Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Tescilli “Soykırımcı” Devletler Dünyaya Ahlak Dersi Veremez

Alper TAN
28 Mayıs 2021 17:03
A-
A+

Avrupa Birliği’nin başaktörlüğünü yapan iki önemli devlet var: Almanya ve Fransa. Bu iki devlet aynı zamanda AB’nin çok itibar edilen ahlaki ve siyasi kriterlerinin kurumsallaştırılmasını sağlayan aktörler, dünyaya nizam vermeye çalışan ülkeler. 1915 olayları konusunda Türkiye’yi “soykırımcı” olarak suçlayan, Kürtler konusunda da devamlı olarak Ankara’yı hedef gösteren yönetimler. Lakin karanlık tarihlerinin onları rahat bırakmayacağı da ortada. Bu yazıda sadece son iki olayı hatırlatacağız.

Fransa’nın Ruanda soykırımı 

Ruanda'da 1994'te Hutular, dönemin Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana'nın uçağının düşmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı soykırım başlatmıştı. Ülkede 100 gün süren katliamda 800 binden fazla Tutsi hayatını kaybetmişti.

Fransa, 23 Haziran 1994'de ülkenin güneybatısında “sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak” bahanesiyle operasyon başlatmış, soykırımı engellemek yerine soykırımcılara silah ve mühimmat desteği sağlayarak, Ruanda Yurtsever Cephesinin (RPF) ilerleyişini kısıtladığı için kınanmıştı. Fransa, soykırımı yapan Hutu hükümetinin uzun süre destekçisi olduğu için uluslararası kamuoyunda ve ülke içinde eleştiriliyordu.

Soykırımın yapıldığı dönemde Fransa'nın Cumhurbaşkanı olan François Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998'de verdiği mülakatta, "O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil" ifadesini kullanarak 800 bin Ruandalının öldürülmesini küçümsemiş ve üzerine durulmasına değmeyecek bir konu gibi göstermeye çalışmıştı. Fakat, Ruanda, Fransa'yı, çoğu Tutsi Ruandalılar ve ılımlı Hutular olmak üzere yaklaşık 800.000 kişinin ölümüne neden olan 1994 soykırımına suç ortağı olmakla suçluyordu.

2021’in Mart ayında Fransız bir heyetin yayınladığı raporda, Fransız yetkililerin katliamı önceden görmedikleri için "ciddi ve ezici" sorumluluk taşıdıklarını söyledi. Sömürgeci bir tavrın Fransız yetkilileri kör ettiğini söyledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise 2021’in Mayıs ayının son haftası, Ruanda'nın Başkenti Kigali'ye yaptığı ziyarette, 1990-1994 yılları arasında yapılan Ruanda soykırımında Fransa'nın sorumluluğunu itiraf ve kabul etti.

Aynı Fransa’nın, Ruanda’dan bir sene sonra 1995’te Bosna’da yapılan Boşnak Müslümanlara uygulanan soykırımda Hollandalılar ile birlikte suç ortağı olduklarını da hatırlatalım.

Macron, ülkesinin 1994'te işlenen Ruanda Soykırımı'ndaki rolüne ilişkin sorumluluğunu kabul ettiklerini ancak suç ortağı olmadıklarını söylemişti.

Soykırımdan sağ kurtulanların oluşturduğu grup ise Macron'un açıklamalarını yeterli bulmadı. Soykırımdan sağ kurtulanlar Macron'un 'açık bir özür dilemediğini' belirtti.

Bu çok önemli bir gelişme. Ancak devamı da var.

Almanların Namibya Soykırımı

Almanya ise Namibya soykırımını yaptıklarını kabullenmek zorunda kaldı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Ruanda itirafından bir gün sonra Almanya'dan da soykırım itirafı geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas,  sömürge işgali sırasında Namibya'da soykırım yaptıklarını ilk kez kabul etti.

Alman sömürge yerleşimcileri, 1904-1908 katliamlarında on binlerce yerli Herero ve Nama halkını öldürmüştü (Herero ve Namaka Soykırımı ya da Namibya Soykırımı). Batılı ülkeler tarafından Afrika’nın yağmalanması ve sömürgeleştirilmesi sürecinde Alman Güneybatı Afrikası'nda (Namibya) 1904-1907 yıllarında Alman İmparatorluğu tarafından yerli Bantu halklarından Hererolara ve Hotanto halklarından Namalara karşı soykırım yapılmıştı.

1904 Ocak ayında, Namibya’daki Samuel Maharero yönetimindeki Hererolar, Alman sömürge idaresine isyan edince Ağustosta, Alman generali Lothar von Trotha, Waterberg Savaşında isyancıları cezalandırıp aileleriyle birlikte bölgeden Omaheke çölüne sürerek toplu ölüme terketmişti. İki ay sonra Ekim ayında ise bölgedeki bir başka halk olan Namalar da isyan edince, Almanlar onlara da aynı şekilde davranarak kabile nüfusunun %80’ini teşkil eden 65,000 Herero'yu ve 10,000 Nama'yı (kabile nüfusunun %50’si) yok ettiler.

Soykırımda en çok kullanılan yöntem isyancıları çöle sürüp orada susuzluktan ya da önceden zehirlenmiş içme suları ile öldürmekti. 1985'te yayımlanan BM Raporunda Herero ve Namalara Güneybatı Afrika ya da şimdiki adıyla Namibya'da gerçekleşen bu olaylar 20. asırda gerçekleştirilen ilk soykırım olarak değerlendirilmişti. 2004’te Alman Hükümeti Yardım Bakanı Heidemarie Wieczorek-Zeul, "Almanlar olarak biz bu olaylardaki tarihi sorumluluklarımızı ve hatalarımızı kabul ediyoruz" demiş ancak Alman devletinin kurtulan kurbanların evlatlarına tazminat ödemesinin söz konusu olmadığını söylemişti.

Yale Üniversitesi'nden soykırım tarihçisi Benjamin Madley, Güneybatı Afrika'daki Herero Soykırımını, birçok yönden Amerika'daki Yuki Soykırımı ile Avustralya'daki Tasmanya Soykırımına benzetiyor. Çünkü her üçünde de kendini human “insan” olarak vasıflandıran birçok Beyaz sömürgeci işgalci tarafından yerliler subhuman “insan-altı, alt-insan: insan olmayan, insanla aynı kategoride bulunmayan, insandan daha aşağıda bulunan” olarak görülmüştür.

Mayıs 2021'de Almanya, Alman İmparatorluğu tarafından Herero ve Namalara karşı işlenen katliamları resmen soykırım olarak tanıdı. Dışişleri Bakanı Heiko Maas yaptığı açıklamada "Almanya'nın tarihi ve ahlaki sorumluluğu ışığında, işlenen zulümler için Namibya'dan ve kurbanların torunlarından af dileyeceğiz" dedi. Almanya yaptığı açıklamada Afrika ülkesindeki projelere yardım etmek için bir milyar Euro'dan fazla mali destek sözü de verdi. Almanya'nın bu açıklaması 'adı konulmamış tazminat' ve 'affedilmek için 1 milyar euro' verecek yorumlarının yapılmasına neden oldu.

Modern uluslararası sistem tepetaklak giderken özgürleşme sürecine giren halklar hesap sormaya başlayacaklar. Bunlar henüz ilk aşama. Bunların devamı arkada… Sömürgeci, soykırımcı devletleri çok acı bir sürecin beklediği aşikar. Bakalım bununla nasıl yüzleşecekler?

 

28 Mayıs 2021

Alper TAN