Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Yakında Dünya Afganistan’ı Değil Avrupa ve ABD’yi Konuşacak

Alper TAN
26 Ağustos 2021 10:36
A-
A+

Çökmekte olan Modern Uluslararası Sistem’i, İkinci Dünya Savaşı'nın galipleri kurgulamış ve kurumsallaştırmışlardı. Bu ülkeler, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Sovyetler Birliği (SSCB/Rusya), Çin ve Fransa idi. Sistem hak ve adalet üzere inşa edilmedi. Galiplerin ve güçlülerin üstünlüğü üzerine kuruldu.

2021 itibariyle Dünya nüfusu: 7.9 milyar.

Çin 1.4  milyar 

ABD: 332 milyon

Rusya:146 milyon

İngiltere: 67 milyon

Fransa:  67 milyon

Yani kararları veto etme yetkisi bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyesi ülkelerin toplam nüfusu 2 milyar. Sistem, bu halkların menfaatlerini kollama üzerine işliyor.

Daimi üye ülkeler dışında Dünya nüfusunun %75’ini oluşturan 6 milyarlık kısmının  uluslararası sistemde etkili olma imkanı resmen ve fiilen bulunmamaktadır. 6 milyar insanı temsil eden 190 civarında irili ufaklı devlet, sistemin figüranı rolünde. Yani karar alma ve uygulama yetkileri yok.

Coğrafya ve din açısından uluslararası sistem:

Üzerinde 54 devlet bulunan koca Afrika kıtasının  sistemde söz hakkı sıfır.

Güney Amerika kıtası etkin bir şekilde temsil edilmiyor. 2 milyar nüfusu bulunan İslam ülkelerini temsil eden bir ülke bulunmuyor. 1.3 milyar nüfusu bulunan Hindistan'ın sistemde hiç etkisi yoktur.

Modern uluslararası sistem, dünyayı yöneten bir koalisyon gibi yapılandırıldı:

Merkezi, ABD’nin New York şehrine bulunan BM, uluslararası sistemin parlamentosu niteliğinde. Veto yetkisi bulunan devletlerin istediği veya uygun bulduğu kararlar buradan çıkarılıyor. Bir bakıma kararlar burada yasalaşıyor. Karara itiraz eden ülkeler olursa tehdit, şantaj veya rüşvet babında ikna yöntemleriyle hizaya getiriliyor.

Yürütme erkini, sistemi kurgulayan koalisyonun 5 ortağı yani BM’de veto hakkı bulunan İkinci Dünya Savaşı'nın 5 galip ülkesi temsil eder. Bunlar, ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa.

Sistemin yargı erkini ise Hollanda’nın Başkenti Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı oluşturur.

Sistemin ordusunu, Avrupa Birliği’nin merkezi Brüksel’de olan NATO temsil eder. NATO aslında adı konulmamış bir Haçlı Ordusu’dur. NATO'nun bu özelliğini örtmek için 1952 yılında Türkiye üye yapılmıştır.

Sistem ve adalet:

Modern uluslararası sistemin dünyaya adalet getirmesi mümkün değildir. Sistemin parlamentosu olan BM, zaten tam bir adaletsizlik üzerine kurgulanmış ve inşa edilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı'nın galipleri iki kutuplu bir dünya tasarladılar ve bunu sistemleştirdiler. ABD ve Avrupa blokunu NATO, Asya blokunu Varşova Paktı temsil ediyordu. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte Varşova Paktı ortadan kalktı. Batı blokunu temsil eden NATO tek başına kaldı. NATO’nun patronu ise fiilen ABD’dir.

BM daimi üyesi 5 ülkenin herhangi birisinin uygun görmediği bir kararın çıkması ve uygulanması imkânsızdır. Dolayısıyla kendisi adaletsizlik üzerine, güç üzerine kurulmuş bir teşkilatın ve sistemin dünyaya adalet getirmesi, huzur getirmesi beklenemez, beklenmemelidir. 

Ülkesine göre BM yaptırımları ve kayırmacılık:

Birleşmiş Milletler yaptırımları bazı ülkelere anında, insan haklarını da ihlal ederek en sert biçimde uygulanırken bazı ülkelere karşı çıkarılan yaptırımlar -sadece göstermelik olarak çıkarıldığı için- hiç uygulanmamaktadır. 

Yaptırımlar, Venezuela ve İran gibi ülkelere en sert şekilde uygulanırken İsrail'e karşı çıkarılan 100'ün üzerinde yaptırım kararı zerre kadar uygulanmamıştır. İsrail’in işgal, işkence, zulüm ve şiddeti  sistemin sahipleri tarafından her konuda alenen desteklenmekte ve her şekilde korunmaktadır.

NATO kimi koruyor?

Türkiye, 1952'den beri NATO'nun üyesidir. NATO'nun dünyadaki neredeyse bütün operasyonlarında Türkiye aktif görev almıştır. Fakat NATO, Türkiye'yi hiçbir dış tehdit veya saldırı karşısında korumadığı gibi Türkiye'ye saldıran ülkelerin veya örgütlerin tarafında, Türkiye’nin karşısında yer almıştır. Bu durum NATO'nun adı konulmamış bir Haçlı Ordusu olduğunun en açık göstergelerinden biridir.

Askeri darbeler ve NATO:

ABD patronluğundaki NATO, 27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 darbeleri ve 15 Temmuz 2016 işgal teşebbüsünde başrolde olmuştur. NATO üyesi Türkiye'ye karşı yapılan bu kanlı askeri darbeler ve işgal teşebbüsleri karşısında NATO Türkiye'yi savunmadığı gibi bu askeri darbeleri ve işgal teşebbüslerini alenen desteklemiştir.

40 yıldır Türkiye'de kan döken bölücü terör örgütü PKK'nın kurucuları ve en büyük destekçileri ABD  ve NATO'nun diğer önemli üyeleridir.

Müttefik mi düşman mı?

NATO üyesi ülkelerin önemli bir kısmı (özellikle ABD ve Fransa) Türkiye'yi müttefik değil “düşman” olarak görmektedir.

ABD, “Amerika Birleşik Devletleri düşmanlarına karşı yaptırımları” düzenleyen CAATSA yasasını Türkiye'ye karşı da uygulamıştır. Bu durum ABD'nin, Türkiye'nin müttefiki değil “düşmanı” olduğunun Washington yönetimi tarafından ilanıdır.

Demokrasi:

Demokrasi, uluslararası sistemin bir ülkeye müdahale için kullandığı en elverişli kavramlardan birisidir. Burada maksat ilgili ülkede demokrasinin yerleşmesini ve gelişmesini sağlamak değil uluslararası sisteme hizmet edecek bir yönetimin oluşturulmasıdır. Demokrasi sadece bahanedir. Yeryüzünde diktatörlükle yönetilen onlarca devlet ile uluslararası sistemin sahiplerinin hiçbir problemi bulunmamaktadır. 

Beşar Esad’ın yönettiği Suriye, Hüsnü Mübarek’in yönettiği Mısır, Zeynelabidin Bin Ali’nin yönettiği Tunus veya saltanatla yönetilen Birleşik Arap Emirlikleri, sistemin sahiplerini rahatsız etmez. Ancak serbest seçimlerle yönetimi devralan HAMAS, binlerce yıllık Mısır tarihinde ilk kez seçimle gelen Muhammed Mursi, Tunus’ta halk desteği ile gelen Nahda Hareketi, arka arkaya kazandığı meşru seçimlerle 19 senedir ülkeyi yöneten Ak Parti, sistemin patronlarını rahatsız eder.

Sistem ve monarşiler:

Uluslararası sistemin sahipleri, saltanatları yani monarşileri kötülemektedir. Ancak sistemin sahibi ve parçası olan çok sayıda ülke, resmen ve fiilen monarşiler ile yani saltanatla yönetilmektedir. Ve bize anlatıldığı gibi bu monarşiler sadece sembolik değil devletin temel işleyişinde en etkili ve en önemli kararları alacak yetkiye sahipler.

İngiltere (Birleşik Krallık)

İspanya Krallığı

Hollanda Krallığı

Belçika Krallığı

İsveç Krallığı

Norveç Krallığı

Lüksemburg Dükalığı

Hollanda krallığı:

Hollanda’yı 2013’ten beri 1967 doğumlu Protestan Kral Willem Alexander yönetiyor. Kral, seçimler sonrası herhangi bir milletvekilini Başbakan olarak atama yetkisine sahip. Yani Başbakanı sadece Kral belirliyor.. Parlamento'nun çıkardığı kanunlar kralın onayından sonra yürürlüğe giriyor. Hollanda Kralı parlamentoyu feshetme yetkisine de sahip. Hollanda vatandaşları, kazançlarının %10'unu krala vermek zorundalar. Üstelik tüm bu yetki ve hakların sahibi kral, sözde “Demokratik Hollanda”da elbette “seçim yapılmadan” hanedan yoluyla tahta çıkıyor.

Hollanda Kralı Wiliam'ın ardından tahta çıkması beklenen prenses Amalia, şu an 18 yaşında. Bu yıldan itibaren Hollandalılar, kendilerinin seçmediği bu çocuğa yıllık 1.5 milyon Euro ödemek zorundalar. 

Büyük Britanya Krallığı:

Demokrasinin beşiği denilen İngiltere'de de aynı durum söz konusu. 6 Şubat 1952’den beri yani 69 seneden beri Büyük Britanya’yı Anglikan Kilisesi’ne mensup Kraliçe II. Elizabeth yönetiyor. Bu süre zarfında 15 Başbakan geldi-gitti. İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in Meclis'i feshetme yetkisi var. Kraliçe, üst düzey kamu yöneticilerini bizzat belirliyor. Meşhur İngiliz gizli servisi MI6 doğrudan Kraliçe'ye bağlı.

Belçika Krallığı:

Belçika’yı 2013 ortalarından bu yana Katolik Kral Phlippe yönetiyor. Belçika'da yasalar Kral onaylarsa yürürlüğe giriyor. Belçika Kralı Philippe, ülkedeki tüm yargıçları atama yetkisine sahip..

Norveç Krallığı:

Norveç’i 17 Ocak 1991’den bu yana Hristiyan Evangelik Lutheryen Kral V. Herald yönetiyor. Kral, aynı zamanda ülkenin başkomutanı. Genelkurmay başkanını doğrudan Kral belirliyor.

İspanya Krallığı:

İspanya’yı 19 Haziran 2014’ten bu yana 1968 doğumlu Katolik Kral VI. Felipe yönetiyor. O da diğer Avrupalı monarşiler gibi yetkilere sahip.

Danimarka Krallığı:

Danimarka Krallığı’nı 14 Ocak 1972’den beri Protestan Kraliçe II. Margrethe yönetiyor. Danimarkalılar, halen, kralın veya kraliçenin tanrı tarafından görevlendirildiğini kabul ediyor.

Lüksemburg Dükalığı:

Avrupa’nın 500 bin nüfuslu ülkesi Lüksemburg, dükalıkla yönetiliyor. Şu anda Lüksemburg’u Henri Albert Gabriel, yani Dük Henri yönetiyor. Dük Henri aynı zamanda eski Belçika Kralı II. Albert’in yeğeni. Yani aynı hanedan, hem Belçika’yı hem de Lüksemburg’u yönetiyor.

Monarşiler kötüdür, demokrasiler iyidir algısı

Modern uluslararası sistem, algı ve ezberletilmiş sloganlarla kendini kitlelere kabul ettiriyor. Kategorik olarak “monarşiler kötüdür” algısı sadece bir slogandır. İngiltere, İspanya, Hollanda, Belçika, İsveç, Norveç, Lüksemburg, Japonya, Kuveyt, Katar gibi çok sayıda ülke monarşi ile yönetilmektedir ve dünyanın en başarılı ülkeleri arasındadır.

Demokrasiyle yönetilmeye çalışılan onlarca ülke ise maalesef başarısızdır ve halkını memnun edememektedir.

Modern Uluslararası Sistem’in dayandığı meşru değerler bulunmuyor. Sadece algılar, sloganlarla, bir de güç ve yaptırım kullanılarak ayakta tutulan kurumlar üzerinden yürütülen mekanizma mevcut. Artık bunun da sonuna gelindi.

Avrupa ve ABD’yi tartışmaya hazır olun

Bu noktada ABD ve müttefiklerinin Afganistan bozgunu tarihi bir milattır. Dünyanın en zengin devletleri, en güçlü orduları, dünyanın en gelişmiş her çeşit silahları ile dünyanın en fakir halkının, en basit silahlarla mücadele eden milisleri karşısında korkunç bir hezimete uğramıştır. Aynı halk aynı şartlarda Sovyetler Birliği’ni de dağıtmıştı.

Taliban’ın Afganistan’ı bundan sonra nasıl yöneteceği ayrı bir bahistir. Ama her halükarda Haçlı işgali altındaki Afganistan’dan daha kötü bir yönetim olmayacaktır.

Bu günlerde dünya gündemini Afganistan haberleri meşgul ediyor. Gelişmeler öyle gösteriyor ki bir müddet sonra dünya kamuoyu Afganistan’ı unutabilir. Çünkü ABD liderliğindeki sistem çöktü. Algılar, sloganlar, güç gösterileri etkisini kaybetti. Artık dünya, çöken sistemi, dağılma sürecine girecek Avrupa Birliği’ni ve ABD’nin siyasi-askeri iç savaşlarını daha çok konuşacak…