ABD hegemonyasının karşısına dikileceklerdir. Tarih, ABD’nin stratejik müttefiklerinin bir kısmının bugün ABD emperyalizmiyle savaşmakta olduğunun şahididir.

Latin Amerika bağımsızlık tarihi, Bolivar Doktrini karşısında Monroe Doktrinin hiçbir şansı olamayacağını göstermektedir.