Cevher ŞULUL
Tüm YazılarıTürkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır’a yönelik ziyareti, ikili ilişkilerin ötesine geçen; savunma sanayii, enerji yatırımları ve Gazze başta olmak üzere bölgesel kriz dosyalarını aynı çerçevede ele alan çok katmanlı bir diplomatik temas sürecine işaret etmektedir. Ziyaret, bir ittifak ilanından ziyade, bölgesel dengeleri yeniden ayarlamaya dönük olgunlaşmış bir eşgüdüm arayışı olarak okunmaktadır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır’ı kapsayan bir bölgesel ziyaret gerçekleştirmiştir. İki gün süren bu ziyaret, özellikle İran dosyası başta olmak üzere bölgede gerilimlerin hâkim olduğu kritik bir döneme denk gelmektedir. 7 Ekim 2023 sonrasında bölgede yaşanan gelişmeler, Orta Doğu’da nüfuz haritalarının yeniden şekillenmesine yol açmış; İsrail’in Gazze ve Suriye’de eş zamanlı yürüttüğü askerî hamleler, bölgenin büyük aktörlerini geçmişteki ihtilafları geri plana itmeye ve geleceğe dönük yeni denge arayışlarına yöneltmiştir.
Bu süreç, Rusya-Ukrayna savaşının etkileriyle yıpranmış bir Avrupa ve Ukrayna, Çin ve başka dosyalarla meşgul bir Amerika gerçeğiyle birlikte değerlendirilmelidir. Küresel ölçekte ortaya çıkan bu tablo, bölge ülkelerini daha fazla birlikte hareket etmeye zorlamakta; Ankara, Riyad ve Kahire arasında ilerleyen dönemde daha büyük bir ittifakın önünü açabilecek bir çekirdek uzlaşıya zemin hazırlamaktadır.
Ziyaret gündeminde ekonomi ve savunma sanayii güçlü biçimde öne çıkarken, Gazze ve Suriye başta olmak üzere ortak dosyalar ile Tahran–Washington arasındaki gerilim ve bu gerilimin azaltılmasında bölge ülkelerinin oynayabileceği roller dikkat çekmektedir. Bu nedenle söz konusu ziyaret, bölgede yeni dengelerin inşası açısından önemli bir diplomatik adım olarak değerlendirilmektedir.
Suudi Arabistan Ziyareti: Riyad’da Bölgesel Eşgüdüm Arayışı
Türkiye tarafından Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a gerçekleştirilen resmî ziyaret, Ankara ile Riyad arasında son yıllarda yeniden ivme kazanan ilişkilerin, bölgesel güvenlik ve istikrar başlıkları etrafında daha geniş bir çerçeveye taşındığını göstermektedir. Yemame Sarayı’nda düzenlenen üst düzey temasların, yalnızca ikili ilişkileri değil, Orta Doğu’nun karşı karşıya bulunduğu çok katmanlı krizleri de kapsayan bir gündeme sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede Riyad ziyareti, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşmanın ikili ilişkilerle sınırlı kalmadığını; Yemen, İran, Suriye, Filistin ve Gazze gibi dosyaları kapsayan daha geniş bir bölgesel denge ve istikrar arayışının parçası hâline geldiğini ortaya koymaktadır. Ziyaretin, bölgedeki güncel gelişmelerle eş zamanlı olarak gerçekleşmesi, temasların bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrarı güçlendirmeye yönelik bir çerçevede ele alınmasına imkân sağlamıştır.
Ekonomi, Yatırım ve Savunma Sanayii Başlıkları
Riyad temaslarında ekonomik başlıklar özellikle Ankara ile Riyad arasındaki ticaret, yatırım ve finans alanlarında yoğunlaşmıştır. Orta ve uzun vadede ticaret hacminin kayda değer biçimde artırılmasının hedeflendiği; bu doğrultuda ikili ekonomik ilişkiler için niceliksel hedeflerin belirlendiği aktarılmaktadır. Bu süreçte, Suudi Arabistan’da faaliyet göstermek üzere Türk şirketlerine verilen yatırım lisansları ve ülkede resmî olarak faaliyet gösteren Türk şirketlerinin sayısındaki artış, ekonomik ilişkilerin derinleştiğine işaret etmektedir.
Vizyon 2030 çerçevesinde hayata geçirilen büyük ölçekli projelerin, Suudi pazarını Türk şirketleri açısından daha cazip hâle getirdiği; ekonomik ilişkilerin yalnızca ticaret hacmindeki artışla sınırlı kalmayıp uzun vadeli yatırımlar, altyapı projeleri ve sanayi iş birliği alanlarına yayıldığı vurgulanmaktadır.
Savunma sanayii alanında ise tecrübe aktarımı ve ortak üretim perspektifinin öne çıktığı görülmektedir. İleri teknoloji platformlarda birlikte yatırım ve üretim seçeneklerinin ele alındığı; savunma sanayiinin yalnızca askerî değil, aynı zamanda stratejik özerklik sağlayan bir alan olduğu belirtilmektedir. Yazılım ve sistem kontrolünün üretici ülkede bulunmasının, alıcı ülke üzerinde bağımlılık ilişkisi kurabildiği; bu nedenle yerli yazılım ve kontrol kabiliyetinin hedefleme, rota planlama ve kullanım yetkisi bakımından kritik bir üstünlük doğurduğu ifade edilmektedir.
Bölgesel Koordinasyon ve Ortak Dosyalar
Riyad ayağında Arap ve İslam dünyasında siyasi ve ekonomik açıdan merkezi bir konuma sahip olan Suudi Arabistan’ın, diplomatik girişimler ve uluslararası çözüm arayışları bakımından önemli bir platform niteliği taşıdığına dikkat çekilmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti, iki ülke liderliği arasında bölgesel ve uluslararası konularda iletişim ve koordinasyonu artırma yönündeki iradeyi yansıtmaktadır.
Bölgesel gelişmeler bağlamında, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır arasında İran, Suriye, Gazze ve Filistin meselesi gibi başlıklarda belirgin bir görüş uyumunun oluştuğu; son dönemde yayımlanan diplomatik açıklamalardaki içerik ve vurgu benzerliklerinin, bu ülkeler arasında ortak bir değerlendirme çerçevesinin şekillendiğine işaret ettiği aktarılmaktadır. Bölgenin karşı karşıya olduğu güvenlik riskleri ve siyasi belirsizlikler karşısında, ikincil anlaşmazlıkların geri planda kaldığı ve daha geniş kapsamlı bir eşgüdüm ihtiyacının öne çıktığı vurgulanmaktadır.
Mısır Ziyareti: Normalleşmeden Kurumsallaşmaya
Suudi Arabistan temaslarının ardından Kahire’ye geçilmesi, ziyaretin ikinci ayağının sembolik bir devamdan ibaret olmadığını; aksine Türkiye–Mısır ilişkilerinde yeni bir aşamaya işaret ettiğini göstermektedir. Uzun yıllar süren siyasi gerilimin ardından gerçekleştirilen bu ziyaret, ikili ilişkilerin yalnızca normalleşme düzeyinde kalmadığını, daha kurumsal ve çok boyutlu bir çerçeveye taşınmasının hedeflendiğini ortaya koymaktadır.
Mısır’daki temaslarda ikili ilişkilerin siyasi, ekonomik ve kurumsal boyutları kapsamlı biçimde ele alınmıştır. Bu çerçevede Türkiye ile Mısır arasında tesis edilen Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi’nin ikinci toplantısına eş başkanlık edilmesi, ilişkilerin süreklilik ve düzenlilik temelinde yeniden yapılandırılması yönündeki iradenin somut bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu mekanizma, taraflar arasında yalnızca üst düzey siyasi temasları değil, aynı zamanda ilgili kurumlar arasında sistematik bir koordinasyonu hedeflemektedir.
Ziyaret kapsamında gerçekleştirilen Türkiye–Mısır İş Forumu da ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi açısından önemli bir platform olarak öne çıkmıştır. Mevcut ticaret hacminin orta vadede 15 milyar dolar seviyesine çıkarılmasının hedeflendiği; bu doğrultuda ticaret, yatırım ve finans alanlarında karşılıklı engellerin kaldırılmasına yönelik adımların gündeme geldiği aktarılmaktadır. Ekonomik ilişkilerin yalnızca ticaretle sınırlı kalmayıp, üretim, sanayi ve lojistik gibi alanlara yayılmasının amaçlandığı vurgulanmaktadır.
Ekonomi, Ticaret ve Afrika Boyutu
Mısır ziyaretinde ekonomik başlıklar, özellikle Türkiye’nin Afrika açılımı ve Mısır’ın bu çerçevedeki konumuyla birlikte ele alınmıştır. Son yıllarda Türkiye’nin Afrika kıtasında siyasi, ekonomik ve diplomatik alanlarda kaydettiği ilerlemelere dikkat çekilerek, Afrika’da açılan diplomatik temsilciliklerin sayısının kırkın üzerine çıktığı ve Türkiye kaynaklı yatırımların kıta genelinde 15 milyar ABD dolarını aştığı vurgulanmaktadır. Aynı şekilde, çok sayıda Afrika ülkesinin Türkiye’de diplomatik temsilcilik bulundurduğu ifade edilmektedir.
Mısır’ın Afrika’ya açılan stratejik bir kapı olarak değerlendirildiği; Kahire ile geliştirilen iş birliğinin, Türkiye’nin Afrika kıtasındaki ekonomik ve diplomatik varlığını tamamlayıcı bir rol oynayabileceği belirtilmektedir. Bu çerçevede ulaştırma, enerji, lojistik ve sanayi alanlarında ortak projelerin gündeme geldiği; Afrika pazarlarına yönelik iş birliklerinin derinleştirilmesinin hedeflendiği aktarılmaktadır.
Ekonomik ilişkiler bağlamında Mısır’ın, Türkiye’nin Afrika kıtasındaki en önemli ticaret ortaklarından biri konumunu koruduğu; mevcut ticaret hacminin artırılması ve yatırımların çeşitlendirilmesi yönünde karşılıklı irade ortaya konduğu ifade edilmektedir. İş Forumu’nun, bu hedeflerin somutlaştırılmasına hizmet eden bir zemin olarak tasarlandığı vurgulanmaktadır.
Gazze, Filistin ve Bölgesel Güvenlik Dosyaları
Kahire temaslarının merkezinde Gazze ve Filistin dosyasının yer aldığı görülmektedir. Gazze’deki insani durum, Refah Sınır Kapısı’nın işleyişi, yardımların ulaştırılması ve yeniden imar sürecine ilişkin başlıklar, görüşmelerin öncelikli gündem maddeleri arasında değerlendirilmiştir. Mısır’ın Gazze’yi doğrudan bir ulusal güvenlik meselesi olarak ele aldığı; sınır güvenliği ve olası göç dalgalarına ilişkin kaygıların, Kahire’nin istikrarlı ve sürdürülebilir bir çözüm arayışını öncelemesinde etkili olduğu belirtilmektedir.
Bu çerçevede Türkiye ile Mısır arasında Gazze dosyasında artan eşgüdümün, yalnızca insani boyutla sınırlı kalmadığı; diplomatik girişimler ve uluslararası baskı mekanizmaları üzerinden de sürdürüldüğü ifade edilmektedir. Ateşkes düzenlemelerinin kırılganlığına dikkat çekilerek, uygulamanın sürekliliği için çok taraflı ve eş zamanlı diplomatik çabaların gerekliliği vurgulanmaktadır.
Libya dosyası da Kahire temaslarında öne çıkan başlıklardan biri olmuştur. Libya’da ülke bütünlüğünün korunması, siyasi çözüm sürecinin desteklenmesi ve dış müdahalelerin sınırlandırılması konularında görüş alışverişinde bulunulduğu aktarılmaktadır. Geçmiş dönemde farklı taraflara verilen desteklerin yarattığı risklere atıfla, bölünme senaryolarının önlenmesine yönelik ortak bir yaklaşımın benimsendiği ifade edilmektedir.
Sudan’daki istikrarsızlık, Doğu Akdeniz’de deniz güvenliği ve bölgesel enerji denklemleri de görüşmelerde ele alınan diğer başlıklar arasında yer almıştır. Bu alanlarda, askeri tırmanmadan kaçınan ve diplomatik çözümü önceleyen bir çizginin öne çıktığı görülmektedir.
Riyad ve Kahire Birlikte Okunduğunda: Bölgesel Eşgüdüm Arayışı
Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri birlikte değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablonun tekil ve kopuk diplomatik temaslardan ziyade, daha geniş bir bölgesel eşgüdüm arayışına işaret ettiği görülmektedir. Ziyaretlerin zamanlaması, gündem başlıkları ve verilen mesajlar, Ankara’nın iki Arap başkentiyle ilişkilerini eş zamanlı ve tamamlayıcı bir çerçevede ele aldığını göstermektedir.
Bu çerçevede ziyaretlerin, “ittifak” ilanı gibi katı ve bağlayıcı bir formülasyondan bilinçli biçimde kaçındığı; bunun yerine dosya bazlı, esnek ve ihtiyaç odaklı bir iş birliği anlayışını öne çıkardığı anlaşılmaktadır. Gazze, İran, Libya, Sudan ve Afrika Boynuzu gibi başlıklarda örtüşen yaklaşımlar, taraflar arasında tam bir görüş birliğinden ziyade, kriz yönetimi ve tırmanmayı önleme temelinde şekillenen ortak bir değerlendirme zeminine işaret etmektedir.
Gazze Dosyası: Eşgüdümün Merkezî Başlığı
Her iki ziyarette de Gazze dosyasının merkezî bir yer tutması, Ankara–Riyad–Kahire hattında oluşan eşgüdüm arayışının somutlaştığı en belirgin alan olarak öne çıkmaktadır. Gazze’de ateşkesin kırılganlığı, insani erişim sorunları ve yeniden imar sürecinin belirsizliği, bölge ülkelerini daha koordineli hareket etmeye zorlayan başlıca unsurlar arasında değerlendirilmektedir.
Bu bağlamda Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’ın, tek tek yürütülen diplomatik girişimlerin sınırlı etkisini aşmak amacıyla, eş zamanlı ve çok taraflı baskı mekanizmalarının önemine vurgu yaptığı görülmektedir. Özellikle ABD üzerinde etkili olabilecek ortak diplomatik girişimlerin, ateşkesin sürdürülebilirliği ve insani yardımların kesintisiz biçimde ulaştırılması açısından kritik olduğu değerlendirilmektedir.
Gazze dosyasının aynı zamanda Mısır açısından doğrudan bir ulusal güvenlik meselesi olarak ele alınması, Kahire’nin bu süreçte oynadığı rolü daha merkezi hâle getirmektedir. Türkiye ve Suudi Arabistan’ın bu hassasiyeti dikkate alan bir yaklaşım benimsediği; Gazze bağlamında Mısır’la geliştirilen eşgüdümün, bölgesel denge arayışının temel sütunlarından biri hâline geldiği anlaşılmaktadır.
Savunma Sanayii ve “Stratejik Özerklik” Vurgusu
Riyad ve Kahire ziyaretlerinin ortak bir diğer boyutu, savunma sanayii alanında dile getirilen “stratejik özerklik” vurgusudur. Her iki başkentte de savunma tedarikinin yalnızca askerî kapasite meselesi olarak değil, aynı zamanda siyasi bağımsızlık ve karar alma özgürlüğüyle doğrudan bağlantılı bir alan olarak ele alındığı görülmektedir.
Bu bağlamda savunma sanayiinde ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve yerli yazılım kabiliyeti gibi başlıkların öne çıkması, bölge ülkelerinin tek yönlü dış bağımlılıkları azaltma arayışıyla ilişkilendirilmektedir. Üretici ülkenin yazılım ve sistem kontrolü üzerinden kullanıcı ülke üzerinde kurabildiği bağımlılık ilişkileri, geçmiş deneyimler üzerinden hatırlatılmakta; bu nedenle ortak üretim modellerinin siyasi ve stratejik bir değer taşıdığı vurgulanmaktadır.
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde ulaştığı kapasitenin, bu bağlamda hem Suudi Arabistan hem de Mısır açısından dikkatle takip edildiği; savunma alanındaki iş birliğinin, bölgesel güç dengelerini dolaylı biçimde etkileme potansiyeline sahip olduğu değerlendirilmektedir.
Bölgesel Mimari Arayışı: İttifak Değil, Eşgüdüm
Genel değerlendirmede öne çıkan temel unsur, ziyaretlerin bir askerî ya da siyasi ittifak ilanı olarak kurgulanmamasıdır. Bunun yerine, farklı dosyalarda değişken yoğunlukta iş birliğine imkân tanıyan, esnek ve pragmatik bir eşgüdüm anlayışının benimsendiği görülmektedir. Bu yaklaşım, bölgesel aktörlerin hem kendi aralarındaki farklılıkları yönetmelerine hem de dış baskılara karşı ortak hareket edebilmelerine olanak tanımaktadır.
Bu çerçevede Riyad ve Kahire ile eş zamanlı yürütülen temaslar, Ankara’nın bölgesel siyasette tek bir eksene yaslanmak yerine, çok merkezli ve dengeleyici bir pozisyon inşa etme çabasının parçası olarak okunmaktadır. Bölgesel güvenlik mimarisinin, dış aktörler tarafından şekillendirilen sert bloklar yerine, bölge ülkelerinin kendi öncelik ve kaygıları doğrultusunda oluşan bir eşgüdüm zeminine dayanması gerektiği vurgulanmaktadır.
Türkiye’nin Riyad ve Kahire temaslarının ardından imzalanan iş birliği anlaşmaları, İsrail basınında “yeni bir bölgesel denge” tartışmasını gündeme taşıdı. Tel Aviv merkezli değerlendirmeler, Ankara-Kahire-Riyad hattının Orta Doğu’daki yerleşik ittifak kalıplarını zorlayabilecek bir jeopolitik etki alanı oluşturduğuna işaret ediyor.
Arapça yayın yapan bir haber sitesinde (https://arabic.rt.com) yer alan analizde, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretlerinin ardından İsrail basınında oluşan yankılar ele alınmaktadır. Cumhurbaşkanı’nın Kahire’ye gerçekleştirdiği resmî ziyaretin, bir gün önce Riyad’daki temasların hemen ardından gelmesi, Ankara’nın iki Arap başkentiyle ilişkilerinde gözle görülür bir ivmelenme olarak yorumlanmaktadır.
Bu temasların, İsrail-Suudi Arabistan normalleşme ihtimallerinin zayıfladığı ve İsrail-Mısır ilişkilerinde gerilimin arttığı bir döneme denk gelmesi, İsrail basınında özellikle vurgulanan unsurlar arasında yer almaktadır.
İsrail basınında yer alan bir başka değerlendirmelerde, Türkiye’nin 2021 yılından itibaren bölge ülkeleriyle ilişkilerini onarmaya yönelik çok yönlü bir süreç izlediği; ancak geçmişteki siyasal ihtilaflar nedeniyle Mısır’ın bu sürecin en karmaşık başlıklarından biri olduğu hatırlatılmaktadır. Mevcut temas düzeyinin, bu açıdan kayda değer bir eşik oluşturduğu belirtilmektedir. Bu çerçevede, Ankara-Kahire hattında son dönemde gözlenen hızlanmanın, bölgesel konjonktürden bağımsız okunamayacağı ve daha geniş bir stratejik arka plana sahip olduğu değerlendirmesi öne çıkmaktadır.
Analizlerde, Türkiye’nin savunma sanayii alanında, özellikle insansız hava araçları üretiminde, son yıllarda önemli bir tedarikçi konumuna yükseldiği vurgulanmaktadır. Suudi Arabistan’ın bu alandaki ilgisinin yalnızca tedarik boyutuyla sınırlı kalmadığı; ortak üretim ve teknoloji paylaşımını içeren modelleri de kapsadığı ifade edilmektedir.
İsrail merkezli bazı yayın organları, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşmayı “yeni bir eksen” tartışması çerçevesinde ele almakta; özellikle Ankara-Kahire hattında savunma ve güvenlik alanlarını kapsayan anlaşmalara dikkat çekmektedir. Bu yorumlarda, söz konusu gelişmelerin Orta Doğu’da bölgesel iş birliğinin çehresini kademeli biçimde dönüştürebileceği ifade edilmektedir.
Bu değerlendirmeler, Türkiye’nin son yıllarda bölge ülkeleriyle geliştirdiği temasların, yalnızca ikili ilişkiler düzeyinde değil, daha geniş bir bölgesel koordinasyon arayışı bağlamında ele alındığını göstermektedir.
Mısırlı güvenlik uzmanlarının analizlerinde, Türkiye-Mısır yakınlaşmasının İsrail’de dikkatle izlendiği; her iki ülkenin de Orta Doğu’da yüksek etki kapasitesine sahip olmasının bu ilgiyi artırdığı belirtilmektedir. Bu yakınlaşmanın, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeline sahip olduğu yönündeki değerlendirmeler öne çıkmaktadır.
Filistin ve Suriye dosyaları, deniz güvenliği, enerji hatları ve Arap-İslam dünyasındaki etkin aktörlerle koordinasyon başlıklarının, İsrail açısından daha karmaşık bir bölgesel tablo ortaya çıkardığı ifade edilmektedir.
Metinde, Türkiye-Mısır yakınlaşmasının artık yalnızca bir diplomatik yumuşama olarak değil; ortak tehdit algıları ve karşılıklı çıkarlar temelinde şekillenen daha geniş bir stratejik çerçeve olarak değerlendirildiği vurgulanmaktadır. Bu sürecin, İsrail’in bölgeye yönelik tek taraflı projelerini uygulama alanını daraltabileceği yönünde yorumlar aktarılmaktadır.
Ayrıca bu yakınlaşmanın, uzun vadeli bir iş birliğinin çekirdeğini oluşturduğu ve bölgesel krizlerin daha koordineli biçimde ele alınmasına zemin hazırlayabileceği belirtilmektedir.
Sonuç
Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır’a yönelik ziyareti, tekil ve geçici diplomatik temasların ötesine geçen, çok katmanlı ve sonuç odaklı bir dış politika hamlesi olarak değerlendirilmektedir. Ziyaretlerin zamanlaması, ele alınan dosyalar ve verilen mesajlar birlikte okunduğunda, Türkiye’nin bölgesel siyasette daha kurumsal, daha hesaplı ve eşgüdüme dayalı bir yaklaşımı öncelediği görülmektedir.
Bu çerçevede temaslar, bir askerî ya da siyasî ittifak ilanı niteliği taşımamakta; bunun yerine, bölgesel krizlerin yönetilmesine odaklanan esnek bir iş birliği zeminini işaret etmektedir. Gazze, İran, Libya, Sudan ve Afrika Boynuzu gibi dosyalarda ortaya çıkan yaklaşım benzerlikleri, taraflar arasında tam bir görüş birliğinden ziyade, tırmanmayı önlemeye ve istikrarı korumaya yönelik ortak bir değerlendirme çerçevesinin oluştuğunu göstermektedir.
Suudi Arabistan ayağında savunma sanayii ve enerji yatırımları üzerinden şekillenen temaslar, ekonomik ve askerî kapasitenin stratejik özerklikle ilişkilendirildiği bir bakış açısını yansıtmaktadır. Ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve uzun vadeli yatırım başlıkları, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve jeopolitik sonuçlar doğurabilecek araçlar olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, bölge ülkelerinin tek yönlü dış bağımlılıkları azaltma arayışıyla örtüşmektedir.
Mısır ayağında ise uzun yıllar süren siyasi kopuşun ardından kurumsallaşmaya dayalı bir normalleşme sürecinin öne çıktığı görülmektedir. Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi’nin yeniden işletilmesi, ilişkilerin kişisel ya da dönemsel yakınlaşmalara bırakılmadığını; düzenli temas ve takip mekanizmalarıyla sürdürülebilir hâle getirilmesinin hedeflendiğini göstermektedir. Ekonomi, ticaret ve Afrika boyutunun bu çerçevede ele alınması, Kahire–Ankara hattının yalnızca ikili değil, bölgesel ölçekte de tamamlayıcı bir rol üstlenebileceğine işaret etmektedir.
Genel tablo, ziyaretlerin bir “sonuç”tan ziyade, yeni bir sürecin başlangıç aşamasını temsil ettiğini göstermektedir. Açıklamaların ve imzalanan mutabakatların sahadaki karşılığının ne ölçüde üretileceği, bu sürecin kalıcılığını belirleyecek temel unsur olacaktır. Bu nedenle söz konusu diplomatik hamle, nihai bir denge kurmaktan çok, bölgesel dengeleri yeniden ayarlamaya yönelik hızlandırılmış bir eşgüdüm arayışı olarak okunmaktadır.
Sonuç itibarıyla Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri, Orta Doğu’da sert bloklaşmalar yerine, bölge merkezli, esnek ve çok taraflı bir güvenlik ve istikrar anlayışının güç kazandığına işaret etmektedir. Bu yaklaşımın kalıcı bir bölgesel mimariye dönüşüp dönüşmeyeceği ise, önümüzdeki dönemde alınacak kararlar ve bu kararların uygulanma kapasitesi üzerinden şekillenecektir.
Doç. Dr. Cevher ŞULUL
(Harran Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Güncel Yazıları