Furkan HAMİT

Furkan HAMİT

Tüm Yazıları

Erdoğan Yeni Bir Zaferin Eşiğinde

15 Ekim 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Türkiye’nin siyasi satrancında tarih, bir kez daha en güçlü ve en tecrübeli aktörünün lehine hüküm vermeye hazırlanıyor gibi görünüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AK Parti) karşı yürütülen geleneksel siyasi hamleler ve muhalefet dalgaları artık belirgin biçimde etkisini yitiriyor. Türkiye’nin siyasi ufkunda beliren son gelişmeler, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin sıradan bir seçim sürecinden ibaret kalmayacağını; Erdoğan’ın sarsılmaz iradesinin ve halk nezdindeki desteğinin yeni, görkemli ve tarihî bir zaferle taçlanmasının habercisi olacağını açıkça ortaya koyuyor.

Demokrasi tarihi, 23 yıl boyunca kesintisiz biçimde halkın gönlünde taht kurmanın başlı başına olağanüstü bir başarı olduğuna tanıklık ediyor. Dünyanın dört bir yanında köklü iktidarlar, çoğu zaman birkaç yıl içinde zamanın, küresel ekonomik baskıların ve değişen koşulların ağırlığı altında çözülüp dağılırken Recep Tayyip Erdoğan bir kaya gibi dimdik ayakta duruyor. Erdoğan, yalnızca iktidarda bulunan bir siyasetçi olmadığını; Türk milletinin özgüveninin, siyasi bağımsızlığının, savunma alanındaki itibarının ve bölgesel gücünün de temsilcisi olduğunu ortaya koydu. Onun liderliği, Türkiye’yi kriz fırtınaları karşısında ayakta tutan ve ülkeyi çalkantılı sulardan güvenli limana ulaştıran bir çıpa işlevi gördü. Olağanüstü teşkilatçılık yeteneği, stratejik öngörüsü ve ülkeyi krizlerden çıkarma konusundaki eşsiz kapasitesi, bugün de Türk halkının ona duyduğu güvenin başlıca dayanağını oluşturuyor.

Öte yandan muhalefetin içine sürüklendiği derin kriz ve kendi içindeki parçalanma, AK Parti’nin belirleyici üstünlüğünün açık bir göstergesi olarak sunuluyor. Geleneksel muhalefetin en büyük partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), dün iddiaları ve içi boş sloganlarıyla iktidara alternatif olma hayali kurarken bugün tarihinin en ağır ideolojik ve örgütsel çalkantılarından birini yaşıyor. 24 Temmuz 2026’da Özgür Özel liderliğinde 90’dan fazla milletvekilinin gerçekleştirdiği tarihî başkaldırı ve “YENİ Parti’nin” kurulması, muhalefetin sözde gücünü bütünüyle dağıtmış durumda. Mecliste 91 sandalyeyi kapsayan bu tarihî kopuş, aslında muhalefetin ne açık ve olumlu bir vizyona sahip olduğunun ne de ülkenin karşı karşıya bulunduğu ulusal ve uluslararası sınamalarla başa çıkabilecek yeterliliği taşıdığının itirafı olarak değerlendiriliyor. Sürekli bölünmenin girdabına kapılan bu dağınık muhalefet, Erdoğan’ın karizmatik liderliği karşısında artık kumdan bir duvar kadar bile sağlam görünmüyor.

Üstelik siyasi tablodaki bu çözülme yalnızca Meclis koridorlarıyla sınırlı değil; sahadaki gelişmelerin de hızla AK Parti lehine değiştiği ileri sürülüyor. Yerel yönetimlerde muhalefetin dayanakları ciddi biçimde sarsılmış durumda. Mayıs 2026 itibarıyla CHP’den seçilen 16’dan fazla etkili belediye başkanının, halkın refahını ve istikrarlı bir geleceği güvence altına almak amacıyla AK Parti saflarına katıldığı belirtiliyor. Bu siyasi geçişler, yerel düzeydeki ciddi ve sorumluluk sahibi yöneticilerin de ülkenin parlak geleceğini artık yalnızca AK Parti çatısı altında gördüklerinin açık bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

Bu siyasi depremin en dikkat çekici ve simgesel dönüm noktası ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın tarihî kararı olarak öne çıkıyor. On yıllardır laik muhalefetin aşılmaz kalesi olarak görülen İzmir’de, kentin seçilmiş büyükşehir belediye başkanının CHP’den ayrılarak AK Parti’ye katıldığı ileri sürülüyor. 2024 seçimlerinde yaklaşık yüzde 49 oy alarak göreve gelen Tugay’ın bu cesur adımı, ülkenin bekasının, kalkınmasının ve modernleşmesinin ancak Erdoğan’ın vizyoner rehberliğiyle mümkün olabileceğine ilişkin bir kamuoyu algısının yansıması olarak sunuluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görkemli ve coşkulu bir törende Cemil Tugay’ın ceketine AK Parti’nin geleneksel parti rozetini takması, bütün dünyaya açık ve güçlü bir mesaj verdiği şeklinde yorumlanıyor: Türk halkının gönlü, geleneksel siyasi kalıpları ve yapay ideolojik sınırları aşarak artık bütün gücüyle Erdoğan’dan yana atıyor.

Son seçim araştırmaları ve kamuoyu yoklamalarına atfedilen veriler de bu tabloyu doğruluyor. Eylül 2026’da yayımlanan çeşitli anketlerde AK Parti’ye verilen desteğin yüzde 35’in üzerine çıkarak güçlü bir seviyeye ulaştığı, parçalanmış muhalefet bloklarının ise bunun karşısında derin bir siyasi gerileme sergilediği belirtiliyor. İddiaya göre seçmenin alternatif olarak karşısında bulabildiği şey, dağınık siyasi gruplardan ibaret. Bu durumun yarattığı siyasi boşluk da AK Parti’nin ulusal hedefler etrafında şekillendirdiği siyasi söylemi daha da güçlendiriyor.

2023’teki tarihî cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bütün iç ve dış güçlerin Erdoğan’a karşı saf tuttuğu bir ortamda dahi Erdoğan, yüzde 52,18 oy alarak siyasi kararlılığın ve direncin çarpıcı bir örneğini ortaya koymuştu. AK Parti ile en önemli müttefiklerinden Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın bugün geçmişe kıyasla daha birlik içinde, daha sağlam ve daha örgütlü olduğu ileri sürülüyor. Önümüzdeki siyasi süreçte gündeme gelebilecek anayasal değişiklikler ve DEM Parti ile yürütülebilecek yapıcı diyalog ihtimali de Erdoğan’ın siyasi stratejisinin ve üstünlüğünün önünü daha da açan unsurlar olarak değerlendiriliyor. İster 600 üyeli Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gerekli anayasal desteğin sağlanması ister erken seçim tarihinin kesinleştirilmesi söz konusu olsun, seçimlerin 2027’nin sonunda mı yoksa 16 Nisan 2028’de mi yapılacağı tartışılsın, Erdoğan’ın siyasi hareketinin her türlü seçim mücadelesine hazır olduğu vurgulanıyor.

Eleştirmenler ekonomiyi ve enflasyonu gündeme getirerek ne kadar kuşku uyandırmaya çalışırsa çalışsın, metinde savunulan görüşe göre Erdoğan yönetimi, küresel ekonomik baskılara rağmen ekonomiyi yeniden rayına oturtmak, istihdam olanaklarını artırmak ve halkın satın alma gücünü yeniden tesis etmek amacıyla kapsamlı adımlar attı. Türk halkının, ekonomik ve sosyal istikrarını güvence altına alabilecek kişinin, modern Türkiye’yi dünyanın önde gelen ekonomik ve sanayi güçleri arasına taşıyan liderden başkası olamayacağının bilincinde olduğu ileri sürülüyor.

Sonuç olarak muhalefetin gerilemesi, yerel yönetimlerdeki etkili isimlerin iktidar saflarına katılması, İzmir gibi simgesel bir kalenin ele geçirildiği iddiası ve kamuoyu araştırmalarında AK Parti lehine ortaya konulan üstünlük, tarihin büyük lideri için yeni bir başarı sayfası açmaya hazırlandığı şeklinde yorumlanıyor. Bu siyasi anlatıya göre Türkiye’de halkın gönlü, güveni ve geleceği şüphesiz Recep Tayyip Erdoğan’ın adıyla özdeşleşmiş durumda. Önümüzdeki seçimlerin de onun siyasi büyüklüğünü ve zaferini tarihe kazıyacak, unutulmaz bir dönüm noktası olacağı öne sürülüyor.

Dr.  Furkan Hamit

 

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA