Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Korona Virüsünden Çin Dış Politikasına

Hatice ÇELİK
31 Ocak 2020 22:04
A-
A+

2019 yılı Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) için gerek ticaret savaşı gerek Hong Kong olayları nedeniyle çok kolay geçmemişti. Fakat yılın sonuna doğru ortaya çıkan bir başka sorun 2020 yılının da ÇHC için kolay geçmeyeceğini göstermekte. Aralık ayının ortalarında ÇHC’nin Wuhan kentinde ortaya çıkan Korona virüsü başta ÇHC’nin pek çok bölgesi olmak üzere dünyada da onlarca ülkeye yayılmış durumda. Son verilere göre ölü sayısının 213 olduğu, virüsün tespit edildiği kişi sayısının ise farklı kaynaklara göre 6000 ile 9000 arasında değişiklik gösterdiği iddia edilmektedir. Virüsün nasıl ortaya çıktığı, nasıl yayıldığı ve mücadele yöntemlerinden ziyade bu yazıda Korona virüsünün yol açtığı tablonun uluslarararası ilişkiler açısından ne ifade edebileceği analiz edilmeye çalışılacaktır. 

Virüs ortaya çıktığı andan itibaren kararlı bir mücadele örneği ve çabası gösteren ÇHC’nin hakkını teslim etmek gerekir. Hızla yapımına başlanılan hastaneler tamamlanmışken/tamamlanmaya devam edilirken virüs Doğu Asya ülkeleri Güney Kore, Japonya ve Tayvan’a yayılmış, coğrafi olarak epey uzak olmalarına rağmen son olarak İtalya’da bile bir vaka olduğu açıklanmıştır. 

Koronanın ekonomik etkileri üzerine yorum yapabileceğimiz pek çok bilgi bulunmaktadır. Asya borsalarındaki düşüşler, birçok ülkenin Çin’e olan uçuşlarını geçici süre ile durdurması, Çinli turistlerin kabulune ilişkin sınırlamalar, vize kısıtlamaları, hatta bulaşıcı etkisinden duyulan endişe ile internet üzerinden yapılan alışverişlerin bile azaltılması söz konusu. Bu hal bizzat ÇHC için ekonomik olarak ciddi kayıplar anlamına gelirken ve yeterince can sıkıcı iken meselenin politik yönü de azımsanmayacak derecede önem arz etmektedir. Bu da gerek Çin iç politikası gerek Çin dış politikasının temel meselelerinden biri olan Tayvan üzerinedir. 

1949 yılından bu yana ÇHC “tek Çin prensibi” ilkesini kendine ilke edinmiş bir ülkedir. 1912 yılında bugünkü ÇHC topraklarında kurulan Çin Cumhuriyeti, daha sonra yaşanan iç savaş sırasında milliyetçi cephenin komünistlere savaşı kaybetmesinin ardından Tayvan adasına çekilen Çan Kay Şek liderliğindeki yönetim burada devletin varlığına devam etmiştir. Bir başka ifade ile 1949 yılından itibaren kendine Çin Halk Cumhuriyeti diyen bir anakara Çin ve kendine Çin Cumhuriyeti diyen bir Tayvan (Çin) devleti ortaya çıkmış bulunuyordu. O tarihten itibaren de iki Çin’in temel amacı da kendini asıl Çin olarak ulusararası sisteme kabul ettirebilmek oldu. Tayvan bunu 1971 yılına dek büyük ölçüde başarabilmişken, 1971 yılı itibariyle ÇHC, Birleşmiş Milletler nezdinde kabul edilmiş, aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi kalıcı üyesi olmuştur. ÇHC, 1949’dan bu yana diplomatik ilişkiler kurmaya çalıştığı ülkelerle sadece kendilerini tanıma ve Tayvan’ı tanımama şartını vazgeçilmez olarak uygulamaya çalışmaktadır. Bu yüzden de Tayvan uluslararası pek çok örgütün üyesi değildir ve ÇHC’nin karşı çıkması neticesinde de üye olamamaktadır. Uluslararası örgütlerin etkinliği ve yetkinliği ayrı bir tartışma konusu olabilicek iken yine de gerek sembolik gerek psikolojik gerekse uluslararası tanınmanın yolunu açabilecek olması itibariyle uluslararası örgütlere üyelik önemli bir husustur. Tayvan bugün başta Birleşmiş Milletler olmak üzere Dünya Sağlık Örgütü gibi öenmli bir örgütün de üyesi değildir. Defalarca çabalamalarına rağmen ÇHC bu üyeliği engellemektedir. Tayvan vatandışı olan ve Hubei bölgesinde ikamet eden 4000 kişiden bölgede kalan 400 kişinin (3500 civarında kişinin Tayvan’a dönebildiği söylenmektedir) tahliye edilmesi gündemde iken ÇHC, Tayvan’ın vatandaşlarını bölgeden çıkarma teklifine henüz bir yanıt vermemekte, sessizliğini korumaktadır. 

Ancak korona virüsünün dünya çapında yarattığı panik uluslararası ilişkiler alanına da yansımakta. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir diplomatın Tayvan’ın Dünya Sağlık Örgütü’ne alınması yönünde desteklerini açıklamasıyla başlayan süreç diğer ülkelerden de destek görmektedir. ABD’nin ardından, Kanada Başbakanı Trudeau, 28 Ocak 2019’da yaptığı konuşmada Tayvan’ın Dünya Sağlık Örgütü’ne gözlemci olarak kabul edilmesini desteklediklerini ifade etti. Trudeau açıklamasında çok taraflılığı önemsediklerini, sağlık ile ilgili böylesi krizlerde ülkeler arasında işbirliği olması gerektiğini de vurguladı. 

Tayvan’a bir diğer destek de komşusu Japonya’dan geldi. Japonya Başbakanı Abe de 28 Ocak’ta Japon meclisinde yaptığı açıklamada: “Tayvan’ın Dünya Sağlık Örgütü’ne katılması gereklidir. Böylesi salgın hastalık durumlarında ve halk sağlığı söz konusu olduğunda siyasi duruşlar görmezden gelinmelidir” demiştir. Aksi takdirde tüm bölgenin sağlığının sürdürülebilmesi ve salgının engellenmesi çok zor bir hal alacaktır diye de eklemiştir. 

Bir başka destek de Avrupa Birliği’nden gelmiştir. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Sözcüsü Virginie Battu-Henriksson 30 Ocak’ta yaptığı açıklamada mevcut sıradışı koşullar değerlendirildiğinde Tayvan’ın önemli teknolojik ve deneyime sahip olduğu bir konuda çözüme ve Dünya Sağlık Örgütü’ne dahil edilmesinin gerekli olduğunu söylemiştir.

Bu destek mesajlarına Tayvan elbette kayıtsız kalmamıştır. 30 Ocak’ta Tayvan Dışişleri Bakanlığı yaptıpı açıklama ile Kanada ve Japonya Başbakanlarına teşekkürlerini ifade etmiştir. 

Yetmiş yıldır “tek Çin prensibi”ni benimseyen ÇHC, 2020 yılının ilk günlerinde yaşadığı Korona virüsü salgını nedeniyle yeterince zor durumdayken bu mesele bir de Tayvan’ın durumunu daha görünür ve konuşulur kıldı. Tayvan’ın Dünya Sağlık Örgütü’ne kabul edilmesi yönünde gelen destek açıklamaları işe yarar mı bilinmez ancak bu durumun Tayvan’ın uluslararası statüsünün 2020 yılında sık sık konuşulacağının önünü açacağını söylemek mümkündür. Ve elbette ki bu durum ÇHC için yeterince keyifsiz olan Korona virüsünün ekonomik etkilerinin üzerine bir de siyasal bir alan açmış olacak. Bunun da günün birinde mutlaka Tayvan’ın anakara Çin’e bağlanacağını düşünen, arzulayan ve bunu açıkça ifade eden ÇHC için kolay kabul edilebilir bir süreç olamayacağı aşikardır.