I. GİRİŞ
Son yirmi yılda Çin’in uluslararası sistemdeki hızlı yükselişi, uluslararası ilişkiler literatüründe yoğun teorik tartışmalara yol açmıştır. Çin, bir yandan ekonomik entegrasyon, çok taraflılık ve “barışçıl yükseliş” söylemiyle liberal uluslararası düzene uyum gösterirken; diğer yandan askeri modernizasyon, bölgesel güç projeksiyonu ve iç politikada yüksek düzeyde merkezî kontrol ile realist güç unsurlarını aynı anda sergilemektedir. Bu ikili görünüm, mevcut Batı merkezli teorik yaklaşımların Çin’in stratejik davranışını yeterince açıklayıp açıklayamayacağı sorusunu gündeme getirmektedir.
Hakim teoriler bu soruya yalnızca kısmi yanıtlar sunmaktadır. Ancak bu yaklaşımlar, Çin’in aynı anda hem sert güç kullanan hem de uzlaşmacı-normatif bir dil üreten, klasik hegemonik işaretler (askerî ittifaklar, ideolojik blok inşası) vermeyen politikalarını bütüncül biçimde açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Literatürde bu sınırlılığı aşma yönünde önemli girişimler bulunmaktadır. Buna rağmen, bu çalışmalar Çin siyasal düşüncesinin iki temel damarını — Legalizm ve Konfüçyüsçülük — modern devlet pratiğinde işlevsel olarak ayrıştırılmış, eş zamanlı çalışan ve iç-dış politika arasında kurumsal bir iş bölümü yaratan bir stratejik sistem olarak kavramsallaştırmamaktadır.
Bu makale, söz konusu boşluğu doldurmak üzere “çift katmanlı devlet mantığı” modelini önermektedir. Modele göre Çin’in stratejik davranışı, iki tamamlayıcı fakat farklı düşünsel gelenek üzerine inşa edilmiştir: İç politikada kontrol, disiplin ve devlet kapasitesini önceleyen Legalist çekirdek ile hem iç hem dış politikada meşruiyet, uyum ve hiyerarşik istikrar söylemi üreten Konfüçyüsçü katman. Bu iki katman, ekonomi, teknoloji ve yatırım ağlarından oluşan araçsal katman aracılığıyla birbirine bağlanmakta ve Çin’in hem yüksek iç istikrar hem de esnek dış adaptasyon kapasitesi üretmesini sağlamaktadır.
Bu yaklaşım, Çin’i tek bir teorik paradigma içinde açıklama çabalarına alternatif sunmakta ve farklı stratejik mantıkların kurumsal olarak ayrıştırıldığı işlevsel bir iş bölümü modelini savunmaktadır. Makale bu çerçevede üç temel katkı sunmaktadır: (1) Klasik Çin siyasal düşüncesini çağdaş Uluslararası İlişkiler teorisine operasyonel biçimde entegre etmek; (2) İç ve dış politika arasındaki yapısal ayrımı analitik bir modele dönüştürmek; (3) Devlet davranışının tekil bir rasyonalite yerine çok katmanlı ve bağlama duyarlı stratejik mantıklarla açıklanabileceğini göstermek.
Makalenin geri kalan kısmı şu şekilde yapılandırılmıştır: İkinci bölüm literatür taraması ve boşluk analizine ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde teorik çerçeve ve tarihsel-felsefi temeller geliştirilmekte, beşinci bölümde model vaka analizleri üzerinden test edilmektedir. Altıncı bölümde ABD, Rusya ve Britanya ile karşılaştırmalı analiz sunulmakta, son bölüm ise bulgular ve teorik çıkarımlar tartışılmaktadır.
II. LİTERATÜR TARAMASI
Çin’in uluslararası sistemdeki davranışını açıklamaya yönelik literatür, büyük ölçüde realizm, liberalizm ve konstrüktivizm olmak üzere üç ana Batı merkezli yaklaşıma dayanmaktadır. Bu yaklaşımlar Çin’in yükselişini farklı açılardan ele alsa da, hepsi sınırlı kalmaktadır.
Realist yaklaşım, Çin’in yükselişini büyük güç rekabeti bağlamında değerlendirir. Özellikle John Mearsheimer’ın saldırgan realizmi, Çin’i bölgesel hegemonya arayan kaçınılmaz bir revizyonist güç olarak konumlandırır. Çin’in askeri modernizasyonu, Güney Çin Denizi’ndeki faaliyetleri ve bölgesel güç projeksiyonu bu çerçevede açıklanır. Ancak realizm, Çin’in uluslararası kurumlara katılımını, çok taraflılık söylemini ve normatif meşruiyet üretimini genellikle ikincil veya taktiksel araçlar olarak görür ve bu unsurları yeterince teorileştiremez.
Liberal yaklaşım ise Çin’in küresel ekonomiye ve uluslararası kurumlara entegrasyonuna odaklanır. G. John Ikenberry’nin liberal uluslararasıcılık çerçevesinde savunduğu gibi, ekonomik karşılıklı bağımlılık ve kurumların Çin’i mevcut liberal düzene “sosyalize” edeceği öngörülür. Ne var ki bu yaklaşım, Çin’in iç politikadaki yüksek merkezî kontrol mekanizmalarının dış politika üzerindeki etkisini ve güvenlik odaklı davranışlarını tatmin edici biçimde açıklayamamaktadır.
Konstrüktivist çalışmalar daha esnek bir çerçeve sunar ve Çin’in kimlik inşası, norm üretimi ile söylem stratejilerine vurgu yapar. Bu bağlamda Alastair Iain Johnston’un Cultural Realism (1995) çalışması, Çin stratejik kültüründe tarihsel süreklilikleri (özellikle Ming dönemi “önleyici şiddet” stratejik kültürü) incelemiştir. Yan Xuetong ise “ahlaki realizm” kavramını geliştirerek, klasik Çin düşüncesinden hareketle güç ile meşruiyet arasındaki ilişkiyi yeniden yorumlamıştır. Daniel A. Bell de Çin siyasal sistemini meritokratik bir model olarak analiz etmiş ve Konfüçyüsçü geleneğin modern yönetişimdeki rolünü vurgulamıştır.
Bu çalışmalar önemli katkılar sunsa da ortak bir sınırlılıkları vardır: Legalizm ve Konfüçyüsçülüğü genellikle ayrı ayrı veya yalnızca normatif düzeyde ele alırlar. Oysa tarihsel olarak bu iki gelenek Çin devlet pratiğinde birbirini tamamlayan işlevler üstlenmiştir (“dışarıdan Konfüçyüsçü, içeriden Legalist” – wai ru nei fa). Legalizm devlet kapasitesi, merkezi kontrol ve disiplin mekanizmalarını temsil ederken; Konfüçyüsçülük meşruiyet, toplumsal uyum ve ahlaki otorite üretimini sağlar. Mevcut literatür, bu iki geleneğin modern Çin’de kurumsal olarak ayrıştırılmış fakat eş zamanlı çalışan bir stratejik sistem oluşturduğunu ve özellikle iç politika ile dış politika arasında işlevsel bir iş bölümü yarattığını bütüncül bir modelle açıklamamaktadır.
Literatürdeki bu boşluk, Batı modernitesine özgü devlet-piyasa ayrışması ve realist-liberal rekabet paradigmasının Çin deneyimine mekanik biçimde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Çin’de piyasa mekanizmaları devlet kapasitesini zayıflatmamış, aksine onu güçlendiren araçsal bir uzantı halinde gelişmiştir. Bu nedenle “yabancı” kavramlar Çin’in hem sert hem uzlaşmacı davranabilme kapasitesini yeterince açıklamakta yetersiz kalmaktadır.
Bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Önerilen “çift katmanlı devlet mantığı” modeli, Legalist çekirdek ile Konfüçyüsçü katmanı iç ve dış politika arasında işlevsel olarak ayrıştırırken, ekonomi, teknoloji ve yatırım ağlarından oluşan araçsal katman aracılığıyla bu iki mantığı birbirine bağlamaktadır. Böylece Çin’in stratejik davranışındaki görünür çelişkiler, rastlantısal tutarsızlıklar değil, yapısal bir özelliğin sonucu olarak açıklanabilir hale gelmektedir.
Bu makalenin temel iddiası, Çin’in uluslararası sistemdeki davranışının tek bir teoriyle tam olarak açıklanamayacağıdır. Bunun yerine Çin’in stratejik davranışı, “çift katmanlı devlet mantığı” olarak adlandırılan çok katmanlı ve işlevsel olarak ayrışmış bir yapı içinde anlaşılmalıdır.
Model, Çin devlet pratiğinin tarihsel olarak iki temel düşünsel gelenek üzerine kurulduğunu savunmaktadır: Legalist çekirdek ve Konfüçyüsçü katman. Bu iki mantık modern dönemde kurumsal olarak ayrılmış fakat stratejik araçlarla birbirine bağlanmış şekilde işlemektedir. Böylece Çin aynı anda hem sert güç odaklı hem de uzlaşmacı ve normatif davranışlar sergileyebilmektedir. Bu yapıya üçüncü bir unsur olarak araçsal katman eklenmektedir. Araçsal katman, iki temel mantık arasında operasyonel köprü işlevi görmektedir.
Legalist çekirdek, Han Fei, Shang Yang ve Li Si gibi klasik Legalist düşünürlerin fikirlerine dayanmaktadır. Bu yaklaşım devlet kapasitesi, merkezi otorite, disiplin, ödül-ceza mekanizmaları ve pragmatik güç anlayışını ön plana çıkarır.
Bu katmanın temel öncelikleri şunlardır:
Kurumsal düzeyde bu mantık Çin Komünist Partisi’nin örgütlenmesinde, güvenlik bürokrasisinde, istihbarat kurumlarında, siber güvenlik yapılarında ve merkezi planlama mekanizmalarında görülmektedir.
Davranışsal olarak Legalist çekirdek; sert güç kullanımı, merkezi karar alma, bilgi akışının denetlenmesi ve stratejik kaynakların kontrolü şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Konfüçyüsçü katman, Konfüçyüs, Mengzi ve Neo Konfüçyüsçülerin düşüncesinden beslenir ve hem içe dönük hem de dışa dönük işlevler üstlenir.
İçe dönük yüzü, toplumsal rıza üretimi, ahlaki meşruiyet ve sosyal uyumun sağlanmasıdır. Konfüçyüsçülük, hiyerarşik düzen, erdem (ren), ritüel (li) ve karşılıklı yükümlülükler üzerinden bireyleri devlete ve topluma bağlar. Bu yönüyle Legalist katmanın sert disiplinini yumuşatarak iç meşruiyet üretir ve yönetilenlerin rızasını kolaylaştırır. Modern Çin’de bu işlev, millî eğitim sistemi, Parti’nin ideolojik çalışmaları, “Çin Rüyası” anlatısı ve toplumsal istikrar söylemi üzerinden yürütülmektedir.
Dışa dönük yüzü ise uluslararası meşruiyet üretimi, yumuşak güç ve normatif söylem oluşturmaktır. “Uyum” (he), “kazan-kazan işbirliği”, “ortak kader topluluğu” ve “barışçıl kalkınma” gibi kavramlar bu katmanın dış politikadaki temel araçlarıdır. Bu söylem, Çin’i revizyonist bir tehdit olmaktan ziyade sorumlu ve hiyerarşik bir düzen kurucusu olarak konumlandırmayı hedefler.
Konfüçyüsçü katman böylece çift yönlü bir meşruiyet mekanizması işlevi görür: İçeride yönetilenlerle yönetenler arasında ahlaki bağ kurarken, dışarıda Çin’in küresel imajını yumuşatır ve normatif kabul üretir.
Araçsal katman, dış politikada Legalist çekirdek ile Konfüçyüsçü katman arasında bağlantı kuran operasyonel mekanizmadır. Ekonomi, teknoloji, altyapı yatırımları, finansal araçlar ve tedarik zincirleri bu katmanın temel unsurlarını oluşturmaktadır.
Bu yapı; devlet destekli şirketler, Kuşak ve Yol Girişimi, Asya Altyapı Yatırım Bankası, teknoloji standartları geliştiren kurumlar, küresel yatırım ağları aracılığıyla işlemektedir.
Araçsal katman çift yönlü çalışmaktadır. Stratejik karar alma süreci büyük ölçüde Legalist mantıkla yürütülürken, uygulama sürecinde küresel ekonomik sistemin liberal kuralları kullanılmaktadır. Böylece bu katman hem devlet merkezli kontrol mantığını hem de küresel piyasa kurallarını aynı anda içeren hibrit bir alan oluşturmaktadır.
Legalist ve Konfüçyüsçü katmanlar kurumsal olarak büyük ölçüde ayrılmıştır. Bu durum Çin’in aynı anda farklı hatta çelişkili gibi görünen davranışlar üretmesini mümkün kılmaktadır. İçeride yönetim legalist disiplinle işlerken, Konfüçyüsçü katman yönetimi meşrulaştıran, rıza üreten ve sosyal uyumu teşvik eder. Dış Konfüçyüsçü katman görünür alanda işlerken kararlar arka planda Legalist yönetim tarafında üretilir. Uzun vadeli ekonomik ve teknolojik projelerde araçsal katman belirleyici olur.
Çin’de parti-devlet yapısı, özellikle Xi Jinping döneminde güçlenen merkezi liderlik anlayışı sayesinde bu katmanlar arasında koordinasyon sağlamaktadır. Bu durum, Çin’i Batı’daki daha parçalı kurumsal yapılardan ayırmaktadır.
5. Çin Modernitesinin Özgüllüğü: Devlet ve Piyasanın Ayrışmaması
Çin’in stratejik davranışını anlamadaki temel sorunlardan biri, Batı’ya özgü devlet–piyasa ayrımının evrensel kabul edilmesidir. Oysa Batı modernitesi ile Çin modernitesi farklı tarihsel süreçlerden doğmuştur.
Batı’da feodalizmin çözülmesiyle birlikte birey, özel mülkiyet ve sermaye temelli liberal bir düzen ortaya çıkmıştır. Piyasa zamanla devletten görece özerk hale gelmiş; böylece güvenlik odaklı devlet mantığı ile küresel piyasa mantığı arasında yapısal bir ayrışma oluşmuştur. Bu durum Batı’da realist güvenlik anlayışı ile liberal ekonomik düzenin aynı sistem içinde rekabet etmesine yol açmıştır.
Çin’de ise modernleşme farklı işlemiştir. Piyasa mekanizmaları devletin dışında gelişmemiş, devlet tarafından yönlendirilmiştir. Ekonomik liberalizasyon devlet kapasitesini zayıflatmamış; aksine onu güçlendiren araçsal bir yapı haline gelmiştir. Bu nedenle Çin’de piyasa, devletten bağımsız bir alan değil, devlet stratejisinin uzantısıdır.
Dolayısıyla Çin’de; sermaye devletten tam anlamıyla ayrışmaz, teknoloji ve finans stratejik kapasite alanları olarak görülür, küresel ekonomik entegrasyon ideolojik değil araçsal bir işlev taşır. Bu bağlamda Çin’in amacı sistemi doğrudan kontrol etmekten çok, küresel akış ağlarının merkezi düğümü haline gelmektir.
Bu durum çalışmada önerilen çift katmanlı devlet mantığı modelini daha anlamlı hale getirmektedir. Legalist çekirdek devlet kapasitesi ve merkezi kontrolü sürdürürken, Konfüçyüsçü katman meşruiyet ve uyum üretmektedir. Araçsal katman ise piyasa, teknoloji ve ekonomik ağları devlet stratejisine entegre ederek bu iki mantık arasında bağlantı kurmaktadır.
Sonuç olarak Batı modernitesi devleti piyasadan ayırarak güç üretirken, Çin modernitesi piyasayı devlet kapasitesine entegre ederek güç üretmektedir.
IV. TARİHSEL VE FELSEFİ TEMELLER
Çift katmanlı devlet mantığı modelinin teorik temeli, Çin siyasal düşüncesinin iki kadim ve birbirini tamamlayan geleneğine dayanmaktadır: Konfüçyüsçülük ve Legalizm. Bu iki gelenek, tarih boyunca Çin devlet pratiğinde “dışarıdan Konfüçyüsçü, içeriden Legalist” (wai ru nei fa) şeklinde özetlenen bir iş bölümü içinde birlikte var olmuşlardır. Model, bu tarihsel sentezin modern küresel bağlamda yeniden üretildiğini savunmaktadır.
1. Konfüçyüsçülük: Meşruiyet ve Uyumun Kaynağı
Konfüçyüs (MÖ 551-479), toplumsal düzenin ahlaki erdem (ren), ritüel (li) ve hiyerarşik ilişkiler üzerinden sağlanabileceğini savunmuştur. Ona göre ideal yönetim, zor ve ceza üzerine değil, yönetenlerin ahlaki üstünlüğü ve yönetilenlerin gönüllü rızası üzerine kurulmalıdır.
Konfüçyüsçülüğün içe dönük yüzü, toplumsal uyum ve ahlaki meşruiyet üretimidir. Bu gelenek, bireyleri aileden devlete uzanan hiyerarşik bir düzen içinde sorumlu kılarak sosyal istikrarı sağlar. Dışa dönük yüzü ise hiyerarşik fakat çatışmasız bir uluslararası düzen tasavvurudur. Tarihsel olarak “haraç sistemi” (chaogong tizhi), bu anlayışın somutlaşmış halidir. Modern dönemde ise “barışçıl kalkınma”, “kazan-kazan işbirliği” ve “insanlık için ortak kader topluluğu” söylemleriyle devam etmektedir.
2. Legalizm: Kontrol ve Devlet Kapasitesinin Kaynağı
Legalizm’in en önemli temsilcisi Han Fei (MÖ 280-233), Konfüçyüsçülüğün idealist yaklaşımına karşı realist ve pragmatik bir eleştiri geliştirmiştir. İnsan doğasını bencil ve güç odaklı kabul eden Han Fei’ye göre, devletin ayakta kalması ahlaki erdemden değil, katı yasalar (fa), yönetim teknikleri (shu) ve stratejik konumdan (shi) kaynaklanır. Legalizm, merkezi otoriteyi, ödül-ceza sistemini, bürokratik disiplini ve etkili idari kontrolü ön plana çıkarır.
3. Tarihsel Sentez: “Wai Ru Nei Fa” Pratiği
Çin tarihinde bu iki gelenek uzun süre rekabet etse de, özellikle Han Hanedanından itibaren pragmatik bir senteze ulaşılmıştır. “Dışarıdan Konfüçyüsçü, içeriden Legalist” formülü, imparatorluk yönetiminin temel ilkesi haline gelmiştir. Legalizm devletin sert omurgasını (vergi toplama, ordu, bürokrasi ve disiplin) oluştururken, Konfüçyüsçülük yönetimin ahlaki meşruiyetini ve toplumsal rızasını sağlamıştır.
Bu ikili yapı, Çin imparatorluk sisteminin iki bin yılı aşkın süre istikrarını büyük ölçüde açıklamaktadır. Yönetim yozlaştığında hanedanlık değişmiş, ancak devlet mekanizması ve kurumsal yapı büyük ölçüde korunmuştur. Hanedan değişimleri sıklıkla yeni bir “göksel kutsal yetki” söylemiyle Konfüçyüsçü meşruiyet dili kullanılarak meşrulaştırılırken, idari sistem, vergi mekanizmaları ve bürokratik gelenek Legalist ilkeler doğrultusunda devam etmiştir. Bu esneklik, Çin devlet geleneğinin en önemli dayanıklılık kaynaklarından biri olmuştur.
4. Modern Dönemde Yeniden Üretim
20. yüzyılda yaşanan devrimci kopuşlara rağmen, Çin Komünist Partisi yönetimi altında bu tarihsel sentez yeni bir formda devam etmektedir. Deng Xiaoping’in reformlarından itibaren Legalist unsurlar (merkezi kontrol, disiplin ve devlet kapasitesi) sistematik olarak güçlendirilirken, Konfüçyüsçü unsurlar hem iç meşruiyet hem de dış normatif söylem için giderek daha fazla kullanılmıştır.
Xi Jinping döneminde bu ikili yapı daha da belirginleşmiştir. İçeride “Çin Rüyası”, millî yenilenme ve toplumsal uyum söylemleri Konfüçyüsçü katmanın içe dönük yüzünü güçlendirirken; Parti disiplini, yolsuzluk karşıtı kampanyalar ve dijital gözetim Legalist çekirdeğin sürekliliğini göstermektedir. Dış politikada ise “Kuşak ve Yol Girişimi” hem araçsal kapasite inşasını hem de Konfüçyüsçü normatif söylemi bir arada kullanmaktadır.
Bu tarihsel süreklilik, çift katmanlı devlet mantığı modelinin rastlantısal bir kurgu olmadığını, aksine Çin siyasal geleneğinin modern küresel koşullara uyarlanmış ve geliştirilmiş bir versiyonu olduğunu ortaya koymaktadır.
V. VAKA ANALİZLERİ
Kuşak ve Yol Girişimi, Çin’in küresel ölçekte ekonomik, altyapısal ve stratejik ağlar kurmayı amaçlayan en kapsamlı dış politika projesidir. Bu girişim, çift katmanlı devlet mantığının en uyumlu biçimde işlediği örneklerden birini oluşturmaktadır. Burada normatif söylem ile stratejik çıkarlar büyük ölçüde birbirini desteklemektedir.
Konfüçyüsçü Katman: Kuşak ve Yol Girişiminin söylemsel çerçevesi büyük ölçüde uzlaşmacı bir dil üzerine kuruludur. Çin bu projeyi “kazan-kazan işbirliği”, “ortak kalkınma” ve “bağlantısallık” gibi kavramlarla tanımlamaktadır. Bu söylem, Konfüçyüsçü düşüncedeki uyum, karşılıklı fayda ve hiyerarşik fakat çatışmasız düzen anlayışıyla uyumludur.
Bu bağlamda girişim yalnızca ekonomik bir proje değildir. Aynı zamanda Çin’in uluslararası meşruiyet üretme ve küresel liderlik iddiasını normatif bir çerçevede sunma aracıdır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerle kurulan ilişkiler, Çin’in kendisini alternatif bir kalkınma ortağı olarak konumlandırmasını sağlamaktadır.
Legalist Çekirdek: Girişimin arkasında güçlü bir devlet kapasitesi bulunmaktadır. Finansman, planlama ve uygulama süreçleri büyük ölçüde devlet kontrolündeki kurumlar ve şirketler aracılığıyla yürütülmektedir. Limanlar, demiryolları, enerji hatları ve dijital altyapılar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik değere sahiptir.
Bu yönüyle Kuşak ve Yol Girişimi, devlet kapasitesinin dışa yansıtılması ve uzun vadeli etki alanları oluşturulması açısından Legalist mantığın uzantısıdır. Merkezi koordinasyon ve stratejik planlama bu sürecin temel özellikleridir.
Araçsal Katman: Ekonomi, teknoloji ve finansal araçlar girişimin temel taşıdır. Krediler, altyapı yatırımları ve ticaret ağları Çin’in küresel sistemde merkezi bir konum elde etmesini sağlamaktadır.
Bu araçlar iki yönlü işlev görmektedir. Bir yandan işbirliği ve kalkınma söylemini desteklemekte, diğer yandan karşılıklı ekonomik bağımlılık ilişkileri üzerinden Çin’in stratejik etkisini genişletmektedir. Böylece araçsal katman, Legalist çekirdek ile Konfüçyüsçü söylem arasında bağ kurmaktadır.
Değerlendirme: Bu vaka, normatif meşruiyet ile güç inşasının birbirini dışlamadığını göstermektedir. Aksine, Kuşak ve Yol Girişiminde bu iki unsur birbirini desteklemektedir. Bu nedenle girişim, çift katmanlı devlet mantığının en dengeli örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Güney Çin Denizi, Çin’in stratejik davranışındaki gerilimleri gözlemlemek açısından önemli bir örnektir. Bu vakada sert güç kullanımı ile uzlaşmacı söylem arasında belirgin bir ayrışma bulunmaktadır.
Legalist Çekirdek: Bu alanda Legalist mantık açık biçimde baskındır. Çin’in yapay ada inşası, askerî üsler kurması ve deniz yetki alanlarını fiilen kontrol etmeye çalışması doğrudan güç projeksiyonuna dayanmaktadır. Bu davranış biçimi güvenlik, kontrol ve caydırıcılık öncelikleriyle uyumludur. Çin burada stratejik alanları denetim altına almayı ve bölgesel üstünlük sağlamayı hedeflemektedir.
Konfüçyüsçü Katman: Çin aynı zamanda söylem düzeyinde daha uzlaşmacı bir dil kullanmaktadır. “Tarihsel haklar”, “barışçıl çözüm” ve “bölgesel istikrar” gibi ifadeler, güç kullanımını normatif bir çerçeveye yerleştirme çabasını yansıtmaktadır. Çin’in çok taraflı baskı yerine ikili müzakereleri tercih etmesi de hiyerarşik fakat kontrollü bir düzen anlayışına işaret etmektedir. Bu nedenle Konfüçyüsçü katman burada meşrulaştırıcı bir rol üstlenmektedir.
Araçsal Katman: Bu bölgede kullanılan araçlar daha çok güvenlik odaklıdır. Askerî altyapı, deniz kontrol sistemleri ve ticaret yolları üzerindeki hâkimiyet Çin’e hem ekonomik hem de stratejik avantaj sağlamaktadır. Bunun yanında bölgesel ekonomik bağımlılık ilişkileri de Çin’in dolaylı etkisini artırmaktadır. Böylece araçsal katman burada da önemli bir bağlayıcı işlev üstlenmektedir.
Katmanlar Arası Gerilim: Bu vakanın temel özelliği, söylem ile uygulama arasındaki belirgin farktır. Sahada sert güç kullanılırken, diplomatik düzeyde uzlaşmacı bir söylem sürdürülmektedir. Bu durum model açısından bir çelişki değil, katmanların farklı bağlamlarda farklı yoğunluklarda devreye girmesinin sonucudur. Güvenlik baskısının arttığı durumlarda Legalist çekirdek baskın hale gelmektedir.
Değerlendirme: Güney Çin Denizi vakası, Çin’in stratejik davranışının bağlama göre değiştiğini göstermektedir. Model yalnızca uyumlu durumları değil, aynı zamanda söylem ile güç arasındaki ayrışmayı da açıklayabilmektedir.
Covid-19 pandemisi, Çin’in uluslararası sistemdeki rolünü yeniden tanımlayan küresel bir kriz olmuştur. Bu süreçte Çin aynı anda hem işbirlikçi hem de kontrolcü davranışlar sergilemiştir. Bu nedenle pandemi süreci, çift katmanlı devlet mantığının dinamiklerini gözlemlemek açısından önemli bir örnek sunmaktadır.
Konfüçyüsçü Katman: Pandemi sırasında Çin uluslararası kamuoyuna yönelik söyleminde dayanışma ve işbirliği vurgusu yapmıştır. Tıbbi yardım, aşı diplomasisi ve uzmanlık paylaşımı, Çin’in kendisini “sorumlu büyük güç” olarak göstermeye çalıştığını ortaya koymaktadır. Bu söylem, Konfüçyüsçü düşüncedeki uyum, karşılıklı fayda ve ahlaki sorumluluk anlayışıyla uyumludur. Özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik yardımlar, Çin’in normatif liderlik arayışının bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Legalist Çekirdek: İç politikada ise daha farklı bir tablo ortaya çıkmıştır. Sert karantina uygulamaları, dijital gözetim sistemleri ve bilgi akışının sıkı denetlenmesi Legalist mantığın güçlü biçimde devreye girdiğini göstermektedir. Bu süreçte yalnızca insanların hareketliliği değil, bilginin dolaşımı da kontrol altına alınmıştır. Kriz dönemlerinde istikrarı ve merkezi otoriteyi korumaya öncelik veren Legalist çekirdek burada belirgin hale gelmiştir.
Araçsal Katman: Pandemi süreci aynı zamanda ekonomik ve teknolojik araçların yoğun biçimde kullanıldığı bir dönem olmuştur. Aşı üretimi, tıbbi ekipman ihracatı ve küresel tedarik zincirlerindeki merkezi rol Çin’e önemli bir jeoekonomik avantaj sağlamıştır. Bu araçlar hem “yardım sağlayan güç” imajını güçlendirmiş hem de Çin’in küresel ekonomik ağlardaki etkisini artırmıştır. Böylece araçsal katman, meşruiyet üretimi ile stratejik etki genişlemesi arasında bağlantı kurmuştur.
Söylem ve Pratik Arasındaki Gerilim: Pandemi sürecinin en dikkat çekici yönü, uluslararası söylem ile iç uygulamalar arasındaki gerilimdir. Çin dışarıya karşı işbirliği ve şeffaflık vurgusu yaparken, içeride sert kontrol mekanizmaları uygulamıştır. Bu durum model açısından bir zayıflık değil, açıklayıcı gücünü artıran bir unsurdur. Çünkü farklı katmanların öncelikleri kriz dönemlerinde birbirinden ayrışabilmektedir. Legalist çekirdek hız, kontrol ve istikrarı öncelerken; Konfüçyüsçü katman uluslararası meşruiyet üretmeye devam etmektedir.
Değerlendirme: Covid-19 vakası, Çin’in aynı anda farklı ve hatta kısmen çelişkili davranışlar sergileyebildiğini göstermektedir. Bu çelişkiler rastlantısal değildir; farklı stratejik katmanların farklı önceliklerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Çin ne yalnızca normatif bir aktör ne de sadece güç maksimizasyonuna odaklanan bir devlettir. Aksine, bağlama göre farklı stratejik mantıkları devreye sokabilen çok katmanlı bir yapı sergilemektedir.
4. Karşılaştırma, Sentez ve Teorik Çıkarımlar
Bu çalışmada incelenen Kuşak ve Yol Girişimi, Güney Çin Denizi ve Covid-19 vakaları birlikte değerlendirildiğinde, Çin’in stratejik davranışının tek boyutlu değil, bağlama duyarlı ve çok katmanlı bir mantık üzerinden işlediği görülmektedir. Bu vakalar, önerilen çift katmanlı devlet mantığı modelinin yalnızca betimleyici değil, aynı zamanda açıklayıcı bir çerçeve sunduğunu göstermektedir.
İlk olarak vakalar, stratejik katmanların farklı durumlarda farklı yoğunluklarda devreye girdiğini ortaya koymaktadır. Kuşak ve Yol Girişiminde Konfüçyüsçü katman ile Legalist çekirdek arasında yüksek düzeyde uyum bulunmaktadır. Normatif söylem ile ekonomik ve stratejik uygulamalar birbirini desteklemektedir. Buna karşılık Güney Çin Denizi örneğinde Legalist mantık belirgin biçimde baskın hale gelmekte, Konfüçyüsçü söylem ise daha çok meşruiyet üretme işlevi görmektedir. Covid-19 vakası ise bu iki uç arasında yer almakta ve katmanlar arası gerilimin en görünür olduğu alanı temsil etmektedir.
Bu karşılaştırma modelin statik değil, dinamik bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Katmanların ağırlığı bağlama göre değişmekte ve Çin’in stratejik davranışı da buna göre şekillenmektedir.
İkinci olarak analiz, Çin’in davranışındaki görünür çelişkilerin rastlantısal olmadığını ortaya koymaktadır. Bu çelişkiler farklı stratejik mantıkların farklı önceliklere sahip olmasının sonucudur. Legalist çekirdek güvenlik, kontrol ve istikrarı öncelemektedir. Konfüçyüsçü katman ise meşruiyet, uyum ve normatif kabul üretmeye çalışmaktadır. Bu iki mantık her zaman tam uyum içinde çalışmamakta, özellikle kriz ve güvenlik baskısının arttığı durumlarda aralarındaki gerilim daha görünür hale gelmektedir. Dolayısıyla Çin’in dış politika davranışındaki söylem ile pratik arasındaki fark, basit bir tutarsızlık değil, yapısal bir özelliktir.
Üçüncü olarak vakalar araçsal katmanın kritik rolünü göstermektedir. Ekonomi, teknoloji, altyapı ve tedarik zincirleri gibi araçlar, iki temel mantık arasında köprü işlevi görmektedir. Kuşak ve Yol Girişiminde bu araçlar jeoekonomik ağ inşasını desteklerken, Covid-19 sürecinde aşı ve tıbbi ekipman diplomasisi üzerinden hem meşruiyet hem de etki üretmiştir. Güney Çin Denizi’nde ise araçsal katman daha çok askerî ve stratejik altyapı biçiminde ortaya çıkmıştır.
Bu durum araçların tarafsız olmadığını göstermektedir. Araçsal mekanizmalar, hangi stratejik katmanın baskın olduğuna bağlı olarak farklı işlevler üstlenmektedir.
Dördüncü olarak bu çalışma mevcut uluslararası ilişkiler teorilerine eleştirel bir katkı sunmaktadır. Realist yaklaşım Çin’in güç arayışını açıklamakta başarılı olsa da normatif ve söylemsel boyutu ihmal etmektedir. Liberal yaklaşım işbirliği ve ekonomik entegrasyonu açıklayabilmekte, ancak güvenlik reflekslerini yeterince teorileştirememektedir. Konstrüktivist çalışmalar ise normlar ve kimlik konusunda önemli katkılar sunsa da bu unsurların kurumsal düzeyde nasıl işlediğini sınırlı biçimde açıklamaktadır.
Bu çalışma, söz konusu yaklaşımların her birinin kısmi doğrular içerdiğini, ancak Çin’in davranışını tek başlarına açıklamakta yetersiz kaldığını savunmaktadır.
Bu bağlamda modelin temel teorik katkısı, devlet davranışının tek bir rasyonaliteye indirgenemeyeceğini göstermesidir. Çin örneği, farklı düşünsel geleneklerin kurumsal olarak ayrılabileceğini ve eş zamanlı biçimde çalışabileceğini ortaya koymaktadır. Bu durum uluslararası ilişkiler teorisinde “çoklu rasyonalite” ve “katmanlı devlet davranışı” gibi kavramların daha fazla tartışılması gerektiğine işaret etmektedir.
Ayrıca model yalnızca Çin’i açıklamakla sınırlı değildir. İç ve dış politika arasında işlevsel ayrışma ve farklı stratejik mantıkların eş zamanlı kullanımı başka büyük güçlerde de görülebilir. Ancak Çin’i özgün kılan unsur, bu ayrışmanın tarihsel düşünce gelenekleri üzerinden kurumsallaşmış olmasıdır.
Sonuç olarak Çin’in uluslararası sistemdeki davranışı ne yalnızca güç maksimizasyonu ne de yalnızca normatif uyum üzerinden açıklanabilir. Bunun yerine, bağlama göre değişen farklı stratejik mantıkların birlikte çalıştığı çok katmanlı bir yapı söz konusudur. Çift katmanlı devlet mantığı modeli, bu karmaşık yapıyı daha bütüncül biçimde açıklamaktadır.
VI. ÇİN, ABD, BRİTANYA VE RUSYA: KARŞILAŞTIRMALI ANALİZ
Çift katmanlı devlet mantığı modeli, yalnızca Çin’i açıklamakla kalmayıp, farklı devletlerin stratejik organizasyon biçimlerini karşılaştırmalı olarak incelemeye de imkân sunmaktadır. Bu bölümde model, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Birleşik Krallık örnekleri üzerinden test edilmektedir.
1. Amerika Birleşik Devletleri: Çatışan Teklikler
ABD, stratejik davranışını Çin’deki gibi kurumsal olarak ayrıştırılmış katmanlar üzerinden değil, aynı kurumsal yapılar içinde sürekli rekabet eden farklı mantıklar aracılığıyla üretir. Liberal uluslararasıcılık, realist güvenlik yaklaşımı, değer temelli idealizm ve ticari çıkarlar, Kongre, yürütme organı, bürokrasi ve düşünce kuruluşları içinde açık bir rekabet içindedir.
Bu rekabetçi yapı, yüksek adaptasyon kapasitesi ve yenilikçi politika üretme potansiyeli sunsa da, seçim döngüleri ve parti kutuplaşması nedeniyle stratejik sürekliliği önemli ölçüde azaltmaktadır. Bütünleşmeden (Engagement) ayrışmaya (decoupling), oradan yönetilen rekabete (managed competition) uzanan salınımlar, bu modelin tipik sonucudur. ABD, realist ve liberal mantıkların aynı sistem içinde açık biçimde rekabet ettiği, tek yapıda iki ayrı stratejik modelin birlikte var olduğu bir yapı olarak tanımlanabilir.
2. Rusya: Realist Tekçi Yaklaşım
Rusya, Çarlıktan Sovyetler Birliğine ve günümüz Federasyonuna uzanan tarihsel çizgide, daha bütüncül ve tekçi bir stratejik mantık sergilemektedir. Güvenlik kaygıları, büyük güç statüsü ısrarı, yakın çevre üzerinde kontrol ve askeri kapasiteye dayalı güç politikası, stratejik davranışın merkezinde yer alır.
Rusya’da iç ve dış politika arasında belirgin bir iş bölümü bulunmaz. Güvenlik ve rejim istikrarı, hem iç hem dış politikanın ana belirleyicisidir. Moral unsurlar (Avrasyacılık, medeniyetçi söylem) mevcut olsa da bunlar genellikle realist güç politikasını meşrulaştırmak için kullanılır. Bu yapı, yüksek stratejik süreklilik sağlasa da adaptasyon kapasitesini sınırlamakta ve daha yüksek çatışma riski taşımaktadır. Rusya, realist tekçi politika modeline en yakın örnektir.
3. Britanya: Liberal Tekçi Sistem
Britanya ise diğer uçta, liberal tekçi sistemin tipik bir temsilcisidir. Stratejik davranışı, liberal uluslararası düzenin kuralları, küresel finans ağları, çok taraflı kurumlar ve “kurallar temelli uluslararası düzen” söylemi etrafında şekillenir.
Britanya’da realist güç unsurları da bulunsa da, bunlar genellikle liberal çerçevenin içinde ve onunla uyumlu biçimde ifade edilir. “Küresel Britanya” stratejisi, serbest ticaret, insan hakları, demokrasi ve çok taraflılık vurgusuyla liberal mantığın baskınlığını gösterir. Stratejik kararlar, merkezi bir otorite tarafından katı biçimde koordine edilmek yerine, dışa gömülü ağlar (ABD ile özel ilişki, İngiliz Milletler Topluluğu, finans merkezi City of London ve istihbarat kapasitesi) üzerinden dağıtık bir biçimde üretilir.
Bu liberal tekçi yaklaşım, normatif tutarlılık ve yumuşak güç açısından avantaj sağlasa da, büyük güç rekabetinin sertleştiği dönemlerde stratejik derinlik ve kapasite açısından sınırlılıklar ortaya koymaktadır.
Karşılaştırmalı Değerlendirme
Bu üç örnek, devletlerin stratejik mantıklarını organize etme biçimlerindeki temel farkları netleştirmektedir:
• Çin, Legalist ve Konfüçyüsçü mantıkların kurumsal olarak ayrıştırıldığı ve merkezi koordinasyonla yönetildiği çift katmanlı bir yapı sergiler. Bu sayede hem yüksek iç istikrar hem de esnek dış adaptasyon yeteneği üretir.
• ABD, farklı mantıkların aynı kurumsal alanlar içinde rekabet ettiği rekabetçi çok katmanlı bir modeldir. Yüksek adaptasyon kapasitesine sahip olsa da stratejik sürekliliği düşüktür.
• Rusya, güvenlikçi-realist mantığın baskın ve bütünleşik olduğu realist tekçi yaklaşıma örnektir.
• Britanya ise liberal uluslararasıcılık mantığının baskın ve tutarlı bir biçimde işlediği liberal tekçi sistemin diğer uç örneğidir.
Bu karşılaştırma, uluslararası ilişkiler teorisinde “devlet rasyonalitesi” kavramının tekil ve homojen değil, tarihsel, kültürel ve kurumsal bağlama göre şekillenen çoklu mantıklar üzerinden anlaşılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Çin’in çift katmanlı modeli, özellikle Batı dışı büyük güçlerin stratejik davranışlarını açıklamak açısından Batı merkezli tek katmanlı yaklaşımlara önemli bir alternatif sunmaktadır.
Bu çalışma, Çin’in stratejik davranışını açıklamak amacıyla “çift katmanlı devlet mantığı” olarak adlandırılan alternatif bir teorik model önermiştir. Çalışmanın temel iddiası, Çin’in iç ve dış politika davranışlarının tek bir stratejik rasyonaliteyle açıklanamayacağıdır. Bunun yerine Çin, tarihsel olarak kök salmış farklı düşünsel geleneklerin kurumsal düzeyde ayrışmasıyla şekillenen çok katmanlı bir yapı sergilemektedir.
Modelde iç politika büyük ölçüde Legalist mantık tarafından belirlenmektedir. Devlet kapasitesinin artırılması, merkezi kontrolün korunması ve rejim istikrarının sürdürülmesi bu katmanın temel öncelikleridir. Dış politika ise Konfüçyüsçü söylem aracılığıyla meşruiyet üretimi, uyum vurgusu ve normatif çerçeveleme üzerinden yürütülmektedir.
Bu iki katman modern dönemde ekonomi, teknoloji ve yatırım ağları gibi araçsal mekanizmalar aracılığıyla birbirine bağlanmaktadır. Böylece bütünleşik fakat içsel olarak farklılaşmış bir stratejik sistem ortaya çıkmaktadır.
Vaka analizleri bu çerçeveyi desteklemektedir. Kuşak ve Yol Girişimi örneğinde normatif söylem ile jeoekonomik araçlar büyük ölçüde uyum içinde çalışmaktadır. Güney Çin Denizi vakasında ise Legalist çekirdek baskın hale gelmekte ve sert güç projeksiyonu ön plana çıkmaktadır. Covid-19 pandemisi ise işbirliği ile kontrolün aynı anda üretildiği daha karmaşık bir örnek sunmaktadır.
Bu bulgular, Çin’in davranışındaki görünür çelişkilerin rastlantısal olmadığını göstermektedir. Bu durum, farklı stratejik mantıkların eş zamanlı biçimde çalışmasının sonucudur. Dolayısıyla Çin ne yalnızca realist teorinin öngördüğü biçimde güç peşinde koşan bir aktör ne de yalnızca normatif uyuma dayalı bir yapıdır. Çin, bağlama göre farklı stratejik mantıkları devreye sokabilen çok katmanlı bir devlet yapısı sergilemektedir.
Bu yaklaşımın daha geniş teorik sonucu, uluslararası ilişkiler literatüründeki tekil rasyonalite varsayımının yeniden düşünülmesi gerektiğidir. Devletler homojen karar birimleri olmaktan çok, farklı stratejik mantıkların kurumsal olarak dağıldığı karmaşık yapılar olarak değerlendirilebilir.
ABD ile yapılan karşılaştırma bu farkı daha görünür hale getirmektedir. ABD’de farklı stratejik mantıklar aynı kurumsal alan içinde rekabet ederken, Çin’de bu mantıklar büyük ölçüde ayrılmış ve merkezi biçimde koordine edilmiştir. Bu durum iki ülkenin stratejik süreklilik ve adaptasyon kapasitesindeki farkları açıklamaya yardımcı olmaktadır.
Sonuç olarak çalışma üç temel katkı sunmaktadır:
1. Klasik Çin düşünce geleneklerini uluslararası ilişkiler teorisiyle sistematik biçimde ilişkilendirmek,
2. İç ve dış politika arasındaki işlevsel ayrımı analitik bir modele dönüştürmek,
3. Devlet davranışının tek bir rasyonaliteyle değil, çok katmanlı stratejik mantıklarla açıklanabileceğini göstermek.
Son olarak çalışma, Batı merkezli uluslararası ilişkiler literatürünün Çin’i anlamakta yaşadığı temel zorluğun büyük ölçüde hegemonya kavramından kaynaklandığını savunmaktadır. Hegemonya yaklaşımı gücü doğrudan kontrol ve hiyerarşik egemenlik üzerinden tanımlamaktadır. Oysa Çin’in stratejik yönelimi doğrudan kontrol kurmaktan çok, küresel akış ağlarının merkezi düğümü haline gelmeye dayanmaktadır.
Bu nedenle Çin’in stratejik davranışı yalnızca klasik güç politikalarıyla açıklanamaz. Legalizm iç istikrar ve kapasite üretimini sağlarken, Konfüçyüsçülük meşruiyet ve uyum üretmektedir. Bu iki mantığın etkileşimi ise kontrol merkezli değil, ağ merkezli bir stratejik yapı ortaya çıkarmaktadır.
Bu anlamda çalışma, Çin’in stratejik davranışını hegemonya paradigması yerine çok katmanlı ve ağ temelli bir sistem rasyonalitesi içinde düşünmenin daha açıklayıcı olduğunu ileri sürmektedir.
Kaynakça
- Özdemir, Hasan S. “Profesör John Mearsheimer’a Göre Büyük Güç Rekabetinde Güncel Durum.” Uluslararası Politika Akademisi, 7 Haziran 2025.
https://politikaakademisi.org/2025/06/07/profesor-john-mearsheimera-gore-buyuk-guc-rekabetinde-guncel-durum/ (erişim 08.08.2026)
- Ikenberry, G. J. (2009). Liberal internationalism 3.0: America and the dilemmas of liberal world order. Perspectives on Politics, 7(1), 71–87.
- Johnston, Alastair Iain. Cultural Realism: Strategic Culture and Grand Strategy in Chinese History. Princeton: Princeton University Press, 1995.
- Yan, Xuetong. Ancient Chinese Thought, Modern Chinese Power. Princeton: Princeton University Press, 2011.
- Bell, Daniel A. The China Model: Political Meritocracy and the Limits of Democracy. Princeton: Princeton University Press, 2015.
Not: Bu makalenin hazırlanma sürecinde dil ve metin düzenleme ile kaynak taramalarında yapay zekâ destekli araçlardan sınırlı ölçüde yararlanılmıştır. Çalışmanın tüm akademik içeriği, analizleri ve nihai değerlendirmeleri yazara aittir.
Galip TÜRKMEN (Araştırmacı - Yazar)
Diğer İçerikler