Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Savaşlar Arası Harekât (SAH) Doktrini

Mithat IŞIK
26 Nisan 2020 14:03
A-
A+

Devletler kendilerine karşı asimetrik savaş yürüten aracılara (vekillere) konvansiyonel güçlerle cevap verilemeyeceği gerçekliğinden hareketle alternatif yöntemler geliştirmeye yönelmişlerdir. Bu yaklaşımlar çerçevesinde yeni bir doktrinin uygulanmasına ihtiyaç duyulmuştur. Günümüzde vekâlet savaşları devam etmektedir. Konvansiyonel savaşlara ara verilmiştir. Konvansiyonel güçler caydırıcı birer güçlü ihtiyatlar haline gelmiştir. Buna SERT GÜÇ de diyebiliriz. Devam eden vekâlet savaşlarına karşı caydırıcılığı güçlendirmek için “Savaşlar Arası Harekât (SAH) Doktrini”nin uygulanmasına ihtiyaç vardır. SAH Doktrininin esası vekâlet savaşı yürüten güçleri bulundukları ülkelerde (topraklarda) imha etmektir.

Orta doğuda gelişen yeni güvenlik doktrini (SAH) pratikleri çerçevesinde, İsrail İran’ın kendisine karşı asimetrik savaş yürüten ve İran tarafından desteklenen grupları (vekâlet savaşçılarını) Lübnan, Suriye ve Irak’ta hedef alarak etkisiz hale getirmek suretiyle İsrail’e karşı bir tehdit oluşturmalarını önlemektir.

Türkiye’ye karşı da birçok ülke vekiller aracılığı ile asimetrik savaş yürütüyor. Bu nedenle özellikle Ortadoğu’da gelişen yeni güvenlik algısına uygun olarak Türkiye de caydırıcılığını güçlendirmelidir. Bunun için savaşlar arası harekât doktrinini etkili bir şekilde uygulamalıdır. Günümüzde SAH doktrini en etkili caydırıcı güç durumuna gelmiştir. 

SAH doktrinin amacı Türkiye’ye karşı asimetrik savaş yürüten vekile güçleri nerede olurlarsa olsunlar bulup yok etmektir.

Türkiye’yi hedef alan vekil güçler birçok ülke tarafından barındırılıp desteklenmektedirler. Bu ülkeleri Suriye, Irak, Lübnan, Libya, İran, Ermenistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, ABD, AB ülkeleri, birçok Arap ülkesi ve Rusya’dır. Bunlar örtülü, yarı açık ve açık olarak Türkiye’ye karşı vekil güçlere destek veriyorlar.

Güvenliğimiz için bu tehditleri bulundukları ülkelerde örtülü ve açık operasyonlarla etkisiz hale getirmeliyiz. Asimetrik savaşlar vekil güçler tarafından çağımızda değişmeden devam edecektir. Sınır komşularımızda özellikle Suriye, Irakta iç karışıklıklar devam etmektedir.

Zayıf ve çökmüş devlet yapıları nedeni ile bu ülkeler vekil savaşçılar için birer barınma ve üreme merkezleri haline gelmişlerdir. Bazı ülkeler Irak ve Suriye’de devletimsi terörist yapılar oluşturmak peşindedirler. Amaç Türkiye’yi zayıflatmak uzun vadede bölmek ve parçalamaktır.

Türkiye ile Libya (Ulusal Mutabakat Hükümeti) arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmasından sonra bazı devletler Ulusal Mutabakat Hükümetini (UMH) yıkmak için İsyancı General Halife Hafter’e açık ve örtülü desteklerini artırmışlardır.

Bunların başında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn, Fransa ve Rusya tarafından desteklenen ve Hafter’e destek vermek için Libya’ya gönderilen VAGNER özel güvenlik şirketidir. Bu ülkelerin amacı Libya’da UMH’yi yıkarak yerine Türkiye karşıtı bir yönetim oluşturmak suretiyle Türkiye’yi Libya’dan ve Kuzey Afrika’dan çıkarmaktır. Ordumuz her türlü tehdidi önlemeye hazır olmalı ve gerektiğinde SAH doktrininin prensiplerini ihtiyaç duyulan her yerde uygulamalıdır. Stratejik sürprizlerle karşılaşmamamız için güçlü bir istihbaratımızın olması ve hatasız işlemesi gereklidir.   

Olası bir savaşı topraklarımızda değil düşman ülke topraklarında yürütmemiz hayati önem arz etmektedir. Bunun içinde değişmeyen 3 prensip vardır. Caydırıcılık, Erken uyarı, Taarruz gücü.

Bugün orta doğuda giderek değişen bir güvenlik sorunu söz konusudur. Ortadoğu’da ABD’nin Irak’ı işgali ve Arap Baharı nedeniyle birçok devletlerin orduları zayıflamıştır. Bölgede ortaya çıkan otorite boşluğu nedeniyle devlet dışı silahlı öğütler güç kazanmıştır.

Ortadoğu’da mevcut ülkelerin tek başlarına Türkiye için tehdit oluşturmaları mümkün değildir. Ancak Türkiye’yi ortak düşman ilan eden BAE, Suudi Arabistan, Suriye, Bahreyn, Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi gibi ülkeler gizliliği kalmayan ilişkiler tesis etmişlerdir.

Bu ülkeler her ne kadar bir araya gelmiş olsalar da Türkiye için bir tehdit oluşturamazlar. Ancak devlet dışı aktörleri destekleyerek Türkiye’yi yıpratmak isteyeceklerdir. Bu nedenle ülkemiz için öncelikli tehdit devlet dışı aktörlerdir. Türkiye bu yapılara karşı savaşlar arası harekât (SAH) doktrinini uygulamalıdır.

İran tehdidin başta ABD ve İsrail olmak üzere, ABD’nin bölgedeki müttefiklerinden geleceğini değerlendiriyor. İran bu tehdidi Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Afganistan gibi ülkelerde kurduğu ve desteklediği vekil örgütler aracılığı ile dengelemek istiyor. İsrail bu vekil savaşçılardan özellikle Hizbullah’tan oldukça rahatsız oluyor. Çünkü Hizbullah’ın elinde İran’ın verdiği uzun menzilli füzeler var. Bu nedenle İsrail sık sık Suriye ve Iraktaki İran destekli vekil savaşçılarını savaşlar arası harekât (SAH) doktrinini uygulayarak vuruyor.

İsrail’in bu operasyonları İran’ın orta doğuda yürüttüğü asimetrik savaşa meydan okuma anlamına geliyor. Kasım Süleymani’nin öldürülmesinde İsrail’in ABD’ye istihbarat desteği verdiğini açıklaması da bu meydan okumanın bir devamı olarak değerlendirilmelidir.

Orta doğudaki mevcut dinamikler İsrail’in kontrollü gerginlikte yürüttüğü bu stratejiyi uygulamasına imkân sağlıyor.

İsrail SAH doktrinini uygulayarak hem hasımlarını yıpratıyor. Hem de olası bir savaşa hazırlık yapmış oluyor.

Türkiye de Suriye, Irak, Libya, Somali, Doğu Akdeniz’de SAH doktrinini uygulayarak kendisine karşı uygulanmak istenen asimetrik tehditleri yerinde etkisiz kılıyor. Böylece hem tehdidi ortadan kaldırıyor hem de hasımlarını yıpratıyor. Aynı zamanda olası bir savaşa daha dinamik olarak hazırlanmış oluyor.

Bu nedenle Irakta Suriye’de yaptığımız operasyonları, Libya’da UMH’ye verdiğimiz lojistik, eğitim, ateş desteğini, Somali’de verdiğimiz eğitim desteğini, Katar’da askeri üs kurmamızı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde deniz ve hava üsleri kurma çalışmalarımızı Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz sondaj çalışmaları yapmamızı ve sondaj gemilerimizi korumak için bölgede savaş gemileri bulundurmamızı, MAVİ VATANDA icra ettiğimiz tatbikatları, Libya ile imzaladığımız MEB anlaşmasını, caydırıcılığımızı tahkim etmek için SAH doktrini çerçevesinde değerlendirmeliyiz.

Bütün bu uygulamalar bizim muhtemel bir savaşa daha dinamik hazır olmamızı sağlayacaktır.