Papa XIV. Leo’nun Cezayir, Kamerun, Angola ve Ekvator Ginesi’ni kapsayan 11 günlük Afrika ziyareti bu hafta sona ererken, ziyaret kıta genelinde hem destek hem de eleştirilerle gündeme geldi.
Kıtada milyonlarca insanın zorluk, çatışma ve eşitsizlikle karşı karşıya olduğu bir dönemde, papanın “barış, merhamet ve sosyal adalet” mesajlarının birçok Afrikalı nezdinde geniş yankı bulduğu belirtildi.
Ancak program kapsamındaki bazı ülkelere ziyaret, insan hakları ihlalleriyle anılan yönetimler nedeniyle eleştiri konusu oldu. Bu kapsamda, ziyaretin “uzun süredir insan hakları ihlalleriyle anılan rejimlerin örtük biçimde meşrulaştırılması” olarak görülebileceği ifade edildi.
Kamerun Cumhurbaşkanı Paul Biya’nın 1982’den bu yana iktidarda olduğu, Biya’nın 44 yıllık görev süresi boyunca seçimlere hile karıştırmak ve muhalefeti bastırmakla suçlandığı, 93 yaşında olmasına rağmen “demokratik yönetime geçiş yapmak yerine görevde kalmaya kararlı göründüğü” belirtildi.
Ekvator Ginesi’nde ise Devlet Başkanı Teodoro Obiang Nguema Mbasogo’nun 47 yıldır iktidarda olduğu ve yönetiminin “zorbalık, yolsuzluk, insan hakları ihlalleri ve seçim manipülasyonlarıyla” ilişkilendirildiği kaydedildi. Ülkenin doğal zenginliklerine rağmen halkın “yoksulluk ve korku içinde yaşadığı” ve siyasi özgürlüklerin son derece sınırlı olduğu ifade edildi. Ayrıca hem Obiang’ın hem de Biya’nın oğullarını halef olarak konumlandırdığına dikkat çekildi.
Bu liderlerin papa ile aynı ortamda görüntü vermesinin “küçümsenecek bir durum olmadığı” ve bunun “onlara bir tür meşruiyet kazandırmak olarak yorumlanabileceği” belirtildi. Bu durumun, söz konusu rejimler için “elde edebilecekleri en büyük meşruiyet armağanı” olabileceği değerlendirmesi yapıldı.
Papanın savunucularının ise “izolasyon yerine temasın daha iyi olduğu” ve diplomasinin “bazen rahatsız edici masalara oturmayı gerektirdiği” görüşünü dile getirdiği aktarıldı. Papa’nın bu liderleri daha adil yönetim konusunda teşvik etmeyi hedefliyor olabileceği ifade edildi.
Buna karşın, “tarih, despotlarla yürütülen sessiz diplomasinin nadiren gerçek bir değişime yol açtığını gösteriyor” değerlendirmesi öne çıktı. Ayrıca dini liderlerin baskıcı yönetimlerle yakın görüntü vermesinin, toplumda “adalet değil, uzlaşma” mesajı olarak algılanabileceği vurgulandı.
Eleştirilerde, papanın bu ülkeleri ziyaret etmekten tamamen kaçınmasının gerekmediği, ancak temas biçiminin önemli olduğu belirtildi. “Afrika’nın itibarı zedelenmiş diktatörleriyle koreografisi yapılmış diplomatik görüntüler” yerine, baskı altındaki halklarla daha görünür bir dayanışma sergilenmesi gerektiği ifade edildi.
Afrika’nın “despotların küresel sahnede saygın devlet adamları olarak yeniden markalaştırılmasına değil”, “korkmadan gerçekleri dile getiren güçlü ve tavizsiz ahlaki liderlere” ihtiyaç duyduğu değerlendirmesi yapıldı.
Diğer İçerikler