Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

ABD'yi hangi akıl yönetiyor?

Alper TAN
27 Nisan 2021 08:34
A-
A+

On yıllardır her 24 Nisan yaklaştığında Türkiye'de tartışma ve haber konusu olurdu: Amerikan başkanı 1915 olayları için “trajed” mi diyecek “büyük felaket” mi diyecek “soykırım” mı  diyecek?

Neticede ABD başkanı soykırım kelimesi dışında bir kelime kullanır, aslında o kelime de Ankara'yı, Türkiye'yi son derecede incitir fakat tartışmalar en azından o sene  için durulurdu. Bir sonraki Nisan ayında konu yeniden gündeme gelir; acaba soykırım kelimesini bu defa kullanacaklar mı diye gerilim tekrardan başlardı. 

1915 olayları için onlarca ülke “soykırım” demiş hatta bir çoğu parlementolarından da geçirerek yasalaştırmışlardı. Buna bir de ABD eklense ne olacak diyebilirsiniz? Bu, yerinde bir soru. Ancak söz konusu devlet, dünyanın “süper gücü” olduğu için senede bir kaç gün de olsa üzerinde  duruluyordu. Joe Biden, on yıllardır Amerikan başkanlarının söyleyecek m, söylemeyecek mi diye gerilim malzemesi olarak tuttuğu bu “soykırım” kelimesini kullandı. Kullandı kullanmasına ama Dünya’da Türkiye'de ve Ermenistan'da ve hatta Amerika Birleşik Devletleri'nde hiçbir şey değişmedi.

“Amerikan başkanı soykırımı kabul etti” diye Erivan sokaklarında sevinçle kutlamalar yapan Ermenilerin boğazına yeni bir lokma girmedi. Ermenistan'da yaşayanların kişi başı milli gelirleri çoğalmadı. Ermenistan daha mutlu hale gelmedi. Daha güvenli de değil. Aksine Ermenistan'ın kurtuluşu için tek çıkış kapısı olan Türkiye'de, “soykırım” iddiasını savunanlara karşı nefret ve öfke bir miktar daha artmış vaziyette. 

Washington, bu sözde “soykırım” kararını, devamlı surette Türkiye'nin üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıyor, Ankara'yı kendi yörüngesinde tutabilmenin bahanesi sayıyordu. Tabii Türkiye'de ve Amerika Birleşik Devletleri'nde bu soykırım malzemesini bir kazanç kapısı olarak gören kişi ve gruplar da söz konusuydu. Washington’da bazı lobilere çuvallarla para  ödenirdi ki  bu lobiler, Amerikan yönetimini ikna etsinler de başkan 1915 olaylarına “soykırım” demesin diye…

Yeni ABD başkanı “soykırım” dedi ve rahatladı! 10 yıllardır elinde bir baskı aracı olarak tuttuğu malzemeyi kullandı ve bitti. 2022 ve sonraki yıllar 24 Nisan tarihlerinde neyi kullanmak isteyecekler ve ne elde edecekler göreceğiz. Peki ABD'nin bugün Türkiye'yi tamamen karşısına alıp 1915 olaylarına soykırım demesinin anlamı nedir?

Türkiye, ABD'ye bağımlılıktan tamamen kurtulmak için son 15 yıldır büyük bir mücadele yürütüyor. Geldiğimiz nokta itibariyle bu mücadele başarılmış durumda. Üstelik Türkiye, sadece kendisinin bağımlılıktan kurtulmasıyla kalmamış, etrafında ve diğer gönül coğrafyalarında benzer durumda olan onlarca ülke için de bu yolda motivasyon, ilham kaynağı ve çok başarılı bir örnek teşkil etmiştir. 

ABD, Türkiye'ye karşı devamlı olarak hamle üstüne hamle yapıyor, oyun ve tuzak kuruyor. 15 Temmuz'da olduğu gibi içerideki işbirlikçilerini kullanarak ülkeyi işgale kalkışıyor, tehdit ve şantaj yöntemleriyle ekonomiyi çökertmeyi hedefliyor on binlerce TIR silahla donatarak terör örgütlerini devreye sokuyor ama bir türlü sonuç alamıyor.

Türkiye'yi, ortağı olduğu F35 üretim projesinden uluslararası hukuku çiğneyerek eşkiyalara mahsus bir yöntemle çıkartıyor, Doğu Akdeniz'de savaş gemileri dolaştırarak kendince gözdağı veriyor, adalarda ve Yunanistan'da çeşitli askeri üsler kurarak, Türkiye'yi kuşatmaya kalkışıyor. Amerikan düşmanlarına karşı çıkartılmış olan CAATSA yasasını Türkiye'ye karşı kullanarak güya “müttefik”, NATO'da “ortak” gördüğü ülkeyi düşman kategorisine sokuyor, düşmanca bir politika takip ediyor.

Peki Amerika Birleşik Devletleri Türkiye'ye karşı neden böyle düşmanca davranıyor? Bunu anlamak zor değil…

Eskiden ABD yönetiminin her talebine sorgusuz sualsiz “evet” diyen bir Türkiye vardı. Artık sadece Türkiye'nin değil, yeryüzündeki mazlum milletlerin ve devletlerin menfaatine olmayan her talep, politika, strateji ve saldırıya net bir şekilde “hayır” diyen, sadece demekle kalmayıp bunun gereğini de yapan ve sonuç alan bir Türkiye var.

ABD, Afganistan'a gittiğinde Pakistan'a gittiğinde karşısında Türkiye'yi buluyor.  Orta Asya'ya gittiğinde karşısında Türkiye'yi buluyor. Ortadoğu'ya, Afrika'ya gittiğinde karşısında Türkiye'ye buluyor, Doğu Akdeniz'de Balkanlar’da Kafkasya'da, Hatta Latin Amerika'da karşısında Türkiye'yi buluyor ve  bu geniş coğrafyalarda genelde ABD'nin dediği değil Türkiye'nin istediği şeyler gerçekleşiyor.

Türkiye artık  düşmanlarına karşı savunmada olan bir ülke değil. Taarruz üzerine taarruz yapan bir ülke. Bunu herkes görüyor. ABD'nin ve Türkiye’nin diğer düşmanlarının, Ankara'yı sıkıştırmak için kullandıkları bütün kozlar bir bir yok ediliyor. Tıpkı Irak ve Suriye'nin kuzeyinden Akdeniz'e açmaya çalıştıkları terör koridorunun paramparça edilmesi gibi. Akdeniz'de kurmaya çalıştıkları Türkiye'yi devre dışı bırakan plan ve projelerin çöpe atılması gibi. 30 yıllık Karabağ işgalinin 44 günde çözülmesi gibi. Kıbrıs konusunun, Batının elinde oyuncak olarak kullanılamayacak hale getirilmesi gibi. Savunma sanayiinde bariyerlerin ve ambargoların geçersiz hale getirilmesi gibi. Libya halkının yabancı tasallutundan kurtarılması gibi. Örnekler daha da artırılabilir...

ABD, son kozu olan “soykırım” kartını da çaresizlikten kullandı ve artık başka kozu kalmadı.Bu kozu kullanması,Türkiye'nin zayıflığından veya çaresizliğinden değil, tam aksine Amerikan yönetiminin çaresizliğinden kaynaklanıyor.

Bu realite ise kendini hala süper güç zanneden Amerikan yönetimlerini öfkelendiriyor, çıldırtıyor ve üst üste hatalar yapmalarına yol açıyor.

Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın diğer ülkelerine kendince nizam vermeye çalışırken artık bunu beceremiyor. Bunu becerememenin ötesinde daha da kötüsü Birleşik Devletler hızla “dağılma” sürecine doğru sürükleniyor.  Eyaletlerdeki  sosyal olaylara dikkatlice bakılacak olursa kaçınılmaz sona doğru hızla ilerliyor. 

Şimdi netice olarak bir düşünelim. ABD, Afganistan'da terör örgütü olarak gördüğü ve o sebeple işgal ettiği ülkeden Taliban'la masaya oturup Taliban’ın şartlarını kabul ederek anlaşıp, harcanan 7 Trilyon Dolar, onbinlerce ölü ve yaralı Amerikan askeri bırakıp ayrılırken, yerle bir ettiği Irak'tan tamamen eli boş vaziyette kaçarken, Suriye’de IŞİD’le mücadele maksadıyla oluşturulmuş koalisyon olarak yaklaşık 70 ülke ile birlikte çamura batmışken, Venezuela'da,Katar'da, Suudi Arabistan'da giriştiği darbe teşebbüslerini eline yüzüne bulaştırmışken, Türkiye'ye karşı terör örgütü PKK’dan, bedavadan yaşamaya alışmış Yunanistan yönetiminden ve hatta neredeyse açlık sınırına yaklaşmış olan Ermenistan'dan mı medet beklemektedir.

Kendini hala “süper güç” zanneden Amerika Birleşik Devletleri'ni acaba hangi akıl yönetiyor?