İran’da son günlerde Tasnim Haber Ajansı ile Raja News arasında yaşanan sert polemik, yüzeyde bir medya tartışması gibi görünse de aslında rejim içindeki daha derin bir ayrışmanın güncel bir yansıması olarak görülmektedir. Her iki taraf da İran İslam Cumhuriyeti’ni ve devrimci ideolojiyi sahiplenen aktörler olsa da rejimin nasıl korunacağı ve hangi ilkeler üzerinden sürdürüleceğine dair aralarında ciddi görüş ayrılıkları söz konusu.
Tasnim, Devrim Muhafızları’na yakın bir yayın organı olarak sistemin devamlılığını önceleyen bir çizginin temsilcisidir. Buna karşılık Raja News, genellikle Cepheyi Payidari ile ilişkilendirilen daha ideolojik ve çok daha katı bir muhafazakâr hattı yansıtıyor. Bu ikinci grup, devrimci ilkelerin tavizsiz uygulanmasını savunurken, sistem içindeki diğer aktörleri de gerektiğinde sert biçimde eleştirebiliyor.
Süreç, Tasnim Haber Ajansı’nda yayımlanan bazı değerlendirmelerin ardından daha görünür hale gelmiştir. Tasnim’e yakın yorumlarda, ABD ile yürütülen temasların “onur, hikmet ve maslahat” çerçevesinde, savaşı ve maliyetlerini önlemek amacıyla değerlendirilebileceği savunularak pragmatik bir zeminde değerlendirme yapılmaktadır. Bu yorumlarda, azami taleplerin gerçekçilikten uzak beklentilere dönüşmemesi ve halkın beklentilerinin bu yönde kanalize edilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, radikal muhafazakârların kalesi olan Raja News tarafından hoş karşılanmamış ve sert bir yanıtla karşılık bulmuştur. Raja News, Tasnim çizgisini Devrim Rehberinin nükleer ve bölgesel konulardaki “kırmızı çizgilerini” yumuşatmakla suçlamıştır. Raja, bu mantığın 2015 nükleer anlaşmasında olduğu gibi İran’a yalnızca zarar getireceğini ve diplomasinin bu şeklinin teslimiyet anlamına gelebileceğini ileri sürmüştür.
Bu kutuplaşmayı besleyen bir diğer önemli gelişme ise Washington ile Maskat başta olmak üzere dolaylı temas kanalları üzerinden yürütülen müzakere tartışmalarıdır. İran’da bazı siyasi çevreler, nükleer dosyanın pazarlık masasına gelme ihtimalini sert biçimde eleştirmiş, bu ihtimal Tahran’daki hararetli tartışmaların fitilini ateşlemiştir. Sertlik yanlısı aktörler, nükleer konuda verilen tavizlerin Rehberin çizdiği sınırları aşabileceğini belirterek bunu stratejik bir hata olarak nitelendirmiştir. Böylece sistem içindeki görüş ayrılıkları uluslararası kamuoyu tarafından da daha görünür hale gelmiştir.
Krizin en baskın ve sert aktörlerinden biri olan Payidari Cephesi (İstikrar Cephesi) bu gerilimde kilit bir rol oynamaktadır. 2011 yılında, sertlik yanlısı Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad döneminde siyasi parti olarak kurulan ve ideolojik temellerini Ayetullah Mesbah-Yezdi’nin fikirlerinden alan bu grup, Batı ile diyaloğa son derece mesafeli yaklaşmaktadır. 2020 yasama seçimlerinde parlamento içinde güçlü bir temsil yakalayan Cephe, 2021 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İbrahim Reisi'yi destekledi ve Reisi’nin yol vermesiyle devlet bürokrasisindeki etkisini (resmi ordu ve İslam Devrim Muhafızları Ordusu dahil) genişletti. Grup, Reisi’nin 2024 yılında bir helikopter kazasında hayatını kaybetmesinden sonra yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mesud Pezeşkiyan’a karşı Said Celili’yi destekledi.
Grubun entelektüel liderlerinden kabul edilen Said Celili, “aktif direniş” doktriniyle tavizsiz bir dış politika çizgisini savunmaktadır. Bu yapı, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Ghalibaf gibi geleneksel muhafazakârları bile “liberalleşme” ve “teslimiyetçilikle” suçlayarak hedef almaktadır.
İran’ı müzakere tartışmalarına zorlayan asıl gerçeklik ise sürdürülemez hale gelen ekonomik baskıdır. ABD yaptırımları, enerji ihracatı üzerindeki kısıtlamalar, üretim kayıpları, internet kesintilerinin yarattığı ekonomik zarar ve artan işsizlik, rejimi toplumsal kriz riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Yaptırımlar İran halkı üzerinde yıkıcı bir etki yaratmıştır. Bu doğrultuda iktisadi kayıpların telafi edilememesi, İran’da halk hareketlerini tetikleyen unsurlardan biri haline gelmektedir. Rejim ideolojisinin otoritesini kuvvetlendiren milli sembol ve gurur unsurlarından biri haline gelen nükleer güç olma hedefinin, paradoksal olarak siyasi iradeyi de baskılamaya başlaması dikkat çekicidir. İran yönetimi nükleer kapasitesiyle dışarıdan gelecek muhtemel tehditlere karşı caydırıcı bir güç elde etmeye çalışsa da içeriden gelen toplumsal ve ekonomik baskılara karşı daha da kırılgan hale gelmiştir.
Bu ağır şartlar altında, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Meclis Başkanı Ghalibaf ‘ın nükleer müzakere konusunda daha esnek bir tutumu savunduğuna dair iddialar gündeme taşınırken, her ikisinin Dışişleri Bakanı Arakçi’yi hükümeti temsil eden bir bakan gibi değil, Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi’nin yardımcısı gibi davranmakla suçladığı ve azletmek istedikleri haberlere yansıyor.
Sistem içindeki bazı muhafazakâr aktörler, ekonomik durumun vahametine dikkat çekerek nükleer konuda ciddi pazarlıkların kaçınılmaz hale geldiğini düşünmektedir. Ancak bu yaklaşım, Payidari kanadı tarafından rejim içinde tavizci bir eğilimin güçlenmesi olarak yorumlanmaktadır.
Bu doğrultuda İran yönetiminin Ali Hamaney sonrası döneme ilişkin ciddi bir merkezi otorite tartışmasıyla karşı karşıya olduğu görülmektedir. İran siyasetinin karmaşık doğasında denge kuran Rehber otoritesinin zayıflaması, yeni Rehber seçilen Mücteba Hamaney’in sağlık problemleri dolayısıyla doğan boşluk ideolojik fraksiyonların çatışma riskini derinleştirmektedir. İran, dışarıda yaptırımlar ve ekonomik baskı, içeride ise radikalleşme ve ekonomik kriz arasında sıkışmış durumdadır. Payidari Cephesi’nin sistem içindeki konumu ve nükleer kırmızı çizgiler, nizamın manevra alanını daraltmaya devam etmektedir.
İran siyasi manzarası, on yıllardır reformist-muhafazakâr ikilisiyle şekillenmiştir. Ancak ABD'nin 2015 İran nükleer anlaşmasından çekilmesiyle reformist kamp toplum nezdinde itibar kaybına uğradı. Muhafazakâr ekol içinde pragmatist ve ilkeciler olarak iki eksenin çatışması ortaya çıktı. The Economist bir analizinde, bunu eski ekol "sert muhafazakâr pragmatistler" ile yükselen "ideolojik fanatikler grubu" grubu olarak tanımladı, Payidari Cephesi üyelerini İsrail içindeki Mesihçi dini aşırı sağa benzetti. Geleneksel muhafazakârların İran'ın baş düşmanları İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ne kıyasla askeri zayıflıklarının son derece farkında olduğunu yazan The Economist'in geçmişte olduğu gibi Devrim Muhafızları komutanlarının rejimi güçlendireceğini düşündükleri takdirde Batı ile işbirliği yapmaya hazır olduklarını vurgulaması dikkat çekti.
Sonuç olarak Ali Hamaney sonrası dönem, otorite boşluğundan faydalanan Devrim Muhafızlarının daha fazla güç devşirdiği ve fiili liderliğin daha sembolik bir evreye geçebileceği bir dönemin başlangıcı olabilir. Bu durumun, sistem içindeki fraksiyonların kutuplaşmasını hızlandırdığı gibi yeni ittifakların önünü açması da muhtemeldir. Ekonomik kaynakları elinde bulunduran ve Rehberin yokluğunda sistem içinde gücünü gittikçe artıran Devrim Muhafızlarının bunu sürdürmek için, pragmatist ve ilkeciler olarak tanımlanan her iki fraksiyonla da iş birliği yapacağı değerlendirilmektedir.
Önümüzdeki süreçte elitlerin güç mücadelesinin yanı sıra, rejimin mevcut yapısıyla hayatta kalıp kalamayacağına dair verilen kararın sancısı daha da hissedilir olacaktır.
Kaynakça: