Donald Trump’ın dış politika tercihleri çoğu zaman “tutarsız”, “öngörülemez” ya da “kaotik” olarak nitelendirilmektedir. Venezuela’da sınırlı bir askeri operasyon, hemen ardından Grönland’ın gündeme taşınması, NATO ve AB ile eş zamanlı gerilimler bu algıyı güçlendirmektedir. Ancak söz konusu adımların rastlantısal değil; aksine ABD’de Askeri Ekonomik Kompleks (AEK) ile başkanlık gücü arasındaki yapısal gerilimin bir yansımasıdır.
Bu bağlamda Trump’ın tutumu, Osmanlı modernleşmesinde Genç Osman ve III. Selim’in doğrudan reform girişimlerinden kaçınan; buna karşılık II. Mahmut’un uzun soluklu, dolaylı ve yıpratıcı stratejisini hatırlatan bir liderlik pratiği olarak okunabilir.
Aşağıdaki tespitler:
başlıklı makalelerimizle birlikte değerlendirildiğinde daha açıklayıcı olacaktır.
Soğuk Savaş sonrası ABD dış politikasının temel dayanaklarından biri olan AEK, uzun süreli ve geniş ölçekli askeri angajmanları mümkün kılan bir ekonomik ve kurumsal yapıya dayanıyordu. Ancak bu model günümüzde üç temel nedenle aşınmaktadır:
Bu nedenle AEK, klasik “uzun soluklu kara savaşları” yerine sınırlı, hedef odaklı ve kısa süreli operasyonlara yönelmektedir.
II. Venezuela: Gönülsüz Bir Operasyon, Bilinçli Bir Siyasi Boşluk
Venezuela örneği bu dönüşümün çarpıcı bir yansımasıdır. AEK, kara operasyonunun askeri, siyasi ve bölgesel maliyetlerini göze alamamış; bunun yerine sınırlı bir güç kullanımına razı olmuştur. Trump ise baştan itibaren böyle bir operasyona isteksizdir.
Bu noktada belirleyici olan şudur: Trump, sınırlı askeri operasyona gönülsüzce onay vermiş, ancak onu siyasi bir mimariye bağlamamıştır. Ne geçiş planı, ne müttefik koordinasyonu, ne de uzun vadeli bir düzen tasarımı ortaya konmuştur. Bu bilinçli “siyasi boşluk”, olası başarısızlığın AEK’ya, olası başarının ise Trump’a yazılmasını sağlayan asimetrik bir sorumluluk dağılımı yaratmıştır.
Venezuela’daki belirsizlik sürerken Grönland’ın gündeme getirilmesi, yüzeysel olarak bir dikkat dağıtma manevrası gibi görülebilir. Oysa bu hamlenin asıl etkisi daha derindir:
Böylece Trump, AEK’ya doğrudan saldırmadan, onun ittifak ve finansman ekosistemini gerilim altına sokmaktadır.
Trump’ın stratejisinin ayırt edici yönü, AEK ile açık ve ilkesel bir hesaplaşmadan özellikle kaçınmasıdır. Bu tavır, Osmanlı tarihinde Genç Osman ve III. Selim’in akıbetiyle açıklanabilir:
Bu, erken reformcunun değil; bekleyen ve yıpratan liderin davranışıdır.
II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmadan önce izlediği yol şu unsurları içeriyordu: zaman kazanma, alternatif güç üretme, meşruiyet aşındırma ve nihai hamleyi uygun koşullarda yapma. Trump’ın yaklaşımıyla benzerlikler dikkat çekicidir:
Trump henüz “tasfiye” aşamasında değildir; ancak zemini dönüştürmeye yönelik uzun soluklu bir süreç yürütmektedir.
Trump’ın Venezuela, NATO ve Grönland ekseninde izlediği politika; yüzeyde kaotik, derinde ise yapısal bir mantık taşımaktadır. AEK, artık uzun soluklu savaş kapasitesini kaybetmiş; sınırlı operasyonlarla durumu idare etmeye çalışan bir yapıdadır. Trump ise bu sınırlı askeri hamleleri sahiplenmiş gibi görünerek, siyasi boşluklar yaratarak ve ittifakları karşı karşıya getirerek AEK’nın hareket alanını daraltmaktadır.
Bu strateji akıllıcadır; çünkü doğrudan çatışmadan kaçınarak kurumsal gücü yıpratır. Ancak aynı zamanda risklidir: Kurum zayıflarken yerine konacak istikrarlı bir yapı inşa edilmezse, ortaya çıkan kaos lideri de içine çekebilir.
Trump’ın tarihsel kumarı tam da bu noktadadır ve Trump, tam da bu işin adamıdır.
Diğer İçerikler